Buzdolabını sürekli dolu tutan adam

27 Mart of 2015

Büyüdüğümüzü anladığımızda, hayatımızı yönlendiren her şeyin çocukluğumuzda yaşadıklarımız olduğunu anlıyoruz. Bu yazı da o büyüyenlerden birisinin öyküsü…

Yazar: Serkan Akkoyun

serkanakkoyun@hayatimfutbol.com | twitter.com/azadgarazli | 27.03.2015

“Ben hiçbir şey yapmak istemiyorum. Her şey olmak istiyorum!”
Oscar Fingal O’Flahertie Wills Wilde

 

Burada herkes birbirini tanır. Gelip sokakta öylece duramazsınız ya da birine bir şey soramazsınız. Karşınızdaki kişinin yaşı önemli değil.” Bu sözler bir mahalle için söylendi. İsveç’in Malmö kentinde yer alan Rosengard bölgesi. Çok uluslu yapısı, soğuk ve gri havasının dışında İsveç’in en tehlikeli yeri olarak biliniyor. Çetelerin bol olduğu, suçun kol gezdiği mahalleleri ile ünlü. Ama yaklaşık 10 yıldır, Rosengard denince akla tüm bunların dışında bir isim daha geliyor: Yazının başında yer alan sözlerin sahibi: Zlatan Ibrahimovic.

Ibrahimovic’i birçok kişi kibirli, kendini beğenmiş, egolu hatta kavgacı, sorunlu gibi sıfatlarla tanımlayabilir. Kendilerine göre haklı gerekçeleri de olabilir. Zlatan’ın hayat hikâyesine baktığımızda ise karşımıza birçok olgun insanın altından kalkamayacağı sorunlarla, çocuk yaşta yüzleşmiş ve bunlara karşı kendince refleksler geliştirmiş birisi çıkıyor. Hatalar yapıyor; yaptığı hataları kabul ediyor. Ama sorun; hata yapmaktan hiç kurtulamıyor. Peki, her şey nasıl başladı? Rosengard’a doğru gidelim…

Hırsız ve kabadayı

gencBosna’daki savaştan kaçan Şefik Ibrahimovic, İsveç’e sığınıyor. Sırplar, Bosnalı Müslüman Şefik’in neyi var neyi yoksa yok etmiş. O da çareyi anavatanını terk etmekte bulmuş. Çünkü hayatta kalmasının tek yolu bu. Ancak yaşadıklarını hayatı boyunca atlamamış. İsveç’e geldiğinde artık hiçbir şeyi olmayan bir adam ve aynı zamanda bir alkolik. Şefik bu sırada kendisi gibi göçmen olan Hırvat asıllı Jurka Grevic’le tanışmış. Jurka’nın da ondan farkı yok. İki yoksul, birbirlerine âşık olarak ‘bari gönüllerimizi zenginleştirelim’ diyerek yuva kurmuş. İşte Zlatan bu yuvanın bir mahsulü.  2001’de Ajax’a transfer olana kadar Rosengard’da babası ile birlikte apartman dairelerinde yaşıyordu ama zamanının çoğunu annesine ayırıyordu. Annesi ve babası ayrı yaşıyordu. İkisi ile de arası iyiydi ancak anne-baba şefkati içinde büyümemişti. “Evde, ‘Zlatan ödevlerine yardım ister misin’ ya da ‘Zlatan günün nasıl geçti?’ gibi sorular duymadım” diyordu. Büyüyünce anlıyordu, çocukken ondan nelerin mahrum bırakıldığını. Aslında derdi ödevlerinde yardım edilmesi ya da gününün nasıl geçtiğinin sorulması değildi. Zira öyle olsaydı okulda çıkardığı kavgalar ya da gün içinde yaptığı hırsızlıkları ailesine anlatması zor olurdu. İlkokuldaki okul müdiresi, “33 yıldır bu okulda görev yapıyorum ve Zlatan gördüğüm en kural tanımazlar listesinde ilk 5’e girer. Okulun 1 numaralı problem çocuğuydu. Gerçek bir baş belası çocuk nasıl olur derseniz onu örnek gösterebilirdiniz” diyordu. Zlatan da buna katılıyor: “Kabadayıydım. Mental sorunlarım vardı. Zor zamanlar geçirdim.”

