Bir hayali yaşamak

09 Ocak of 2015

Zeki Demirkubuz sinemayı bıraktı, İsmet Özel şiiri. Gerrard da Liverpool’u bırakıyor; bu kadar yetmez mi?

Yazar: Yağmur Erdoğan

a.yagmurerdogan@gmail.com | twitter.com/yagmur_erdogan

“If you were looking for the player you would replace Keane with, it’s Gerrard without question” Sir Alex Ferguson.

Liverpool taraftarları 2 Ocak gününe uyandıklarında taraftarlık hayatlarının en kötü haberini alacaklarını bilmiyorlardı. O gün, belki de birçoğu yılbaşı gecesi eğlencesinin kalıntılarını üzerlerinde hissediyorlardı. Kimi televizyonu, kimi interneti kimi ise arabasında bir radyo frekansını açtı. Ve o an; Steven Gerrard, 17 yılın ardından, 630’dan fazla maçın ardından, sayısız hatırayı artık Merseyside’ın kırmızı yakasında bırakarak Liverpool’dan ayrılacağını resmen duyurmuştu.

‘Takıma gelse tahtaya ilk onun adını yazar, sonrakileri düşünürüm’ olarak da yorumlayabileceğimiz giriş cümlesi Alex Ferguson tarafından onun için söylenmiş. Başka bir deyişle Steven Gerrard için bu sözleri, 9 yaşında kapısından girdiği ve ömrünü adadığı kulübü sevenlerin belki de en çok öfke beslediği, varlığından hiç hazzetmediği insan söylemiş. Alex Ferguson’ın bunu söylediği sene Abramoviç yeni Chelsea’yi inşa etmeye başlamıştı ve hem Gerrard’a hem de Liverpool’a hatırı sayılır bir meblağ önerdi ancak reddedildi. Zidane ‘Dünyanın en iyi orta sahası’ dediği Gerrard ile beraber oynamayı çok istediğini ve Real Madrid’in de iki kere transfer teklifi yaptığını ancak Gerrard’ın transferi kabul etmediğini söyledi. Ona dair doğrulanmış bazı transfer haberleri ve yorumlar böyle iken onun futboluna dair istatistikler verilip sayısız güzelleme yapılması çok olağan. 2000 yılından itibaren Liverpool A Takımında şekillendirdiği futbol kariyerinde her yıl dünyanın en iyi orta saha oyuncularından biri olarak gösterildi. Bu onu dünya futbolunda önemli bir yere koyuyor ama Liverpool’u seven herkes için o, sahada iyi bir futbolcudan hep daha fazlasını ifade ediyordu. Türkiye’de bir Liverpool ve Gerrard hayranına iyi bir futbolcudan daha fazla ne ifade ediyor iletme çabasıdır benimkisi.

Liverpool v Levski Sofia

“Ona sıradanlığının sıra dışı olduğunu öğreteceğiz” Takva

1998 yılının Kasım ayında bir Blackburn Rovers maçında Gerard Houllier tarafından ilk defa oyuna sokuldu. “Her şey bir anda oldu. Gerçek değildi sanki” diyerek duygularını anlatan Gerrard, bundan tam 1 yıl sonra da Sheffiel Wednesday ağlarına ilk golünü atmıştı; tarihe ise UEFA Kupası, Şampiyonlar Ligi, Federasyon Kupası ve Lig Kupası finallerinde gol atan tek oyuncu olarak geçmemişti henüz. Kendisine ilk defe Liverpool formasını giydiren Gerrad Houllier’den “Babam gibiydi. Saha dışında benimle çok fazla ilgilenirdi. Yediğim yemeği kadar karışır, gece kulüplerine gitmeme izin vermezdi” şeklinde bahsediyor. Zaafsız Gerrad, minneti de unutmuyor.

Hem onun kariyerini hem de futbolu takip eden herkes için en unutulmaz maçlardan biri kuşkusuz 2005 Şampiyonlar Ligi finalidir. Arkadaşlarla beraber o maçı daha sonra da tekrar tekrar izledik. Herkesin ayrı düşleri var maça dair. Ben en çok maç sırasında olup bitenleri veya sonrasında futbolcuların ne hissettiğini değil devre arasında soyunma odasında neler olduğunu düşlerim. Sizin için en çok mutluluk veren anlardan biri ama olayı başkaları yaşıyor. Doğal olarak neler yaşandığını hayal gücünüzle yorumluyorsunuz. Hayal gücünüz olayları belki yaşanılandan çok daha farklı sunuyor ama size güzel şeyler hissettirdiği için olaylar tekrar tekrar sizin düşlediğiniz gibi gelişiyor. Devrenin son dakikası yediği golle 3-0 mağlup takım soyunma odasında, kafalar öne eğilmiş… Kaptanı soyunma odasında düşününce Özer Kızıltan’ın bu finalden bir sene sonra çektiği Takva’sında zikir sahnesi ve Güven Kıraç’ın o sahnedeki performansı aklıma geliyor. O sahnede Güven Kıraç etrafındaki insanları nasıl yükselttiyse kaptan da takım arkadaşlarını ikinci yarı çıkıp o maçı çevirebileceklerine inandırırken öyle yükseltmiştir diye düşünüyorum. İkinci yarı attığı golden sonra hızla kendi sahasına doğru koşarken bir yandan da taraftarlara ayağa kalkmalarını işaret ediyordu. Milan kadrosuna kıyasla düşünüldüğünde oldukça mütevazı olan o takım, devre arasında olanlar ve ikinci yarı gelen golle akıl almayacak işler yaptı. Tek başına yaptığını düşünüp takıma haksızlık etmek olmaz tabi ama çok büyük bir kısmını onun yaptığını gördük; kalanının da hayalini kurduk.

