Büyük Buhran

03 Nisan of 2015

2014 sonunda adeta Yenilmez Armada’ya dönüşen Real Madrid, Ocak ayının başından bu yana bir anda alabora oldu ve bu düşüşten dolayı da Gareth Bale hedef tahtasına oturtuldu

Yazar: Emre Çelik

emrecelik@hayatimfutbol.com | twitter.com/_ecelik | 05.04.2015

Üst üste alınan galibiyetler, Kulüpler Dünya Kupası şampiyonluğu, Madrid medyası tarafından sürekli Guardiola’nın 2008/09 Barcelona’sı ile kıyaslanmalar, gol rekorları… 2014’ün son günlerinde Real Madrid adeta rakipsizdi. Algı bu şekildeydi. Dahası sahadaki oyun da tatmin ediciydi. Takımın kolektif ve oyuncuların ise bireysel defoları adeta “golle büyüleme” yoluyla ortadan kaldırıldı. Fakat Real Madrid için yeni yılla birlikte senaryo büyük ölçüde değişti. Real Madrid, 4 puanlık avantajla girdiği 21’inci haftadan itibaren oynadığı 7 lig maçının ardından Barcelona’nın 4 puan gerisine düştü. Orta sahada istikrar kayboldu, BBC (Bale-Benzema-Cristiano) üçlüsü yeni yılda Lionel Messi kadar gol atmayı başaramadı, bireysel defolar gün yüzüne çıktı. Özellikle de Gareth Bale, Madrid basını için gündemin ana maddesi oldu. Real Sociedad maçıyla başlayan ve 7 maç devam eden süreç boyunca gol atmayı başaramadı, hakkında transfer spekülasyonları arttı, basınla ters düştü ve Barcelona maçının ardından da arabasındayken fiziksel saldırıya uğradı. Kısacası Galli oyuncu yaklaşık 1,5 sene önce başlayan Madrid macerasında en buhranlı dönemini geçiriyor. Bale’in performansı birden mi düştü yoksa geldiğinden beri böyle mi oynuyordu? Gareth Bale gerçekten Ancelotti’nin söylediği kadar vazgeçilmez bir oyuncu mu? Bale’in tek sorunu gol atamamak mı?

BBC ne kadar gerçekçi

Geçtiğimiz sezon İspanyol basınının Real Madrid’in ileri üçlüsüne taktığı lâkabı duymayan kalmadı. Geçen sezonun büyük bölümünü 4-3-3 oynayan Real Madrid için ilerideki üçlü için bu benzetmenin çok da yakıştığını söylemek mümkün. Fakat bu kalıbın taktiksel varyasyondaki değişimlere rağmen BBC olarak kalmasının en büyük dezavantajının Gareth Bale’e olduğunu söylemek de yanlış olmayacaktır hakeza Real Madrid özellikle Valencia maçından bu yana 4-4-2’yi andıran bir dizilimle -özellikle top rakipteyken- sahaya yerleşiyor. Peki bunun Bale’e olan zararı tam anlamıyla ne?

