10 maddede Fenerbahçe neden başarısız oldu

26 Mayıs of 2016

Aziz Yıldırım’ın deyimiyle 70 milyon euro harcanan Fenerbahçe kadrosu neden sezonu şampiyonlukla tamamlayamadı? 10 maddede cevabını arıyoruz… 

Yazar: Sedat Çıtrak

sedatcitrak@gmail.com | twitter.com/sedatctrk

Van Persie, Nani, Markoviç gibi yıldızlarla sezona başlayan Fenerbahçe umulanın ve söz verilenin aksine ne oyunuyla ne de aldığı sonuçlarla taraftarını memnun edemedi. Pek tabii ki bu durumda tek suçlu yoktu. Pereira, yönetim, futbolcu ve taraftar ekseninde 10 maddede Fenerbahçe neden başarısız oldu:

1- Tutulmayan vaatler

Vitor Pereira 11 Haziran 2015’te Fenerbahçe ile 2 yıllık sözleşme imzaladığı gün herkesi heyecanlandıran açıklamalarda bulunmuştu: “Ders çalışır gibi oyuncuları çalışacak kadar zeki bir hocayım. Giuliano Hoca ve başkanımızla beraber Fenerbahçe’ye yakışır bir kadro kuracağız. Hücum futbolu oynayacağız. Agresif bir oyun ortaya koyan bir ekip ortaya çıkaracağız. Büyük kulüplere hücum futbolu ve oyunu domine eden bir futbol yakışır. Goller atacağız ve savunma yaparken de agresif bir oyun ortaya koyacağız. Umarım buna uygun bir kadro elde edeceğiz.” Hücum futbolu, agresif oyun, bol gol atan ve oyunu domine eden bir Fenerbahçe…  Özetle Fenerbahçe taraftarının hayalindeki futbolu vaat ediyorum diyordu Portekizli. Ersun Yanal dönemi sonrası Fenerbahçe taraftarının en çok duymak istediği sözlerdi bunlar. Arkasından gelen Robin Van Persie ve Nani transferleri camiayı iyiden iyiye havaya sokmuş, rakiplerine ise gözdağı vermişti. Akabinde hazırlık ve Shakhtar Donetsk ile oynanan Şampiyonlar Ligi ön eleme maçlarında Fernandao ve Sow’u çift santrafor, orta sahada Meireles ve Josef, kenarlarda ise Nani ve Diego’lu 4-4-2 temalı oyun sistemi izleyenleri bir hayli umutlandırmıştı. Hatırlayın, ligin ilk haftasında oynanan Fenerbahçe-Eskişehir maçı sonrası Rıdvan Dilmen bir ön görüde bulunup “Bu takım 80 gol atar” dedirtebilecek kadar ikna edici bir futbol oynuyordu Fenerbahçe. Peri masalı kısa sürdü. Heyecan ve umutlar yavaş yavaş kaybolmaya başladı. 80 gol atabilecek seviyede görülen takım sezon bitiminde 60 gol barajının altında kaldı. Ligi domine eden, savunmada agresif ve becerili olmasa da ofansif açıdan keyif veren Fenerbahçe değil, Beşiktaş olmuştu. Elbette gerekçeler olabilir. Sow’un satışından sonra elinde sadece iki santrafor kaldığı için zorunluluktan mı yoksa Türkiye Ligi’ni gözünde fazla büyüttüğünden midir bilinmez bir anda muhafazakar bir oyun anlayışa geçmesi tepki çekti. Sezon boyunca hemen hemen her maç sonu demecinde oyun anlayışında bir değişiklik olmadığını söylese de oynanan futbol ile kamuoyunu ve Fenerbahçe taraftarını ikna etmeyi hiçbir zaman başaramadı.

