Diarios Argentinos #1: Buenos Aires

04 Ekim of 2015

El Autor: Fırat Topal

firattopal@hayatimfutbol.com | twitter.com/Flyngdtchmn | 04.10.2015

80’lerin başında, Buenos Aires’ten 12 bin kilometre ötede, İstanbul’un arka mahallelerinde toz toprak içinde, üç taşı yanyana getirerek oluşturulan “kale direklerinin” arasından topu geçirmek için meşin ya da duruma göre plastik yuvarlağı kovalayan çocukların hayaliydi Diego Armando Maradona olmak. Hatta top sahasına adım atıldığı zaman kimin daha önce Maradona olacağı üzerine kavga edilirdi. İlk önce davranana saygı duyulurdu hep, “ben Maradona” dediğinde. Sonraki Van Basten olurdu, öbürü Gullit, bir diğeri Klinsmann, ama hiçbirisi Maradona gibi olmazdı. Maradona’yı kim aldıysa onun, bu sihirli adamın yeteneklerine aldığına inanılırdı maç boyunca. İsmi alan da ayrı bir sorumlulukla dolardı elbet. Maç sonunda “sen misin Maradona!!!” lafını duymak var. Ben 1981’de İstanbul’da dünyaya geldiğimde, benden 21 yıl önce, Buenos Aires’in Lanus semtinde hayata gözlerini açmış Maradona, Boca Juniors’a imza atmıştı. 16 yaşında ilk kez sahaya çıktığı Argentinos Juniors formasını 5 yıl giydikten sonra hep hayalinde olan Boca formasını sırtına getirmişti. Kariyerinde kendi ülkesindeki tek şampiyonluğunu da o yıl elde etmişti, zira 1982 Dünya Kupası’ndan sonra Barcelona’nın yolunu tutacaktı. Maradona bugün hala bir Tanrı muamelesi görüyor Arjantin’de. Hoş “Tanrı” ve “Arjantin” deyince yerli halkın işi dahi zor bugünlerde. Gezegenin mevcut futbol tanrısı Lionel Messi, Buenos Aires’in 300 kilometre uzağındaki Rosario’da dünyaya geldi. Jorge Mario Bergoglio, aslında hepimizin bildiği adıyla Papa Franciscus da Buenos Aires’te dünyaya gelmiş bir San Lorenzo taraftarı. Yani iş yukarıdakiyle münasebete geldiğinde Arjantinlilerin kadrosu sağlam.

Buenos Aires tipik bir metropol. Hatta tipik bir Avrupa metropolüyle de bir çok benzerlik taşıyor. Şehir planlaması açısından da Birleşik Amerika ile önemli ortak noktaları var. Uruguay ve Arjantin’i Latin Amerika’nın geri kalanından ayırmak gerekiyor. Beyazların ve Avrupalı azınlıkların oldukça fazla olduğu bu iki ülke, kıtanın geri kalanındaki demografik yapıdan net biçimde ayrılıyor. Uruguay, Arjantin’in yanında daha mütevazi, daha sakin, daha az çabalayan, kendini suyun akışına daha fazla bırakmış bir ülke, sabah yataktan kalktığında banyo aynasının önüne koşmamasına ragmen çok iyi görünen insanlar gibi. Kıtada sıkça duyacağınız ve bir anlamda “aceleye gerek yok, sakin” anlamında kullanılan “tranquilo” Uruguay topraklarının felsefesi adeta. Arjantin, özelinde de Buenos Aires ise böyle değil. Onlar daha aceleciler, daha ciddiler, daha kalabalıklar ve daha tehlikeliler.

