Buluşma

17 Nisan of 2015

Düşünsenize; bugün 4 adam çıkıyor ve takımın kaldığı otelden Messi ya da Ronaldo’yu kaçırıyor. Máximo Canales iken Di Stefano’yu kaçıran, daha sonraları Venezuela’nın en tanınmış sanatçılarından biri olan Paul del Rio’nun hikâyesi…

Yazar: Emre Çelik

emrecelik@hayatimfutbol.com | twitter.com/_ecelik

24 Ağustos 2005te 20’nci yüzyılın en başarılı kulübü olan Real Madrid’in Borja Manso’ya çektirdiği “Real, la película” filminin premieri gerçekleşti. Avrupa kulüplerinin yeni yeni global pazara açıldığı o yıllarda Real Madrid’in Dünya çapındaki popülaritesine vurgu yapılmak amacıyla kulüp tarafından finanse edilen bu filmde New York, Tokyo, Senegal, Madrid ve Caracas’tan birbirlerinden tamamen farklı beş kişinin Real Madrid aşkı konu alındı. Filmin başarılı olduğu pek söylenemez. Fakat premier elbette dikkatleri çekmeyi başardı. Bunun en büyük sebebi ise Real Madrid’in organizasyonun merkezinde yer alması değil, Venezuelalı heykeltraş ve ressam Paul del Rio ile efsanevi oyuncu Alfredo di Stefano’nun yaklaşık 42 sene sonra tekrar buluşmasıydı.

Paul del Rio, 1966’da farklı bir mahlasla politik karikatürler çizerek sanat hayatına başlayan; 1970’te açılan ve Venezuela’nın en önemli sergi merkezlerinden biri olan La Galería Viva México’da eserlerini sergileme şansı bulan ve ardından da birçok ülkede eserlerini sergileyen bir sanatçı. Di Stefano ise malumunuz; izleme şansı elde etmiş neredeyse herkesin “Gelmiş geçmiş en komple futbolcu” dediği ve Pele ile Maradona’nın üzerine koyduğu bir oyuncu. Peki, bu iki ismin buluşması neden bu kadar ses getirmişti?

Paul del Rio ya da doğum ismiyle Máximo Canales, Cumhuriyetçilerin 1939’da İspanya İç Savaşı’nı kaybetmesiyle Fransa üzerinden Küba’ya kaçan bir ailenin oğlu olarak 1943’te dünyaya geliyor ve ailesinin 1945’te Caracas’a göç etmesiyle Venezuela’da büyüyor. 1950’lerin sonunda aşırı solcu bir organizasyon olarak kurulan ve özellikle 1960’ların Venezuela Devlet Başkanı Rómulo Betancourt aleyhinde, seçimlerde yapılan yolsuzluğu öne sürerek, düzenlediği silahlı ve silahsız eylemlerle adını duyuran Fuerzas Armadas de Liberación Nacional’e (Milli Kurtuluş Ordusu) katılıyor. İsmini ilk duyurduğu eylem, “Anzoátegui” gemisinin kaçırılması oluyor ama tüm dünyaya adını duyurması ise elbette “Julian Grimau” kod adlı eylem.

Paul del Rio

Paul del Rio

Ah şu Katalanlar!

Operasyonun kod adının Julian Grimau olarak seçilmesinin sebebi, Katalan bir politikacı olan Julian Grimau’nun İç Savaş’ın ardından ülkeyi terk etmesinden yıllar sonra Madrid’e dönüşüyle İspanya’daki Franco Hükümeti tarafından yakalanması ve FALN’a göre yasa dışı bir şekilde idam edilmesiydi. Grimau, Nisan 1963’te idam edilince FALN farklı farklı eylemlerde şehrin boru hatlarını patlattı, üç polisi kaçırdı. Fakat bu eylemler dünya çapında ses getirecek eylemler değildi ve Operasyon Julian Grimau planlandı.

