Dört nala zebra

29 Mayıs of 2015

Küme düştüğü günden bu yana her geçen sezon üstüne bir tuğla daha koyan Juventus koca bir duvar inşa etti. Conte’den bayrağı devralan Allegri de siyah-beyazlıları Şampiyonlar Ligi’ndeki o eski günlerine döndürmeyi başardı

Yazar: Atilla Nesipoğlu

anesipoğlu@gmail.com | twitter.com/ati_gol

Calciopoli Skandalı sonrasında Serie B’nin yolunu tutan Juventus, geri dönüşü sırasında diğer takımların aksine ligde yeni stadyumuna kavuşmuş, tüm yaşananlara rağmen mali durumunu düzeltmiş ve eskisinden daha güçlü olmasa da daha organize şekilde lige dönmüştü. 2010/11 sezonunu yedinci olarak tamamlayan siyah-beyazlılar, Siena’yı Serie A’ya çıkartan eski oyuncusu Antonio Conte ile anlaşarak büyük çıkışın ilk adımını attı.

Tecrübesi tartışılan Conte, üç sezon üst üste takımı şampiyon yaparken genç oluşu unutulmuş, artık Şampiyonlar Ligi’ndeki başarısızlığın hesabı sorulmaya başlanmıştı. 102 puanla kazanılan Serie A, Benfica’ya elenerek yarı finalde veda edilen UEFA Avrupa Ligi’nin de gölgesinde kalmıştı.

Çok sağlam bir iskelete sahip olan Conte’nin Juventus’u bir önceki sezon Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finalde Bayern’e elenirken sonraki sezon da unutulmaz bir maçın sonunda Galatasaray’a mağlup olarak gruplarda Devler Ligi’ne veda etmişti.

Transferde istediği isimleri bir türlü Torino’ya getiremeyen Juventus’un genç ve başarılı menajeri semtinin dışına çıkamıyordu. İstedikleri ya kulübe pahalı geliyor ya da yıldızlar mazisini arayan Serie A’ya yanaşmıyordu. Alexis Sanchez’in, Robin van Persie’nin, Karim Benzama’nın peşinden koşulduğu zamanlardı. Bu süreçte Conte’nin de azımsanmayacak yanlışları olmadı değil. Forvet arayan Juventus’da yönetimin Drogba önerisine sırt çeviren İtalyan, Çin’de futbol hayatına devam eden iki futbolcudan Anelka’da karar kıldı. Bayern’e karşı turu geçmekte faydalı olur muydu bilinmez ama en azından bir sonraki sezon kafayla topu Sneijder’in önüne indiremezdi Drogba. Bu arada Fildişili yıldızın yerine alınan Anelka ise sadece üç kez forma giydikten sonra Premier League’e transfer olmuş belki de eski takımının elenişini televizyondan izliyordu.

Yine manşetlerde kalan transferlerle yeni sezona hazırlık yapan son üç yılın şampiyonunda ayarı Cesare Prandelli’nin milli takımdan ayrılması bozdu. Bu sırada ezeli rakiplerden Milan da Massimiliano Allegri’nin görevine son vermişti. Galatasaray’daki görevinden ayrılan Roberto Manci’ni de aynı tarihlerde işsizdi. İtalya Futbol Federasyonu, kararını şampiyondan yana kullandı ve Conte, Gök Mavililer’in yeni patronu oldu. Juventus’un payına da Conte öncesi dönemin son şampiyonu Allegri düştü. Birkaç hafta öncesinde Milan’da kapı önüne konulan 47 yaşındaki teknik adam siyah-beyazlıların başına geçti.

Allegri, Conte’den aldığı takımın başındaki onuncu ayında Juventus tarihine geçmeyi başardı. Carlo Parola (1959/60) ve Marcello Lippi’den (1994/95) sonra lig ve kupayı birlikte kazanmayı başaran üçüncü isim oldu. Bir adım öteye gidebilmek için de önünde Barcelona karşısında oynayacağı Şampiyonlar Ligi finali var.

allegri_conte

Düzen bozulmadı, üstüne kat çıkıldı

Bundan daha fazlasının olmayacağını düşünen Conte’nin yerine gelen Allegri sadece 10 ayda Juventus taraftarının hayalini kurduğu her şeyi başardı. Peki bu 10 ayda selefinden farklı ne yaptı?