IMG_2432

Yıllar boyu kendisini kıtanın elit tabakası olarak gören Arjantin 15 yıl önce yaşadığı ekonomik kriz ile resmen tepetaklak oldu. Ülke ekonomisi 1998-2002 arasında yüzde 28 gibi bir oranda küçüldü ki o yıllarda ülkedeki her 10 çocuktan 7’si fakirlik sınırının altındaki ailelerin üyesiydi. 15 yıl sonra o zamana göre çok daha iyi durumda olsalar da hala bellerini tam olarak doğrultabilmiş değiller. Kriz geçiren ülkelerin ortaya çıkardığı bütün toplumsal meselelere sahipler. İşsizlik, gelir dağılımındaki dengesizlik, ev fiyatlarındaki artış, karaborsa, güvenlik, şiddet ve küçük işletmelerin sonu. Karaborsa denen olgu Arjantin ekonomisinin ayrılmaz bir parçası durumunda. Dünya üzerinde hemen hemen her ülkenin tek bir döviz kuruna sahip olması gerçeğine karşın Arjantin’de iki adet kur var. Birincisi döviz bürolarında, bankalarda göreceğiniz kur, resmi, yasal olan. Diğeri ise sokaktaki kur. Buenos Aires’in kalbinin attığı Plaza de Mayo’dan 5 dakika uzaklıktaki 2 büyük alışveriş caddesi Florida ve Lavalle, size mevcut kurun 1,5 katını verebilecek döviz satıcıları ile dolu. 5 adımda bir sizin önünüzü kesebiliyorlar ve bu işi güvenlik güçlerinin önünde yapıyorlar. Örneğin herhangi bir döviz bürosunda 100 dolar bozdurduğunuzda cebinize koyduğunuz 1050 peso civarı oluyor. Aynı miktarda parayı sadece birkaç adım ötede, genç, yaşlı, kadın, erkek hemen her kesimden insanın çalıştığı karaborsa sektörüne verdiğinizde karşılığında aldığınız 1550 peso civarı ve bu büyük bir fark demek. Bunun sebebi ise şu: Arjantin pesosunun değerinin çok fazla iniş çıkışlı olması sebebiyle, büyük bir ekonomik kriz atlatmış olan halk, gece yatağa giderken sahip olduğu parayla, sabah kalktığındaki mal varlığı arasında büyük bir fark olmasını istemiyor. Bu yüzden de elinde tuttuğu nakitin peso değil, daha istikrarlı olan dolar cinsinden olmasını tercih ediyor. Ama Arjantin’de halkın, resmi yollarla dahi parasını yabancı para birimlerine çevirmesi yasak olduğundan, sistem çıkış yollarını yaratıyor. Yukarıda bahsettiğimiz Florida ve Lavalle caddeleri işte bu çıkış yollarının birleştiği yer. Üstelik bu sistem öyle kemikleşmiş ki,bir yabancı olarak her daim gözünüzü açık tutmanız gereken Buenos Aires’in en güvenli mekanizması neredeyse. Sahte para hadiseleri yaşanmıyor değil, ama döviz bozdurduğunuz şahsı günün 4-5 saatinde aynı noktada bulmak mümkün. Yani, sizi dolandırıp ortadan kaybolma gibi bir amaçları da yok. Hatta ülkenin iki önemli gazetesi Ambito ve Cronista,  her gün “mavi dolar” denen bu döviz kurunun seviyesine sayfalarında yer veriyor.  Başkan Cristina Fernández de Kirchner, bu marketi bitirmek için özel bir çaba sarfetti ve yol kat etti, ancak tamamen ortadan kaldırmaya gücü yetmedi.

