Buraya uzun bir yoldan geldim

25 Mayıs of 2015

Her sıkıntılı kulübün sıklıkla yaptığı gibi Galatasaray da zor günlerinde eski evladına sarıldı. Hayatındaki tüm başarılara tırnaklarıyla kazıya kazıya gelen Hamza Hamzaoğlu için Ezel’den replik çalıyoruz: Buraya uzun bir yoldan geldim

Yazar: Kutay Ersöz

kutayersoz@gmail.com | twitter.com/48kutay | 05.12.2014

Türk dizi tarihinin en başarılı yapımlarından biri olan Ezel’in hikâyesini bilirsiniz. Genç Ömer’e bir tuzak kurulur, hapse düşer, kurtulma ihtimali yoktur ama Hayata Dönüş Operasyonu esnasında bir şans bularak yeni bir kimlikle geri döner…

Dizinin ilk bölümünde söylenen ilk cümle şöyledir: “Buraya uzun bir yoldan geldim, daha uzun bir yolum var.’’

25 yaşında Galatasaray’dan koparılan Hamza Hamzaoğlu’nun 20 sene sonra Florya’ya geri dönüşü bu hikâyeyi andırıyor. Yuvasından koparılan, kendi şansını kendi yaratan, tırnaklarıyla kazıyarak başladığı yere geri dönen bir teknik adamın hikâyesi var karşımızda.

Üstelik Ezel ile Hamza Hamzaoğlu’nun tek benzerlikleri öyküleri değil. İkisi de kendilerine yeni bir kimlik oluşturdular. Ömer Uçar, hikâyenin ortasında Ezel Bayraktar olurken, 7 yaşında Yunanistan’dan Türkiye’ye göç eden ve uzun süre kimliksiz bir şekilde yaşayan genç Hamza, 17 yaşında Hamza Hamzaoğlu adını alarak kariyerine başladı.

Ezel’den replik çalarak; (bu hikâyenin nasıl biteceğini bilmiyoruz ama nasıl başladığını biliyoruz) bilinen hikâyeyi en baştan anlatalım. Çünkü Galatasaray, başka bir teknik direktörle anlaşsaydı belki de bu yazı, yeni gelen ismin antrenörlük günlerini ele alırdı. Fakat, öykünün kahramanı Hamzaoğlu olunca en baştan başlamak gerekiyor. Zaten yüksek ihtimalle, babasını kaybettiği günün sonunda Galatasaray’dan teklif alan Hamza Hoca da, acı ve gururun iç içe girdiği o günde hayatını film şeridi gibi gözlerinin önünden geçirmiştir.

Yunanistan – Türkiye gerginliğinin tavan yaptığı yıllarda, 1974 Kıbrıs Harekatı’nın 3 sene sonrasında, bir kış gecesi ailesiyle beraber bir sandal sayesinde Yunanistan’dan Türkiye’ye kaçışı, 14 yaşında İzmir’deyken akranlarıyla oluşturduğu mahalle takımına teknik direktörlük yapması, Galatasaray’a ilk gelişi, Galatasaray’dan beklenmedik bir şekilde gönderilişi, ilk antrenörlük deneyimini yaşadığı Malatyaspor günleri, Eyüpspor’a oynattığı final, Denizli’de ıslıklar, en göz önünde olanı belki en rahatı Akhisar Belediyespor başarısı… “Film gibi bir hayat hikâyesi” demek belki fazla romantiklik olacak ama örnek oluşturacak bir başarı hikâyesiyle karşı karşıya olduğumuzu da inkar edemeyiz.

