Adil, çalışkan ve şampiyon

19 Haziran of 2015

Teknik direktörlük sahnesine adım attığı Porto günlerinden bu yana formayı hak edene veren Pereira, sahada çalışkan bir Fenerbahçe’yi vadediyor

Yazar: Oğuzhan Oğuz

oguzhanoguz18@live.nl | twitter.com/oguzhann10

Bir teknik adamı ve özellikle oynattığı futbolu detaylı bir şekilde değerlendirirken fark edilmesi gereken birinci nokta belki de kadro yapısı ve o kadro ile nelerin yapılabileceğidir. O kadrodan sonrası teknik adam meziyetine girer. Bunlar saha içi etmenlerdir sadece. Saha dışında ise hitabet ve yapılması istenen şeye ikna kapasitesi devreye girer. Sarf ettiği iki cümle ile Fenerbahçe taraftarının önemli bir kısmının heyecanını yeniden yeşerten Vitor Pereira’yı biraz da bu anlamda incelemekte fayda var.

Vitor Pereira’nın fazla vakti yok. En büyük sınavını transfer döneminde verecek. Daha öncesinde böyle bir sınav vermedi ve bu açıdan bu dönem onun için önemli bir ölçü birimi. Zira elinde direkt olarak istediği oyunu oynatmaya yönelik hamle yapacak serbestlik var. Ancak vakit dar. Porto dönemine kısa bir flashback ile dönecek olursak özellikle ilk sezonunda Falcao’nun ayrılması dışında kadrosunun çok da bozulmadığını not düşelim. Hatta üstüne Eliaquim Mangala, Alex Sandro ve Steven Defour gibi önemli takviyeler yapıp devre arasında takımdan ayrılan Fredy Guarin’in eksikliğini bile fazla aramamıştı. Hulk’a hücum liderliğini teslim edip, özellikle yerleşik orta alan kurgusu ile düzen dışına çok çıkmayarak, sadece 19 gol yiyip Portekiz şampiyonu oldular nitekim. Ancak hücum oyuncularına önlemin arttığı Avrupa arenasında işler çok da arzuladıkları gibi gitmedi.

Özellikle hedef adam oyunu oynayacak net bir santrforun eksikliğini çekmeleri, Avrupa maçlarında işin koş koş oyununa dönmesine sebep oldu ve Lucho ile görece ağır olan orta alan kurguları bunun ile baş edecek durumda değildi. Zenit ile APOEL’in gerisinde kalıp grup üçüncüsü olan Porto, Avrupa Ligi’nde Manchester City’e elendi. İkinci sezon ise Pereira’nın önünde daha büyük bir sınav vardı. Hulk, Pereira ve Rolando gibi oyuncular takımdan ayrıldı ve hücum anlamında kurgu tamamen değişti. Takıma hedef adam profilli Jackson Martinez eklendi. Böylelikle Avrupa maçlarında tempoyu düşürebilen, top tutma becerisi olan Jackson ile alanları daraltma şansı bulan Porto, grupta sadece PSG’ye 1 maç kaybederek Şampiyonlar Ligi son 16 turuna kalan bir ekip oldu.

O Porto oyunu rakip yarı alanda oynamaya büyük önem gösterirken Avrupa’nın en az gol yiyen ekiplerinden biriydi. PSG ve Dinamo Kiev gibi rakiplerle eşleşmesine rağmen o sezon grupların en az gol yiyen ikibci takımı oldular (32 takım arasından). Ligde de ‘’90+Kelvin’’ olarak hatırlanabilecek dramatik finalle Benfica’yı geride bırakıp namağlup şampiyon olurlarken, 30 maçta sadece 14 gol yiyerek savunmasından Maicon Pereira ve Rolando’yu kaybetmesine rağmen istatistiki bir gelişme yaşadı.

