64

21 Mart of 2018

Belmont gazetedeki küçük kutuda FIFA’nın haberini okuduktan sonra hava Rio’da birden birkaç derece daha ısınmıştı. Bu sefer finali kaçırmaya niyeti yoktu; ama, ilk olarak 64 yıl önce gidemediği o tarihi maçın biletini bulmalıydı.

Yazar: Aslı Koç

twitter.com/asasinoykusu

Joedir Belmont için sıradan bir sabahtı. Kahvesini ve gazetesini alıp televizyonun karşısındaki koltuğuna oturdu. Haberlerin sesi geliyordu. Gezegenin bir yerinde 3 yat girdaba yakalanmıştı, Wigan yakınlarında bir eve yıldırım düşmüştü. Birleşmiş Milletler Irak’ta olanları kınıyordu, hala.

Gazeteyi okumaya her zamanki gibi önce spor sayfalarından başlamıştı, futboldan. Futbol, her Brezilyalı gibi onun da hayatında büyük bir yer kaplıyordu. Hayır, aslında yer kaplamaktan fazlası, futbol tıpkı bir din gibi Brezilya kimliğinin bir parçasıydı. Nasıl olmasındı ki? 1888’de kölelik en son olarak bu topraklarda yasaklandığında Yeni Dünya’ya getirilen her siyahi gibi Belmont’un ataları da toplumda her şey için günah keçisiydiler. Ta ki 1930’ların başlarında bir grup yetenekli ve topla harika işler yapan siyahi Brezilyalının halk kahramanı ilan edilmelerine kadar. O zamandan beri futbol bu ülkeye birleştirici olarak hizmet ediyordu.

Aniden gazetedeki küçük bir kutu ve içinde yazanlar ilgisini çekti. Habere göre FIFA, 1950 Dünya Kupası biletleri sahiplerinden bu biletleri kendilerine ulaştıranlara 2014 finali için 2 bilet verecekti. Görünüşe göre Maracana’daki trajedinin yazılı kanıtları FIFA’nın müzesi için oldukça değerliydiler. 64 yıl sonra böyle bir fırsatı olacağını bilseydi o bileti daha güzel saklardı. Aslında finale gitmek gibi bir niyeti yoktu ama şimdi… Neredeydi bu Allah’ın cezası bilet?

x2014-732512237-2014071032799.jpg_20140710.jpg.pagespeed.ic.nVsrLvHvjJ

Kahvesini sehpanın üzerine bıraktı, yaşlı ve cılız bacakları ile odasına doğru ilerledi. Duyduklarının heyecanıyla hava normalden daha sıcak hale gelmişti. Siyah kapaklı kutu giysilerinin olduğu dolabın içinde bir yerde olmalıydı. Lanet bel ağrıları diye düşündü eğilirken, eskisinden daha ağır gelen kutuyu bulup çıkardı; bu sefer de lanet kas ağrıları diye düşündü. Yatağının üzerine oturup yanına koyduğu kutunun kapağını açtı. Eğer zamanda yolculuk yapmak mümkünse şu an Belmont bunu keşfetmişti ve ilk yolcu da kendisiydi. Hiç gidemediği maçın bileti orada, ona bakıyordu. 85 yaşındaki hafızası uzun süredir bu kadar hareketli olmamıştı. 1950 yılına kadar geri gitmeye devam etti. Beynin en iyi yaptığı şeylerden birinin de unutabilmek olduğu söylenir. Belki de bu insanların bizzat içinde bulundukları deneyimler için geçerliydi çünkü Belmont yaşadığı değil hiç yaşamadığı bir şeyi hatırlıyordu. 16 Temmuz hiç bitmeyecek bir işkence gibiydi.

İngilizler Brezilya’yı futbolla tanıştırdıktan 56 yıl sonra Rio de Jenerio bir Dünya Kupası’na ev sahipliği yapıyordu. Futbolu kendi tarzlarına eviren ve izleyenlere bir karnaval estetiği sunan adamlar finale kadar başarıyla gelmişlerdi; üstelik kaleye en yakın oyuncuları Ademir rekoru daha sonraları ancak 2002 yılında kırılabilecek bir üretkenlikle gol atıyordu. Ayrıca yenilen gollerin sayısı da gösteriyordu ki rakipler kaleci Barbosa’ya gol atmakta sıkıntı yaşıyorlardı. Artık Dünya şampiyonu olmaları için bir tek 90 dakika kalmıştı. Rakip, 1924 ve 1928 Olimpiyat Oyunları galibi ve 2. Dünya Savaşı sonrası 20 yıl ara verilen organizasyonda kupanın en son sahibi Uruguay’dı. Ama önemli değildi; Brezilya son 2 maçını da zorlanmadan kazanmıştı. Ayrıca Dünya’nın en büyük futbol zemininde, kupaya özel inşa edilen 200.000 kişilik Maracana’da oynayacaklardı. Kimse o kalabalığın arasından çıkamazdı.

