Demir adam: Luis Enrique

01 Nisan of 2016

“Luis Enrique savaşmayı ve acı çekmeyi seven bir milyarder” Victor Gonzalo

Yazar: Emre Çelik

emrecelik@hayatimfutbol.com | twitter.com/_ecelik

 

Geride bıraktığımız sezon kazandığı 3 kupa ile Avrupa’yı zirvede tamamlayan Barcelona’da hiç şüphesiz bu başarının mimarlarının başında gelen isim Luis Enrique. Hocalığını, daha doğrusu teknik taknik bilgisi ile bu yöndeki uygulamalarını, bir kenara koyduğumuzda Luis Enrique denince akla gelen ilk sıfatları savaşçı, mücadeleci, sözünü sakınmayan ve asla pes etmeyen olarak sıralamak mümkün. Zaten şampiyonlukta da bir dönem lider Real Madrid’in 6 puan gerisine düşmesine, takım içinde ve dışında birçok problem yaşanmasına, Luis Enrique’ye imza attıran yönetimin sezon sonu ayrılma kararına rağmen asla pes etmemesi kilit bir rol oynadı.

İsmi Barcelona ile özdeşleşen Luis Enrique’nin Barcelona’ya yolu aslında çok daha erken düşebilirdi. Ama belki de hikâye bu kadar güzel olmazdı. Sporting altyapısından La Braña’ya gidişi de dâhil olmak üzere Barcelona, Isidoro Sánchez’e Luis Enrique’yi izletme kararı almıştı. Kirada geçirdiği sezon bittiğinde Barcelona’ya getirildi ve bir deneme maçına da çıktı. Hatta o maçta Tito Vilanova’da oynadı ama Katalan ekibininde o dönem altyapı kordinatörü olarak görev alan Luis Romero, Luis Enrique’nin performansından tatmin olmayınca Isıdoro Sánchez’e izlemeyi bırakabilirsin talimatını verdi. Barcelona cephesi aslında haksız sayılmazdı; Gijon’a dönüşünde Sporting de Luis Enrique’ye kontrat verme konusunda kararsızdı. Fakat o zamandan geleceğin sinyallerini fazlasıyla veren Luis Enrique gidip Sporting’in ezeli rakibi Oviedo ile ön sözleşme imzalayınca gönlündeki kulüp olan Sporting’den istediği sözleşmeyi kaptı.

Luis Enrique, Sporting’de özellikle ikinci sezonunda parladı. Hatta Camp Nou’da ceza sahasının dışından sol ayağıyla Zubizarreta’ya harika da bir gol attı ama Barcelona için hâlâ istenen yıldız değildi. Yönetim, Luis Enrique için “Henüz içi açılmamış bir kavun gibi” tanımını yapmıştı. Johan Cruyff da “Luis Enrique iyi bir oyuncu ama henüz yıldız seviyesinde değil” dedi. Fakat Real Madrid cephesi Barcelona ile hemfikir değildi ve sözleşme fesih bedelini ödeyerek Gijonlu genci kadrosuna kattı ve Gijon’da gollerinden dolayı Lucho lâkabını alan Luis Enrique aslında bir golcü değil savaşçı olduğunu herkese gösterme şansı buldu. Sağda, solda, Michel sakatlanınca orta sahanın göbeğinde, ileri uçta kısacası her yerde oynuyordu. Nisan 1995’te Ricardo Gallego köşesinde Luis Enrique’nin savaşçılığına vurgu yapıyor ve “Sağda ya da solda, santrforda ya da orta sahada oynamak onun için fark etmiyor. Tam bir profesyonel gibi hangi pozisyonda olursa olsun en iyi performansı ortaya koymak için elinden geleni yapıyor. Bu çok yönlülük her koçun isteyeceği bir şey. Dahası değeri verilmeyen bir amatör ruha da sahip” ifadelerini kullanıyordu. Lâkin Luis Enrique’ye o hak ettiği değer bir türlü verilmedi.

