Doğa bizi çağırıyor

24 Nisan of 2015

Hayatı futbol olmayan tek yazarımız Varol Döken, bu hafta da futbolu falan bıraktı doğanın çağrısına kulak verdi, kendisini Atatürk Arboretumu’nda buldu

 

Yazar: Varol Döken

varoldoken@hayatimfutbol | twitter.com/dokenvarol


Seni, seni, hepinizi be. Doğa hepimizi çağırıyor arkadaşlar. Eninde sonunda doğaya döneceğimize göre, dönmeden eldeki imkanlar dahilinde tüm güzelliklerini göreyim dedim, yağmurlu bir Pazar sabahı kendimi Atatürk Arboretumu’nda buldum. Arboretum, söyleyin bakayım. Telefonumuzu arayıp ilk seferde söyleyebilene 6’lı bira hediye! (Editör notu: Bizim telefonumuz yok)

Arboretum ne demekti? Sevgiydi emekti…

Önce arboretum ne demek, İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’nin kendi sayfasından alıntılayalım: Arboretumlar bilimsel araştırma ve gözlem amacıyla orijini ve yaşları belli, her biri doğru ve dikkatli bir şekilde bir araya getirilmiş olan çoğunluğu ağaç ve diğer odunsu bitki taksonlarının uygun seçilmiş alanlarda yetiştirilip sergilendiği tabiat parçalarıdır. Başka bir açıdan bakıldığında arboretumlar eğitim ve bilimsel yanları ağır basan bilgi, emek ve sabırla meydana getirilmiş birer canlı bitki müzeleridir.

Orman Genel Müdürlüğü işletmesinde olan Atatürk Arboretum’u bugüne kadar çokça duyduğum ama uzaklık, zaman vb. bahanelerle gidip görmediğim bir yerdi. Bir botanik bahçesi olduğunu, içinde çeşitli türler barındırdığını, İstanbul’un en güzel yerlerinden biri olduğunu çeşitli yerlerde duymuş ve okumuştum. Sonunda geçen Pazar, yağmur hafiften yağmaya başlayınca yapılabilecek en güzel şeylerden birinin bu olduğuna karar verdim. Hemen en kolay nasıl giderim diye internetten araştırmaya başladım.

Siz, bu satırları okuyan diğer şanslı 10 binler gibi (3 kişi okudu) hiç araştırmadan direkt gidebilirsiniz.

20150419_164134

Nasıl gidilir?

Atatürk Arboretumu, Kemerburgaz’daki kemere yaklaşık 2 km uzakta.

Anadolu yakasından gelecek olanlar, Üsküdar-Kabataş veya Kadıköy-Kabataş vapurlarıyla Kabataş’a, oradan fünikülerle Taksim metrosuna geçebilir. Taksim- Hacıosman arasındaki yaklaşık 8 durağı geçtikten sonra son durak olan Hacıosman’da ineceksiniz. Metrodan çıkıp hemen sağ tarafınızdaki 42 HM Hacıosman- Bahçeköy otobüsüne atlayın, 15-20 dakikalık bir yolculuktan sonra Kemerburgaz’da Kemer’i geçtikten sonra inin. Durak ismi de Kemer olmalı ama Sular da olabilir, tam hatırlayamadım. İndiğiniz yerde tam sağınızda bir stadyum olacak. Oradan bulursunuz. Stadyumun önündeki ışıklardan karşıya geçip, dümdüz yukarı doğru 500 metre kadar yürüdüğünüzde arboretumu yolun solunda göreceksiniz.

Avrupa yakasından gelecekler de Taksim metrosundan sonra aynı adımları takip edebilirler. Özel arabasıyla gelecek olanlar için önünde otoparkı olduğunu söyleyebilirim ama ayrıntılı yol tarifi veremem. Bir navigasyon alıverin artık teknoloji ucuzladı!

Nasıl bir mekân?

