Dersimiz Osmanlıca futbol

12 Aralık of 2014

Gündemimiz Osmanlıca olunca biz de olaya futbol açısından bakalım dedik. Evet öyle bir açı bulduk ve baktık. Çünkü bizim hayatımız futbol…

Yazar: Serkan Akkoyun

serkanakkoyun@hayatimfutbol.com | twitter.com/azadgarazli | 12.12.2014

“Türk dili, dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil bilinçle işlensin.”

Mustafa Kemal Atatürk

Milli Eğitim Şûrası, Osmanlıcayı liselerde zorunlu ders haline getireceği üzerine karar aldı ama kısa süre içerisinde yeniden seçmeli ders halinde bıraktı. Esasen Osmanlıca olarak bilinen bu dil Türkçe’dir ama Osmanlı İmparatorluğu’nda hanedanın ideolojik tutumu nedeniyle Osmanlıca adıyla anılır. Yani ortada ‘biz’den olmayan bir şey yoktur. ‘Osmanlıca diye bir dil yok’ demek de çok iddialı olacaktır. En orta yolu; Osmanlıca, farklı bir alfabe ile yazılan Türkçe’dir, diyebiliriz. E malum bizim de hayatımız futbol olunca gündeme filelerin ardından bakıyoruz. Osmanlıca tartışmaları yaşanırken de aklımıza “Acaba Osmanlıcanın olduğu zamanlarda futbol yazıları nasıldı?” sorusu geliyor.

Sultan yasaklamış ama…

futbol-sayi-1Biraz geriden gelelim. Osmanlı’da futbol, imparatorluğun 34. padişahı ve hilafetin 114. halifesi,  II. Sultan Abdülhamid Han’ın zamanında popüler olmaya başladı. Bu dönemde, futbolun tarihini bilen, okuyan meraklıları İzmir’deki İngiliz ve Rumların, İstanbul’da da aynı şekilde İngiliz ve Rumlarla beraber Türklerin topa olan alâkasını bilecektir. Fakat Sultan Han’ın dönemin siyasi karmaşası içerisinde özellikle gençlerin kalabalıklar halinde bir araya gelmesini hoş karşılamaması nedeniyle futbol takımlarına sıcak bakmadığı da tarihin bilinen bir başka gerçeğidir. Özellikle Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe’nin kuruluş dönemlerinde ‘jurnallenmeleri’ yani ihbar edilmeleri neticesinde kapatıldıkları mâlum. İşte bize kaynaklık eden birçok yazı da bu doğum sancıları içerisinde kaleme alındı.

İnsanın gülesi geliyor

Bu araştırmada bizlere en parlak ışığı dönemin spor gazete ve dergileri tutuyor. Bir dil üzerinden kaleme aldığımız (bu da ne güzel tabirdir, sanki kalemle yazan kalmış gibi…) yazının içeriğini yorumdan ziyade kullanılan kelime ve ifadeler oluşturacaktır. Divan edebiyatı ve Hababam Sınıfı sayesinde kulağımızda komedi unsuru olarak kalan ahenk dolu söyleyişler dönemin spor basını ile birleşince bize daha da tatlı geliyor. Örneğin Galatasaray’dan bahsederken “Mekteb-i Sultani” ya da Beşiktaş’tan söz ederken “Osmanlı Beşiktaş Terbiye-i Bedeniye Mektebi’nin sportif faaliyeti” tarzı söylemler gülümsemeye neden olabiliyor. Ancak biraz daha işin içine girince durum karmaşık bir hal alıyor.

Osmanlıca olarak işaret edilen Osmanlı Türkçesi bizim şu anki dilimizin atasıdır. Bunu bilmemizin bizde nasıl ve neden bir zarar vücut bulduracağını tahmin edemiyorum. Tamam dedemizin mezarını okumak amacında değiliz ama misal Sultan Abdulhamid Han’ın yayınladığı ve Osmanlı içerisinde birtakım spor faaliyetlerine izin verdiğini ifade eden şu metni anlayabilecek eğitimi alsak hoş olmaz mı?

Ahkâmı kavanine ve adabı umumiyeye muğayir bir esası gayrımeşrua veya asayişi memleket ve tamamiyeti mülkiyei devleti ve şekli hazırı hükûmeti tağyir ve anasırı muhtelifeyi siyaseten tefrik maksadına müstenit olmamak…”

Tezyesi defterdar olan faytonla damda dolaşır havasında okuduğumuz bu ifadeler, futbolun Osmanlı dönemindeki emekleme döneminde işte o meşhur Osmanlıca yazılmış bir takım sözler. Bunun yanında terimler de dikkat çekiyor. Spor yapmak üzere bir araya gelenlerin oluşturduğu topluluklara şu anda takım diyoruz ama Osmanlı zamanında bunlara sıklıkla ‘tekke’ adı verilirmiş. (Sadece futbol olarak düşünmüyoruz) Her bir tekkenin de şeyhi ve müridleri bulunurmuş. Burada şeyhler, öğretmen yani antrenörler; müridler ise öğrenciler yani sporcular oluyor. Türkiye’de Osmanlı İmparatorluğu döneminde çıkan ilk futbol gazetesi ‘Futbol’u incelediğimizde ise futbol özelinde kullanılan terim ve ifadelerin ayrıntısına daha da kolay ulaşmış oluyoruz.