1970 yılında Yunanistan’da, Türk nüfusunun fazla olduğu Gümülcine şehrinde doğan Hamza Hamzaoğlu, 7 yaşında ailesiyle beraber Türkiye’ye kaçtı. Gerçek bir kaçış öyküydü. Aile, Meriç nehri üzerinden sandalla Türkiye topraklarına vardı ve daha sonra bir traktörün arkasında yola devam etti. Soğuk bir kış gecesinde kendilerine yeni bir vatan bulan ailenin soyadı da kimliği de yoktu.  Küçük Hamza, futbolla ilk ciddi yakınlaşmalarını ailenin yaşamak için seçtiği şehir olan İzmir’de gerçekleştirdi. Henüz 14 yaşında kurduğu mahalle takımına antrenörlük yaptırması belki de bugünlerin habercisiydi fakat o günlerde etraftakiler için sadece akranlarından daha iyi olan bir futbolcuydu. Bu özelliği onun altyapılara girmesini sağladı. Altay ve İzmirspor kulüplerinde geçirdiği günlerde en büyük sıkıntısı kimliksiz olmasıydı. Lisans çıkartamadığı için resmi maçlara çıkamıyordu. Bu durum profesyonelliğe yaklaştığı dönemde son buldu. Babası, nüfus müdürünün de tavsiyesiyle babasının adını, ailesine soyadı yapmıştı: Hamzaoğlu. Böylece dedesinin adını taşıyan Hamza da, Hamza Hamzaoğlu olarak profesyonel futbol dünyasına adım attı.

hamza 1

İzmispor’un A takımında 3.Lig şampiyonluğu yaşadı. Tam bu noktada “Genç Hamza, İzmirspor forması altında gösterdiği performansla büyük takımların dikkatini çekti” demek isterdik ama aslında uzun bir müddet bir kişi hariç kimselere kendini gösteremedi. Ta ki milli takımın İzmirspor ile oynadığı bir hazırlık maçına kadar. Karşılaşmayı kenardan takip eden Fatih Terim, kendi oyuncularından çok rakip takımın sol bekine takıldı. Bu bakışlar, bugünlere kadar uzanacak bir ilişkinin ilk temelleri oldu. Fatih Terim, 21 yaşında olan Hamza’yı 1991 yılında Yunanistan’da düzenlenen Akdeniz Oyunları’nda mücadele eden takıma dahil etti. O takım finale kadar yükselse de ev sahibi Yunanistan’a olaylı bir maç sonunda mağlup olarak gümüş madalyada kaldı. Gözlerini Yunanistan’da açan Hamzaoğlu ise Yunanistan topraklarında oynadığı futbolla kendini Türkiye’ye kanıtlayarak ironik bir kariyer başlangıcına imza attı.

İzmir’de kurulamayan cümleyi değiştirmek, Yunanistan’da mümkün oldu. “Genç Hamza, milli takım forması altında gösterdiği performansla büyük takımların dikkatini çekti”. Artık Galatasaray’ın oyuncusuydu. Galatasaray’da 4 sezon geçirdi. Aslında onun kalitesindeki bir oyuncu için kısa bir süreydi.  4 sezonun içinde unutulmaz United maçları, şampiyonluklar, kupalar (6 kupa), Şampiyonlar Ligi deneyimleri,  seneler sonra UEFA Kupası ve dünya üçüncülüğü kazanacak takımın temelleri olsa da, Hamza Hamzaoğlu göz açıp kapayınca kadar geçen 4 sene içinde takımdan ayrıldı.

Takımdan ayrılışının ardından ise bazı dedikodular kaldı. Takımın kaptanlarından birisi olan Hamza; kötü geçen 1994/95 sezonunun kurbanlarından oldu. Yusuf Tepekule, Cihat Arslan ve Mert Korkmaz ile beraber takımdan uzaklaştırıldı. Bazı rivayete göre bu isimler yaşam tarzları nedeniyle Adnan Polat tarafından takımdan gönderilmişti. Sonuç olarak Hamza, Fenerbahçe’nin de çabalarına rağmen, Cem Uzan’ın İstanbulspor’una 50 milyar bonservisle transfer oldu. Bir sezon önce Ertuğrul Sağlam’ın 67 milyar ile rekor kırdığını hatırlatırsak, ederinin ne kadar yüksek olduğunu daha iyi anlayabiliriz.