IMG_2399

Buenos Aires’e Amsterdam’dan Frankfurt aktarmalı olarak ulaşıyoruz. Lufthansa bizi firma bünyesindeki en uzun direkt uçuşuyla tangonun başkentine silkeleyerek bırakıyor, zira Portekiz’den çıkıp Brezilya’ya girene kadar geçen 5-6 saat boyunca Atlas Okyanusu’nun üstündeki bulutlar bizim beşiğimiz oluyor adeta. Türbülans yok ama sürekli bir yalpalanma var. Bu yalpalanma eşliğinde Broadchurch’ün 10 bölümlük ikinci sezonunu da izleyip bitiriyorum. 14 saatlik bir yolculuk sonucu Arjantin’e yerel saatle 07:00’da iniyoruz. Bir futbol sevdalısının aklında, Arjantin’e indiğinde sadece tango, Evita, biftek ve Mafalda yok elbette. Hafta sonunda oynanacak maçların hangisine kapağı atabilirsek şanslı sayacağız kendimizi. Boca Juniors-Godoy Cruz, Racing Club-Arsenal de Sarandi ve Estudiantes-River Plate maçları hedefimizde. Ancak hem ülkeye gitmeden önce fikrini sorduğumuz insanlar hem de oraya vardığımızda konuştuğumuz yerli halk, Arjantin’in iki büyük kulübü Boca Juniors ve River Plate maçlarına bilet bulmanın imkansıza yakın olduğundan bahsediyor. Gerçi bu iki kulübün maçlarının biletleri hakkındaki spekülasyon lisede devamsızlık hakkının 40 güne çıktığı, askerde kısa dönemin 3 aya indiği, iş yerinde bayram tatilinin 10 gün olduğu yönündeki söylentilerden farksız. Kimisi turistlere bilet satılmıyor diyor, kimisi maç günü bilet satılmıyor diyor, kimisi boş yer olmuyor diyor, kimisi “beyler reyiz Facundo biletleri Caminito Erkek Lisesi’nin arka kapısında yarın dağıtacak” diyor, diyor da diyor. Bu gibi durumlarda en doğru şeyin, kendi işini kendin görmek olduğuna hep inanmışımdır. Ancak hayatımda ilk kez hiç tercih etmediğim bir şeyi devreye sokuyor ve Boca Juniors maçı için bir turist bürosuna fikir danışıyorum. 150 euro fiyat çekiyorlar. Şehir merkezinde buluşma, bir barda yemek ve içki, maça araçla götürme, maç bileti, tribünde refakat ve maç sonu şehir merkezine geri getiriş. Yine de tuzlu geliyor bana. Tabii Boca maçları için düzenlenen turlar sadece resmi turist bürolarının organizasyonları değil. La Doce (12 Numara)  isimli tribün grubunun da turistleri oltasına taktığı zamanlar olmuyor değil. Maç öncesi mideye indireceğiniz, Güney Amerika ve özellikle Arjantin’le özdeşleşmiş parrillas’nın (ızgara biftek) üzerine, La Doce’nin en azılı taraftarlarının arasında maç izleyebilmek için grubun tepesindeki adamlara 250 euro civarında bir para ödüyorsunuz. La Doce’nin nasıl bir oluşum olduğuyla ilgili aşağıdaki satırlarda daha çarpıcı şeyler anlatacağız, ama tekrar Buenos Aires’in merkezine dönelim.

Arjantin’i tipik bir metropol olarak özetlememiz boşuna değil. Havalimanından çıkıp şehir merkezine doğru giderken birkaç gecekondu mahallesini geçiyorsunuz, merkeze yaklaştıkça gelir düzeyinin ve yaşam standartının düşük olduğu, otobanın iki kenarında konuşlanmış tek katlı evler ve zevkten yoksun, sadece daha çok insanı barındırmak için dikilmiş çok katlı apartmanlar gözünüze çarpıyor. Merkeze geldiğinizde ise ne yaparsanız yapın kaçamayacağınız şey Avenida 9 Julio, yani 9 Temmuz Caddesi. Arjantin’in kurtuluş günü olan 9 Temmuz 1916’dan ismini alan bu cadde dünyanın en geniş caddesi. Tam 14 şerit ve iki tarafa dağılmış 7’şer şeritin ortasında da 2 yönlü çalışan otobüslere ayrılmış 2 şerit daha. Caddeyi karşıdan karşıya tek seferde geçmek imkansız, Usain Bolt olmanız gerekiyor, ama zaten olsanız bile trafik ışıklarının senkronizasyonuna takılıyorsunuz.