Yaşadığı bölgenin geri kalmışlığı, mahalledeki kavgalar, dövüşler, yoksulluk Zlatan’ın çocukluğunda kişiliğini belirleyen faktörler oluyordu. Burada, ortaokul çağına kadar ‘yakalı gömlek’ giymiş insan görmeyen birisinden bahsediyoruz. Belki de 6 yaşında babasının tanıştırdığı top olmasaydı hapishanede olacaktı. Çünkü dedik ya, ailesine anlatmakta güçlük çekebileceği kriminal işlere de bulaşıyordu. En büyük zevklerinden birisi bisiklet çalmaktı. Malmö altyapısındayken idmanlara çaldığı bisikletler ile gidiyordu. Karnını doyurmak için de aynı çareye başvuruyordu: “Bir şeye ihtiyaç duyduğumuz zaten markete gider ve çalardık. Bu yüzden bisikletle iyi bir ilişkim vardı. Bir keresinde bir postacının bisikletini çaldım. Harika bir bisikletti, askeri bir şeydi.

O dolap hep dolu olacak

Hırsız ve kabadayı Zlatan evde ise ailesine bağlı ancak mesafeli bir ilişki izliyordu. Babası ona futbol konusunda çok destek veriyordu. Babası alkol konusunda her ne kadar sorunlar yaşasa ve Zlatan’ı birçok şeyden mahrum bıraksa da ona asla kin ya da nefret duymuyordu: “Bir keresinde çocukken biraz para biriktirmişti. Bu parayla bana IKEA’dan yatak aldı. Ama taşıma için ödeyecek parası kalmamıştı. Beraber gittik ve eve kadar biz taşıdık. O zaman bu benim için fantastik bir şeydi. Bir defasında da takımla kampa katılabilmem için bana bütün parasını verdi. Evin kirasını ödeyemedi ama beni o kampa gönderdi

sapkoZlatan’ın babası ile ilişkisini belirleyen isim aslında ağabeyiydi. Kız kardeşi Sanella, üvey kız kardeşleri Monika ve Violetta, küçük erkek kardeşi Alexander’ın yanı sıra onun için en farklı isim abisi Sapko olmuştu. 40 yaşında hayata gözlerini yuman Sapko, babası ile ondan daha yakın ilişki içerisindeydi. Zlatan babası, abisi ve abisinin ölümünden sonra babası ile arasında geçen konuşmayı şöyle anlatmıştı: “Abim, babam için bir referans noktasıydı. Onlar sürekli konuşurdu. Abim öldükten sonra babam ilk defa benimle Bosna’daki ailesi hakkında konuştu.” Balkan Savaş’ı babası için çok şey ifade etse de Zlatan bu konuyla ilgili hiçbir bağ hissetmiyordu. Ailesi onu babasının eski öykülerinden ve savaş hikâyelerinden korumuştu. Çocukken bazı günler -ki bunlar anma törenleriydi- annesinin ve kız kardeşlerinin neden simsiyah giyindiğini anlayamıyordu. Bunu bir moda akımı olarak düşünüyordu.

Okul kitaplarında anlatılan türden bir aile değillerdi ama büyük trajediler de yoktu evlerinde. “Evde bira seansları, Yugoslav müzikleri, Balkan savaşına dair bir şeyler olurdu. Başka da bir şey yok” diyen Zlatan’ın en büyük derdi ise boş buzdolabıydı. Çocukluğunda ne zaman dolabı açsa boş görmesi onun için adeta hayatta neden kazanması gerektiği mesajını veriyordu. Belki de henüz 18 yaşında başlayan kariyeri boyunca sadece buzdolabını doldurmak için çalışmıştı: “Evdeki tek prensibim budur. Eşime sadece bunu yapmasını söylerim; ‘Buzdolabını sürekli dolu tut’ Dünyadaki her insan buzdolabını açınca istediği her ne ise onu alabilmeli. Çünkü dolabı açtığınızda boş görürseniz; bu çok zor bir şeydir. Açlık dünyadaki en kötü durumdur.”

‘Zlatan, ne yaptın sen?’