Osmanlı Türkçesi ile bir maç yazısı

Futbol Dergisi Sayı 211 Ekim 1910 yılında Mustafa Ziya önderliğinde, Ali Mecit ve Burhan Felek’in gayretleriyle Futbol adında bir gazete çıkartıldı. Sadece 10 sayı üretebilen bu gazete ile futbolun Osmanlı’da oluşturduğu sevimsizliği ortadan kaldırmak ve hatta yerine futbolu sevdirmek amacı güdülmüştü. İmparatorluğun ikinci dili konumundaki Fransızca olarak da çıkan gazetede bir Galatasaray – Strugglers maçı analizi Osmanlı Türkçesinde futbolun ifade edilişi açısından büyük önem taşıyor. Bu arada Struggler yabancı bir takım değil; İstanbul’da 1908-1913 yılları arasında faaliyet göstermiş, Rum vatandaşların kurduğu bir takım. 1913 yılında formasının Yunanistan bayrağını andırması (Beyaz üzerine mavi enine çizgiler) nedeniyle uyarılmış ancak formasını değiştirmeyeceğini bildirmesi üzerine İstanbul Futbol Ligi Birliği tarafından kapatılmış. Dönelim konumuza…

Futbol adlı ilk futbol (aslında spor) gazetesinin Galatasaray ve Strugglers arasında oynanan maçının analizine baktığımızda ilk olarak gözümüze çarpan İngilizceden alınan futbol terimlerinin Türkçeleştirilme çabası. Örneğin sağ arka, sol iç, dış sol, ileri gibi terimler şu anda sağ bek, sol açık, forvete karşılık geliyor. Mesela maç içerisinde Fuat Bey önce ‘arka hatta’ daha sonra ‘ileri hatta’ görev alıyor. Penaltı için ‘baş ceza’ tabiri uygun görülürken rakip takım oyuncularına günümüz Türkçesinde ‘düşman’ anlamında gelecek ‘hasım’ kelimesi ile sesleniliyor. Krampon; potin, şut; darbe, gol; büyük darbe, korner; köşe şeklinde kullanımlar da göze çarpıyor.

Gazetede yer alan analizden bazı bölümleri olduğu gibi aktararak o dönemin futbol dilini okumaya çalışalım:

(Maç başlamadan öncesi anlatılıyor) “Şimdi futbol meraklıların kulaklarında topun sadâ-yı âhenkdârı çınlıyor. Bu rüyâ-yı nâzeninden tahassül eden zevk-i mesti onların vücud-ı merâk-ı âverlerini garip bir hiss-i harir-i meserretle uyuşturuyordu. Artık sıranın “futbol”a gelişi onlar için büyük bir saadet vâsi bir sevinç teşkil ediyordu”

(Galatasaray maça kötü başlıyor) “İlk önceleri Galatasaray lakâyd bir betâetle harakete başladı. Sonra bir parça canlanır gibi oldu. Fakat Strugglers arka hattının vuruşları Galatasaray ileri hattının da paslarının birbirine adem-i tatâbuku bu faaliyet-i hayatiyyeyi öldürüyordu. Hele o bir hata. Bütün oyunun intizam-i şekva şevkini bozdu.

(Fuat Bey’in hatası ile Galatasaray ilk yarının sonuna doğru gol yiyor) “Bizim Fuat Bey’in bir hatâ-yı sarihi Galatasaray’ı mağlup etti. Herkes Strugglers’i alkışladı. Sâhib-i hata artık arkayı terk etti. İleri hattına, eski oynadığı mevkiye geçti. Strugglers sevincinden gayret-i muhâcemâtını artırdı. Ötekilerde de müteesirâne savletler baş gösterdi. Ortaya sağdan, soldan o kadar paslar geldi ki idare edilemedi. Nihayet şöyle bir istirahat düdüğü çaldı. Teneffüsler edildi.”

Futbol Dergisi Sayı 3(Maçın sonlarına doğru iki takımda oyundan düşüyor) “Bundan sonra Galatasaray oyuncularını teşçî’a çalıştılar fakat onlarda zevk-i gâlibiyet çoktan kırılmıştı. Mütebâkî on dakika daha devam etti. Ne bir eser-i tafavvuk… hiçbir şey görülmedi. Bunun üzerine herkesin heyecanı da bütün bütün fazlalaştı idi ki düdük hıtâm-ı müsâbakayı ilan eden sadası bu heyecân-ı umumiyi teskine çalışıyordu”

Son söz…

Bu yazıda yer alan birçok futbolsal ‘olayı’ anlıyoruz ancak kelimelerin birçoğuna o kadar yabancıyız ki. Oysa bunlar bizim anadilimizin birkaç yıl önceki halleri. Box to box orta saha deyince kafamızda kanlı canlı bir futbolcu bile belirirken şu 3 paragrafı yabancı gözlerle okuyoruz.

Murat Bardakçı, “Türkiye’de Osmanlıca bilmeyen entelektüeller cahildir. Bugün bir İngiliz entelektüeli Shakespeare’i, Shelly’yi okur, bilir. Bizimkiler Nedim’i, Fuzuli’yi anlamaz” der. Ben de katılırım. Hem böylece gençten Osmanlı Türkçesi öğrenip büyüyen ve spor medyasına giren isimler sayesinde bizler de yukarıda yazdıklarımın ne anlama geldiğini öğrenmiş oluruz.

*Futbol gazetesi ile ilgili kaynak: Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi, İletişim Dergisi, Sayı 26, “Türk basınında ilk spor gazetesi “Futbol””, Hamza Çakır.

el2

Previous:

Kitap: Tanrı’nın Eli

kapak

Next:

Joyeux Noel

You may also like

Yorum Yap