IMG_2441

Buenos Aires merkezinin çeşitli bölgeleri var. Palermo için şehrin Bağdat Caddesi demek mümkün. Pahalı ve seçkin butikler, elit restoranlar, görece gelir ve kültür düzeyi yüksek yerli halk. Butiklerden birisi de bizim ülkede 2000’lerin başında gösterildiğinde büyük fırtınalar koparan Vahşi Güzel, yani orijinal adıyla Muñeca Brava’nın yıldızı Natalia Oreiro’ya ait. Bu arada hala bilmeyenler için söylüyorum, meşhur dizide Ivo rolünü oynayan Facundo Arana’yı hala ölü sanan varsa adam sapasağlam yaşıyor. Çok iyi hatırlarım zamanında dizi herkesi kasıp kavururken “Ivo kanserden ölmüş arkadaşlar” muhabbeti çıkmış, bizim Ümraniye’nin Atatürk Mahallesi’nde bu adam için mevlid okutulacak kıvama gelinmişti. Hatta dizi bittikten sonra uzun süre adamı mezarda tuttuk. Ta ki internet bizim oralara da uğradığında olayı keşfettiğimiz ana kadar. Adam meğerse ergenlik döneminde Hoçkin Hastalığı geçirip atlatmış. Artık kim bu bilgiyle tüm ülkeyi trollediyse bilemiyorum. Biz ne diyorduk, evet Buenos Aires’in diğer muhitleri. San Telmo şehrin daha kültürel tarafı. Alternatif mekanlar, gece yarısına yakın genç yaştaki insanların sokağa çıkmaya başladığı, açık hava marketlerine ev sahipliği yapan bir bölge. Dünyaca ünlü mezarlığa adını veren Recoleta ise müzelerin yer aldığı, Arjantin’in en kaymak tabakasının yaşadığı kısım. Yeri gelmişken Recoleta Mezarlığı’ndan bahsetmek lazım. Derlermiş ki, Arjantin’deki zenginler hayat boyu, bu mezarlığa gömülebilmek için para biriktirirlermiş. Hakikaten kapısından içeriye girdiğinizde bunun doğru olduğunu farkediyorsunuz. Aslında buraya bir mezarlıktan çok mozolelerden oluşan küçük bir muhit demek mümkün. Çünkü ortada mezar taşlarından ziyade, görkemli heykeller, dikkatle tasarlanmış odalardan oluşan küçük bir kasaba var. Bazı anıt mezarların boyu 10 metreyi aşıyor. Bunların arasında en çok ziyaret edileni Evita’nın mezarı elbette. Arjantin halkının çoğunluğu için koruyucu bir melek statüsünde olan ve henüz 33 yaşında kanser sebebiyle hayata veda eden Eva Peron, Duarte ailesine ayrılmış mozolede yatıyor. Mozolenin, mezarlıktaki diğer istirahat yerleriyle karşılaştırıldığında son derece mütevazi bir konumda ve yapıda olması onun yaşadığı dönemde toplumun orta ve alt sınıflarına yakınlığının bir göstergesi adeta. Naaşı, mozolenin içerisinde iki farklı kapı ile korunuyor ve hatta tur rehberleri, yapının nükleer saldırılara karşı dayanıklı olduğunu söylüyorlar.

