Cesur

24 Kasım of 2017

Türkiye’de bir forma altında en uzun süre forma giyen oyuncu, en çok şampiyonluk gören oyuncu, en çok kupa kazanan oyuncu, tüm başarılar bir yana kanının son damlasına kadar mücadele edeceğine şüphe edilmeyen oyuncu… O, Bülent Korkmaz.

 

Yazar: Emre Özcan

parmamaniac@gmail.com | twitter.com/parmamaniac | 22.11.2013

 

1996/97 sezonunda Şampiyonlar Ligi şampiyonluğuna ulaşan Borussia Dortmund, bir sonraki sezona son şampiyon sıfatıyla girerken Galatasaray, Parma ve Sparta Prag’la aynı grupta yer alıyordu. Sezonun ilk maçını Ali Sami Yen’de Galatasaray’la oynayan Dortmund, fazlasıyla zorlandığı ve Galatasaray’ın iki topunun direkten döndüğü maçta 74. dakikada araya atılan bir topa Bülent Korkmaz’ın yaptığı affedilemez ıska hatasıyla Stephane Chapuisat’ın attığı golle maçı kazanıyor ve Devler Ligi’ne üç puanla başlıyordu.

Bülent Korkmaz o maça çıktığında 29 yaşındaydı. Savunma oyuncuları için ‘peak age’ olarak nitelendirilen 27 yaşını geride bırakalı 2 yıl olmuştu ve futbolunun zirvesinde bulunması gerekiyordu. Ama değildi. Maç sonrasında basın ve taraftarlar tarafından büyük eleştirilere hedef oldu. Söylenenlerde muhtemelen haklılık payı da vardı. Bülent Korkmaz ülkenin en iyi stoperlerinden biriydi ama dönemin Türk futbolu göz önüne alındığında bu, genel futbol konjonktüründe çok fazla şey ifade etmiyordu ve Bülent Korkmaz gerçekten de güvenilir bir oyuncu imajı çizmiyordu. Keza bir yıl önce Fatih Terim göreve geldiğinde bir süreliğine kadro dışında bırakılmış ve sonra affedilerek geri dönmüştü. Kendisine olan kısmi güvensizliklerinde bunun da etkisi olabilirdi. Fakat sadece bir sezon içerisinde her şeyi tersine çeviren de kendisi olacaktı.

“Galatasaray genç takımındayız. Türkiye Gençler Şampiyonası’nda bir üst gruba çıkmak için Altay ile zorlu bir maça çıkacağız. Ancak ben maç öncesi 39-40 derece ateşle yatıyordum. Erkan abi (Masör) beni hastaneye götürdü, iğne oldum ve bir süre hastanede kaldıktan sonra tekrar otele döndük. Ayakta duracak halim yoktu. Hem ateşim vardı, hem de üşüme geliyor ve zaman zaman titriyordum. Maç saati yaklaşıyordu. Hocamız Bülent Ünder ve rahmetli Salih Bulgurlu bana “Bülent sen otelde kal, dinlen” dediler. Ama ben ısrarla maçı seyretmek istediğimi söyledim. Hocalarımız da kulübede seyredeyim diye beni yedek listesine yazmışlar. Ben de giyindim. Forma ve şortun üzerine iki eşofman giydim. Onun üzerine de mont geçirdim.

Yedek kulübesinde titreme yüzünden bir de battaniyeye sarıldım. Yedek arkadaşlar arasında “Adalı Bülent” diye bir arkadaşımız daha var. Adımız karışmasın diye ona Adalı Bülent diyorduk. Takımımız 2-0 mağlup durumdaydı. Bülent ve Salih hocalar “Bülent soyun oğlum” dediler. Kendimde olmadan bir de baktım soyunmuşum, üzerimde ne battaniye, ne eşofmanlar bir de baktm ayakkabılarımı bağlıyorum. Kafamı kaldırdığımda Bülent hoca ile Salih hocanın yüzleriyle karşılaştım. İkisinin de gözler buğulanmıştı. O zaman bende jeton düştü. Onların “Bülent soyun” diye Adalı Bülent arkadaşımızı kastettiklerini anladım. Öyle göz göze birkaç saniye kaldıktan sonra Bülent hoca “hadi koçum” dedi, sırtıma vurdu ve sahaya çıktım. Skoru 2-0’dan 3-2 lehimize çevirdik. Ancak son dakikalarda bir gol daha yedik ve 3-3 oldu. Penaltılarla Altay’ı eledik ve bir üst tura çıktık.”