Ona harcanan bonservis bir kenara, Galatasaraylı taraftarlar yaşanan ayrılık esnasında Hamza’ya haksızlık yapıldığını düşündü. Belki de bir kanat oyuncusu olarak Sami Yen’in kalbi olan kapalı tribünü önünde oynadığı için taraftarlarla yakın bir ilişki kurabilmişti.

Fakat gözden uzak olan gönülden de uzak olur. Hamza’nın ardından gelenler onu çabuk unutturdu. Kendisinden 3 yaş küçük olan Hakan Ünsal ve iki yaş küçük olan Ergün Penbe, seneler içinde Avrupa futboluna altın harflerle isimlerini yazdırırken Hamza Hamzaoğlu, Anadolu’da (Siirt, Yozgat, Konya) gözlerden uzak bir şekilde top koşturuyordu. Belki de Cem Uzan o bonservis bedelini ödemese ve Hamza bir yıl daha takımda kalsa hikâye çok başka yazılacaktı. Onu futbol dünyasına kazandıran Fatih Terim’in 1996’da Galatasaray’a geleceğini de düşünürsek belki de 30 yaşına geldiğinde Kopenhag’da sahada yer alacaktı. Futbol bu tip hikâyeleri sever. Kaybolan yıldızların hayatları; benzer tesadüfleri, kararları, şanssızlıkları barındırır. Konuşması, okuması ilgi çekicidir. Ama daha görkemli olanı, tam bu noktada ayağa kalkan bir ismin hikâyesidir.

Aslında bu hafta içinde atılan imza Hamza Hamzaoğlu’nun Galatasaray’a üçüncü gelişini temsil ediyor. 1991 yılında genç bir futbolcu olarak Galatasaray bünyesine dahil olan Hamza, futbolu da Galatasaray içinde bıraktı diyebiliriz. 2003 yılında Galatasaray’ın pilot takımı olan Beylerbeyi’nin çağrısını kırmadı. Galatasaray’ın altyapı oyuncularına ağabeylik yaptı, daha üst liglerde oynama imkânı varken 3.Lig’i tercih etti ve futbolu o sezon sonunda bıraktı. İlk 11’de 30 maça çıkarak, gençlere gereken dersi verdi ve ardından da futbolun çizgilerle ayrılan bölümünü terk etti.

Hamzaoğlu, futbola vedasından sonra bir dönem Saffet Susiç’in yardımcılığını yaptı. Yıllar sonrasında Terim’in yardımcılığını yapması,1997 yılında İstanbulspor-Galatasaray maçı ardından yaşanan Terim-Susiç gerginliğini hatırlayanlar için ilginç bir tesadüf oldu.

İlk birinci adamlık deneyimi ise 2009 yılını buldu. O dönem Bank Asya 1.Lig’de mücadele eden Malatyaspor’un başına geçti. Malatyaspor ligde zor günler geçiriyordu. İlk yarının son haftalarında takımın başına Hamzaoğlu’nu getirdiler. Yerel basın ve taraftarlar ateş hattındayken genç bir teknik adam tercihini kabullenmekte zorlandı. Hamzaoğlu, ise teknik adamlık kariyeri boyunca farklı bir profil çizeceğini ilk imzasını atarken göstermişti. Genelde böyle bir durumla karşılaşanlar eleştirilere karşı bir tavır koyar, o ise yapıcı bir dille “Burada çiçeklerle karşılanmayacağımı biliyordum. Benim gibi bir antrenöre yönelmek, her kulübün yapabileceği bir şey değil” ifadelerin kullandı. Bu cümleleri ‘kendine güvensizlik’ olarak değerlendirenler çıkabilir ama hocanın oynattığı futbolu da düşününce aslında sadece “kendini ve şartları bilme” şeklinde nitelemek daha sağlıklı olacaktır.