“Sağda ya da solda, santrforda ya da orta sahada oynamak onun için fark etmiyor. Tam bir profesyonel gibi hangi pozisyonda olursa olsun en iyi performansı ortaya koymak için elinden geleni yapıyor. Bu çok yönlülük her koçun isteyeceği bir şey. Dahası değeri verilmeyen bir amatör ruha da sahip”

Tıpkı Mourinho döneminde olduğu gibi Real Madrid kadrosu bir tarafta Valdano, Raul ve Redondo üçlüsünün başı çektiği grup diğer tarafta da Laudrup ile Luis Enrique’nin ekibi olmak üzere ikiye bölünmüştü. Laudrup da Luis Enrique de hem takım içinde hem de tarafarlar tarafından hak ettikleri muameleyi görene kadar geleceklerine dair en ufak bir açıklama yapmamak, mümkün olduğunca diğer konularda da konuşmama kararı alarak yönetimi tehdit etti.

Luis Enrique de hakkını arama konusunda hiç geri adım atmadı. Valdano, Ekim ayında oynanan Albacete ile oynanacak maç öncesi basın toplantısında Luis Enrique’yi dinlendireceğini açıklayınca Lucho’nun verdiği “O kadar dinlendim ki 60 ya da 70 yaşıma kadar futbol oynayabileceğim” cevabıyla da ipler tamamen kopmuştu. Geri adım atan taraf Redondo’nun da rahatsızlığından dolayı kadrodan çıkarılmasıyla Valdano oldu ama daha o günlerde sezon sonu serbest kalacak olan Luis Enrique’nin ne olursa olsun takımda kalmayacağı açıkça biliniyordu. Nitekim Ocak ayının ardından da imzayı attı fakat beklenenin aksine memleketi ve altyapısından yetiştiği Sporting’e değil, Madrid Barajas Havaalanı’nın otoparkında Barcelona’ya…

Yıllar önce denenip beğenmediği kulübe ne yapıp edip dönerek yılların intikamını almıştı. Fakat Barcelona kariyeri, geçmişe kıyasla takım içi ilişkileri açısından son derece sakin ve istenen şekilde başladı; öyle de devam etti. Luis Enrique’nin imzayı atmasının ardından Barcelona’da yaptıkları değil, Luis Enrique’nin Barcelona’yı sahiplenmesi ve kendi ifadesiyle “kabus gibi geçen” Real Madrid macerasının ardından yeni kulübüne 4 elle sarılması onu kaptanlığa yükseltti. İmzayı attığı sezon yaptığı “Eski çıkartmalarda ya da televizyonda kendimi Real Madrid formasıyla görünce çok garip geliyor. Bence bordo-mavi bana çok daha fazla yakışıyor” demesi ya da yıllar sonra 1996’da Barcelona formasıyla ilk kez çimlere ayak bastığı gün için “Sahaya çıktığım ilk anda binlerce insan arkamdaydı” demeçleri Luis Enrique’yi Barcelona adına özel kılıyor. Bir bakıma hikâyeyi başlatan karşılıklı sevgiden başka bir şey değil. Fakat şu da var ki daha Real Madrid’in sözleşmeli oyuncusuyken Luis Enrique’nin başkaldırmaya cüret etmesi Lucho ve Barça’nın yollarının kesişmesinin yegane sebebi.