2- RvP sorunu

Robin van Persie transferi dünya basınının da geniş çaplı ses getiren çok büyük bir transferdi. Böyle bir markanın Türkiye’ye gelmesi haliyle beklentilerin de oldukça fazla olmasını beraberinde getirdi.  Sezon başında sakatlığı nedeniyle hazırlık maçlarında izleme şansını bulamamıştık. Dönüşünü sabırsızlıkla bekledik. Sakatlık sonrası ise Vitor Pereira hazır olmadığını gerekçesiyle kendisine az süre vermeye başladı. Haftalar geçmesine rağmen değişen pek bir şey olmadı. Robin van Persie oyuna sürekli sonradan girdi, ilk 11’de başladığı maçlarda ise erkenden oyundan alındı. Bu inatlaşmanın çok uzun sürmeyeceği bir gün patlak vereceği çok önceden belliydi aslında. İlk kıvılcım, ligin 5. haftasında oynanan Bursaspor maçında yaşandı. 77. dakikada oyuna sonradan girmesi istenen Robin van Persie’nin Vitor Pereira’ya gösterdiği tavır sonrası aralarındaki gerginlik de ayyuka çıkmış oldu. Maç da oyuna sonradan giren Van Persie’nin golüyle kazanılınca Vitor Pereira medya ve taraftarların ortak hedefi haline geldi. Buna karşın Vitor Pereira ise haftalarca Şükrü Saraçoğlu Stadı’nın Robin van Persie tezahüratlarıyla inlemesine aldırış etmeyerek bu konudaki tutarlığını kendince göstermiş oldu. Tabii bir yere kadar… Ligin sonuna yaklaştıkça yönetimin baskısıyla mı yoksa Fernandao’nun formsuzluğundan mıdır bilinmez, Van Persie daha çok süre almaya başladı. Aldığı süre arttıkça onu izleyen Fenerbahçe taraftarının acı gerçek ile tanışması da kaçınılmaz oldu. Fizik kondisyon açısından artık bitmeye yakın bir Van Persie vardı karşımızda. Son haftalarda gol adedini arttırsa da bu performansı yanıltılcı olabilir. Fiziksel açıdan yetersizliği olduğu ve toparlamasının da imkansıza yakın olduğunu düşünülünce önümüzdeki sezonun planlamasında baş rol olması son derece riskli. Ama esas önemli olan bu sezon kaybedenin kim olduğu. Birbirlerine sürekli tavır yapan, el sıkışma tenezzülünde bile bulunmayan ve daha sonra da hiçbir şey olmamış gibi taraftarı adeta salak yerine koyan o samimiyetsiz sarmaş dolaş görüntüsüyle Vitor Pereira ve Robin van Persie ikilisi mi  yoksa koca sene lehine tezahürat yapmak ile ıslıklamak arasında kalan Fenerbahçe taraftarı mı ?

 van persie-pereira

3- Orta saha kurgusu

Vitor Pereira’ya yapılan en büyük eleştirilerden birisi de orta sahadaki defansif oyun kurgusuydu. Koca sezon inatla bu anlayışından bir türlü vazgeçmedi. Büyük takımlarda bu tür katı ve esnek olmayan tercihler kabul edilemez. Avrupa maçlarında bu oyun kurgusu sonuç verse de ligde zayıf takımlara karşı oynanan maçlarda bile Josef de Souza ve Mehmet Topal ikilisiyle sahaya çıktı. İki savunmacı orta saha ile oynamak istemesini saygı ile karşılayabiliriz ama ligde Kayserispor’a karşı oynanan maçta Mehmet Topal yokken elinde 8 milyon euro yatırım yaptığın Ozan Tufan’ı oynatmak yerine Josef de Souza – Kadlec ikilisine görev verecek kadar da muhafazakar olmasına gerek yoktu. Portekizli teknik adam sezonun büyük bölümde buna çözüm bulamadı. Diego orta sahada tempoyu arttırmadığı için merkezde sıkıntılar yaşanınca haliyle ofansif yükün hemen hemen hepsi kenar oyuncuları ve santraforlara kaldı. Özetle transferlerin kimin istediğiyle hangi şekilde yapıldığını bilmiyoruz ama ortada planlama ve oyuncu tercihlerinde ciddi bir zafiyetin olduğu aşikar.