FALN’nin, ve dolayısıyla o dönemki adıyla Máximo Canales’in ekmeğine yağ süren olay Real Madrid, Sao Paulo ve Porto’nun Caracas’ta turnuva düzenleme kararı oldu. O döneme kadar oynanan sekiz Şampiyon Kulüpler Kupası’nın beşini kazanmış olan Real Madrid ilk maçını Sao Paulo ile oynadı ama Di Stefano kendini kötü hissettiği için karşılaşmada yer almadı. Maçın ertesinde Real Madrid kafilesi Caracas’ın gece hayatını keşfe çıkarken Di Stefano, Hotel Potomac’ta kalmayı tercih etti. Saatler sabah 6’ya yaklaştığında ise Paul del Rio’nun ifadeleriyle “FALN, Di Stefano’ya kırmızı kart gösterdi.” dört kişiden oluşan eylemciler otele Di Stefano’yu ziyaret ederek Narkotik Polisi olduklarını belirttiler ve çok kısa bir işlem için Di Stefano’nun merkeze gelmesi gerektiğini belirttiler. Di Stefano’nun çıkarılmasının ardından eylemcilerin odaya bir telefon numarası bırakmasıyla eylemi ilk öğrenen Di Stefano’nun oda arkadaşı Santamaria oldu. Di Stefano ise arabaya binince gözlerinin bağlanmasının ardından Paul del Rio tarafından gerçeği öğrendi: “Sana karşı herhangi bir şey yok. Seni kaçırmamızın tek nedeni basının dikkatini çekmek. Hükümet, gazetelerin FALN hakkında yazmasını yasakladı. Birkaç saat bizimle kalacaksın ve seni geri götüreceğiz. Sana zarar vermek istemiyoruz. Senlik bir durum yok. Dünya çapında farkındalık yaratmak ve sesimizi duyurmak istiyoruz.”

Aynı ifadeler Real Madrid adına turu organize eden Damián Gaudeka’ya da otel odasına bırakılan telefon numarası vasıtasıyla bildirildi. FALN’ın Di Stefano’yu kaçırmasının ardından 72 saat boyunca Di Stefano’dan herhangi bir haber alınamadı. Di Stefano, otobiyografisi Gracias, Vieja’da olayın farkına varmasının ardından hissettiklerine dair “Beni öldüreceklerini düşündüm” dese de Paul del Rio’nun başı çektiği eylemciler Di Stefano’yu olabilecek en iyi şekilde ağırladılar. Di Stefano’nun ifadeleriyle domino oynadılar, televizyon seyrettiler, Real Madrid’in Porto ile oynadığı hazırlık maçını radyodan dinlediler ve Di Stefano’ya paella bile ikram ettiler. Yaklaşık 3 günün ardından eylemciler Di Stefano’yu gözleri bağlı bir şekilde Avenida Libertador’da serbest bıraktı. “Beni otelin yakınlarına bırakmayı istediler ama onlar için kötü olacağını, polis ve medya ordusu olduğunu ve beni konsolosluğa bırakmalarının daha iyi olacağını söyledim. Onlara elveda dedim ve devasa bir adım atıp bir ağacın arkasına saklandım. Caddeyi 100 mille, sanki savunmacılara çalım atıyormuş gibi koşarak geçtim ve bir taksi çevirdim. Neredeyse taksinin üzerine atlıyordum.” Serbest kalmasının ardından düzenlediği ilk basın toplantısında da Di Stefano, “Rahat bir konumda değildim. Politikacı değilim yani beni neden kaçırdıklarını açıklamamayı tercih ederim. Bildiğim tek şey bana kesinlikle kötü davranmadıkları” sözlerini kullandı. “Eylemcilerin komutanı Maximo Canales (Paul del Rio) her şeyi yönetti ve her zaman benimle birlikteydi. Benden bin kez özür diledi. Korktum, çünkü eşim ve 8 yaşındaki oğlumun kaygılanmıştı …”