Barcelona kariyeri, kolektif başarı açısından ise Luis Enrique için pek de istediği gibi gitmedi. Fakat Luis Enrique savaşçılığıyla, yırtıcılığıyla, liderliğiyle takımın temel taşı olmayı başardı. Prosinecki ve Hagi gibi isimlerin de Real Madrid’den gelmelerine rağmen tutunamamalarının en büyük sebebi de futbol kalitelerinden ziyade bu faktör oldu. O takımın bir parçası olan Stoichkov da bu durumu “Giga inanılmazdı. Ayrıca en iyi arkadaşımdı. Fakat Real Madrid’de forma giydikten sonra Barcelona’da tutunabilmek bambaşkadır. Prosinecki’ye de bakabilirsiniz. Tek tutunabilen, Barcelona’ya gelip formayı kapabilen içlerinde kişilik olarak da en inatçısı olan Luis Enrique’ydi” sözleriyle aktardı. Savaşçılığıyla takımın vazgeçilmezi oldu ama Real Madrid günlerini de hiç unutmadı. 1997/98 sezonunda La Liga’da yılın oyuncusu seçilmesinin bir sezon ardından Bernabeu deplasmanında attığı golü formasını çıkarıp Ultra Sur’un önünde biraz da abartarak kutladı ve maçın ardından “Size kötü davranıldıktan sonra intikam almanın daha iyi bir yolu olamaz” dedi. Real Madrid Başkanı Lorenzo Sainz kendisini eleştirince de “İsterlerse bir dahaki sefer gol attığımda ağlayayım. Ben işimi yapıyorum. Buradaki insanlar bana bağırmak için bilet parası veriyorlarsa bırakın bağırsınlar. Zaten Bernabeu’da ıslıklanmaya alışkınım. İnsanların ne dediği umurumda değil. Barcelona formasını taşıdığım için gurur duyuyorum” sözlerini kullandı.

Sid Lowe’ın deyimiyle Real Madridle olan husumeti Barcelona taraftarının onu sevmesini sağladı ama Luis Enrique’yi gönüllerde ayrı bir yere koyan oyun tarzıydı. Rakibin top kaybederek yediği, kendi kalesine attığı gollerin büyük çoğunluğunun altında Luis Enrique’nin ekstra mücadelesi vardı. Takım son 40 senenin en kötü iki sezonundan birini yaşarken ayakta kalmak için en fazla çaba sarf eden oyuncu olduğu için taraftar nezdinde ayrı bir yer edindi. 1942’den itibaren Barcelona ilk kez 5 sezon üst üste kupasız kapattığında gemiyi terk etmediği için Luis Enrique, Barcelona adına sadece bir kaptan olmanın çok ötesindeydi.

Luis Enrique futbolu bıraktıktan sonra da mücadeleyi bırakmadı. Kişiliği onu gerektiriyordu. Önce sörfe merak saldı, ardından maratoncu oldu. Önüne de bir hedef koydu; 3 saatin altında maratonu tamamlamak. Hocası Victor Gonzalo ile tanıştı ve kendisini adeta bu işe adadı. Gonzalo, Lucho için “Luis Enrique savaşmayı ve acı çekmeyi seven bir milyarder. Futbol kariyeri bitti ama Luis Enrique’nin bir şeylerle uğraşmadan yaşayabileceğini düşünmüyorum” sözlerini kullanırken haksız sayılmazdı. “Kesinlikle sıradan biri değil. Onun ağzından ‘Tamam, bunu da yarına bırakalım’ gibi bir şey asla duymazsınız. Bu da ilk başta beni çok şaşırtmıştı çünkü böyle bir kariyeri geride bırakan birinden beklemiyordum. Sürekli mücadele etmek istiyor ve yaşaması için de mücadele etmesi şart.”

med_gallery_2_1289_63604

Luis Enrique ilk defa 2005 New York maratonunda koştu ama 3 saatin 14 dakika üzerinde kaldı. Amsterdam Maratonu’nda ise sadece 14 saniyeyle 3 saat hedefini kaçırdı. Fakat sonunda Floransa’da 2:57:58 ile hedefine ulaştı. Artık Maraton hedefine ulaşmıştı ama Luis Enrique’nin bir şeylerle uğraşması gerekiyordu. Zaten hocası Victor Gonzalo’nun bisiklet geçmişinden dolayı antrenmanlarının çoğunu bisiklet kullanarak yapıyorlardu ve triathlona geçiş yaptı. Fakat triathlon da kesmedi ve dünyanın en zorlu yarışlarından olarak bilinen Marathon des Sables’e (Çöl Maratonu) katılıp bitirdi. Ironman yarışlarına katıldı ve teknik direktörlüğe de başlamasına rağmen dağ bisikletini de bir an olsun bırakmadı.