Açlıkla sınanan bir çocukluk, sokaklarda kavgalar ve suçla dolu geçen bir erken gençlik. Zlatan’ın öğrenmeye, okula, etrafını tanımaya ayıracak vakti yoktu. Bir an önce para kazanmalı, hayat standardını yukarı çekmeliydi. Malmö’de oynadığı dönemde hayalini, “Bir Diablo. Lamborghini marka arabanın Diablo modeli. Mor renkte ve metalik. Evet, hayalim bu…” diyerek anlatıyordu. Göçmenlerden kurulu FBK Balkan takımında başlayan altyapı kariyerini Malmö’ye taşıyor ve 1999’da henüz 18 yaşında A Takım formasını da sırtına geçiriyordu. Sadece 2 sene yetti. Herkes Zlatan’ın nasıl bir futbolcu olduğunu anladı. Takım arkadaşlarından birisi, “Bazen çok boş pozisyonda olsak da bize pas vermiyor. Bencil oynamayı seviyor. Ama çoğu zaman sonunda gol atıyor” diyerek anlatıyordu onu. 2001’de ise Ajax’ın teklifine evet diyordu. Rosengard’ın hırsız kabadayısı 8 milyon euro bonservis bedeli ile Ajax’a gidiyordu. Annesi onun bu transfer haberini gazetede gördü. İsveççesi iyi olmadığı için anlamadı ne yazdığını. Gazeteyi alıp koşarak eve geldi. “Ne yaptın sen. Neden gazetelerde fotoğrafın var?” dedi. Zlatan ise, “Ajax’a transfer oldum. Hollanda’nın en büyük futbol takımı.” cevabını verdi ve kazandığı, kazanacağı, kazanacakları paradan bahsetti. O ana kadar annesine artık çalışmaması gerektiğini, kendisinin ona bakabileceğini söylüyor ancak ikna edemiyordu. Şimdi eline hem Diablo’yu alabilecek hem de annesini çalışmamasına ikna edecek kadar para geçmişti. Malmö taraftarlarının ‘Superzlatan’ı Ajax’a attığı imzadan sonra büyük yıldızına dönüşüyordu.

İsveç’i tanımıyor

Zlatan’ın futbol kariyerini Ajax’ta bırakalım ve biz onun hayatına geri dönelim. Ajax’tan sonra neler yaptıklarına dair bilgilere ulaşmak zor değil; İtalya, İspanya, Fransa. Toplamda 5 ülke kazanılan 11 lig şampiyonluğu!  Özetle; gittiği her takımda şampiyon oldu. Ancak aynı başarı seviyesine milli takım ile ulaşamadı. Bosna kökenliydi, annesi Hırvat’tı ama o doğup büyüdüğü ve vatandaşı olduğu İsveç için oynuyordu. Yalnız sadece oynuyordu. Hiçbir şey hissetmiyordu: “Çocukken İsveç milli takımını izlemedim. Aslında o zamanlar onları hiç izlemezdim. Brezilya’yı seviyordum. Farklı şeyler yapıyorlardı. Topa farklı dokunuyorlardı. Sanki bir hokey maçında pakı sürer gibi. Büyüleyiciydiler.”

Sadece futbol anlamında değil, sosyal ve kültürel anlamda da İsveç’e uzaktı: “Hayatımda ilk defa İsveç filmi izlediğimde 20 yaşımdaydım. İsveç’in önemli tarihi kişileri kimdir bilmiyordum. Ne sporcularını ne de yıldızlarını tanımıyordum.” Sanılmasın ki bunlardan yoksulluk nedeniyle mahrum kaldı, hayır! Onlar Rosengard’da İsveç’in bambaşka bir yüzünü yaşıyorlardı. Mahallerinde ya da komşu sokaklarda yerli İsveçli yoktu. Somalili, Türk, Yugoslav, Polonyalı, Kuzey Afrikalılar vardı. Evde ise ailece Amerikan filmleri izliyorlardı. Özellikle Bruce Lee ve Jackie Chan’in filmleri. Belki de bu yüzden gençliğinde tekvandoya merak salmış, siyah kuşak bir tekvandocu olmuştu. Aynı zamanda babası geceleri Muhammed Ali ve George Foreman’ın boks maçlarının videolarını izliyordu. Kavgacı bir çocukla izlenebilecek en güzel şeyler değil mi? Pedagojik bir vaka’ adan söz etmeyeceğim ancak Zlatan’ın şu sözlerini de sizlere aktarmadan geçemeyeceğim. Kararı siz verirsiniz:

Benimki gibi geçmişe birisinin başarılı olması çok zordu. Mesela bir keresinde altyapıda takım arkadaşıma kafa attım. Çok sinirli bir genç adamdım. Beni takımdan kovmak için dilekçe imzalamışlardı. Çok hatalar yaptım.