Brazil-1950-878x630-c-center

Günler öncesinden devlet başkanının da konuşması ile gazetelerin Brezilya’yı şampiyon ilan ettiğini hatırladı. Caddeler, sokaklar bir karnaval alanı gibi süslenmişti. Maracana’da son düdükle birlikte çalınmaya başlanacak yeni beste hazırdı; herkes samba yapacaktı. FIFA kurucusu ve başkanı Jules Rimet günler öncesinden Brezilya’nın galibiyeti için bir konuşma bile hazırlamıştı. Nasıl olmuştu da… O gün stadyumda olan bir arkadaşının anlattıklarını hatırladı.

Finalin ilk düdüğü ile stadyumda coşku tavan yapmıştı. İlk devre gol gelmemesine rağmen kalabalık çok rahattı ve neşeli tezahüratları bir dakika bile azalmamıştı; gol gelecekti. Nitekim 47. dakikada geldi de. Friaça’nın golü ile artık sonuç kesin gibiydi.

Daha sonra gazetede okumuştu Belmont. O gün stadyumdaki biletli taraftar sayısı resmi rakamlara göre 173.850, resmi olmayan rakamlar ile de neredeyse 210.000 kişiydi. Ve hiçbiri Uruguay’ın 11 dakikada gelen 2 golünü tahmin etmemişti; baskılı oynayan Brezilya’nın maçı çeviremeyeceğini de.

Schaffino ile gelen beraberlik tribünlerde biraz huzursuzluk yaratsa da etkisi uzun sürmedi. Brezilya’nın galibiyet golü çok yakındı. Dakikalar 79’u gösterdiğinde gelen Ghiggia’nın golü futbol tarihindeki en muhteşem sessizliğe neden olmuştu; sismik bir dalga gibi yayılmış, tribünlerdeki 100 kadar Uruguaylının sesini bile bastırmıştı. Öyle ki son düdüğün sesini stadın dışında maçın bitmesini bekleyenler de dahil herkes duymuştu. Uruguay’ı Dünya şampiyonu yapan Ghigga’nın galibiyeti kutlarken söyledikleri kulağında yankılandı yine; “Maracana’yı 3 kişi susturdu, Frank Sinatra, Papa ve ben.” Ukala hergele diye düşündü Belmont.

453217

Yenilginin sonuçları ağır olmuştu. 3 kişinin stadyumda kalp krizinden öldüğü söylenmişti. Ülkenin değişik yerlerinde intihara kalkışanlar, stadyumda acil tedavi edilen 160’ı aşkın kişi, Uruguay’ı tebrik eden belediye başkanının devrilen büstü, dedikodulara göre stadı rahibe kılığında, gizlice terk eden teknik adam Flavio Costa, seremoni olmadan kupası teslim edilen Uruguay, hazırlıksız olduğundan tebrik konuşması yapamayan FIFA başkanı ve bir daha hiç giyilmeyen beyaz formalar. Radyoda maçı canlı anlatan besteci Ary Barroso da daha sonra işini bırakacaktı.

Sonuç, ulusal bir felaket, kolektif bir yıkım, tarihi bir fırsatın elden kaçması olmuştu. Brezilya, Dünya’ya denkleri olan ülkeler gibi çağdaş, gelişmeye açık ve onlar kadar saygıyı hakkeden bir ülke olduğunu haykırma fırsatını kaçırmıştı. Bir ulusun parlak bir geleceğe inanmaya başlamasının arifesinde gerçekleşen Maracanazo, yani büyük trajedi, hala Brezilya’nın Hiroşima’sı olarak anılıyordu. Beceriksiz kaleci diye geçirdi içinden Belmont. Barbosa, “Brezilya kanunlarına göre en büyük ceza 30 senedir. Benim cezam 50 yıldır bitmedi.” demişti 2000 yılında meteliksiz bir şekilde ölmeden hemen önce. Umarım hala acı içindedir dedi kendi kendine.

Hatırlayamadığı tek şey o gün neden o maça gidemediğiydi. Birtakım olaylar dizisi izin vermemişti; belki de kader. 21 yaşında tarihin en büyük yıkımlarından birine tanıklık etmediği için kendini şanslı hissediyordu şimdi. Kapının sesi ile kendine geldi. Postacı olmalıydı. Bir kalem bulmak için etrafa bakındı Belmont. Bu sefer yeşil ve sarı formalarla bu finali kaçırmaya hiç niyeti yoktu.

İçeriden televizyonun sesi geliyordu. Gezegenin bir yerinde 3 yat girdaba yakalanmıştı, Wigan yakınlarında bir eve yıldırım düşmüştü. Birleşmiş Milletler Irak’ta olanları kınıyordu, hala.

4935a3ae14ffc17d5c08b1e94bfc0040

Previous:

Napoli’de bir yaz gecesi

You may also like

Yorum Yap