Deli

30 Ocak of 2015

Bielsa delidir, çünkü kimseyle anlaşamıyor

Yazar: Emre Çelik

emrecelik@hayatimfutbol.com   twitter.com/_ecelik   30.01.2014

 

 

“Futbolcularım robot olsaydı, Futbol tarihinin en iyi hocası olurdum.”

Son 17 senede kazandığı tek kupa 2004 Olimpiyat Oyunları olan bir hocanın ağzından dökülen sözler… Takımlarına oynattığı futbol tarzı takdirle karşılansa da istisnasız bir şekilde çalıştırdığı hiçbir takımda devamlılığı sağlayamamış bir hoca. Bunun en büyük sebebi ise futboldan ziyade saha dışı meseleler olan bir problem adam. Evet, Bu sözler Marcelo Bielsa’ya ait. Scolari’nin 2002’deki Dünya Kupası zaferinde taktiklerinden dolayı asıl krediyi verdiği ama kadro kalitesi olarak Brezilya ile başa baş seviyedeki ekibiyle ve daha da önemlisi kendi taktikleriyle bu başarının kıyısına bile yaklaşamamış olan Bielsa. Şili’de alkışları toplayan ama Sampaoli’nin gelişinin ardından takımın bir seviye daha atlaması ile acaba mı dedirten Bielsa. Athletic’te çalıştığı dönem basın mensuplarına gerizekalılar diyen, oyuncuların büyük bölümüyle problem yaşayan, kendisini kovdurmak için elinden geleni yapan ve yönetimle adeta dalga geçen Bielsa. Takımın geleceğini düşünerek önümüzdeki dönemin en potansiyelli stoperlerinden biri olarak görülen Doria’yı takıma kazandıran Marsilya yönetimini adeta bir ergeni andırırcasına “Neden benden habersiz transfer yaptınız?” diyerek 5 aydır istifayla tehdit eden ve o potansiyeli kullanmaya kesinlikle yanaşmayan Bielsa…

Bielsa’nın sabıkaları bu satırları doldurmaya yeter de artar. Fakat Arjantinli hocanın belli başlı olaylarından ve bu olayların perde arkasından yola çıkarak biraz olsun profili, neden “dâhi!” olmasına rağmen kupa kazanamadığı; daha da önemlisi neden hiçbir üst düzey kulübün, zaman zaman gündeme gelmesine rağmen, Bielsa riskini almaktan arkasına bakmadan kaçtığını biraz olsun ortaya koymak mümkün.

En başarılı olduğu kulüp: Athletic

Keşke bunları oynatabilsem

Keşke bunları oynatabilsem

Bielsa, Athletic Club’da da problem çıkarmadan sadece 1 sezon geçirebildi ve Newell’s Old Boys ile Vélez Sársfield kariyerini bir kenara koyarsak en başarılı olduğu sezon da Athletic’teki ilk senesiydi. İlk sezonunda ligde 10’uncu olmasına rağmen takımı Avrupa Ligi’nde ve Copa del Rey’de finale çıkarması elbette Bielsa’ya taraftarlar önünde tanrı statüsüne yaklaştırmaya yetti ve takımın başına geçerken 1 sezonluk sözleşme imzalamasına rağmen yönetimi Bielsa ile sözleşme uzatmaya itti. Lâkin yönetim Bielsa’nın sözleşmesini uzatır uzatmaz 1 hafta geçmeden fazlasıyla pişman olacaktı.

Hikâye, Marcelo Bielsa’nın kontratını uzattığı 3 Temmuz’dan sadece 2 gün sonra kulübün antrenman tesisleri Lezema’da yaşanan olayla başladı. 5 Temmuz’da Athletic Club, sezon açılışı için Lezema’da toplandığı gün, tesislerdeki inşaat ve yenileme çalışması devam ediyordu. Javi Martinez ve Fernando Llorente hakkında 4-5 gün önce çıkan takımdan ayrılacak haberleri Bielsa’yı ne derece etkiledi bilinmez ama Bielsa, o gün kontrolü kaybedip önce işçilere hakarette bulundu. Ardından hızını alamayan El Loco, bir işçiyi boğazından tutarak çalışma alanının dışına fırlattı. Halbuki inşaat, antrenman tesislerini etkilemiyordu bile. Yaşanan bu kavganın üzerine yaptığı açıklama ise savaşın başladığını ilan eder nitelikteydi. Bielsa olaylı antrenmanın ardından yaptığı basın toplantısında, çalışmayı yürüten Balzola firmasını hırsızlık, sahtekârlık ve tembellikle suçladı.