Ancelotti’nin 4-4-2’yi tercih sebepleri üzerinden gidelim. En basiti, 4-3-3’te üst seviye takımlar karşısında top rakipteyken BBC üçlüsünün geri gelmemesi, Kroos dışında Real Madrid orta sahasında top kapma özelliğiyle ön plana çıkan biri olmaması hem kanatlardan hem de göbekten Real Madrid’i oldukça kırılgan bir takım haline getiriyor. Bu duruma örnek olarak Valencia, 4-0’lık Atletico Madrid ve Athletic Club mağlubiyetleri gösterilebilir ki ortalama pozisyonlara bakınca bile Real Madrid orta sahasının 4-3-3 şeklinde sahaya yayıldığında ne kadar yalnız kaldığı açıkça görünüyor. Ancelotti’nin önlem amaçlı 4-4-2’ye döndüğü, buna rağmen puan kayıplarının yaşandığı Barcelona ve Villarreal karşılaşmalarında ise Bale’in özelikle çok daha kenara itildiği ve kaleden uzaklaştırıldığı aşikar. Bale’in ilerideki presten ziyade savunmaya katkı ve geri gelme açısından Ronaldo ile Benzema’ya kıyasla çok daha kayda değer iş yapmasına rağmen ne Real Madrid’in Bale’i kadroya katma amacı ve lanse etme tarzı ne de Galli oyuncunun Real Madrid’e gelirken “ilerideki rolü” açısından düşündükleri pek de bu paralelde gitmemekte. Bu sebeple de hem taraftarlar ve basın nezdinde Bale’e olan eleştiri artıyor hem de Bale kafa olarak “beklentileri karşılayamıyor” yorumlarından fazlasıyla etkileniyor. Ne de olsa en basit algıyla gol sayısı düşüyor. Hatta bundan 2 ay öncesine kıyasla eleştiriler arttıkça biraz da haklı olarak “sadece gol atmayı düşünmesi” de doğal bir şekilde saha içi konsantrasyonunu da etkiliyor.

Ancelotti her ne kadar “sakat olmadıkları sürece BBC ileri üçlümüzü oluşturacak ve 4-3-3 ile oynayacağız” dese de bunu kağıt üzerinde uygulamıyor. Ronaldo’nun dokunulmazlığı, Benzema’nın saha içi rolünün alternatifsizliği ile birleşince Ancelotti doğal olarak sistemin defansif zaaflarını Bale’in saha içi pozisyonuyla oynayarak kapatma arayışına gidiyor ve bu durumun zaten “gol” odaklı düşünen ve eleştirilen Bale’de özellikle “ekstrem bir durumda muhtemelen ilk benim biletimi kesecekler” fikrini yaratması fazlasıyla mümkün. Zaten eleştiriler başlı başına yetiyorken bir de bunlara Ancelotti’nin 4-4-2 dizilimlere rağmen basın önünde “4-3-3” söylemlerindeki ısrar ile Bale’i bir nevi ateşe atması da İtalyan hocanın “Bale gol atamasa da önemli işler yapıyor” demesine rağmen algının değişme ihtimalini çoğunlukla ortadan kaldırdı, kaldırıyor.

1405658-30109862-1600-900

Madrid’in kaç kralı var?

Ronaldo kesin. Elde var bir. Aslında olması gereken soru belki de Ronaldo’dan başka kral var mı olmalıydı. Yani Bale başrolü mü paylaşıyor yoksa sadece bir yan rol oyuncusu mu? Şunu söylemekte herhangi bir beis yok: Transfer öncesi ve süreci boyunca yaratılan algı, Bale’in etiket fiyatı, göz önüne alındığında Galli oyuncu, Real Madrid’e kral olması için alındı. Fakat Bale’in tesislere adım attığı ilk dakikadan itibaren olayı ele almak gerekirse hem saha dışında belki de gereğinden fazla mütevazı davranışları ve demeçleri, hem de gerekse saha içinde takımdaki diğer 9 oyuncu gibi Ronaldo’ya çalışan bir diğer oyuncu görüntüsü çizmesiyle pek de krallığa hevesli bir görüntü vermedi. Her ne kadar geçen sezon Copa del Rey Finali’nde Bartra’ya tur bindirerek geçip attığı ve Şampiyonlar Ligi Finali’nde attığı golle hatırlansa da sezonun geri kalan %95’lik bölümünde akıllarda kalan olumlu bir hamlesinin veya hareketinin olmadığını söylemek, “küçük maçların büyük adamı” tanımını yapmak yanlış olmaz. Hatta La Liga’da “büyük adam” olduğu tek maç da Valladolid karşılaşmasıydı. Real Madrid’in sezon boyunca tek farkla kazandığı ya da puan kaybettiği tüm La Liga maçlarında ne istatistik ne de performans katkısı verebildi denebilir. Fakat bu durumda bile Madrid basınının Gareth Bale’e sahip çıkması -şimdi aynı tabirle, küçük maçların büyük adamı imalarıyla yerden yere vursalar da- ve özellikle Copa del Rey Finali’nin ardından neredeyse “alın size küçük maçların büyük adamı” çığırtkanlığı yapmaları ciddi ölçüde hem Bale’in yanlış bir açıdan değerlendirilmesine hem de Bale’in kendisini takımdaki rol ve katkı olarak yanlış bir yere koymasına sebep oldu. Ne de olsa Bale geldiği günden bu yana “Dünyanın en iyi oyuncusu Cristiano Ronaldo’dur” diyerek herkesi memnun etmeyi başarmış, egosunu bir köşeye bırakmış ya da saklamıştı. Bir nevi basın, Gareth Bale’i “uslu çocuk” olduğu için ödüllendiriyordu ama bu ödülün Bale’e pek yaramadığını söylemek mümkün.

