Bir gün değil her yıl Werder Bremen

08 Mayıs of 2015

Yolum ne zaman Almanya’ya düşse karşıma Werder Bremen çıkıyor. İki yıl önce Münih deplasmanında yakaladığım ekibi şimdi de kendi evinde, ama deplasman tribününde ziyaret ettim

 

Yazar: Bahadır Bozkurt

bahadirbozkurt@hayatimfutbol.com |twitter.com/luyisfanhaal

Weser nehrinin yanında, Türkçe’nin neredeyse ana dil, dönerinin soslu, patatesinin tuzlu olduğu, bisiklet yolunun tükenmediği yeşil şehir, Bremen’deydim. Bremen’de havaalanından iner inmez Türk taksicilerle sohbet ederek yolculuğa başladık. Şehre girerken gördüğünüz ilk dev bina Alman bira markası Beck’s’in fabrikası oluyor. Yaklaşık 10 dakikalık bir yolculuğun ardından otelimize varıyoruz. Mayıs 1, fakat hava hâlâ bizler için soğuk sayılır. Güneşte hırkayla, gölgede montla dolaşabiliyoruz. Tabii Almanlar için güneşin göründüğü her dakika yazdan bir esinti. Tişörtle dolaşmayanı neredeyse dövecekler. 1 Mayıs malum İşçi Bayramı. Ama etrafta polis, gaz, sopa, gösterici yok. Onun yerine küçük prefabrik sahnelerde Alman folk müzikleri çalan gruplar var. Etraftaki kafelerin bahçeleri piknik masalarıyla dolu.  Alternatif 1 Mayıs’a ilk defa şahitlik ediyoruz.

Bremen Mızıkacılarını bilir misiniz?

Puslu bir öğleden sonra… Hava tahminimce 5-6 derece… Şehir meydanının ortasında orta çağdan kalma bir binanın yanında küçücük bir heykel… Çocuklar, turistler etrafında sıra olmuş, yanına yaklaşmak biraz sıkıntılı… Ama inadım inat göreceğim heykeli… Ahmet Çakar’ın Beyaz Futbol’da teşbihi mübalağa ettiği Bremen Mızıkacıları karşımızdaki. Ortalama 1,5 metrelik bir taş üzerinde 1 metrelik ufak bir heykel. Alıyor beni bir düşünce. Bizim derginin eşeği kim? Bu derginin tüm yükünü omuzlarına alan, bizi buralara taşıyan, “10 sayı sonra biter hevesin” diyenlere inat 170 küsür sayıyı deviren, şimdiden 500’üncü sayının ‘special edition’ı için derlemeleri yapan İlker Yılmaz’dan başkası olamaz. Peki bu derginin köpeği? Bu benzetmeler bir hakaret değil aksine övgüdür. Yüzlerce maça giden, Hollanda laleleri gibi eşsiz yazılar yazan, gurbetten bu topraklara Avrupa Futbol kültürünü bedavaya ihraç eden Fırat Topal mı? Yoksa Türkiye’de yaşayıp bir İspanyol’dan daha iyi İspanya ligi takip eden, tapas gibi lezzetli yazılar, tortilla gibi eşsiz dosyalar hazırlayan Emre Çelik mi? Bilemedim. Gözlerim sosyal medyanın fenomeni olan kediyi gördüğünde aklıma sadece iki isim geliyor; Yılmaz Erdoğan’ın futbol yazarı güncellemesi Serkan Akkoyun, Kemal Sunal filmlerinin yeniden yorumlanmış hali Cihat Akbel… Peki horoz kim? Horozun kendi çöplüğü olmalı. Yerim sizin futbol muhabbetinizi deyip köşe bucak lokantalar gezen… Sabah 6:30’da koşuya çıkarken “Günaydın” mesajını Whatsapp grubumuzda bizlerden esirgemeyen; Varol Döken!

starssburgbremen033

Yemek ye, maçta güçlü kal

Avrupa’nın herhangi bir kentine resmi tatillerinde ve bayramlarında gidilmeyeceğini tekrar tecrübe ettikten sonra mistik kafelerde kahveler içiyor, lokal yemekler yapan yerlere göz gezdiriyoruz. Aklınızda olsun, domuz ürünleri yemiyorsanız ve Almanca bilmiyorsanız menülerde gözleriniz Schweinsteiger’in Schwein’ınını arayacak. Gurme değiliz ama gözler değişik bir şey arıyor; Portakallı domates çorbası. 10 puan. Üstüne birkaç yemek daha söyledik. Bremen’de bizim gibi açgözlülük yapmayın. Porsiyonlar o kadar büyük ki yemekler bitmiyor bile. Otele 20 dakikalık bir yürüyüş, soda niyetine. Sabaha erken kalkmak lazım, Werder Bremen’in maçı var.

Ertesi sabah tekrar ıssız bir meydanla karşılaşacağımızı düşünürken, yeşil formalı binlerce kişinin sokaklardaki maç heyecanına şahitlik ediyoruz. Dün hayaletlerin gezdiği şehirde, ertesi gün bir karnaval ile karşılaşıyoruz. Kasa kasa Beck’s taşıyan taraftarlar maç öncesi şehri birayla yıkıyorlar adeta. Rakip Eintracht Frankfurt taraftarları da yavaş yavaş meydana geliyor. Sıradan bir Bundesliga maçında olduğu gibi stadın kapalı gişe olacağı belli, fakat maçın Werder Bremen taraftarı için özel bir maneviyatı var. Neredeyse kundaktan çıktığı günden bu yana, 41 senedir Werder Bremen’e hizmet eden Thomas Schaaf, ilk kez Wesen Stadyumu’nda rakip yedek kulübesinde oturacak.