El Loco, “İşçilerden birine kötü davrandığımı kabul ediyorum ama bu şartlar altında sezona hazırlanamam. Bu insanlara saygı duymamı da kimse beklemesin çünkü işlerini yapmıyorlar” sözleriyle başladığı açıklamasında çalışmaların çoktan bitmesi gerektiğini vurguladı. Bielsa’ya ilk yanıt kulüpten değil Balzola’dan geldi: ‘Sen teknik direktörsün. İnşaattan ne anlarsın? Git kendi işini yap.’ Athletic Başkanı Jose Urrutia’nın 2011′deki seçimlerde en büyük destekçilerinden biri olan firma, 2002′de sosyal sorumluluk projesi amaçlı kurulan Athletic Fundacion’un da 2003′ten bu yana en önemli destekçilerinden biri. Kısacası Bielsa bu sefer baltayı kayaya vurmuştu. Zaten firmanın bu açıklamanın üstüne kulüp, resmi sitesinden “Marcelo Bielsa’nın açıklamalarına katılmıyoruz ve kendisinden özür bekliyoruz. Tesislerdeki inşaat planlanan şekilde devam etmektedir” şeklinde bir bildiri yayınlandı.

Fakat Marcelo Bielsa geri adım atmadı ve istifasını verdi. İki gün içerisindeki bu gelişmelerin ardından Athletic camiası da tam anlamıyla ikiye bölündü. Kentin yarısı, El Loco’yu haklı bulurken; diğer yarısı, Bielsa’nın Bask kimliğinin bile üzerine çıkmaya başladığını ve kulübü eleştirmeye kimsenin hakkı olmadığı yönündeydi. Fakat genel beklenti Bielsa’nın istifasının kabul edileceği yönündeydi. Ne de olsa bu kulübü en son şampiyonluğa ulaştıran isim Javier Clemente bile tam 6 sene önce kulübü eleştirdiği için kovulmuştu. Bielsa kimdi? Ama Athletic yönetimi bu hamleyi gerçekleştirecek cesareti kendisinde bulamadı ve düzenlenen acil bir toplantıda El Loco’yu bir şekilde ikna etmeyi başardı. Fakat kulüp ve Bielsa arasındaki ilişkiler o günden itibaren hiçbir zaman eskisi gibi olmadı. Bielsa, antrenmanlara bile 3 günlük keyfi rötarla çıkarken; o günden sonra deyim yerindeyse “Madem istifamı kabul etmediniz, olacakları siz istediniz” düşüncesiyle görevini sürdürdü. Athletic’in o sezonu nasıl geçirdiğini herkes biliyor; sezonun büyük bölümünü küme düşme hattında geçiren takım adeta paçayı zor kurtardı. Bir bakıma Bielsa, kendi egosunu tatmin etmek ve gücünü göstermek adına takımı adeta kendi keyfi için kullandı.

Benden gerisi yalan

Bielsa-con-Llorente-1024x1022Athletic’te ve istisnasız çalıştırdığı her takımda yaşadığı problemlerden birisi de oyuncuların transferleri hakkındaydı. Tıpkı Marsilya’da yönetimle yaşadığı problemlerin temelinde yer alan Mathieu Valbuena, Doria ve Souleymane Diawara konusunda olduğu gibi. İkinci sezonuna başlarken sözleşme yenilemeyen Fernando Llorente, transfer olmak istediğini açıklayan Javi Martinez ile Fernando Amorebieta; Bielsa için bir problemdi. Bu problemin kaynağı da El Loco için elinde oyuncularını tutmaktan aciz olan, transferde kendisine danışmayan yönetimler…