Bu sezon da aslında Bale’in rolü açısından geçen sezondan pek farklı başlamadı. Ta ki işler bir anda ters yüz olana kadar. Madrid basınına göre Bale’den beklenen katkı gelse Real Madrid’in durumu bu şekilde olmayacaktı. Ve bir anda Bale’in karşısına “kral” olma fırsatı da çıktı. Transfer edildiği günden bu yana La Liga’da sergilediği en iyi maçlarından biri olan Cordoba deplasmanında takımını kurtarmıştı ve iki hafta boyunca Ronaldo da cezasından dolayı oynayamayacaktı. Basın da beklentiyi iyice artırdı. Ama Bale bu baskıya boyun eğdi. Takımı sırtlamaktan ziyade ayak bağı görünümü verdi. Kaçırdıkça saçmaladı, saçmaladıkça daha da bencilleşti. Hatta bir kademe daha ileri gidip serinin -hem Ronaldo’nun yokluğu hem de gol orucu- ilk maçında Sociedad’a karşı resmen James Rodriguez’in ayağındaki topu kapıp auta attı. Zaten Bale konusunda eleştirinin devasa boyutlara çıkmasının kıvılcımı da bu hamlesi oldu. Bale belki de alenen ilk defa asıl adam olma rolüne soyunmuştu ama 1,5 senedir “eleştiri almamasına rağmen” zaten kötü oynadığını unutmuştu. Daha doğrusu Madrid medyasınca unutturulmuştu. E, haliyle yapamadı da. Fakat bu denemenin geri dönüşü her açıdan aşırı olumsuz oldu. Hatta öyle ki AS’ın direktörü Alfredo Relaño “4-4-2’ymiş, 4-3-3’müş hiç önemli değil. Biz bugüne kadar Bale’i yeterince savunduk. Artık Bale’in kendisini savunma zamanı geldi” diyerek Galli oyuncunun “bahane” opsiyonlarını da adeta ortadan kaldırdı (Relaño’nun son derece etkili bir isim olduğunu söylememek olmaz. Real Madrid denince en kötü ilk üçtedir). “Gol orucunda ama bunun sebebi takım arkadaşlarına gol attırması değil. Ve gol atamadıkça da işini yapmıyor” gibi eleştirilerin sayısı gün geçtikçe arttı. Bale “kulaklarını tıkayarak” baskı altında performans verememesine yönelik kısmen haklı eleştirilere tepki verse de baskı altında yapılmış bu hareketin bile Real Madrid camiası düşünüldüğünde hiç de akıllıca olmadığını söylemek yanlış olmayacaktır.

Hakeza okların Bale’e çevrilmesi ile Bale’in de kabuğunu kırdığını, hatta Ronaldo’nun da kılıç çektiğini söylemek mümkün. FourFourTwo’nun Ekim sayısında Nick Moore yazısında “Egolar şimdilik kenara atıldı ama Madrid’de iki oyuncunun ilişkisi o kadar da masumane değil” demişti ama artık egolar da apaçık ortada. Bale artık rakibin direncini tamamen kıran golün neredeyse mevzubahis olmayıp çökmüş rakibe karşı 4’üncü golü attığı için La Decima manşetlerini süsleyen Ronaldo’dan biraz olsun rol çalması gerektiğinin farkında. Hem de Ronaldo’nun  hiç o rolü kaybetmeye niyeti yokken. Dahası basın ve taraftarlar da Bale’in tamamen karşısında. Fakat, belki de en önemlisi, Bale hem kendisi hem de takımı için bu “rol çalma işini” kalp kırmadan, çaktırmadan yapmalı.