Malatyaspor antrenörünü bulmuştu ama futbolcu yoktu! Bazı maçlara 14 futbolcuyla çıktılar. Hamzaoğlu, altyapıdan gençleri de takıma monte ederek ilk 18’i bulmaya çalıştı. O şartlar altında 12 maça çıktı. Alınan 3 galibiyet az görülebilirdi. Ama yönetim kan değişikliği isteyerek onu görevden aldıktan sonra, takım bir galibiyet daha alamadı. Hamza Hamzaoğlu bugünlerde Galatasaray’a geçerken, Malatyaspor ise 44 Malatyaspor adı altında amatör ligde mücadele ediyor. O gün 12 maçta alınan 3 galibiyeti yeterli bulmayan kulüp, devamındaki 2 profesyonel sezonda ise sadece 6 galibiyet yaşayabildi.

Hamza Hamzaoğlu’nun antrenörlük döneminin en muhteşem hikâyesi belki de 2009/10 sezonunudur. Akhisar başarısı ne kadar planlı, tutarlı ve uzunsa, Eyüpspor da onun tam tersiydi. Hızlı, coşkulu ve şiirsel…

Hamzaoğlu’nun devraldığı Eyüpspor ligin ilk 5 maçı sonrasında puan durumunun son sırasına demir atmıştı. 2. Lig’de mücadele eden takımın hedefi ligde kalmaktı. Genç bir teknik adam olan Hamza Hamzaoğlu’ndan istenen buydu. Zaten daha iyisini istemek de haksızlık olurdu. Hamzaoğlu ve ekibi önce takımı son sıradan kurtardı. Yükselme Grubu’na kalmak için zirve yarışına da dahil oldu ama nefesi yetmedi. Klasman Grubu’nu ise zirvede bitirdi. Bu, play-off demekti. Ekim ayında son sırada yer alan takım, mayıs ayında play-off oynamak için Antalya’ya gitti. İlk iki maç, sezonun geneline yakışan bir şekilde normal sürede bitmedi. İskenderun ve Tokatspor engellerini penaltılarda geçtiler. Tokatspor maçında 3 penaltı kurtaran kaleci Evren’in başarısının arkasındaki isim ise bugün Galatasaray’a gelişi çok tartışılan ekibin parçası olan Metin Mert’ti.

Eyüpspor, finalde Mustafa Reşit Akçay’ın çalıştırdığı Tavşanlı Linyitspor ile karşılaştı. 75. dakikada yenilen gol, Eyüpspor’un çok yaklaştığı 1. Lig hayallerini suya düşürdü. Hamza Hamzaoğlu buna rağmen Eyüp’ten hayır duaları ve övgülerle ayrıldı. O dönem “alt lig teknik adamı” sıfatına sahip olan genç hocanın kısa zamanda geri döneceği ve yarım kalan işi tamamlayacağı düşünülüyordu. Gerçekçi bir hayaldi. Ama Hamzaoğlu merdivenleri o kadar hızlı çıktı ki, Eyüpspor’un ona kavuşma ihtimali de her geçen zaman biraz daha zorlaştı.

hamza 4

Hamzaoğlu’nun kariyeri her zaman alkışlarla ve desteklerle geçmedi. Denizlispor tecrübesi, Eyüpspor’un hemen sonrasıydı ve tam zıttıydı. Ve belki de en uyuşmayanı…

Denizlispor, en üst ligde oynamaya alışmış bir kulüptü. Eyüpspor play-off oynarken onlar Süper Lig’den düşmüştü. Uzun bir aradan sonra alt lig göreceklerdi. Beklemeye tahammülü olmayan bir camia, kısa sürede sonuç almak isteyen bir yönetim ve şöhretlere alışan bir taraftar kitlesi. 1. Lig, Süper Lig gibi değildi. Bunu da belki de şehirde en iyi bilen isim Hamzaoğlu’ydu. Fakat camia daha kolay bir lige geldiğini düşünmüştü. Açık ara farkla şampiyonluk beklemek bu ligdeki en büyük yanılgıydı.