www.iol

Pereira ve düzeni

Porto dönemi Pereira’nın ne isteyebileceğine dair en kayda değer bilgileri verir. Vitor Pereira daha henüz Porto görevine getirilmeden önce, yılların tecrübesi Porto Başkanı Pinto da Costa’ya en beğendiği genç teknik adamlar sorulur. Cevabında iki isim vardır; şu an Monaco teknik direktörü olan Leonardo Jardim ve Fenerbahçe’nin çiçeği burnunda teknik direktörü Vitor Pereira. Barcelona’ya olan hayranlığı ve Pep Guardiola ile olan dostluğunu yapmak istediği şeylerde de görebiliriz aslında. Fiziksel olarak her daim 90 dakika boyunca hazır olan futbolcuları tercih eden Pereira futbolu kendi yarı alanında oynamaktan pek hoşlanmaz. Rakip yarı alana olabildiğince erken yerleşip  topa bir an önce yeniden sahip olmaya çalışan bir anlayışı var. Saha içi futbolcularının iyi daralıp rakibin merkeze yönelik olan pas kanallarına ağırlık verecek şekilde “pas kanalı kapatan pres” uygulamasını ister. Özellikle ikinci sezonunda dönemin yıldız adayı James Rodriguez ile bu konuda sıkıntı yaşamasını şimdi daha net anlayabiliyoruz. Zira James o süreçte ‘’yetenekli ama tembel’’ oyuncu profilindeydi. Şu an ise 4-4-2 tertibinde oynayan Kolombiya Milli Takımı’nda bile istenen yoğun presi yapabilecek, sırıtmayacak bir oyuncuya dönüştü.

Avrupa’da iki takım çalıştırdı ve ikisinde de ana hatlarıyla istedikleri belliydi. Porto sürecinde orta sahasında ön libero oynayan oyuncusunu tek olarak kullanırken Olimpiakos’ta daha çok 4-2-3-1’e evrilecek şekilde iki ön libero ile oynuyordu. Aslında Pereira’nın hücum prese ve tempolu hücum arzusuna dayalı futbol anlayışını tartışmak zor. Bunları konuşmak da bir yerde klişeye girmeye başlar ve aynı şeyleri tekrarlamak olur.

diego-2

Pereira’nın gelişiyle en çok merak edilen sorulardan bir tanesi de Diego’nun takım içerisinde nasıl kullanılacağı.

Fenerbahçe’ye uyumu 

İstedikleri şeyler aslında bir nevi Ersun Yanal tekrarı. Aradaki fark ise skor alındığında Pereira’nın daha çok açık alan hücumlarını önemseyip tempoyu düşürmesi ve baskı merkezini bir tık geri çekip bu şekilde hızlı hücum alanlarını arttırmaya çalışması. Bugüne dek her maçı ve her sezonunda yaptığı çok şey olumlu ya da olumsuz planlıydı ve amaca tabiydi. Fenerbahçe’de bu durum çok farklı olmayacak ancak önünde nur topu gibi bir sorun var: Diego!

İsmail Kartal sürecinde Diego, yanlış kullanım ve aslında oyuncu profilini anlayamamak sebebi ile sorun olmuştu. Diego’nun üçlü orta sahada çift yönlü oyuncu vasıflarına sahip olduğunu düşünmek büyük gafletti ki bu aslında kazanılan Galatasaray maçı dahil çok maçta gözler önüne serildi. Pereira’nın ilk imtihanı bu maçlardaki sorunu teşhis edip önüne geçmek olacaktır. Zira özellikle seken top kovalamayan, daralmayan oyunculara karşı sertliğini göz önünde bulunduracak olursak Diego gibi yetenekli bir ayaktan faydalanmak için İsmail Kartal’ın çoğu zaman yapamadığını yapıp iki kanat oyuncusundan birini feda etmesi gerekebilir. Feda etmekten kasıt şu; O oyuncunun aslında üçlüde Diego’nun yerini alıp asli bek takibi görevinin yanı sıra merkeze yanaşıp sert pres yapması ve seken toplara katkıda bulunması. Diego’nun da buna müteakiben skor katkısı ile cevap vermesi ve bu şekilde asimetrik bir 4-3-3 oluşturması gerekecek. Pereira’nın Diego’dan yararlanmak isteyip istememesi ve yararlanırsa nasıl yararlanacağı en çok merak edilen sorulardan bir tanesi olacaktır. Bunun için de özellikle yapacağı takviyeleri beklemek ve buna bağlı olarak temel amacını çözmek şu anki verilerle bir öngörü yapmaktan daha sağlıklı bir yaklaşım olacaktır.

Pereira’nın gelişi Mehmet Topal ve dolayısı ile beklerin etkinliği konusunda ikinci bir soru işaretini beraberinde getirecek. Eğer Topal haricinde merkezi kapatabilecek, savunma yetileri belli bir standardın üstünde olan iki futbolcu kullanırsa Mehmet Topal’ın tek olarak kendi alanını savunması daha mümkün olacak. Bu da Porto’daki Fernando etkisinin bir değişiğini meydana getirecek. Stoperlere çok yakın oynattığı Fernando sayesinde iki hücum bekinden de iyi faydalanan Pereira, akıllara hemen Caner ve Gökhan’ı getiriyor. Ve doğal olarak ikisinin de formda olduğu dönemlerde vereceği hücum katkısını. Özellikle bunlar birleştiğinde yerel arenada zaten durdurulması oldukça güç bir düzen ortaya çıkıyor. Olimpiakos dönemindeki gibi ön liberonun da olduğu ikili bir hat kurmayı arzu ettiğinde ise bekleri oyuna dahil etmede daha büyük bir sıkıntı yaşanıyor, ki ‘tatminkar futbol oynatmadı’ eleştirileri bundan yola çıkarak daha algılanabilir bir hale geliyor. Bunun da antitezi ‘kendi takımını kurmadı’ ve ‘sadece skor almak için göreve geldi’ şeklinde getirilebilir tabii.

