Dünya futbolunu değiştiren maç

10 Nisan of 2018

Barcelona taraftarı 1992’ye kadar Maradona ve Cruyff gibi efsane isimleri izlese de söz konusu kupalar olunca aslında pek de başarılı sayılmazdı. Koeaman’ın Sampdoria filelerini sarstığı o maç sonraki yıllara dolu dolu bir miras bıraktı

Yazar: Serkan Akkoyun

akkoyunserkan01@gmail.com | twitter.com/serkanakkoyun_

“Barcelona taraftarlarının başarı beklemediği zamanlar vardı. Karamsarlık onların normal durumuydu. Kupalar ya da şampiyonluklar mı? O tarz şeyler Real Madrid’in himayesindeydi…”

CNN’in ‘futbolu değiştiren maç’ başlıklı yazısının girişi böyle. Barcelona’nın 1992 yılında kazandığı Şampiyon Kulüpler Kupası şampiyonluğu, modern futbolun doğuşu ve futbol taktiklerinin devrimi olarak kabul ediliyor. Barcelona için Avrupa’da kupa kazanmak Van Gölü Canavarı gibiydi. Herkes hakkında konuşuyor, fotoğraflarına merakla bakıyor, başkalarından dinliyordu fakat ortada kupa diye bir şey yoktu. CNN’deki yazının sahibi Aimee Lewis tarafından ‘nihilist Barcelonalılar’ olarak tanımlanan bir grup, Barcelona’nın hiçbir zaman Avrupa’nın zirvesine çıkabileceğini düşünmüyordu.

Diego Maradona ve Johan Cruyff gibi iki futbol mitini kadrosuna katsa da 1961’de de 1986’da da finalde kaybettiler. 1961 ile 1990 arasında sadece iki defa La Liga’da şampiyon olabildiler. Katalanlara göre General Franco dönemi, Barcelona ruhunu öldürdü. Fakat her şey 20 Mayıs 1992 tarihinde değişti. O tarih, Barcelona’nın Avrupa’nın zirvesine çıktığı, kulübün, şehrin ve aslında futbolun bizzat kendisinin değiştiği tarihti…

Londra’da bir ilkbahar günü. Artık ‘futbol devrimcisi’ olarak anılan Hollandalı Cruyff, Barcelona’nın teknik direktörüdür. Onun vizyoner antrenörlüğü ile gelişen sanatçı Barcelona takımı, o dönem bilinen adıyla ‘Rüya Takım’, Wembley’de Şampiyon Kulüpler Kupası finaline çıkacaktır. Rakip; saçsız futbolcuların da karizmatik olabileceğini kanıtlayan Gianluca Vialli ve 10 numaralığın gerçek anlamda yüksek lisansını yapan 10 numara Roberto Mancini’li Sampdoria’dır. Ama Barcelona’nın kadrosunda da ‘Rüya Takım’ adını almasını hak edecek oyuncular vardır: Michael Laudrup, Pep Guardiola, Hristo Stoichkov, Ronald Koeman…

Barcelona taraftarlarının hafızalarında 1986’da Steaua Bükreş’e penaltılar sonucu kaybedilen final canlanır. 6 sene önceki bu tatsız hatıra onları en kötüsüne hazırlar. Yine de ‘ilah’ gözüyle baktıkları ve Barcelona’yı Dr. Nowzaradan’ın eli değmişcesine değiştiren Cruyff’tan teskin edici birkaç cümle duymak isterler. Ancak 4 yıldır çalıştırdığı ve bu güne hazırladığı takımına konuşma yapan Cruyff, oyuncularından geçmişi unutmalarını ister ve ‘carpe diem’ der: Gidin ve keyfini çıkarın!