Denizlispor o sezon fena top oynamadı. Hatta ligin geneline göre hücum futbolunu tercih etti. Bazı maçlarda gol yollarındaki şanssızlık nedeniyle puan kayıpları yaşandı.12 maç üst üste yenilmeyen takım Youla’nın sakatlığının ardından bocalamaya başladı. Buna rağmen ilk yarıyı lider bitirdi. Fakat bu durum Hamzaoğlu’nun ve ekibinin iç saha maçlarında ıslıklanmasını engelleyemedi. Denizlisporlu taraftarların hocasıyla yıldızı bir türlü barışmadı. Üstüne de şanssız bir ikinci yarı başlangıcı eklendi. Önce deplasmanda Güngören ile beraber kaldılar. Ardından iç sahada oynanan Gaziantep BB Spor maçının 87. dakikasında Ahmet Burak Solakel’in kafasına çarpan top kaleye girdi… 1-0 yenildiler. Tribünler istifa istemekte gecikmedi. Hamzaoğlu’nun Denizli serüveni karambolden yenilen bir golün ardından sona erdi.

Hamzaoğlu sonrası Denizlispor ile Malatyaspor arasında paralellik kurmak mümkün. Şampiyonluk isteyen Denizlisporlu taraftarlar 4 sezon boyunca Süper Lig’i görmek bir yana play-off’un yanına bile yaklaşamadı. Liderlik koltuğu bile bir düş olarak kaldı. O günlerde ıslıkladıkları Hamzaoğlu ise, kıt kaynaklı bir ilçe takımını Süper Lig’in en istikrarlı ekibi haline getirdi, kendisi de milli takıma kadar yükseldi.

Denizli travmasından sonra Hamzaoğlu’nun en azından sezon sonuna kadar dinleneceği tahmin ediliyordu. Yaklaşık 1 ay sonra Akhisar Belediyespor’un başına geçti. Manisa temsilcisinde 6 yıl süren Atilla Özcan dönemi sona ermişti. Özcan takımı 1. Lig’e çıkarmış ama bu yeni ligde alt sıralarda mahsur kalmıştı. Çoğu teknik adamın cesaret edemeyeceği bir tercihti. Hamzaoğlu, ligin üst sıraları için mücadele ederken, 1 ay içinde kendini en dipte bulmuştu.

hamza 7

O sezon ligde 17 takım yer alıyordu. Bir alt lige 2 takım düşecekti. Diyarbakırspor’un düşeceği haftalar öncesinden şekillenmişti. Alt lig için tek bir bilet vardı ve o bileti almamak için 6-7 takım kıyasıya bir mücadele içine girmişti. Fakat diğer takımları rahatlatan bir durum vardı: Zayıf halka Akhisar’ın varlığı…

Lige o sezon yükselen Akhisar, 22 maçta 20 puan toplamıştı. Hem en alttaydı, hem kağıt üzerinde en güçsüz olanıydı, hem en tecrübesizi, hem de 17 takımlı ligde rakiplerinden bir maç fazla oynamıştı. Hamzaoğlu böyle bir dönemde aldı takımı. Bir hafta önce Orduspor’dan 4 yiyen ekibini ilk finale çok iyi hazırladı. Güngören’i kendi sahalarında 1-0 mağlup ettiler. Hamzaoğlu’nun kariyerinde takıştığı tek yıldız olarak gösterebileceğimiz Anıl Taşdemir attı golü. Anıl daha sonra Hamzaoğlu onu bir maçta kadroya almadığı için hocasına hesap soracak, ikiliyle yollar ayrılacaktı. Belki o takışma olmasa şu an Anıl PTT 1. Lig’de değil, 33 yaşındaki Bilal Kısa yerine Galatasaray’ın transfer listesinde olacaktı.