FBL-EUR-C1-SCHALKE-REALMADRID

Bale gerçekten büyük oyuncu mu?

Bale’in kaderi kesinlikle kendi ellerinde değil. Real Madrid’in akıbeti, Bale’in geleceğini şekillendirecek en önemli faktör. Ve burada da Bale’in bireysel performansından çok çok daha önemli parametrelerin takıma, dolayısıyla da Bale’e etkiyeceği gerçek. Tıpkı Florentino Perez’in Lucas Silva hamlesi gibi. İyi oyuncu-kötü oyuncu tartışılır ama Ancelotti her ne kadar “Başkanın kadroya karıştığı gün istifamı veririm” dese de İtalyan hocanın bu transferden fazlasıyla etkilendiği Villarreal ve Athletic Club maçlarında yaptığı hatalarla apaçık ortada -Kroos’u çıkarıp Lucas Silva’yı alması, gole ihtiyacı olduğu anda gönderileceği yönetimce reddedilen Illarramendi’yi sahadaki en yaratıcı isim Isco’nun yerine sokması gibi-. Fakat sezon sona erdiğinde Ancelotti’nin bu değişiklikleri hatırlanmayacak bile. Capello’yu bile şampiyonluğun ardından yiyen Madrid medyasının ilk olarak “Şubat’tan bu yana kafası zaten burada değildi” ya da “Gol orucundan ve Barcelona maçındaki olaylardan sonra hem taraftara hem de basına küsmüştü” diyerek Bale’i ön plana çıkaracak. Şimdiden hafif aralanan kapı muhtemelen sonuna kadar açılacak. Belki takımda tutulacak ama artık kağıt üzerinde de “başrolde” olmayacak. Real Madrid’in Copa del Rey’e çoktan veda edişi, şu an ligdeki durumu ve ortaya koyduğu futbol da düşünülünce Bale için elde kalan tutulacak tek dal Şampiyonlar Ligi, 5 maç. Ligde ne kadar kötü devam ederse etsin, taraftarla ne kadar polemiğe girerse girsin, basına ne kadar kulağını tıkarsa tıkasın Real Madrid’de kalmak istiyorsa 5 maçta “başrolü Ronaldo ile paylaşmalı.” Daha önce baskı altında isteneni veremedi; şimdi ise “gerçekten o etiketin oyuncusu mu?” testinin en zor kısmına tabi tutulacak. Peki, büyük futbolcu mu? Cevabı hep birlikte göreceğiz.

isvec

Previous:

Allsvenskan 2015

kapak

Next:

‘1-0 olsun bizim olsun’dan fazlası

You may also like

  • carpi sehir
    15 May

    Carpi Diem

    Analiz

    67 bin nüfuslu Carpi FC 1909, tarihinde ilk kez Serie A’da mücadele edecek. Peki, kimsenin, ...

  • norvec
    03 Nis

    Tippeligaen 2015

    Analiz

    Norveç’te 2015 sezonu başlıyor. Kuzeyin zorlu liginde tüm takımlar ve yıldız isimler mercek altında Yazar: ...

  • kapak
    08 May

    Rise Like a Phoenix: AFC Bournemouth

    Analiz

    Çok değil henüz 5 yıl önce İngiltere profesyonel liglerinden düşme aşamasına gelen AFC Bournemouth önümüzdeki ...

  • kapak
    20 Şub

    Bir savunma sanatı

    Analiz

    Kurduğu yüksek bütçeli takımdan çabuk vazgeçen Monaco, bu sezon Leonardo Jardim ile yeni bir yapılanmaya ...

Yorum Yap