Bir savaş kahramanı: Vahid Halilhodzic

17 Ekim of 2014

Bosna Savaşı sırasında elinde silahıyla savaşıyordu. Yıllar sonra Dünya Kupasının en iyi hocaları arasına girdi. Bu yolda ise dikenlerle dolu bir gül bahçesinde sadece o güzel kokuya odaklandı

Yazar: Serkan Akkoyun

serkanakkoyun@hayatimfutbol.com | twitter.com/sakkoyun_

Bir gün içinde üzerimize ateş açmaya başladılar. Neden? Adım Leyla olduğu için mi? Bunu kimse anlayamıyordu!”

Alexandra Cavelius’un yazdığı Leyla romanında, Bosna savaşının başladığı günler henüz 16 yaşındaki Leyla işte bu sözlerle özetliyordu. Leyla daha sonra Sırpların eline geçip, kampa götürülüp tecavüze uğrayacaktı. Ve tüm bunlar roman olmasına karşın; yaşanmış olaylardan derlenmişti. Bosna, 1992 ve 1995 yılları arasını gürültülü bir sessizlik içinde acı çekerek geçirmişti.

velez

Bir futbolcu doğuyor

Leyla, Krayina’da bu düşünceler içindeyken Fransa’da Nantes ve Paris Saint-Germain formaları ile kupalar kazanan, Şampiyonlar Ligi’nde forma giyen ve 1982 Dünya Kupası’nda Yugoslavya ile dikkatleri üzerine çeken Vahid Halilhodzic de Mostar da bir mücadeleye başlamıştı. Futbolu bırakmasının üzerinden 4 yıl geçmişti. İlk takımı Velez Mostar’ın başına bu sefer teknik direktör olarak geldi ve ilk deneyimini yaşamak için ‘bismillah’ dedi. Ülkesinde çok ünlüydü. Uzun boyu, ince bacakları ve sert şutları ile Fransa’da harikalar yaratmış 200’e yakın gol atmıştı. Şimdi Bosna topraklarında bir futbol efsanesi vardı. Ama topraklar bir süre sonra kirlenmeye başladı.

Savaş bir para israfıdır. Hayatın kazançlarını silip süpürür” der Amerikalı yazar Eugene O’Neill. Bosna’da savaş başlamış, Sırplar hiçbir insanlık değerini gözetmeksizin özellikle Müslümanları yok etmeye koyulmuştu. Buldukları tüm dişilere önce tecavüz edip sonra öldürüyor, erkekleri direkt öldürüyor, evlerini yakıyor, dükkânlarını yağmalıyorlardı. O dönemde orada Müslüman olmak ölmek için tek ve yeterli sebepti. Cem Yılmaz’ın dediği gibi sniperla gerçekten Müslüman avlanıyordu.

hastane

Bir savaşçı doğuyor

O sniperlardan birisinin tek gözünün ucunda da Vahid Halilhodzic vardı. 1952 yılında yemyeşil bir Bosna kenti olan Jablanica’da doğan Vahid henüz 16 yaşında evinden ayrıldı ve Mostar’ın yolunu tuttu. Çünkü ona göre ‘futboldan başka hiçbir şey yapamaz’ haldeydi. 19 yaşında geldiğinde Velez Mostar’ın futbolcusuydu ve 10 yıl, 200’den fazla maç, 100’den fazla golle sürecek hikâyeye ‘merhaba’ demişti. Sniper’ın kırmızı sinyalinin üzerinde gezdiği şehirde yaklaşık 10 yıl önce futbol kralıydı. Bu başarıları onun Fransa’nın o dönem ünlü kulüplerinden birisi olan Nantes’a transfer olmasını sağlamıştı. Biraz değişiklikten kimseye zarar gelmezdi. Hem Fransa’ya giderse daha fazla para kazanır ve ülkesine döndüğünde yeni bir ev alabilir, belki şehrindeki fakir insanlara yardım edebilirdi. Onun için iki önemli şey vardı çünkü ailesi ve onuru. Sniper tam da onurundan hedef aldı. Tetiği çektiğinde ise ufak bir hata sonucu onurundan değil, korkusundan vurmuştu. Vahid Halilhodzic, Bosna savaşı sırasında bir Sırp sniper tarafından vuruldu. Bedeni hayattaydı ama artık korkusu ölüydü.

