Bir umudum sensin anlıyor musun?

05 Haziran of 2015

Yazar: Kerim Akbaş

kerimakbas@outlook.com | https://twitter.com/vekerim

Ankara Kalesi serindir. Manzarası can mı yakar, umut mu verir anlaşılmaz. Orada anlatmıştım, ‘bacağım kırılmasaydı belki şimdi’yle başlayan cümleleri. Sakin ve umut dolu dinlemişti. Her şey orada başlamıştı, aşık oluyordum. Serinlik ve manzara tartışılmaz. Ankara manzarası, bazı akşamların kırgınlığını sahiplenmeniz için yol gözler. Sahiplendim. Her seferinde.

Yıllar sonra, gittiği gün hükmen yenik ve altyapısı dağılmış bir teknik direktör gibi hissettiğimde, 2014’ün Eylül’ünde bacağım tekrar sızladı, bu sefer ağır bir darbeyle. Bunu atlatacak ya da anlatacak hiçbir şey üretmeye çalışmadım. Yıllardır takip ettiğim Beşiktaş’ı altyapı maçlarından antrenmanlarına kadar daha ‘sıkı’ takip etmeye başladım. Çünkü bahar hiçbir şey olmamış gibi gelecekti ve bu kışı atlatmamız çok zor olacaktı, biliyordum.

“Tuttuğumuz takım yenildi, kahrolduk; sopa yediğimiz deplasmanlar oldu, kan kustuk loğusa şerbeti içtik, ne kimseye şikâyet ettik, ne de halimize ağladık. Fakat haftalardır akıl almaz kontralar yiyen bir takımın ruh hali var üzerimde.” Ağbimiz Erkan Goloğlu, eski bir yazısında böyle söylüyor. Ne eksik, ne fazla; kimseye hiçbir şikâyetim olmadı. Üstelik bu yazıyı okuduğumda kırılmış bir bacakla, sadece yatıyor ve okuyor, futbol oynayamıyordum.

Lisedeyken tribünden arkadaşlarla ‘sevinmek için sevmedik’ yazılı bir pankart yapmıştık. Liverpool maçının İstanbul ayağına denk gelir. O maçta ikinci golümüzden sonra, her zaman maç izlediğimiz stadyumda, dört beş sıra öne ilerlemişiz farkında olmadan. Maçın başında, gol olmadan önceki yerimize… Arkadaş karnını tutuyor, tekme geldi galiba, diyor gülerek. Yanımızdaki adamın kaşı açılmış. Herkes gülerek sarılıyor birbirine. Kapalı üst, Ankara Kalesi’nden de serindir. Manzarası can da yakar, umut da verir.

Rövanş maçından, İngiltere’deki o maçtan sonra iki hafta kendime gelemedim. Toparladım, diyorsam da kendime hep bir sürü şey eksikti. Bu sezon, Uefa eşleşmelerinde Liverpool’la tekrar karşılaştığımızda telefonum o gün boyunca hiç susmadı. Zamanında yerin dibine sokana kadar uğraşan başka takımlı arkadaşlar dahi arıyordu. ‘’Kerim, bu maçı alacaksın, bu maçı alacaksınız.’’ Futbolla ilgilenenler ‘şimdi onlar düşünsün’ lafını genelde şakayla karışık söylerler. Artık ruh halimin bir tezahüratı vardı: ‘’Bir umudum sensin anlıyor musun / Hayat yaşanmıyor ki seninle olmadan’’.

Haberi aldıktan sonra kendimle baş başa kaldığımda hemen eski fotoğraf albümlerini çıkartıp geçmişe döndüm. Bacak alçı içinde, elde Gorki’den Çocukluğum, saçlar uzamış, bir sürü fotoğraf. Geçmiş bir sığınak mı, unutmamaya çalışmak mı? Herkesin kendine göre cevabı var. Geçen günlere baktım; on iki sezonda bir şampiyonluk, onlarca deplasman, onlarca kavga dövüş, Hasbi’de dördüncü duble mahzunluğu, Ankara’ya dönüşte çalışılan sınavlar… Uzatmalarda yenmiş gol gibi, tribün dağıldıktan sonraki yalnızlık gibi bir geçmiş.

Eylül 2014’te bir akşam anlatacak daha çok şey olmalıydı, diye düşündüm. Bu kadar kolay incinmemek lazımdı. Ellerim ceplerimde saatlerce yürüdüm. O günden 26 Şubat’a kendi antrenmanlarıma çıkmadım örneğin. 26 Şubat günü Slaven Biliç, belki de galibiyet golünü kaçıran Liverpool oyuncusuna sarılıp teselli ederken ben öylece seyre dalmıştım, kitlenmiştim. Yumruğunu havaya kaldırıp taraftarı selamlıyordu, arkasından top toplayıcı bir çocuk gol çığlığıyla müthiş bir şekilde koşuyordu, tribünde bir ağbimiz yıllardır arasının bozuk olduğu eşini arayıp ağlaya ağlaya, sevinçten bağıra çağıra konuşuyor ve nihayet barışıyorlardı. Mutluluğun resmi çizilir mi bilmem ama fotoğrafı çekildi, diyordum arayan arkadaşlara. Sabahı zor ettim, sevinç belirsiz bir hüzne dönüşüyordu ve zor tutuyordum kendimi. Bütün geçmiş bir tarafta, Biliç’in savaşçıları diğer tarafta.

18 Mayıs 2015 günü Slaven Biliç şöyle diyordu: ‘’Sanırım seneye burada kalmam imkânsız.’’

Stadsız, taraftarsız, parasını alamayan oyuncularla haftada üçer maç yapıp müthiş işler başarmak sanırım evet, burada kalmak için bu algıya yeterli değil! Barbaros’tan inmişiz meydana, Kartal’dan Hasbi’ye yol almışız, üçüncü biterken yürümüşüz Dolmabahçe’den, Biliç ve kartalları sahada, biz tribünde; sanırım imkânsız.

Ben şöyle düşünmüştüm: Bundan sonra bacağım asla sızlamayacak, dünyanın bütün eylülleri serin kalacak, geçmişe fiyakalı bir göz kırpacağız. Buna kendimi farkında olarak kaptırmıştım.

Sezon başından beri ne kadar antrenman, maç varsa oradaydım. Hepsiyle beraberdim. Yanlarından hiçbir zaman ayrılmadım, bir tek saniye olumsuz sonuçları düşünmedim tüm bunların olacağını bildiğim halde. Haftada üç gün o doksan dakika, bu rezalet kışı atlatmam için elinden geleni yaptı.

Şimdi başladığım yerdeyim, alçıyla yatmıyorum fakat orada bir şey çok acıyor.

1450416-31005246-1600-900

Previous:

Altın sezon

DSC_1372

Next:

Amatör sevinçler, Gümüşlükspor

You may also like

Yorum Yap