Athletic’te yaşadığı problemleri tekrar hatırlamak gerekirse Llorente’yi Juventus istiyordu fakat Athletic serbest kalma maddesi verilmeden Llorente’yi elden çıkarmayacağını açıkladı. “Javi Martinez ve Fernando Llorente giderse bu hedef küçülttüğümüzü gösteriyor” diyen Bielsa bu savaşta baskıyı yönetime yönlendirdi. Yoksa görevi kabul ederken Athletic’in Bask kökenliler dışında transfer yapmadığını bilmiyor muydu? Zaten niyetinin çok başka olduğunu da ilerleyen günlerde gösterdi. “İstediğim seviyede değil” diyerek o sezon Llorente’yi neredeyse Ekim ayına kadar takımla çalışmalara dâhil etmedi. İlk 4 hafta ne Amorebieta’yı ne de Llorente’yi kesinlikle oynatmadı. Llorente çark edip takımda kalmak istediğini açıkladı ama Bielsa inadından vazgeçmedi. Sparta Prag maçından önceki basın toplantısında ise Llorente hakkında “Emekli olmasını söyledim. Artık onun katkısına ihtiyacımız olmadığını düşünüyorum. Aynı şeyleri geçen sezonun sonunda Javi Martinez ve Amorebieta’ya da söyledim. Belki iyi gitmiyoruz ama onlar olmadan birliğimiz de bozulmuş değil” sözlerini sarf etti. Halbuki değil takımın içinde, kentte ve camiada bile birlik çoktan bozulmuştu. Daha doğrusu bu birliği kendisi bozmuştu. Zaten bir gün uyuyan yardımcı antrenöre Arjantin aksanıyla yaklaşıp şaka amaçlı Bielsa taklidi yapan Iñigo Pérez yüzünden tüm istirahatleri iptal edip takıma ceza antrenmanı yaptıran birinden nasıl bir takım yaratması beklenebilir ki? Akıllara oyuncularının saçı sakalıyla uğraşan Dunga mı geldi yoksa?

Yeni genç yetenekler parlattığını iddia edenler olabilir. Stoperde ağırlıkla oynattığı Borja Ekiza, Xabi Castillo ve Jonas Ramalho’nun şu an sırasıyla Eibar, Alaves ve Girona’da oynaması; tüm sezon 17 maçta, o da ikinci senesindeyken doğru dörtlüyü bulamadığı için zorunluluktan oynattığı Aymeric Laporte mi? Bielsa aslında benzer bir problemi de bu sezon Doria ile yaşıyor. Doria üzerinden yönetimle demek daha doğru olur. Kendisine danışılmadan transfer edilen genç stoperi, yönetime tavır koymak amacıyla kesinlikle kullanmıyor. Son oynanan Nice maçında Nicholas N’Kolou’nun Afrika Uluslar Kupası’nda, Rod Fanni’nin ise kart cezalısı durumunda olması bile Bielsa’yı inadından vazgeçirmeye yetmedi. Aslında Bielsa’nın inadını sürdürmesi şaşırtıcı değil. Fakat geride kalan 5 senede (Şili’de bile Olimpiyat Milli Takımı’nın hocası belirlenirken federasyonla anlaşmazlığa düşmüş ve ufak çaplı da olsa bir kavgaya girişmişti) gittiği her yerde inadı yüzünden yönetimlerle ve camialarla problem yaşamışken yönetimlerin hâlâ Bielsa’ya sabretmesi gerçekten şaşırtıcı. Doria belki de bu sezon, tıpkı Fernando Llorente’nin Athletic’teki son sezonundaki gibi Bielsa’nın inadı yüzünden oynayamayacak. Fakat ileride gecikmeli de olsa potansiyeline ulaşıp beklentileri karşılayacaktır. Peki ya Bielsa…?