Milan’dan gönderilişinde payı olmasına rağmen Juventus’taki buluşmalarında Pirlo ile anlaşma yoluna gitti. Conte’nin kurduğu sistemi adeta işleyen Metronom lakaplı futbolcunun işini yapmasını sağladı. Böylece yapıyı bozmak yerine kurulu düzenin üstüne kat çıkmaya kararlı olduğunu gösterdi.

Conte’nin Juventus’unda top kaleci Buffon’dan Barzagli’ye gittiğinde kanal değiştirip diğer maçların skorlarına göz atmak için vaktiniz olurdu. Pas temposu yüksek olduğunda izlenmesi keyif verici de olsa Juventus, rakip sahaya yerleşen ve rakibe topu unutturan bir takımdı. Bu pas oyunun kilit adamı Pirlo, yıldızları kanat bekleri ve bitiricileri de orta saha oyuncuları olurdu genellikle.

Allegri’nin Juventus’unda artık Barzagli yoktu yerini Bonucci almıştı. Bu yüzden kanal değiştirmek için de pek fırsatınız olmuyordu. Bu sezon siyah-beyazlılar bize daha vurucu, daha dikine bir oyun izletti. Conte ile birlikte adeta aile gibi olan Pirlo, Marchisio, Vidal ve Pogbalı orta saha Allegri ile Avrupa’ya da damga vurmayı başardı. Allegri’nin sisteme bağlılıktan ödün vererek biraz daha serbestlik tanıdığı bu dörtlüden özellikle Pogba sezonun altın çocuğu olurken Juventus’u da bir üst seviyeye taşımayı başardı.

Manchester’daki sorunlarından Torino’da arınan Tevez’in yanında artık Llorente’yi görmeye alışmıştık. Şampiyonlar Ligi’nde grubunu Athletico Madrid’in ardından ikinci sırada tamamlayan Juventus’ta bu ikili artık takımın gol yükünü çekerken oynanan altı maçın dördünde hücum hattını oluşturmuştu.

Vizeyi alan Allegri, rakiplerin daha zorlu olduğu son 16’ya gelindiğinde ise belki de bir vites daha arttırmak için Llorente’yi kenara alırken Real Madrid’de güvenoyu alamayan Morata’yı ilk 11’e monte etti. Bu ufak dokunuş 9 gol atarak final biletinin alındığı eleme maçlarında Morata’ya 4 gol şansı verdi. Yarı finalde ise kendini beğendiremediği eski takımı Real Madrid’i cezalandırması ise adeta pastanın üstündeki çilekti.

Daha fazlasını isteyen Conte’nin bunu Torino’da bulamayacağına inanması ile başlayan serüven Allegri’nin Şampiyonlar Ligi Finali ile taçlanan iki kupalı bir sezonu yaşattı Juventus’a. Birinin başarısızlığını diğerinin başarısı olarak anlatmanın doğru olmayacağı bir hikâye aslında. Conte ile büyüyen yeşeren ağacın Allegri’nin budamaları ile meyve vermesi… Manchester United’ın beğenmediği Pogba’nın, Milan’ın yaşlandı dediği Pirlo’nun,  City’nin kovduğu Tevez’in, Real Madrid’in güvenmediği Morata’nın, hak ettiği saygıyı bulamayan Marchisio’nun, bu para eder mi denilen Vidal’in, en iyiler arasında akla gelmeyen Lichtsteiner’in, sevilmeyen Evra’nın, gölgede kalan Pereyra’nın, bitmeyen Buffon’nun, 10 ay önce sözle kovulan Allegri ile finale yürüyüşü…

