Adam olacak çocuk Belçika’da

20 Ocak of 2015

Yabancı sınırının açıklanması sonrası, oyuncu yetiştirme sürecinin önemli parçalarından biri olan pilot takım uygulaması daha da önem kazanmış oldu. Bu politikanın uygulandığı en önemli liglerinden biri olan Belçika’ya göz atalım.

  

Yazar: Fırat Topal

firattopal@hayatimfutbol.com | twitter.com/flyngdtcmn | 23.01.2015

 

Yeni yılın ilk günlerinde, Türkiye Futbol Federasyonu yeni ‘yabancı kuralı’nı, ya da Yıldırım Demiören’in ifadesi ile ‘yerli kuralı’nı açıkladı. Henüz resmi olarak açıklanmasa da 4 yıl boyunca geçerli olacak olan kurala göre, 28 kişişik kadroda 14 yerli, 14 yabancı oyuncunun bulunması gerekiyor. 14 yerli futbolcunun ise Türkiye Milli Takımı’nı seçebiliyor olması ve iki tanesinin de kulübün altyapısında yetişmesi lazım (bu bir sonraki sezon 3, iki sezon sonra da 4 oyuncu olarak güncellenecek). 4 yıllık bir süreyi baz alırsak, kulüplerin uzun dönemli planlar yapmalarının şart olduğunu söyleyebiliriz. Bu uzun dönemli planlardan bir tanesi de, genç oyuncularla sözleşme imzalayıp onları 1-2 sezon sonra kullanmak amacıyla, tecrübe kazanmaları için pilot takımlara göndermek olabilir. Avrupa futbolunun büyük kulüplerinin uzun süredir sürdürdüğü bu politikaya son yıllarda orta ölçekteki takımlar da katıldı.

Pilot takım sistemi genel olarak şöyle işliyor. Kulüplerin arasındaki ikili anlaşmalar, UEFA ve FIFA’nın genel kurallarını ihlal etmedikleri sürece geçerliliğini koruyor ve her anlaşma birbirinden farklı olabiliyor. Bu çerçevenin içinde kalmaları şartı ile yaygın 2 uygulama var. Ya herhangi bir ülkenin en üst kademesinde mücadele eden takımları, aynı ülkenin alt liglerde oynayan takımlarıyla ya da başka ülkelerin en üst kademesinde oynayan takımlarla anlaşma imzalıyor. Bu anlaşmaya göre pilot takım olarak anılan kulüp, hami kulübün  (“parent club” kelimesinin Türkçe’de halen bir karşılığı yok, “ebeveyn kulüp” çok düz bir çeviri, sonuçta “feeder club”a, “besleyen kulüp” demiyoruz, biz şöyle bir kamuoyu yoklaması sonucu “hami kulüp” kavramını kullanacağız). kadrosunda henüz şans bulma imkanı olmayan genç veya kiralık listesindeki oyunculara kadrosunda yer veriyor, böylece bazı üst düzey oyuncuları sportif başarılara ulaşmak için düşük maliyetle kullanmış oluyor. Bunun karşılığında da kendi altyapısından yetiştirdiği oyuncular, hami kulüp için bir portföy oluşturuyor ve kulüp söz konusu oyuncuları transfer etme önceliğine sahip oluyor. Ortada, anlaşma ayrıntılarının belli bir serbesti ile belirlenebildiği karşılıklı bir çıkar ilişkisi var. Tabii üst düzey kulüpler genelde, altyapı konusunda belli bir aşama kaydetmiş ufak ölçekli kulüpleri pilot takım olarak seçiyorlar.

Premier League’in altyapısı Belçika

yaya toure

Yaya Toure

Belçika bu anlamda büyük bir pazar. Özellikle İngiliz kulüpleri Belçika kulüplerinin altyapısına büyük ilgi gösteriyorlar. Son yıllarda Hollanda ve İskandinav kulüpleri de bu pazarın bir parçası haline geldi ancak Belçika’nın bu 2 ülkeye oranla önemli bir avantajı var. Aynen Hollanda gibi, Belçika Ligi’nde de hiçbir yabancı kıstası yok, ancak ondan farklı olarak Belçika, özellikle Batı Avrupa ülkelerinin (ekseriyetle de Belçika ve Fransa) pasaportlarını taşıyan Afrikalı oyuncular için bir cennet durumunda. Hollanda’da bu rolü Faslı futbolcular üstlenmiş, ama onlar Avrupa’nın üst düzey kulüplerinin çok tercih ettiği bir oyuncu grubu değiller. Belçikalılar, kendi ulusal takımlarını da zenginleştiren bu altyapı ağını, taliplisi çok olan bir ürüne döndürmeyi başardılar. Buna Belçika kanunları da yardım etti. Buna göre, ülkede sahip olduğunuz mesleğin kalitesi yüksekse size uzun süre beklemeden, 2 yıl içerisinde vatandaşlık verilebiliyor. Böylece birçok Belçika kulübü, Afrika’da gördükleri yetenekli oyuncuları ülkeye getirip onlara Avrupa Birliği pasaportu verdi ve bu da AB pasaportu olmayan oyuncular için çalışma izni prosedürünü izlemek zorunda olan Britanya kulüpleri veya liginde AB dışı oyuncu limiti bulunduran diğer kulüpler için bulunmaz bir nimet demekti.