Fenerbahce SK's Gokhan Gonul (R) vies with Dynamo Kiev FC's Milos Ninkovic during their UEFA Champions League Group G football match on September 30, 2008 at the Sukru Saracoglu in Istanbul.   AFP PHOTO/ MUSTAFA OZER

Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi’ne en son 2008/09 sezonunda katıldı. Taraftarın Pereira’dan en büyük isteği bu sezon da Şampiyonlar Ligi’ne katılmak.

Sonuç

Türkiye zor bir ülke ama Portekiz, Arabistan ve Yunanistan gibi yerlerde çalışmış bir insan için buraya uyum, kariyerli bir teknik adama göre daha kolay olacak. Pereira özellikle omurgası yer yer defolu ve yaşlı olan, kanatları da bekleri dışında kocaman bir sıfır olan bir takım alıyor. Bir nevi enkaz toparlama. Yapacağı hamleler ve istediğini takımına empoze etmesi için ise çok kısıtlı bir zamanı var. Aslında ip üstünde çok erken yürümeye başlayan bir cambaz. İlk sarsıntıları olumlu atlatabilirse özgüven artışı ile dengesini daha doğru oturtacaktır.

“Avrupa’da başarı istiyoruz” demesi de gayet normal. Onun için Avrupa arenası hala eksik bir arena. Domestik bazda lig şampiyonluklarına alışık olan Pereira’nın Avrupa’da kayda değer bir başarısının bulunmaması onu bu alanda da arzulu kılacaktır. Ancak bunun yolu da doğru kadro mühendisliği ve özellikle geçiş oyunlarını hem savunmada hem hücumda daha iyi oynamaktan geçiyor. Porto döneminde Moutinho ve Lucho gibi görece ağır ayaklarla hızlı hücum ve hızlı savunma oynamakta zorlanan, ve maç temposunun yükseldiği dakikalarda dağılan takımından gerekli notları çıkarıp İstanbul’a taşıyıp taşımayacağı kilitlerden birisi olacak. Zira ligde kapanan takımların dengesini bozmak ne kadar önemliyse Avrupa arenasında farklı tempolarda oynayabilmek, bazen de o kapanan takım olabilmek oldukça önemli. Fenerbahçe yıllardır hızlı hücumlara çıkan bir takım olmadı ve aslında Pereira’nın değiştirmesi gereken en önemli kimlik de bu. İstisnalar harici son yıllarda hep düşük tempo futbolu oynayan takıma hız katmak ve taraftarı da ardına almak.

Velhasıl kelam, Pereira’nın planları, düşünceleri ve istedikleri bu ligde zirve hedefleyen bir takımda olması gerekenler ile birebir örtüşüyor. Özellikle de yerel bazda rakiplerinin hep kapandığı ve hep kapalı savunma açmak zorunda kalmış olması Fenerbahçe teknik direktörlüğü için önemli bir done. Pereira’nın hala gelişiminin içinde olan ve kalıp dışına çıkmaktan çok da korkmayan bir teknik adam olduğunun altını da kalınca çizmek gerekiyor.

İşin teorik kısmı tamam, şimdi sıra pratikte. Kadrosunu doğru kurup hem takımını rollerine, hem de camiayı oyunu ile ikna etmeyi başarırsa gerisinin de gelmesi sürpriz olmaz. Ancak rol dağılımında bir sıkıntı ve hamlelerde eksiklik ise soru işaretlerini beraberinde getirir. Diego’yu kullanmayı başarıp orta sahadaki üçlüyü sahaya nasıl yayacağının cevabını bulabilirse Pereira’nın yolu açık olacaktır. Olmalı da, çünkü Fenerbahçe’nin bu sezon hem yerel anlamda hem de Avrupa’da mesaj vermeye ve ilerlemeye, başarılı olmaya ihtiyacı hiç olmadığı kadar fazla…

hurma 3

Previous:

Fırtına Hurma’nın aklına emanet

senol 5

Next:

Menemen sıcak yenen bir yemektir

You may also like

Yorum Yap