Thomas Schaaf için önem arz eden maçın benim hayatımda da farklı bir önem arz ettiğini açıklamak istiyorum. 2013 senesinde Münih’e gitmiştim. Şubat ayı soğuk mu soğuk. Akşama Sigur Ros konseri var. O zaman kız arkadaşım/şimdiki zevcemi ikna etmiştim. Allianz Arena’ya gitmiştik. Maç Bayern Münih ve Werder Bremen arasında. Bayern Münih’in iç saha maçlarına neredeyse sekiz sezondur bilet bulunamadığını bildiğim halde stadın önünde bari bir fotoğraf çekiniriz diye metroya binmiştik. Karaborsacılar etraftaydı. 300 eurolarda belirtilen maç biletlerini almamız mümkün değildi. Son bir ak saçlı, pamuk sakallı dedenin yanına gitmiştim. “Bilet kaça?” deyince elleriyle 30 yaptı. Fırsat bu fırsat deyip biletleri alıp, kırmızı Bayern atkılarıyla Allianz Arena’ya koşarken bulmuştuk kendimizi. Nasıl o kadar ucuza verdiğini tribüne girince anladım, etraf yemyeşil biz kırmızı atkılarla… Bayern gol attıkça soğuk terler boşalıyordu, namussuzlar altı tane attı! Bremenliler centilmen adamlar, bizim gibi muhtemelen yanlış tribüne gelen, her golden sonra “ Tooor!” diye bağıran herife, efendi gibi “otur” uyarısında bulunmuşlardı. İşte bu karşılaşmada benim ikinci Werder Bremen maçım olacaktı. İstemeden gönlüm kayıyordu Werder’e.

3

Bu yol stadyuma gider

Stada giden yolu nasıl bulabilirim diye düşünenlere tek tavsiyem, döner dükkanlarının sıklıklarına bakın. Eğer sokakta 1 döner dükkanı varsa stadyuma uzaksınız demektedir. Sokakta 4-5 dönerci gördüyseniz stadyuma yaklaşıyorsunuz anlamına geliyor. Oturuyoruz bir dönerciye soslar ve salatalar içindeki pideyi mideye indiriyoruz. Pide döner ve kolaya kişi başı 5 euro civarı gibi ödeme yapıyorsunuz. Döner ustasından stada giden yol tarifi bedava. Oh ne ala!

Bitmedi. İşte Weser nehri, işte Weser Stadı. Karaborsacılar meydanda. “Bu bilet kaç para?” diye sorunca yine aynı senaryo karşımıza çıkıyor. 200 euro-100 euro arası küçük bir arazi satacağını düşleyen karaborsacılara “ohaaa” diyince, karaborsacı tribününden cevap gecikmiyor “Türk müsün abi?”. “Türküz kardeşim gurbet diyardan geldik Werder’i bir dünya gözüyle görelim” diyoruz Murat’la. “Abi maç çok önemli para kazanmamız lazım, başka maç olsa canın sağ olsun.” Karaborsacı maçtan anlıyor beyler. O zaman biz de hilal taktiği uygulamaya karar veriyoruz. Taktik şu; karaborsacıyı gözüne kestir, anons başlayana kadar bekle. Maç anonsları başladığında karaborsacıyı sıkıştırıp ölümüne pazarlığa başlıyoruz. İki bilet 140 euro, Werder’in kadrosu okunmaya başlandı. Pazarlık aralıksız devam ediyor, Bundesliga müziği girdi… Kurbanlık koyun alırken bildiğimiz pazarlık sayesinde iki bileti 70 euroya kadar indiriyor. Biletin normal fiyatının 15 euro olduğunu düşünürsek iyi bitiriyoruz. Ama büyük bir soru işareti var aklımızda. Murat’la adama “Bunda niye oturacak yer yazmıyor?” diyoruz, “Deplasman tribünü, ayakta burası” diye belirtiyor. Yine deplasman yolları görünüyor bize. Fakat bu sefer işi sıkı tutuyoruz, üzerimizde herhangi yeşil bir emare yok. Stat güvenliği sadece montlarınızın önünü açın diye işaret yapıyor. İçimizde Werder Bremen forması olmadığı için girişimize izin verildiğini, bizden sonraki gelen çocukta anlıyoruz. Güvenlik izin vermediğini kaba bir dil olan Almanca’yla anlatmaya başlıyor. Biz ise çocuklar gibi şendik edasıyla koşuyoruz demir parmakların ardına.

6

Thomas Schaaf sahaya çıktığında bir alkış tufanı kopuyor, Frankfurt Ultralarının ateşiyle yanıyoruz. Eller havada, Almanca tezahüratlarda omuz omuza zıplayarak eşlik ediyoruz. Sahada bir eski dost İzet Hajrovic. İyi de oynuyor. Murat bir Galatasaraylı olarak sinkaflı yad ediyor kendisini. Alex Meier sakat, bizim tribünün morali bozuk biraz. Nelson Valdez hurdaya çıkmış, Haris Seferovic tek gol umudumuz. İlk yarı işler istediğimiz gibi gitse de ikinci yarı Selke’ye çarpan bir gol bizim tribünü derin bir sessizliğe bürüyor. Ne Inui gününde ne Hasebe… Tek gerçek kalecimiz Kevin Trapp. Adama hayran olmamak elde değil. Frankfurt gol atamayınca boynumuz bükük iniyoruz merdivenleri. Kırmızı-siyahların arasından sıyrılınca koşuyoruz fan shop’a, yazarımız Sercan Ergün’e atkı almaya.

Derler ki Werder Bremen’i bir kere izleyince bir daha izlemek nasip olurmuş. Çok şükür ben izledim, darısı tüm izlemek isteyenlere…

9

Previous:

İnleyen gaydalar ruhumu sardı #2

You may also like

Yorum Yap