josef

4- Terrenao dönemi

Leicester’ın eski sportif direktörü Dave Bassett, sportif direktörün tanımını şöyle yapıyor: “Sportif direktör bir tampondur. Futbol takımıyla ilgili yönetime hesabı veren kişidir. Öte yandan da teknik direktörü asiste etmekle yükümlüdür. Futbolla ilgili deneyimlerini hem teknik direktörle hem de yönetimle paylaşır. Ancak özellikle yönetimle paylaşır çünkü kulüp yöneticilerinin bu tür deneyimleri yoktur.” Bize ne kadar da yabancı bir tanım değil mi? Fenerbahçe Aykut Kocaman’dan sonra ikinci kez böyle bir kurumsallaşma çabası içerisine girerek Giuliano Terraneo’yu göreve getirdi. Takımın başına Vitor Pereira’yı getirip sonrasında kişisel temasları sayesinde Luiz Nani ve Robin van Persie başta olmak üzere birçok yıldız ismi takıma kazandırdı. Öyle ki Portekizli yıldızın  menajeri Federico Pastorello “Parayı her yerde alabilirsiniz az veya çok, ama Terraneo bir oyuncuyu nasıl istemesi gerektiğini biliyor” dediği birinden bahsediyoruz. Yapılan yıldız transferlerle taraftarın gönlünde adeta taht kuran, adına karikatürler bile yapılan Guiliano Terraneo’nun sarı-lacivertli ekipteki macerası sadece 10 ay sürdü. Samandıra’ya girişi yasaklandı. Ardından kulüple deplasmanlara gitmesi yasaklandı. Transferlerden aldığı komisyon dedikodusuyla mı yoksa başkan ile anlaşmazlıklardan mı kovuldu hala muamma. Sezon boyunca Robin van Persie, Caner Erkin ve Nani krizleriyle karşı karşıya kalan Fenerbahçe’de profesyonel bir aklın eksikliği sürekli hissedildi.

terraneo

5- Caner Erkin krizi

Caner Erkin yeri kolay kolay dolmayacak kalitede bir bek. Türkiye’de oyunu geriden kurma konusunda belki de en iyisi. Oyun mesafesi ne kadar uzarsa Caner de o kadar iyi oyun kurar. Aynı zamanda futbolculuk kalitesinden öte yüreğiyle oynayan, hep söylediğimiz o isyanı temsil eden isimlerin başında geliyor. Gel gelelim bu sezon o karakteri gösteremedi. Formayı almak için çaba sarf etmedi. Tabii Hasan Ali Kaldırım’ın da hakkını verelim. Harika oynayıp, formayı Caner’den aldı. Ama şunu da biliyoruz ki, eğer Caner isteseydi o formayı kimseye vermezdi. İplerin koptuğu Galatasaray maçındaki olaya gelecek olursak, yaşananlardan sonra kulübün ve Vitor Pereira’nın aldığı tavır son derece haklı bir tavırdı. Sezonun en kritik maçında takım arkadaşlarına ve taraftara karşı yaptığı saygısızlık inkar edilemez. Başka bir takımla anlaştıysa bile böyle bir umursamazlık yapmaması gerekirdi. Önemli olan konu ise bu krizin yönetilebilirliği. Olayın ardından Caner özür diledi ama yönetimin ve Pereira’nın ortak kararıyla kadro dışı kalması devam etti. Inter ile anlaştığı yönündeki haberlerin ardı arkası kesilmedi. Peki Caner Erkin ile sözleşme yenilememe kararı kime aitti? Vitor Pereira’nın raporu doğrultusunda mı yoksa başkan Aziz Yıldırım istemediği için mi? Bu İki ihtimal üzerinde durmak bile bir anlamda abesle iştigal ediyor. Bu sezon Hasan Ali’nin performansı elbette görmezden gelinmez ama bunun sürdürülebilir olup olmadığını da bilmiyoruz. Alınan risk çok büyük. Piyasada hali hazırda kaliteli bek bulmak zorken Caner gibi bir futbolcudan para kazanamayıp üstüne bir de para harcayacak olmak gerçekten anlaşılması güç bir olay. Caner Erkin için vasat geçen bir sezon fakat yerini doldurulamazsa Fenerbahçe için büyük bir kayıp olacak.