Roma’da işler istediği gibi gitmedi, sahada oynanan futbol dışında da birçok problemle savaşmak zorunda kaldı ama bu sefer kaybeden taraftı. Celta’da kendisini toparladı, Barcelona kariyeri de istediği gibi başladı ama uzun vadede başarı için Luis Enrique takımın alışık olmadığı yönde birçok değişime gitmeyi tercih etmişti. Pique’ye acımadı, Neymar’ı dönem dönem kesti, 29 hafta boyunca aynı 11’i üst üste kullanmadı ve hatta Messi’yi bile karşısına aldı. Bu süreçte hatalar da yaptı ama takımdaki herkesin tıpkı zamanında kendi yaptığı gibi formayı hak etmesi ve bunun için maksimum performans göstermesi gerektiğini açıkça gösterdi. Takımın oyun tarzında da ufak değişikliklere gitti ama Suarez’in döndüğü; bu değişimin uygulamaya konulduğu ilk bölümde problem yaşadığı dönemde zaten takım da ikinci sırada olunca fazlasıyla eleştirildi. Fakat geri adım atmadı; önce “Av sezonu açıldı” diyerek eleştirilere meydan okudu, ardından da “Kaybettiğimizde rotasyonun iyi olmadığını, hatta felaket olduğunu söyleyecekler. Fakat sezon sonunda her kupayı kazanabilmemiz için takımı en diri şekilde tutmam şart” sözlerini kullandı. Açıkçası o dönem değil üç kupa, La Liga’nın kazanılacağına bile birçok kişi inanmıyordu ama mücadeleyi, savaşı kazanan taraf Luis Enrique oldu. Son derece dinç ve ısıran, Barcelona ile özdeşleşmiş pozisyon futbolunun yanında gerektiğinde ok gibi rakip kaleye gidebilen ve geçiş hücumlarında örnek teşkil eden bir takım yaratmasının yanında Messi’yi ve Pique’yi tekrar eski günlerine döndürmesi, Neymar ve Suarez’i tam potansiyelle kullanabilmesi, sezon öncesi birçok kişinin burun kıvırdığı Rakitic’ten son derece kilit bir parça yaratması, Dani Alves’i tekrar kazanması ve daha niceleri, en fazla eleştirildiği ve kovulacak dendiği dönemde bile geri adım atmamasından kaynaklanıyor.

Sezon başında Luis Enrique’ye “Barcelona’nın üç kupa kazanması mı yoksa Sporting’in tekrar La Liga’ya yükselmesi mi?” diye sorulduğunda “İkisi de benim kulübüm. Malesef bir seçim yapamam ama umarım ikisi de gerçekleşir” sözlerini kullanmıştı. Sporting son haftaya üçüncü sırada girdiği Liga Segunda’da savaşmayı bırakmadı ve La Liga’ya dönmeyi başardı. Lucho ise yaklaşık 10 ay süren sezonun 8 ayı boyunca hep eleştiri oklarının merkezindeydi, sürekli sorgulandı, yarışta avantajı kaybetti, düştü ama her seferinde bir yolunu bulup ayağa kalkmayı bildi. Kazanılabilecek her şeyi kazanmasına ve kulübün en büyük efsanesi Pep Guardiola’nın her şeyi silip süpürdüğü 2008/09 sezonunu da istatistiksel olarak her açıdan geride bırakmayı başarsa da (Galibiyet, beraberlik, mağlubiyet, atılan gol, yenilen gol, galibiyet yüzdesi, gol yemeden tamamlanan maç v.b.) rağmen şampiyonluklara rağmen anında kalacağını açıklamayarak kendisine tahminen “savaşıp ulaşmak için” yeni bir hedef yarattı. Bunu yapıp yapamayacağını zaman gösterecek ama şurası kesin ki kendi koyduğu hedefi gerçekleştirmek adına sonuna kadar savaşacağı ve bunu kendi metodlarıyla yapacağına dair en ufak bir şüphe yok.

metin kurt

Previous:

Futbolun anlatım bozukluğu

srna1 (1)

Next:

Srna

You may also like

Yorum Yap