Öncelikle İstanbul sınırları içindeki en iyi bakılan 3 parktan biri olduğunu söyleyebilirim. Bu kadar iyi korunmuş, bu kadar özenli bakılmış olmasını beklemiyordum. Sırf bu haliyle bile her türlü takdiri hak ediyor.

Girişinden itibaren bu özenli yapıyı anlayabiliyorsunuz. Görevlinin ilgisi bile başka bir düzeyde. Burası Belgrad Ormanları içinde 300 hektar alana kurulmuş bir yer. Çok büyük olmasa da İstanbul’un içinde adeta bir saklı cennet.

İçinde iki kısa bir uzun yürüyüş parkuru, iki gölet ve birçok ağaç ile bitki olan arboretumu tamamen gezmek yaklaşık 2.5-3 saatinizi alacaktır. Daha dura dura, resim çeke çeke bu süreyi uzatabilirsiniz.

Yukarıda yazdığım gibi benim gittiğim gün yağmurlu bir gündü bu yüzden toprak ve çimen kokusu birbirine karışmış, ortam da biraz sakin olduğundan tüm börtü böceğin, kuşların, ördeklerin, kuğuların, kurbağaların sesi duyulabiliyordu.

Ağaçların ve bitkilerin önündeki tabelalardan Latince ve Türkçe isimlerini öğrenebilirsiniz. Ayrıca arboretum içindeki panolardan o ay veya hafta çiçek açan/açacak olan ağaçları görebiliyorsunuz. Türkiye’nin ilk fidanlığı da burada. Dediğim gibi her yönüyle Türkiye’de gördüğüm en özenli yerlerden biri burası.

Lütfen ama lütfen içeride tek ot tanesi bir koparmayın, gezin, bakın, koklayın, resimleyin ama dokunmayın.

20150419_152325

Ne yenir, ne içilir?

İçeriye yiyecek içecek alınmıyor. Oturulacak bir cafe/büfe de yok. Bunu söylediğime şaşırıyorum ama iyi ki de yok. O kadar iyi korunan bir yer ki burası, içeri yemek sokulursa neler olacağını düşünmek bile istemiyorum.

Arboretum içinde bulunan çeşmelerden su içilebiliyor bu arada. Yani siz yemeğinizi yiyin, yanınıza başka bir şey almayın, direkt gidin öyle.

Gerçekten içerisi tertemiz, insan sigarasının külünü silkmeye kıyamaz ama yerde sigara izmaritleri, birkaç tane de çöp gördüm yine. İnsanımız diye başlayan uzun bir paragraf hayal edin, gerisini anladınız siz.

Ne kadar ödenir?

Hafta içi öğrenci 2, tam 4 TL, hafta sonu öğrenci 5 tam 10 TL. Orman fakültesi öğrencilerine ücretsiz. 50 lira deseler ben gözüm kapalı verirdim valla, helal olsun.

Yazın burada birçok düğün çekimi gerçekleştiriliyormuş. İyi ki ben şahit olmadım. Onların da ayrı bir fiyatlandırması var. Fiyat tablosunu yanda görebilirsiniz.

Tohumlar fidana

Ağaç çok önemli şey. Bu küçücük habitatta bile görüp anlıyorsun bunu. İstanbul’a 1 saat uzaklıkta böyle bir yer keşfettiğim için kendimi şanslı hissediyorum. Köşeyi belki seyahat bloguna çevirdim ama olsun siz de görüp bu güzellikten nasiplenirseniz ne mutlu bana.

Futbola gelince, futbola hiç gelmeyelim ya. Final Four’da buluşalım onun yerine. Sevgiyle, doğayla ağaçla böcekle kuşla kalın.

Atatürk Arboretumu: Sarıyer Köyü 34450, 0212 226 19 29

20150419_163304

72919_348617761853257_402420708_n

Previous:

Hint futbolu yemem, Hint yemeği yerim!

IMG-20150527-WA0002-2

Next:

Gesi bağlarında dolanıyorum

You may also like

Yorum Yap