Dışarıda Zlatan evde baba

babaKendisi sorunlu bir çocukluk yaşasa da elindeki imkânlar sayesinde çocuklarına iyi bir hayat ve ağzına kadar dolu bir buzdolabı sunmaya çalışıyor. 2005 yılında Juventus forması giyerken eşi Helena ile tanıştı. Kendisinden 11 yaş büyük olmasına rağmen dönemin ünlü mankenlerinden Helena’ya ilk görüşte âşık oluyordu. Helena içinse Zlatan ilk başlarda, ‘Hızlı arabası olan, altın saat takan, gürültülü müziklerle dans eden sefil bir Yugoslav’dı. Helena’nın, Zlatan’ı beğenmemesi normaldi çünkü o İsveç’in güneyinden, Lindesberg’dendi. Burası İsveç’in tarihi kentlerinden birisi ve bu olgun sarışın da İsveç’in elit mankenlerinden hem de hatırı sayılır ailelerinden birisinin kızıydı. Ancak hayatta neyi istediyse elde eden Zlatan, Helena’ya da kendisini kabul ettirir. Helena öylesine âşık olur ki, ona bir kadehle şarap nasıl içilirden çatal, bıçak nasıl kullanılıra kadar her şeyi öğretir. Tabiri-i caizse Helena, Zlatan’a adam eder. 2 de çocukları olur: Maxilimilian Ibrahimovic ve Vincent Ibrahimovic.

Zlatan için çocuklarının disiplini çok önemli. Onların, kendisinin şöhreti nedeniyle şımarmalarını istemiyor. ‘Asla geldiğim yeri unutmadım’ diyerek her fırsatta çocukken yaşadığı zorlukları hatırlıyor ve çocuklarının hayat denen bu yolda adım adım yürürken karşılarına çıkacak engelleri nasıl aşmaları gerektiğini bilmelerini istiyor: “Benim için disiplin ve saygı her şeydir. Çocuklarım 18 yaşına geldikten sonra kendi kararlarını verebilirler. Ancak o zamana kadar benim kontrolümdeler ve benim kurallarım işler. Ibrahimovic’in kim olduğunu anlamaya başladıklarında da onların babaları olduğumu bilmelerini istiyorum. Bilirsiniz işte bana ‘Zlatan’ denmesi… Ben onlar için bir fotoğraf olmak istemiyorum. Bazen şaka bile olsa bana Zlatan diyorlar ve bundan hoşlanmıyorum. Bana kesinlikle baba demeliler. Mantıklı olan bu. Menajerimle kulübe gittiğimde tamam, Zlatan Ibrahimovic’im ama eve geldiğimde babayım, %100 o ailenin bir parçasıyım. Zlatan olmak istemiyorum.”

Belki de o da sıkıldı kendisine biçtiği rolü oynamaktan ve ‘gerçek’ haline bürünmek için eve adım atmayı bekliyor. Belki de futbol dünyasının Abuzer Kadayıf’ı, Zlatan Ibrahimovic’tir.

Son söz

Zlatan için son sözü çocukluğumu tekrar bölümleriyle de olsa şenlendiren Cosby Ailesi dizisinin yazarlarından ve aynı zamanda başrol oyuncusu olan William Henry Cosby JR. Nam-ı diğer Bill Cosby’ye bırakıyorum:

Başarının sırrını bilmiyorum ama başarısızlığın yolu herkesi memnun etmeye çalışmaktan geçer.”

Medyadaki Zlatan

-“Kendimin ne kadar mükemmel olduğunu düşününce gülesim geliyor.”