6- Devre arası yapılmayan transferler

Fenerbahçe üç kulvarda yoluna emin adımlarla gidiyorken devre arasında takıma tek bir takviye bile yapılmadı. Başkan mı istemedi, Terrenao yüzünden askıya mı alındı, yoksa gerçekten maddi yetersizlikler yüzünden mi yapılmadı hala bilmiyoruz. Sow’un ani gidişi sonrası sezon başında iki santrafor ile başlamak kabul edilebilir bir durumdu. Ancak devre arası transfer döneminin es geçişmesi kabul edilebilir gibi değildi. Robin van Persie inadı yüzünden eldeki az buçuk formda olan Fernandao da düşüşe geçip kendini salınca kenardan gelecek bir santrafor hamlesini çok aradı Fenerbahçe. Aslında sorun dönüp dolaşıp yine doğru yapılamayan planlamaya geliyor. Bunu düzeltmek için çaba da sarf edilmedi. Doğru bir futbol aklı ve planlama dahilinde kadro mühendisliği yapılsaydı yaratıcılık sorunu yaşayan bu takıma devre arasında tüm şartlar zorlanır yine de takviye yapılabilirdi. Fakat takımda böyle bir akıl eksikliği olduğu için 200 milyon euro para harcansa da sonuç hep hayal kırıklığı olacaktı.

7- Basın demeçleri

Türkiye’de spor basınının olması gerektiği gibi ya da kaliteli olduğunu söz etmek biraz zor.  Birçok yabancı futbolcu ve teknik adam da Türkiye basını ile defalarca kavga etti. Hatırlarsanız Van Hooijdonk QTM (Quality Turkish Media – Kaliteli Türk Medyası) diye ironik bir isim bile takmıştı. Ülkeye yabancı, düzenden habersiz olan Vitor Pereira da QTM’den nasibi alanlardan. Elbette bazı sorulardan rahatsız olabilir ama bu sorunu çözmek yerine tavır koyması ve bunda da uzun süre ısrar etmesi en çok da Pereira’ya zarar verdi. En nihayetinde Pereira’nın kendini ifade edebileceği en doğru yol medya ve medyayla anlaşmak paslaşmak yerine küsmek işleri de doğrudan zorlaştırıyor. Öyle ya da böyle Vitor Pereira’nın basını karşısına alması yanlış bir tercihti.

8-Taraftarın bölünmesi

Spor kulüpleri için taraftarın desteği her şeyden önemli. Bu nedenle, özellikle Türkiye’de bu desteğin sürekli olması, heyecan ve tutkuyu tüm sezona yayabilmek oldukça zor. Birbirinden bağımsız insan topluluklarını birleştiren futbol, aynı zamanda bu toplulukları kitleler halinde karşı karşıya da getirebilir. Ülkemizde de çok rahat şekilde gözlemlenebilen, taraftar olgusundaki aşırı benimseme ve şiddetli sevgi durumu var. Özellikle Fenerbahçe taraftarı bu tip duygular çok fazla belli eden bir topluluk. Robin van Persie konusundaki duygu karmaşası, Ersun Yanal lehine tezahüratlar, yönetimin istifaya çağrılması, Vitor Pereira’ya verilen destek… Bunların hepsi bir futbol sezonun içerisinde yaşandı. Karışık duygular içerisindeki Fenerbahçe taraftarı şampiyonluk yolunda itici güç olamadı. Takımın oynadığı oyun keyif vermediğinden dolayı bu sezon oynanan birçok kritik maçta taraftar yüzde yüzünü veremedi. Akıllarda hep Ersun Yanal vardı. Aslında mevzu Ersun Yanal’ın Fenerbahçe’ye geri dönmesinden öte akıllarda kalan o hücum futbolu talep ediliyordu. Pereira, saygıyı hak eden savunma ağırlıklı bir oyun kimliği kazandırdı Fenerbahçe’ye ama o da taraftarı cezbetmedi. Yıllardır bilinen bir gerçek var ki, o da Türkiye Süper Ligi’nde hücuma dayalı futbol tüm faktörleriyle başarının anahtarı olması. Vitor Pereira da bunu bir türlü anlayamadı.