Kovdurma bağımlısı

000_Par6938795Her teknik adam sıradan bir kulüp çalıştırmaktansa Arjantin Milli Takımı’nın başına geçmek ister. Tıpkı Marcelo Bielsa gibi. Fakat kendisine hem Espanyol’dan hem de Arjantin’den teklif gelince, tekliflerin ikisini birden kabul etmez. Temmuz 1998 sonunda Arjantin ile görüşürken Espanyol’un teklifini kabul eden Bielsa, takımın sezon öncesi hazırlık kampını yürütürken bir taraftan Arjantin ile olan görüşmeye devam etti. Passarella’dan boşalan koltuğa AFA’nın gerçekten kendisini geçirmek isteyip istemediğinden emin olmamış olabilir. Fakat bunun için de 3 ay görevini sürdürmesi ve kendisini kovdurması gerekmiyordu elbette. 17 Ağustos’ta Arjantin, Bielsa’yı takımın başına geçirdiğini resmen açıkladı ve o gün savaş başladı. El Pais’ten Robert Alvarez’e göre Bielsa’nın sözleşmesinde milli takımdan teklif alırsa yerine birisi bulunana kadar takımın başında kalma zorunluğu vardı. Bielsa bu maddeyi aktif hale getirmek için kulüple masaya oturdu ve bir aylık görüşmelerin ardından 18 Eylül’de kulüple mutabakata vardı. Anlaşmaya göre Espanyol kulübeye birini bulsa da bulmasa da 24 Aralık’ta Bielsa’yı serbest bırakacaktı. Fakat Bielsa o kadar beklemedi bile. Arjantin’in resmen teklif yaptığı 17 Ağustos’tan sonraki ilk La Liga maçını bir kenara koyarsak adeta kendini kovdurmak için elinden geleni yaptı; 5 maçta 1 galibiyet bile alamadı. Kısacası yine kendini kovdurmayı başardı. Tıpkı Athletic’te olduğu gibi. Ya da Marsilya’da yapmaya çalıştığı şey gibi.

Bielsa’nın Avrupa’da çalıştırdığı üçüncü kulüp olan Marsilya’da da aynı senaryoyu yaşaması ya talihsiz bir tesadüf, ya Avrupa’lıların anlayışsızlığı ya da Marcelo “El Loco” Bielsa. Yönetimle sudan sebeple kavgasını etti, yönetimi birden fazla kez istifayla tehdit etti, kendisine bir ceza verilip verilmeyeceği – daha doğrusu dolaylı yoldan kovulmayı bekleyip beklemediği – sorulduğunda “ben kulübüme bağlıyım” cevabını verdi, buna rağmen sözleşme yenileyip yenilemeyeceği yönündeki soruları ise yine başarılı bir biçimde yanıtsız bırakmayı başardı. Gerçi şunu da unutmamak lazım; Marsilya’yı da işin içine katarsak Avrupa’da çalıştırdığı takımlarda kovulma oranı %33,3. Yine de kazandığı kupa sayısından fazla.

Milli takım hocası?

Bielsa’yı başarısız kılan faktörlerden birisi de tartışmaya açık bir şekilde onun dâhi olarak görülmesini sağlayan antrenman metotları. Oyuncularını her gittiği takımda robotlaştırmaya çalışması, bir başka ifadeyle ağır antrenman metotları Bielsa’nın tüm takımlarında sezon sonu bocalamasına yol açan faktörlerin başında geliyor. Espanyol’u tüm sezon çalıştırmadığını bir kenara koyarsak 1998’den bu yana çalıştırdığı tek kulüp takımı olan Athletic’te başarılı olarak kabul edildiği sezonda Avrupa Ligi’ni alamamasının en büyük sebebi de buydu. Üç kulvarda yoluna devam etmesine rağmen üç kulvarda yarışabilecek bir takım yaratamamıştı. Birçok oyuncu, Bielsa’nın ayrılmasının ardından Avrupa Ligi Finali’nde adım atacak halimiz kalmadı diyerek Bielsa’nın sezon sonunu düşünmediğini vurgularken Euro 2012’de Fernando Llorente’yi kadroya almasına rağmen neredeyse hiç kullanmayan Vicente del Bosque de Llorente için “Takımın toplandığı ilk gün yürüyemeyecek haldeydi. Muhtemelen kariyeri boyunca bir daha hiçbir sezon bu denli ağır bir antrenman sezonu geçirmeyeceğinin kendisi de farkında” demişti. Hem de Bielsa ile Llorente’nin arası henüz açılmadan önce. Örnekler çoğaltılabilir. Marsilya’da da sezonun ikinci yarısı sergilenecek performans şimdilik tek kulvarda devam eden Marsilya için Bielsa’nın bu konudaki defosunun devam edip etmeyeceğini gösterecek ama şurası bir gerçek ki Marsilya’nın sezona başladığı gibi devam etme ihtimali, düşüşe geçme ihtimalinden çok daha az. Yoksa Şili’deki kısmi başarısının en büyük sebebi 3 günde bir maç olmaması mıydı?