Di Stefano'nun serbest kaldıktan sonra ilk konuşması

Di Stefano’nun serbest kaldıktan sonra ilk konuşması

O sinir hiç geçmedi

Di Stefano gerek serbest bırakıldıktan sonra yaptığı açıklamalarda gerekse otobiyografisinde Paul del Rio’nın başı çektiği eylemcilere dair herhangi bir olumsuz ifade kullanmadı. Tek yakındığı nokta, kaçırılmasının ailesinde açtığı endişeye olan kızgınlıktı. Ve oğlunun doğum günü esnasında rehin alınmış olması… O dönemki adıyla Máximo Canales ve arkadaşları olaydan sonra yakalanamadı. Zaten eylem esnasında da Di Stefano’nun polisin sizi yakalayamayacağınızdan nasıl emin oluyorsunuz sorusuna “İçeride 500 adamımız var” diyerek gerekli açıklamayı da yapmıştı. Farklı eylemlere katıldı ve sonunda ileride Hugo Chavez’in de atılacağı San Carlos Hapishanesi’ne atıldı, vatandaşlığı alındı. Fakat yaklaşık 4 senenin ardından Betancourt’un “Silah bırakın, siyaset sahnesinde savaşın” diyerek çıkardığı afla serbest kaldı ve vatandaşlığını da geri aldı. Ardından da özellikle Chavez döneminde Bolivarian Devrimi’nin sanattaki temsilcisi oldu.

Florentino Perez’in bu ikiliyi buluşturma girişiminin ardından Del Rio premierin öncesinde daveti almasının ardından kulübün internet sitesine yaptığı açıklamada “Bence gayet kolay olacak çünkü ben de o da son derece arkadaş canlısı insanlarız” dese de işler pek de öyle gitmedi. Paul del Rio, premierin öncesinde AS’a da geniş bir röportaj verdi. 1960’ların yasa dışı eylemcisi, “Alfredo o dönem dünyadaki en büyük figürdü. Bizim içinse bir propaganda aracı. Onu kaçırdığımız için dünya bizim neler çektiğimizi ve Venezuela halkının problemlerini öğrendi. 72 saat alıkoyduk. Çok basit bir operasyondu. Takım Caracas’a geldiğinde her şey zaten planlanmıştı. Döt kişi sabah 6’da otele girdik. Üç kişi odaya ulaştık. O arkadaşlardan biri şu an hükümette önemli bir görevde. Bu eylemden neden pişmanlık duyayım ki? Hala bunu yaptığımız için gurur duyuyorum. Real Madrid tarihinde önemli bir hikâyeyi oluşturduk. İnsanlığın ve ülkelerin mücadelesinin bir hikâyesi” demişti fakat Di Stefano, kendisine çok iyi davranılmasına ve Paul del Rio’nun bambaşka bir insana dönüşmesine rağmen 72 saat boyunca alıkonmasının ailesinde yol açtığı kaygıyı hiç unutmadı. Di Stefano premierde de Del Rio ile diyaloğa girmeyi ve el sıkışmayı tercih etmedi. Sadece “Ailemi çok korkutmuştun. Seninle konuşacak pek bir şeyimiz yok” dedi. Dahası fotoğraf çekiminde de Paul del Rio ile birlikte aynı kareye girmeyi reddetti.

İkilinin 42 sene sonra gerçekleşen soğuk buluşmasının ardından bu hikâyenin ana kahramanı Alfredo di Stefano 2014 yazında, Paul del Rio da Nisan ayının ilk haftasında hayatına veda etti. Bir nevi 10 sene sonra bir kez daha buluştular.

“Ondan özür dilemeyeceğim çünkü ona çok iyi baktık. Filmde de ona gösterdiğimiz misafirperverlikten dolayı bize yazdığı mektubu görebilirsiniz. Bu romantik bir davranıştı. Rehine ile rehineyi kaçıranlar arasındaki bir dayanışmaydı. Zaten bizim rehinemiz değil misafirimizdi.”

kapak

Previous:

Müslüman takımın hristiyan kaptanı!

mose2

Next:

Körfeze yanaşan sevda

You may also like

Yorum Yap