…İşte tüm bu sürecin ardından, yazılmış en iyi Barcelona kitabı kabul edilen ‘Tüm Zamanların En Büyük Futbol Takımının Hikayesi: Barça’ kitabının yazarı Graham Hunter’ın “Barcelona için o dönem Avrupa Kupası, İsa’nın Kutsal Kase’si gibiydi” sözlerinin her şeyi özetlediği maç başlar. 90 dakika golsüz tamamlanır. Ardından uzatmalara geçilir. Artık maç bitmek üzeredir ve skor tabelası başladığından bu yana değişmemiştir. Hiçbir futbolcunun yapmaktan hoşlanmadığı gerçek yaklaşmaktadır. Dizler titrer, eller terler. Sıra penaltı atışlarında mıdır? Korku bedenleri sarar. Ancak o sırada, maçın bitmesine 10 dakika kala Barcelona lehine bir serbest vuruş verilir. Geçtiğimiz aylarda Real Sociedad’daki teknik direktörlük görevinden ayrılan Eusebio Sacristan, 72. dakikada Bonetti’nin yerine oyuna giren Invernizzi’nin faulüne maruz kalır. Top kaleden 20-30 metre kadar uzaktadır ancak Barcelona kadrosunda, uzun menzilli şut uzmanı Ronald Koeman vardır. Hollandalı topun başına geldiğinde, yedek kulübesindeki Vialli yüzünü çoktan havlu ile kapatmıştır.

Koeman’ın ağlara gönderdiği top hem oradaki hem ekran başındaki Barcelonalıları çılgına çevirir. O yaşlarda La Masia’nın genç yeteneklerinden olan Xavi de maçı televizyondan izleyip sevince boğulanlardandır. O akşamı ‘unutumadığım bir şeydi’ sözleriyle anlatır; daha sonra kendisi bizzat sahada birkaç kez yaşamış olmasına rağmen. Turuncu forması ile sevincini yaşayan Koeman, ‘büyük bir değişimin başlangıcıydı’ dediği golün ardından gözyaşlarını saklamak için elleriyle yüzünü kapatır. Barcelona’nın üzerindeki ölü toprağı atılmış, şeytanın bacağı kırılmıştır. Barcelona artık Avrupa şampiyonudur.

Peki neydi bu zaferin sebebi? Bükreş’e karşı kaybedilen finalden sonra, özellikle son 4 yılda ne değişmişti Barcelona’da? Bunun cevabı Amsterdam’dan gelen dehada gizliydi: Johan Cruyff.

Cruyff, futbolcu olarak birçok şey başardı ancak onun asıl imzası, Barcelona’nın futbol DNA’sını değiştirmek oldu. Cruyff, Barcelona teknik direktörü olarak açıklandığında takvim yaprakları 4 Mayıs’ı gösteriyordu ve Katalan ekibi 1941/42 sezonundan bu yana tarihinin en kötü sezonunu yaşıyordu. Kulüp büyük bir borç batağına saplanmıştı ve kriz kapıdaydı. Barcelona, 10. sıradaki takımdan sadece 2 puan uzaktaki 6.’lığını garanti altına almaya çalışırken ezeli rakibi Real Madrid, üst üste 5. şampiyonluğunu kutlamaya hazırlanıyordu.

Hollandalı, Barcelona’da tam anlamıyla devrime girişti. 15 futbolcu satıldı, 12 futbolcu alındı. Yeni gelen oyuncular arasında, 4 sene sonra Avrupa’da kupa kaldıran olan takımın iskeleti olacak; Txiki Begiristain, Jose Mari Bakero, Julio Salinas ve Eusebio Sacristan gibi isimler vardı. Oyuncuların değişmesiyle beraber, Barcelona’nın sahadaki dizilişi de değişti. Cruyff, Hollanda’dan İspanya’ya 4-3-3’ü ile birlikte gelmişti. Hollandalı, Rinus Michels’in 1970’li yıllarda Ajax’a uyguladığı 4-3-3’ün İspanyol versiyonunu 3-4-3 olarak belirledi. Bunun da Katalan kimliği ve felsefesi ile harmanlayıp risk aldı ve başarılı oldu. Wembley’deki finalde sahada olan oyunculardan Eusebio, Cruyff’un ilk taktik toplantısını anlatırken tahtaya çizdiği dizilimi unutmadığını söylüyor: “Takımda bu kadar çok hücumcu olabileceğine inanamadık. Tahtaya 3 defans yazdı. Ardından 4 orta saha. Onların önüne 2 hücumcu kanat ve ortalarına da bir merkez forvet koydu.”