Steven-Gerrard-Champs-League

“İnsanın hayatı, insanın hayalidir” Andre Gide

Futbola dair hayaller kurmaya 90’ların ortasında başladım denebilir. ‘Doğuştan bu takımlıyım’ ve ‘Çocukken tuttuğum takıma geldim’ gibi açıklamalar hayal kurmaya başladığım dönemin Türkiye futbol ikliminde sıkça yapılırdı. Her gün okuduğumuz izlediğimiz olaylar doğal olarak hayallerimizi etkiliyor. O açıklamalar uzun müddet ruhumu okşadı çünkü o zamanlar bu kadar hızlı transferler bu kadar çabuk ‘U’ dönüşleri olmuyordu ya da oluyordu da biz haberini kısıtlı alıyorduk. Sonra ‘biz büyüdük ve kirlendi dünya’ analizi yapmayacağım ama çok değiştiği gerçeği, hızlı haberleştiğimiz gerçeği, o açıklamaları hem seyreltti hem de çabucak yalanlanır kıldı. 2000’li yılların başlarında artık futbolun kendi gibi lügatı da değişti. Her şey bu kadar değişirken ‘Kaptan’ sabit duruyordu. En iyi futbolunu oynadığı, en çok para kazanabileceği, en çok kupa kaldırabileceği zamanda sanki çocukken kurduğumuz düşleri yıkmamak adına dimdik duruyordu. Büyük ihtimalle o da çocukken kurduğu hayaller yıkılmasın diye bizimle duruyordu. Belli ki bir zamanlar o da bize yakın hayaller kurmuştu. Hatta çoğu zaman biz onun kurduğu hayallere inanamadık çünkü biz bir takım tutuyorduk o ise o takımı yaşayan ve dik tutmak için çabalayan bir kahramandı. Bazen kahramanını kendin yaratıyorsun bazen de kahramanın kendini yaratıyor.

Eski takım arkadaşı ve kaptanı Jamie Carragher onun için, “Tek bir gücü vardı; hiç zayıflığı olmaması” diyordu. Bu da aslında Gerrard’ın önüne sayısız fırsat çıkmasına karşın belki de dünyanın en çok kazanan futbolcularından birisi olup güçle iktidarın tek sahibi olabilecekken, modern futbolun bu zaaflarına karşı koymasını sağladı. Onda zayıflıktan eser yoktu; 1987 yılında kapısından içeriye girdiği Liverpool’un logosunda anka kuşu gibi ne kadar yakılsa da aynı yerden aynı şekilde doğmasını biliyordu.

soccer-graphics-steven-gerrard-785486

Son dönemde Messi ve Ronaldo gibi belki de dünyanın gelmiş geçmiş en büyük yeteneklerini izliyoruz. Kuşkusuz bu iki büyük yeteneğe canlı şahitlik etmek çok büyük bir keyif. Kuşkusuz, onların Gerrard’dan çok daha başarılı futbol kariyerleri olacak. Hatta belki de onlardan da daha iyilerini izleyeceğiz ama Steven Gerrard bize başka bir şey sundu. Çocukken kendimiz için düşünü kurduğumuz kahraman futbolcu oldu. Tuttuğu takım için son dakikada iki kişiyi çalımlayıp gol atma düşü kuran bir çocuktu o ve daha da fazlasını yaptı. Belki çocuklar artık bu tarz hayaller kurmuyor; dünyanın en büyük kulüplerine transfer oluyorlar hayallerinde… Ama o bize zamanında böyle hayaller kurdurdu. Belki de iki kuşak arasındaki bağlantıydı. Biraz Tony Kroos, biraz Del Piero, biraz Fabregas, biraz Baresi izleme keyfiydi. Yaşattığı her sevinç için ayrı ayrı hayaller kurdum, kurduk.

Kariyerinde UEFA Yılın Futbolcusu (2005), İngiltere’de Yılın Futbolcusu (2007, 2012), UEFA Yılın Takımı (2005, 2006, 2007) gibi bireysel 100’lerce ödülün yanı sıra 2 Federasyon Kupası, 3 Lig Kupası, 1 UEFA Kupası, 1 Şampiyonlar Ligi, 1 Süper Kupa kazanan Gerrard, Kırmızılara Premier League zaferi yaşatmadan veda ediyor. Ama bu veda bildiklerimiz gibi olmayacak; tarihe adını Kırmızı harflerle yazan adamı tarih asla unutmayacak.

kadah8-1375134704

Previous:

Geç yükselen Deniz

Fotoğraf: Saycan Sayım

Next:

İşleyen demir pas mı tutacak?

You may also like

Yorum Yap