Futbola dair en güzel sözlerden biri olsa bu aralar unutuluyor. Johan Cruyff’un dediği gibi ‘Futbol basit bir oyundur, zor olan ise basit futbol oynamaktır…’ Her başarının arkasında bir devrim aramamak gerek bazen, ince dokunuşlar ve doğru tercihleri yapmakla da sonuç alınabiliyor…

Ortanın gücü

Antonio Conte’nin 3-5-2’si ile yeniden doğan Juventus, Şampiyonlar Ligi’ne katıldığı iki sezonda bir çeyrek final görürken son senesinde ise gruptan çıkamamıştı. Oysa geride kalan iki sezonda Pogba, Vidal, Marchisio ve Pirlo’dan oluşan orta sahanın becerisi ile Juventus, topla oynamada %61,1’lik oranla Bayern Münih ve Barcelona’nın ardından üçüncü sırada yer alıyordu. Topa sahip olan siyah-beyazlılar skoru almakta bir türlü başarılı olamıyordu.

Allegri’nin gelişiyle sahaya diziliş değişmese de öncelikle takım daha direkt oynamaya başladı. Topun değeri eskisinden az biliniyordu. Avrupa’nın tüm takımlarının bir parçasını istediği orta saha Vidal, Marchisio ve Pogba’nın arkasında Pirlo, tempoyu arttırıp oyunun merkezini daha ileriye götürüp rakip ceza sahasının önüne kurdu.

Llorente veya Morata’nın etrafında gezinen Tevez’e daha yakın bir üçlü sete dönüştü hücum hattı. Takımın hedefi Tevez her iki kanada da bindirmeler yaparken oluşan kanallara sıklıkla orta saha bindirmeleri görmeye başladık.  Deplasmanda 1-0 kaybedilen Olimpiakos maçının ardından Allegri, çehreyi de değiştirdi ve Conte’den farklı olarak bir fazla orta saha oyuncusu oynatmaya başladı. Bu +1’i de mutlaka ceza sahası içine sokma hedefinde oldu. Vidal, Pogba, Marchisio’nun (yokluklarında kenardan gelen Pereyra’nın) yeni görevi buydu.

Juventus artık gollerinin %66’ısını açık alanda, %4’ünü de kontra ataklardan buluyordu. Maç başına 15 pas arası yapan siyah-beyazlılar merkez orta saha oyuncularını baskın bir şekilde kullanıyor. Allegri ile daha da altı çizilen orta sahanın en fazla öne çıktığı yer şutlar. Şutların %67’sinin merkezden atılması oyunun yönünü bize anlatıyor. Buna ek olarak 90 dakikada 15,8 defa kaleyi deneyen Juventus; bunların %45’ini mutlaka ceza sahası dışından atıyor.

Maç başına 485 pas yapan takım bunların %86’sını kısa kullanırken pas başarı oranı %85’te. Juventus daha kısa daha tempolu bir oyun oynarken merkezden rakibini aşmaya çalışıyor. Ceza sahası önünü domine eden Juventus, bu sezonki 3. kupası için Barcelona’yı bekliyor. Ceza sahası içinde futbol oynayan Barcelona ise maç başı 16 şutun %68’ini rakip 18’in içinden deniyor.

Plan belli. 6 Haziran gecesi bu planı sahaya yansıtabilen kupayı evine götürecek. Juventus her ne kadar korkutucu dursa da Messi, Neymar, Suarez üçlüsüne karşı çok nadir sahip olunan bir orta sahaya koyacak… Belki son kez bir arada oynayacak olan Pogba, Vidal ve Marchisio Juve’ye bu sezonki üçüncü kupayı kazandıracak mı hep birlikte göreceğiz…

Chelsea's head coach Jose Mourinho lies on the ground as he celebrates in front of his team after they won the English League Cup final soccer match between Chelsea and Tottenham at Wembley stadium in London, Sunday, March 1, 2015. Cheslea won the game 2-0. (AP Photo/Kirsty Wigglesworth)

Previous:

Kupaları kazanmak ne kadar sıkıcı olabilir?

hurma 3

Next:

Fırtına Hurma’nın aklına emanet

You may also like

Yorum Yap