9-Bitiricilik sorunu

Her şey bir kenara Fenerbahçe’nin şampiyonluğu kaybetmesindeki aslan payı bitiricilik sorunu oldu. Kritik haftalarda final maçlarını kazanamayarak şampiyonluk yolundaki son dönemeçte büyük yara alındı. Bursaspor maçı bir kenara arka arkaya oynanan Osmanlıspor, Konyaspor ve Galatasaray maçlarından alınan bir puan şampiyonluğu Beşiktaş’a hediye etti. İşte grafiklerle “bu maçlarda nasıl gol olmamış” dedirten maçlar

Bursaspor – Fenerbahçe maçının istatistikleri rakip ceza sahasına atılan top sayısı 74, hücum bölgesinde topla oynama sayısı ise 213. Sezonun belki de en efektif oyunu oynandı Bursa’da

EkrancccAlıntısı

Ekran AlıntfffsıEkran Alıntısı

Robin van Persie’nin kaçırdığı inanılması güç pozisyonun olduğu Osmanlıspor maçı. Şampiyonluk yarışında umutları azaltan çok önemli 2 puan kaybedildi.

Ekran Afddfdlıntısı

Ve son grafik Galatasaray maçından. Ekstra hücum ve kilit paslar ve Rakip ceza sahasına 42/19’luk pas isabeti dikkat çekici.

Ekran Adsfsfsdsdfdsfdslıntısı

10-Geç gelen Nani hamlesi

Diego’dan verim alınamaması nedeniyle Nani merkezli sisteme geçişin etkisini kestirmek zor. Zira Fenerbahçe’nin bu oyun sistemiyle Mersin İdman Yurdu, Trabzonspor ve Gaziantepspor gibi hem saha içi organizasyonu, hem fizik kalite, hem de teknik olarak vasat olan takımlarla oynadı. Fakat atılan 11 gol de hiç azımsanmayacak bir hücum performansıydı. Öte yandan Nani’nin Medipol Başakşehir maçı sonrası verdiği demeç de bu konuya değinme sebebiydi; “Son maçlara doğru birliği sağlayabildik ve daha iyi bir futbol sergiledik. Ama geç kaldık”

Fenerbahce 3:0 Gaziantepspor

sdfsdgf43545Alıntısı

Trabzonspor 0:4 Fenerbahçe

Naniı

Nani’nin Gaziantepspor ve Trabzonspor maçındaki istatistiki verilerini gördük. Performansıyla taraftarın tepkisini çeken Diego ve Nani’nin tüm sezon ve son bir ay endeksli performanslarını kıyaslayan grafikler de bu verimliliği destekliyor. Özellikle son bir ayda Diego’nun tek bir kilit pas atamaması dikkat çekici.

342234tısı

dssdsı

d grubu -

Previous:

Copa America 2016: D Grubu

brezilya

Next:

Copa America’dan: Uruguay ve Brezilya neden elendi?

You may also like

  • fin-kapak
    10 Nis

    Veikkausliiga 2015

    Analiz

    Finlandiya’da sezon 12 Nisan’da başlıyor. Veikkausliiga’da bu sezonki beklentileri enine boyuna ele aldık Yazar: Sercan ...

  • Porto's coach Vitor Pereira celebrates after Porto's forward Silvestre Varela scored during the Portuguese league football match FC Porto vs SL Benfica at Dragao stadium in Porto on May 11, 2013.   AFP PHOTO/ MIGUEL RIOPA
    19 Haz

    Adil, çalışkan ve şampiyon

    Analiz

    Teknik direktörlük sahnesine adım attığı Porto günlerinden bu yana formayı hak edene veren Pereira, sahada ...

  • pirlo
    03 Kas

    Futbolun aktörleri

    Analiz

    “Futbolcu olmak, bir çocuğun gökyüzüne fısıldadığı sessiz duasının ya da ilkokulda yazdığı kompozisyonlarda, öğretmenleriyle paylaştığı ...

  • favre
    22 Kas

    Gladbach’ın Sırrı: Lucien Favre

    Analiz

    Mönchengladbach üç haftadır galip gelirken bu hafta sonu güçlü Bremen’i 5-0 gibi ezici bir skorla ...

Yorum Yap