Lucianus, Büyük İskender’in fetihlerini “Önüne çıkan tepelerde ne varsa yıkarak, geçtiği her yerin altını üstünü getirerek” sözleri ile anlatır. Bosna’da kentler üflenmeden küllüğe konmuş kibrit çöpleri gibiydi. Bir kısmı yanmış ve kararmış, bir kısmı sağlam ama yalnız ve eksik. Halilhodzic, yanmış ve kararmış kısımda bıraktı, Fransa’dan döndüğünde yanında getirdiği hayallerini. Nantes’ın ardından 1 sezon Paris Saint-Germain forması giyen Vahid, Velez Mostar teknik direktörü olarak sonunda kentine hizmet etme fırsatı bulmuştu. Ama fırsatlarını tam alnından vurup yaşamsal faaliyetlerini sonlandıran savaş onu da içine çekti. Tek varlıkları olan evini korumak için silah aldı. Fırın ve lokanta olarak da kullanılan evlerinin çevresini temizledi. Kendilerine yönelik gelen saldırılara karşı aynı şiddetle yanıt verdi. Bir sniper tarafından vurulduktan sonra herkes ona ülkeden ayrılması için baskı yaptı. Çünkü önemli bir futbol figürü, ünlü bir isimdi. Ama o bir süre daha kalmayı tercih etti. 1-2 ay boyunca hastanede tedavi oldu. Daha sonra Milijov Petkovic’in başında bulunduğu Hırvat Savunma Konseyi’nin tehditleri altında 1993 yılında ülkeden ayrılmak zorunda kaldı. Ayrılmasının hemen ardından içinde ölümde yüzleştiği, PSG’de oynadığı sırada ölen annesi ile en güzel çocukluk hatıralarının bulunduğu ev; yağmalandı ve yakıldı. Halilhodzic ailesinden geriye, Vahid’in yanmış kan kurusu kaldı.

Bir teknik direktör doğuyor

Bir gün önce zengin bir adamdım. Ertesi gün bir pantolon ve gömlekle kaldım.” diyor Halilhodzic. Mostar’dan ayrılıp Beauvais’e gittiğinde ona kucak açan ülke yine Fransa oldu. Ama bu sefer bir futbol efsanesi değil yanında savaş mağduru apoletini de taşıyordu. Vücudunda mermi yarası, kalbinde korkusuzluk; Halilhodzic o gün nasıl bir adam olacağına karar verdi; “Hayatım iniş ve çıkışlarla dolu. Tek yapmam gereken başarılı olmak.

18.yüzyılda Avrupa’da başlayan ‘Aydınlanma Akımı’nın kurucularından Almanyalı filozof Immanuel Kant, felsefenin temelini; insanın kendi düştüğü olumsuz durumdan kurtulmak için yine çareyi kendi aklında bulabileceği şeklinde ilkel bir şekilde özetleyebileceğimiz mantığa oturtur. Halilhodzic, Bosna’da kül olan evinden bir Anka Kuşu çıkmayacağını biliyordu. Futbola ileri gitmeli ve bu işin en iyilerinden birisi olmalıydı. Kapı kapı kulüpleri dolaştı. Arabasında yattığı geceler oldu. Beauvais’te geçen bir senenin ardından 1997 yılında Afrika’da yaşayacağı tecrübeye kadar Leyla’sını arayan Mecnun gibi gezdi. Bu arada Leyla o sıralarda Sırpların elinde, tecavüz ve işkence altındaydı.

Halilhodzic, Marcelo Lippi ve Fabio Capello gibi isimleri takip etti. Onları izledi. Futbolun gelişimini ve gidebileceği noktayı hep tahmin etmeye çalıştı. Sonunda kapılar ona yıllar sonra en büyük hocalık başarısını sergileyeceği topraklarda, Afrika’da açıldı. Fas’ın Raja Casablanca takımını Vahid’e emanet ettiler. Avrupa’nın zirvesindeyken geldiği ülkesinde ailesini ve evini bırakan Halilhodzic tüm hırsını rakiplerden çıkardı. Önce Lig şampiyonu ardından Afrika Şampiyonlar Ligi şampiyonu oldu. Trabzonluların “dede” lakabı taktıkları hocaları henüz yolun başında olaya çok sert dâhil olmuştu. Protestanlar “bugün çok çalış ve yarını düşün” mottosunu taşır. Halilhodzic ise, “bugün çok çalış ve geçmişini düşün” mottosunu icat etti. Çünkü onu geleceğe ve hedeflerine taşıyacak yegâne azim geçmişinde yaşadıklarında gizliydi.