FBL-WC2010-QUALIFIERS-PAR-CHI

Bielsa taktiksel olarak özel bir hoca olmasına rağmen bu açıdan bir kulüp teknik direktöründen ziyade bir milli takım hocası çiziyor. İstemese de bu profile dönüşmüş durumda. Şili ile yaptıkları, en azından Athletic ve Marsilya’da yaşadıklarıyla kıyaslanınca kısmen Bielsa’nın profili daha da belirgin bir biçimde ortaya çıkıyor. Hakeza son 15 senede “dâhi” olarak görülmesine rağmen sadece iki kulübün Bielsa riskini alması ve Bielsa’nın bu kulüplerde oynattığı futbola rağmen gündeme istisnasız bir biçimde “oyuncu kalitesini” yerdiği için yönetimlerle yaşadığı problemlerle gelmesi de. Muhtemelen kurulu bir takıma gelmektense kadrosunu kendisinin belirlediği bir takım Bielsa’yı oyuncuları tarafından daha çekilebilir, dolayısıyla da daha başarılı kılıyor. Zaten Marsilya’da da yarattığı kaosla problemli bir karakteri olduğunu bir kez daha ortaya koyduktan sonra, üst düzey bir kulübün Bielsa kumarını oynama ihtimali, en azından Arjantin Milli Takımı’nın önümüzdeki 5 sene içerisinde bu kumarı oynama ihtimaliyle kıyaslandığında fazlasıyla düşük.

Başarı kıstasında önemli bir etken olsa da kazanılan kupalar elbette tek başına bir hocanın başarılı olup olmadığını belirlemiyor. Ortaya konulan oyun, kulüp ve taraftarlarla ilişkiler, oyuncu grubunda bir harmoni yaratabilmek, taktiksel ve yönetimsel hatalarını kabullenerek kusursuzluk ütopyasına bir adım daha yaklaşmak gibi nice kıstas mevcut. Belki dikkatinizi çekmiştir; bu kıstasların bir çoğu birbiriyle bağımlı ve insan ilişkileri üzerine kurulu. Futbolun insanların oynadığı bir oyun olduğu düşünülünce taktik konular bile! Zaten bu taşlar bir araya geldiğinde kupalar da kendiliğinden geliyor. Bielsa için var olmayan bu taşlar… Peki ya Bielsa, 19’uncusu önümüzdeki sene Çin’in Hefei şehrinde düzenlenecek RoboCup’ta (Robot Futbol Dünya Kupası) yıllardır hayalini kurduğu robotları yönetmeyi tercih etse… Bu sefer de kol bozuk çıkar mı dersiniz?

Okumadan geçme;

Dâhi

Bielsa dâhidir çünkü futbol bir ders olsa başöğretmeni o olurdu

Previous:

Dâhi

You may also like

  • Bielsa dâhidir çünkü futbol bir ders olsa başöğretmeni o olurdu
    30 Oca

    Dâhi

    Zıt Görüş

    Bielsa dâhidir çünkü futbol bir ders olsa başöğretmeni o olurdu Yazar: Kaan Kavuşan kaankavusan@gmail.com / ...

  • kapak-2
    30 Oca

    Deli

    Zıt Görüş

    Bielsa delidir, çünkü kimseyle anlaşamıyor Yazar: Emre Çelik emrecelik@hayatimfutbol.com   twitter.com/_ecelik   30.01.2014     “Futbolcularım robot ...

Yorum Yap