0000063426

Tamamen Bülent Korkmaz’ın ağzından anlatılan bu hikaye onun kişiliği hakkında net bir fikir veriyor. Efsane olduğu kulüpte iki kez kadro dışı bırakılıp dönmesine rağmen mevcut yönetim ve teknik kadrolara hiçbir surette cephe almayan ve imza dönemlerinde beyaz ve boş kağıtlara çalışmaya sürdüren Bülent Korkmaz’ın futbolunu zirveye çıkarmasında yukarıdaki uzun iki paragrafın büyük bir katkısı var. 30 yaşına geldiğinde saha içinde ülkenin önemli ama aslında sıradan olan oyuncusu, Gheorghe Popescu’yla birlikte uzun süreler geçirmenin de muhtemel katkısıyla Vedat İnceefe ve Iulian Filipescu gibi rakiplerini de uzun vadede geride bırakarak kariyerinin son bölümünde çok iyi bir stoper haline geldi. Popescu’nun geride son adam olarak arkayı toparladığı ve oyun kurduğu Galatasaray’da Capone’nin stoper bek özelliğini de kullanan Bülent Korkmaz, asker görevini yerine getirirken çok iyi performanslar ortaya çıkardı. Rakibi ilk karşılayan oyuncu olarak tandemde Popescu’yu dengelerken bunun yanında gençlik ve olgunluk döneminin başlarında zayıf olan pozisyon alma yeteneğini de yine Romen takım arkadaşının büyük etkisiyle birlikte 30 yaşından sonra üst seviyeye çekme başarısını gösterdi. 30 yaşından sonra Avrupa’dan aldığı tekliflerle birlikte Galatasaray’dan ayrılmayı düşünmeyen ve post-Popescu döneminde takımın savunma liderliğine soyunarak 33 yaşından sonra profilini bir kez daha dönüştüren ve toplu oyununu da geliştirerek pas yüzdesini zirveye çeken Bülent Korkmaz, her stilde ve rolde oynadığı bir stoperlik kariyerini Galatasaray’da geçirdiği 21 yılla birlikte 2005’te noktaladı.

Kariyeri boyunca hırslı yapısıyla öne çıkan Bülent Korkmaz’ın kişilik özellikleri sıklıkla Galatasaray sevgisiyle birlikte değerlendirildi. Çeyrek asır boyunca bir kulüpte yer alan bir oyuncunun o kulübü sevmemesi elbette mümkün değil lakin Bülent Korkmaz’ın forma içinde mağlubiyeti kabul etmeyen, sürekli kontrolü elinde tutmaya çalışan ve zaman zaman agresifleşen profilinde Galatasaraylılığından çok kendi baskın kişilik özellikleri ön plana çıkıyor olabilir. Rakip takım taraftarları tarafından saygı duyulsa da hiçbir zaman sevilmeyen ve özellikle rakip oyuncularla, hakemlerle girdiği çok hoş olmayan diyaloglarıyla akılda kalan Bülent Korkmaz’ın kariyeri boyunca sadece iki kırmızı kart görmesi ve tüm agresif yapısına rağmen oyuncuya değil de topa sert olup kasten yaralayıcı hareketlerden oldukça uzak durmaya çalışan kişiliği genellikle gözden kaçan ama oyuncuyu oldukça iyi tanımlayan özelliklerinden biri. 25 seneyi aşkın Galatasaray kariyerinde Bülent Korkmaz’dan geriye kalanlarsa şunlar oldu:

-Türkiye’nin en üst liginde en uzun süre aynı takımda oynama rekoru. 21 yıl (altyapı kariyeriyle birlikte 26 yıl), 430 lig maçı.

-Avrupa kupalarında en çok maça çıkan Türk futbolcusu. (102 maç)

-Hakan Şükür’le birlikte en üst ligde en çok şampiyonluk görmüş futbolcu. (8 şampiyonluk)

-Toplamda 29 kupayla Türkiye’nin en çok başarı kazanan futbolcusu.

-A Milli Takımda 100 maç sınırını geçen ilk oyuncu.

bulentkorkmaz

San Marino's forward and captain Andy Selva celebrates after scoing a goal against Wales during their group D Euro 2008 qualifying football match at Serravalle Stadium in San Marino, 17 October 2007. AFP PHOTO / GIUSEPPE CACACE

Previous:

Karanlıkta bir gökküşağı: Andy Selva

aykut kocaman kaqpak11

Next:

Çare mi çapa mı?

You may also like

  • metin kurt
    23 Mar

    Futbolun anlatım bozukluğu

    Profil

    Yazar: Serkan Akkoyun serkanakkoyun@hayatimfutbol.com | twitter.com/sakkoyun_ Türkiye bir cümle olsaydı, siyasi tarihi onun anlatım bozukluğu ...

  • ASS.HLN. : Cercle Brugge vs Club Brugge - Jupiler League
    20 Şub

    Brugge kanallarını temizleyen adam

    Profil

    Club Brugge’u, 10 yıl sonra şampiyonluk yoluna sokan, Belçika futbolunun efsane kalecisi Michel Preud’homme’a Hayatım ...

  • aykut kocaman kaqpak11
    03 Ara

    Çare mi çapa mı?

    Profil

    Her ne kadar Aziz Yıldırım devre arası soyunma odasına inerek tüm yaşananları perdeleme teşebbüsünde bulunsa ...

  • Stephanie Roche 2/1/2015
    06 Mar

    Hiç kimseden Beyaz Saray’a

    Profil

    Stephanie Roche sıradan, amatör bir futbolcuydu. Bu işle geçimini bile sağlayamıyordu, belki de futbolu bırakacaktı. ...

Yorum Yap