Bir insan doğuyor

Halilhodzic, Raja Casablanca sonrasında Lille, Rennes, Paris Saint-Germain, Trabzonspor, Ittihad Jeddah, Fildişi Sahili, Dinamo Zagreb ve Cezayir’i çalıştırdı. Lille’de ligi 3. bitirdi. PSG ile Şampiyonlar Ligi’nde mücadele etti. Fildişi Sahili’ni Dünya Kupası’na götürdü. Cezayir’le Dünya Kupası’nda ikinci tura çıktı, uzatma dakikalarında turnuvanın şampiyonu Almanya’ya 2-1 yenildi. 2014/15 sezonunda da yarım kalan işini tamamlamak için Trabzonspor’a geri döndü. Fransızlar için ‘Coach Vahid’ Trabzonsporlular için ‘Dede’ Karadeniz kıyılarında yeni bir hikâyenin kahramanı olmak üzere geri gelmişti. 16 yaşında ailesinden kopup Mostar’a gelen Vahid Halilhodzic bir savaş ganimeti mi yoksa esir miydi? Onu masum bir futbol adamından saldırgan bir çöl tilkisine dönüştüren şey kesinlikle kurşunlar, ölümler ya da yangınlar değildi. ‘Dede’ hep eksik yaşadı. Hayatı heyecan ve hayal kırıklarıyla dolu bir adamın sesinin gür çıkmasına saygı duymamız gerekiyor.

ayakkabi

Yazıdan taşanlar 

-Cezayir ile Dünya Kupası bileti aldığı günden 1 yıl önce kardeşi hayatını kaybetti. Burkina Faso maçından sonra gözyaşlarını tutamadı çünkü aklına kardeşi geldi.

-Fildişi Milli Takımı’nı 2010 Dünya Kupası’na taşıdı ama siyasi nedenlerden dolayı görevine son verildi. Kendini görevden alan hükümetin bu davranışını “iğrençlik” olarak niteleyen Halilhodzic daha sonra yeni gelen hükümetin kendisinden özür dilediğini açıkladı.

-Teknik direktörlüğü sırasında Chelsea’den teklif aldı ancak o dönem dil sorunu nedeniyle kabul edemedi.

-1985 yılında Galatasaray’ın transfer listesine girdi. Ama Nantes satmaya yanaşmadı. Halilhodzic o sezonu 28 golle kapatarak Avrupa gol krallığında ‘Bronz Ayakkabı’ ödülünü aldı.

-Disiplinli ve sert oluşu nedeniyle Avrupa piyasasında futbolcular arasında adı ‘Diktatör’e çıktı.

-PSG’yi çalıştırdığı dönemde takım kadrosunu basına veren çalışanı kovdu.

-Fransa’da onu konu alan kitaplar yazıldı.

FC Porto president Jorge Nuno Pinto da Costa looks at his players training at the Dragao Stadium in Porto, on September 29, 2009 on the eve of their Champions League football match against Atletico Madrid. AFP PHOTO / MIGUEL RIOPA

Previous:

Büyük başkan: Pinto da Costa

bielsa6

Next:

Delilikle dahiliğin arasında

You may also like

  • 1916382_620x410
    13 Nis

    Futcoin’in mucidi Benfica Scout Şefi Jose Boto

    Profil

    Benfica’ya birkaç milyon Euro’ya transfer ettirdiği oyuncuların satışından kulübün kasasına 250 milyon Euro girmesini sağlayan ...

  • metin kurt
    23 Mar

    Futbolun anlatım bozukluğu

    Profil

    Yazar: Serkan Akkoyun serkanakkoyun@hayatimfutbol.com | twitter.com/sakkoyun_ Türkiye bir cümle olsaydı, siyasi tarihi onun anlatım bozukluğu ...

  • o_f_c_barcelona_la_historia-4093495
    06 Şub

    Siyah

    Profil

    Hagi’nin Steaua Bükreş, Romanya ve Galatasaray kariyeri başarı açısından ne kadar beyaz ise Real Madrid ...

  • Stephanie Roche 2/1/2015
    06 Mar

    Hiç kimseden Beyaz Saray’a

    Profil

    Stephanie Roche sıradan, amatör bir futbolcuydu. Bu işle geçimini bile sağlayamıyordu, belki de futbolu bırakacaktı. ...

Yorum Yap