Sezona geri dönelim. Güngören’den alınan 3 puandan sonra 3 yenilgi. Fakat bu maçlarda Giresunspor dışında hedef rakip yoktu. Daha sonra ise deplasmanda Altay maçı. Akhisar ile Altay arasında 4 puan ve 3 takım yer alıyordu. Yani Altay o maçı kazansa ligi noktalayacak ve önümüzdeki senenin planlarına başlayacaktı. Altay altyapısında futbol oynayan Hamzaoğlu, futbolu öğrendiği Alsancak Stadı’na seneler sonra bir kez daha geldiğinde önemli bir eşikten geçecekti. 3-1 biten maç Akhisar efsanesinin başlangıç noktası olarak kabul edilebilir. Alsancak Stadı yine tarihin akışına tanıklık ediyordu.

Altay maçından sonra iki yenilgi daha… Üstelik biri puan durumundaki rakiplerden Kartalspor’a karşı… İşler zora giriyordu ama fikstür avantajı Ege ekibine geçmişti. İç sahada üst üste oynanan iki maç, ikisi de 1-0… Boluspor maçında gelen golün dakikası ise 90… Ligin son haftasına girilirken Akhisar 32 puanda, Kartalspor ve Altay 31 puandaydı. Kaybeden ve bir daha 1. Lig’e geri dönemeyen Altay oldu. İzmir ekibi Adanaspor’a 4-1 mağlup olurken, Tavşanlı’dan 1 puan alan Akhisar ligde kaldı.

Hamzaoğlu, ertesi sezon kariyerindeki ilk şampiyonluğu yaşadı. Ligde tuttuğu Akhisar, Süper Lig’e çıktı.  Sezon boyunca sadece 5 yenilgi takım adeta “taş gibi”ydi. “Şimdi patlarlar, böyle sürmez” diye bekleyen rakipler yanılmıştı. Son haftada Rize’de oynanan maçta kazanan şampiyon olacaktı. Tıpkı bir sezon öncesinin Altay maçı gibi, kazanan yine konuk Akhisar oldu. Gollerden biri Anıl’dan, diğeri 88. dakikada galibiyeti getiren Lima’dan… İlginç bir tesadüf. Akhisar’ın şampiyonluğa ulaştığı hafta, Hamzaoğlu’nu Türk futboluna kazandıran isim olan Fatih Terim de Galatasaray ile şampiyonluğa ulaşıyordu. Bir sonraki sezon Süper Lig’de birbirlerine rakip olacaklardı.

Artık bilinen hikâye. Önce Akhisar’ı Süper Lig’de tutma, ardından ligin üst sıralarına taşıma. Örnek bir karakter, sağduyulu açıklamalar, çalışma, planlama, eldeki az kaynakları verimli kullanma…

Hamzaoğlu’nun belki de teknik direktörlük meziyeti bu noktada daha iyi ortaya çıkıyor. PTT 1. Lig’den Süper Lig’e çıkan takımın kadrosunda köklü değişiklikler yapmadı Hemen hemen aynı oyuncularla devam etti. Kadroda yer alan oyuncuların bir kısmı takımın 2. Lig’de şampiyon olan sezonunda da yer alıyordu. Hamzaoğlu, hem kendisini hem kulübünü hem de oyuncularını yükseltiyordu. Futbol hayatlarında bir türlü sıçrama yapamayan Oğuz Dağlaroğlu, Bilal Kısa, Merter Yüce, Emrah Eren, Sertan Vardar gibi isimlere ikinci baharı, daha doğrusu geç gelen bir ilk baharı yaşattı. Bu sezon milli takıma yükselen Bilal Kısa, Hamzaoğlu’ndan önce Karşıyaka’da kadro dışı kalan Karabükspor’da iki senede 10 maç oynayamayan bir oyuncuydu. Şimdi ise ligin gözdesi…