-“Eğer tekvandoyu seçseydim muhtemelen şu anda birkaç Olimpiyat madalyam olurdu.”

-“Beni satın alıyorsanız bir Ferrari alıyorsunuz demektir. Eğer bir Ferrari alıyorsanız deposuna en iyi benzini koyarsınız, otobana çıkıp gazı köklersiniz. Guardiola ise depoya dizel koyup patikada spin atıyordu. Bir Fiat almalıydı!”

-“Şu anda Paris’te benim için bir apartman bakıyoruz. Eğer bulamazsak oteli satın alacağım herhalde.”

-“Carew’in futbol topuyla yaptıklarını ben bir portakalla bile yaparım.”

-“Eşime hediye mi? Hiçbir şey almayacağım, o zaten Zlatan’a sahip.”

-Zlatan: “Kimin turu geçeceğini sadece Tanrı bilir.”

Muhabir: “Ona sormak biraz zor.”

Zlatan: “Zaten kendisiyle konuşuyorsun.”

-“Arsene (Wenger) bana ünlü kırmızı-beyaz formayı verdi, arkasında 9 numara Ibrahimovic yazıyordu ve ben o kadar mutlu olmuştum ki formayla fotoğraf bile çektirmiştim. Bana gerçekten ciddi bir teklif yapmadı, daha çok ‘Senin ne kadar iyi olduğunu, ne tür bir oyuncu olduğunu görmek istiyorum. Bir deneme yapalım’ der gibiydi. İnanamıyordum, aklımdan şu geçiyordu: ‘ASLA, ZLATAN DENEME YAPMAZ’.”

-“Kaleci dahil 11 pozisyonda da oynayabilirim çünkü iyi bir oyuncu her yerde oynar.”

-“İsveç stili? Hayır. Yugoslav? Tabii ki hayır. Zlatan stili olmalıydı!”

-“Sakatlanmış bir Zlatan her takım için ciddi bir sorundur”

-“Fransa’daki oyuncular hakkında pek bir şey bilmediğim doğru ama onlar kesinlikle benim kim olduğumu biliyorlar!”

Dosyadaki diğer yazılar;

KİTAP

TEKNİK ANALİZ

MINO RAIOLA

Stephanie Roche 2/1/2015

Previous:

Hiç kimseden Beyaz Saray’a

kapak

Next:

Henrik Larsson ve onun bitmeyen hikâyesi

You may also like

  • Auxerre, France, 15 mai 2014 --- Guy ROUX, ancien entra”neur de l'AJ Auxerre, pose devant les buts du stade AbbŽ Dechamps, ˆ l'occasion de la sortie de son livre "Il n'y a pas que le foot dans la vie", Žd. l'Archipel.
    05 Tem

    Bir kulüp, bir insan, bir ömür: Guy Roux

    Profil

    Menajerlik oyunlarında hepimizin hayalidir bir takımı alt liglerden alıp Şampiyonlar Ligi’ne kadar götürmek. Bu yolda ...

  • srna1 (1)
    14 Haz

    Srna

    Profil

    Yazar: Mert Sarıbaş mertsrbs@gmail.com | twitter.com/saribasmert Euro 2016’da 3. gün,  Paris’te saatler 15:00’i gösterirken günün ...

  • ASS.HLN. : Cercle Brugge vs Club Brugge - Jupiler League
    20 Şub

    Brugge kanallarını temizleyen adam

    Profil

    Club Brugge’u, 10 yıl sonra şampiyonluk yoluna sokan, Belçika futbolunun efsane kalecisi Michel Preud’homme’a Hayatım ...

  • 13/06/2011 Monchi, Subidrector Deportivo Del Sevilla .

El subdirector general deportivo del Sevilla, Ramón Rodríguez Verdejo, 'Monchi', ha admitido que "no ha existido contacto directo" por parte del Málaga para interesarse por el posible fichaje del defensa blanquirrojo Sergio Sánchez.

ANDALUCÍA DEPORTES ESPAÑA EUROPA
    15 May

    Oyuncular gelir geçer…

    Profil

    1946’daki La Liga şampiyonluğu? 2006, 2007 ve 2014’te kazanılan Avrupa Ligi? Sonuncusu 2010’da gelen 5 ...

Yorum Yap