IMG_2531

Montserrat şehrin öğrenci muhiti demek mümkün, Puerto Madero ise şehrin limanı. İçinde yürüyüş ve koşu parkurlarını da bulunduran bir doğal yaşam alanı olan Costanera Sur, hafta sonları şehrin kalabalığından kurtulup kafanızı dinlemek ve kendinizi envayi çeşit flora-faunaya vermek için harika bir fırsat. Puerto Madero’nun batısında Buenos Aires’in otobüs terminali ve çeşitli firmalara ait limanların bulunduğu Retiro bölgesine ulaşabiliyorsunuz. La Boca ise şehrin “Vahşi Batı”sı. İlginç bir tezatı bünyesinde barındırıyor Boca Juniors’un cumhuriyeti. Cumhuriyet dememiz boşuna değil, tam bir turist paratoneri olan Caminito bölgesinin futbol sahalarının duvarlarında “La Boca Cumhuriyeti” yazıyor. Aslında elinizi cüzdanınızın olduğu cebinize bastırıp etrafa korku dolu gözlerle bakmadığınız sürece pek bir tehlike yok denebilir. Her ne kadar bütün turist rehberlerinde akşam belli bir saatten sonra uğramaması tavsiye verilse de abartıldığı gibi bir durum yok, zaten Türkiye’de doğup büyümüş insanlar için de çok alışık olmadıkları görüntüler mevcut değil. Zamanında, belediyenin yol yapım çalışması için kazı yaparken 2 roketatar bulduğu Çinçin Mahallesi’ne küpeyle girip sağ çıkabildiyseniz La Boca size Paris’in şirin ve dar sokaklarında konuşlanmış bir krep evi gibi gelecektir. Bu mahallenin ortasında rengarenk boyanmış evlerden oluşan 2-3 sokaklık bir bölge, Caminito’yu oluşturuyor. Hediyelik eşya satan dükkanlar, pizzacılar, turistlerden 1-2 dakikalık tango gösterisi sonrası para koparmaya çalışan dansçılar ve binaların balkonlarına yerleştirilmiş, Maradona, Che, Papa, Evita, Messi heykelleri. Yani her turistik başkentin sahip olduğu, iki adımda bir yeni bir turist tuzağıyla karşılaşacağınız bir mekan. Bunun 5 metre dışına çıktığınızda da sokak köşelerinde kümelenmiş, sizi baştan aşağı süzerek, “geçme beni ezerim seni” mesajı veren abiler sizleri bekliyor. Tavsiyem otobüse binin, Caminito’ya en yakın durakta inip orada en fazla 2 saat geçirin ve tekrar merkeze dönün. Tabii La Bombonera bu muhitin sadece 500 metre ilerisinde, eğer bizim gibi daha sonra stadyuma maçı izlemek için gitmeyecekseniz, gündüz gözüyle gidip stadyumu görebilirsiniz.

IMG_2442

Şehir içi ulaşım oldukça kolay. 6 güzergahtan ve 83 istasyondan oluşan metro hattı şehri çevreliyor. Eğer etrafı seyretmek isterseniz otobüsleri de deneyebilirsiniz tabii ki. Bunun için en pratik yol, şehir merkezindeki birkaç satış noktasından satın alabileceğiniz SUBE Kartı. Kart hem metro hem de otobüslerde geçiyor ve bu kartla yapacağınız tek bir yolculuğun fiyatı 1 ile 1,5 lira arasında değişiyor. Metronun önemli bir artısı, transferin oldukça kolay ve masrafsız olması. Örneğin Paris metrosundaki bazı transfer noktalarında olduğu gibi metrelerce yürümek zorunda kalmıyorsunuz ya da bizdeki Taksim metrosunda olduğu gibi zemine ulaşmak için Arzın Merkezinden Seyahat romanını yazdırmıyorsunuz. Buenos Aires metrosunun tek olumsuz tarafı saat 22:00’de hizmetin bitmesi ve hafta sonlarında saat 08:00’den önce başlamaması.

İkinci bölümde: Prens Milito ve Racing Akademisi

MONTERREY, MEXICO - NOVEMBER 10: Fans of Tigres cheer for their team during a match between Tigres and America as part of the Apertura 2012 Liga MX at Universitario Stadium on November 10, 2012 in Monterrey, Mexico. (Photo by AlfredoLopez/JamMedia/LatinContent/Getty Images)

Previous:

Meksika’da Çingeneler Zamanı

kapak

Next:

Diarios Argentinos 2: La Academia

You may also like

Yorum Yap