Şöyle bir örnek verelim. Hayatım Futbol’un 114. Sayısında Beveren’in hikayesine yer vermiştik. Beveren’in 2002 yılında teknik direktörlüğünü yapan Jean-Marc Guillou, 1993’te Fildişi Sahili’nin en büyük kenti Abidjan’da kurduğu Académie de Sol Beni ile, ülkenin en başarılı takımı ASEC Mimosas’ın altyapısını oluşturuyordu. Guillou, 1983-1985 yılları arasında Cannes kulübünün başında iken yanına Arsene Wenger’i oturtan ve onun kariyerinde çok önemli rol oynayan bir isimdi. Beveren’in başına geçtiğinde önce sahip olduğu akademi ile Beveren ve ASEC Mimosas takımları arasında bağlantı kurdu, sonra da eski dostu Arsene Wenger’in çalıştırdığı Arsenal’i beslemeye başladı. Bu dönemde Emmanuel Eboue, Kolo, Toure ve Gervinho gibi isimler Arsenal’e transfer oldular. Öyle ki Beveren 2003/04 sezonu Belçika Kupası Finali’nde Club Brugge karşısına çıktığında ilk 11’inde 10 Fildişili ve Arsenal’den kiralanan Igor Stepanovs vardı. Yani bu, her yönüyle 2 tarafın birbirini beslediği bir ilişki.

Teknik direktörün de pilot takım

Belçika takımlarına yüzünü dönmüş tek İngiliz kulübü Arsenal değil. Manchester City, 2010 yılının sonlarında Mechelen kulübü ile oyuncu değişimi üzerine görüşmelerde bulundu ve iki kulüp arasındaki ilişkiler başladı. Ancak Nisan 2011’de Mechelen kulübü, kendi isteğiyle bu işbirliğini bitirme kararı aldı. Manchester United ile Antwerp arasındaki ilişki 1997’ye kadar dayanıyor. Bu dönemde John O’Shea, Jonny Evans, Ryan Shawcross, Danny Simpson başta olmak üzere tam 30 futbolcu Antwerp’e kiralandı. 2004 yılında Graeme Souness’in girişimi ile Blackburn Rovers ve Cercle Brugge arasında işbirliği başladı. Sheffield United ile Royal White Star Bruxelles, Sunderland ile Lierse, Bradford City ile  Montegnée, Celtic ile Oostende, Liverpool ile Genk arasında benzer anlaşmalar mevcut.

2013 yılında kulüp kapanana kadar Beerschot ile Charlton Athletic arasında da bir anlaşma mevcuttu. 2011 yılında Standard Liege başkanı, Belçikalı multi-milyarder Roland Duchâtelet’in Charlton Athletic kulübünü satın alması ile yeni bir bağ kurulmuş oldu. Roland Duchâtelet, aynı zamanda Sint-Truiden’in eski başkanıydı ve 2011 yılında Standard Liege hisselerini alması sonucu, yönetmelikler gereği başkanlık görevini bırakmıştı. Ancak, eşi Sint-Truiden’daki işlerini devraldı . Tabii Charlton hamlesi sonrası bu iki kulüp arasında da otomatikman işbirliği ortamı kurulmuş oldu. Bu üçlü yapı, diğerlerinden farklı olarak sadece futbolcu değişimini kapsamadı. Geçtiğimiz mart ayında, 2011/12 sezonunda Standard Liege’in başında olan José Riga, Charlton’ı kümede tutmak hedefiyle takımın başına getirildi ve sezon sonuna kadar orada kaldı. Son olarak geçtiğimiz hafta, ekim ayında Standard Liege’deki teknik direktörlük görevinden ayrılan İsrailli Guy Luzon, Charlton’ın başına getirildi.

Önder Özen’in hamlesi

Belçika’daki bu madene girmekte biraz geç kaldığımızı söyleyebiliriz. Önder Özen Beşiktaş’taki futbol direktörlüğü döneminde, şu anda Belçika 2. Ligi’nde orta sıralarda mücadele eden KSV Roeselare ile bir anlaşma imzaladı. Amaç, aynen Premier League kulüplerinde olduğu gibi, Afrika’dan transfer edilecek genç oyuncuları, tecrübe kazanana kadar kiralamaktı. Yabancı sınırlamasındaki değişiklik bu planları daha da kolaylaştırdı, ama Özen Beşiktaş’tan ayrıldığında, başkan Fikret Orman anlaşmayı iptal etti. Galatasaray ve Trabzonspor’un da Belçika dışında Kuzeybatı Avrupa ülkelerinde bazı girişimleri oldu. Kulüplerimizin bu konuya olan yaklaşımı bugüne kadar mesafeliydi, ancak 4 yıl boyunca yabancı oyuncu açısından büyük bir serbesti içinde olacak kulüplerin, pilot takım konusunda çok daha aktif olmalarını bekliyoruz.

104530971

Previous:

Valencia Belediyespor

FBL-ITA- INTER MILAN- LAZIO

Next:

İtalya’da skandal bitmez

You may also like

Yorum Yap