GALATASARAY ESKISEHIR SPOR. FOTOGRAF:UGUR CAN/DHA

Süper Lig’deki ilk sezon sıkıntılı başlar. İlk devrenin sonunda takım son sıraya demir atar. Kurtulma şansı yok gibidir. Transfer döneminde ise takıma Gekas dahil edilir. Yunanistan’da doğan iki adam Akhisar’da buluşur. Gekas takımın ligde kalmasına yardımcı olur. “Gol Tanrısı” lakabını alır. Futbolseverler, Gekas gibi yıldız bir ismin, mütevazı bir takımda sevilen bir karakter olduğunu, ligin son maçının ardından soyunma odasından yansıyan görüntülerden anlar. Aslında zaten o takım ruhunu oluşturan isim de Hamza Hamzaoğlu’dur. Takımın içinde aile havasının oluşması maksadıyla tesislere çocuk parkı yaptıran, bu sayede oyuncuların aileleriyle tesislere gelmesini sağlayan Hamza Hamzaoğlu, bu özelliğiyle Terim için sık sık kullanılan “Florya’nın çimleriyle bile ilgilenen hoca…” efsanesini andırmıyor mu?

Hamzaoğlu’nun kariyerini bu şekilde özetlemek mümkün. Milli takım döneminden sonra Galatasaray’a geri dönüşü muhteşem bir hikâyenin yazılacak son sayfası. Hikâyenin sadece bu kısmı bile yeterince ilham verici.  “İstanbulspor’a imza attıktan sonra dünya başıma yıkıldı. Bir daha Florya’ya gitmeyeceğimi düşündüm” diyen adam yeniden Florya’da… Uzun bir yoldan geldi, ama daha uzun bir yolu var…

Hamzaoğlu, Galatasaray’a attığı imza ile 2009 yılında takımı çalıştıran bir diğer eski futbolcu Bülent Korkmaz ile kıyaslanıyor. Hatırlanacağı gibi, Korkmaz’ın Florya’daki teknik adamlık dönemi pek iç açıcı değildi. Bu nedenle Hamzaoğlu tercihi de taraftarların bir kısmını memnun etmedi. Tam bu noktada iki isim arasındaki en büyük farkı biraz daha açalım.

Hamzaoğlu, futbolculuğu döneminde ‘Galatasaray efsanesi’ olamadı. Sadece 4 sezon giydi sarı-kırmızı formayı. Bülent Korkmaz ise altyapıdan yetişti, senelerce Galatasaray’da oynadı, kaptanlık yaptı. UEFA Kupası’nı kazandı, dünya üçüncüsü oldu. Sürekli yukardaydı, en tepedeydi. Teknik direktörlüğe başlarken de isminden ve etiketlerinden faydalandı. Galatasaray’a gelene kadar kısa Süper Lig deneyimleri vardı. 2. Lig’i yaşamadı, play-off’u yaşamadı, 14 kişilik bir takımı teslim almadı, PTT 1. Lig’in çetin mücadelesine girmedi. Hamzaoğlu ise bunların hepsini yaşadı. En dipten, tırnaklarıyla kazıyarak tek başına geldi. Gerçi tek başına demek de haksızlık olur. Hiç yanından ayırmadığı ekibi ile planlı bir şekilde yol aldı. Fuat Buruk, Yıldırım Uran ve Metin Mert, ilk günlerinden beri onun yanındaydı. Uyum içinde çalışan ekibin başarılı olması kaçınılmazdı.

Sneijder için söylediği, çok tartışılan sözlere gelirsek… Yaklaşık 40 saniye sürüyor. 20 yıla yayılan bir geri dönüş hikâyesini ve 6 senede sıfırdan yazılan bir başarı öyküsünü feda etmek için değer mi?

Ezel’in 4. bölümüne verilen ad şuydu: En zoru eve dönmektir.

Kimliği olmayan adam, kimliğini kendi yarattı, hikâyesini kendi yazdı, yuvasına geri döndü. Zoru başardı. Şimdi sıra öyküyü taçlandırmakta…

unai_emery_sevilla_21012013

Previous:

İstikrar abidesi

kapak

Next:

Adebayor’un aşırı acıklı hikâyesi

You may also like

Yorum Yap