Bu radikal değişim oyuncuların saha içerisinde rahat pozisyon geçişleri yapmalarını gerektiriyordu. Pres yapmak ve hızla alan değiştirmek zorunda kalacaklardı. Takımda topa sahip olmak önemliydi. Ancak bu, zor durumlarda topu kaleciye yollayan bir takım için hiç kolay olmayacaktı. Cruyff, bu yaklaşımının uygulanabilmesi için kendisine ‘aç’ oyuncular gerektiğini anladı ve bunun için de doğru adresi altyapı olarak belirledi. Cruyff, Barcelona tarihini değiştirecek hamleyi yaparak La Masia’ya el attı ve bugün bile gıpta ile bakılan sistemin kurulması için startı veren isim oldu…

012b52076a0c4235b11eccbd9abdbb23

Cruyff’un emri doğrultusunda Barcelona altyapısında her takım; U8’den B’ye kadar hepsi, fiziksel oyundan ziyade tekniğe dayalı 3-4-3’e göre eğitilecekti. Oyuncuların özellikle 1.80’den uzun olmasına dikkat edildi. Birbirine benzer yapıdaki gençler seçildi ve üretim bandının ilk ürünleri 1990’da geldi: Albert Ferrer (204 maç oynadı), Guillermo Amor (311 maç oynadı) ve Pep Guardiola (263 maç oynadı). O dönem Barcelona B Takımında yardımcı antrenör olan Carlos Hugo Garcia Bayon, 1992’deki zaferin La Masia çıkışlı oyuncularla kazanılmasının, Barcelona’nın talihini değiştirdiğini söylüyor: “Kulübün kültürünü ve zihniyetini değiştiren bir şampiyonluktu. Kupayı kendilerine özel bir tarzda ve La Masia’dan birçok oyuncuyla kaldırdılar. Bu bizi diğerlerinden ayıran şey oldu. Eğer bir yönetiminiz varsa ve bu yöntem işe yaramazsa o zaman altyapıdan oyuncularla oynama konusunda güvensizlik duyarsınız.”

Barcelona’da Cruyff’un yöntemi işe yaradı… Hem de sadece 1992’yi değil sonrasını da etkileyecek kadar. Wembley’deki zaferden sonraki üretim bandının ürünleri de 2000’li yıllara damga vurdu: Xavi, Messi, Iniesta, Puyol, Pique, Fabregas. Başlarında ise önce Cruyff’un vatandaşı Rijkaard ardından da La Masia’nın çocuğu Guardiola.

1992 yılında gelen bu zaferin ardından 1992 Olimpiyatlarının Barselona’da düzenlenmesiyle birlikte, Katalanlar arasında milliyetçilik yükselmeye başladı. O sırada 21 yaşında olan Guardiola tıpkı bugünlerdeki gibi mikrofonu eline aldı ve şampiyonluk kutlaması sırasında şöyle bağırdı: “Katalonya’nın vatandaşları! İşte bugün, siz varsınız!” Bu sözler, Franco döneminde Katalanların ‘yok sayıldığı’ sözlere göndermeydi tabii ki. Barcelona’nın galibiyeti, 92 Olimpiyatları ve şehirde yükselen milliyetçilik duyguları, kulübün sloganını öne çıkardı. Barcelona artık yeniden ‘bir kulüpten daha fazlası’ olmaya başlıyordu.

Cruyff’un ‘Rüya Takımı’nın 1992’de kazandığı şampiyonluktan 10 yıl sonra; 25 Kasım 2012’de onun felsefesinin modern savunucusu Guardiola nihai amaca ulaştı. Barcelona, Levante ile karşılaşıyordu. Sağ bek Dani Alves maçın 14. dakikasında oyundan çıktı ve yerini Montoya’ya bıraktı. İşte o anda Barcelona takımı sahada tam 11 La Masia üretimi oyuncu ile yer alıyordu. Cruyff’un mirası sahibini bulmuştu. Guardiola her fırsatta kendisinin ve birçok Barcelona yöneticisinin Cruyff’un gösterdiği yolda ilerlediğini ve bu sayede geliştiğini söylüyor. Pep, 2008-2012 yıllar arasında takımına 4 efsane sezon yaşatıp 14 kupa kazandırarak tarihe geçmesine rağmen, Cruyff’un hakkını teslim edenlerden.

Barcelona bugünlerde Cruyff’un öğretilerinden uzaklaştı. Ancak diyalektik neticesinde yeni bir ‘Cuyffyan’ dönem gelecektir. Bunun için öngörülen isim; Xavi. Efsane İspanyol da Pep gibi ilhamını, Cruyff’un öğretilerinden ve La Masia’dan alıyor: “Orası bir futbol okulu ama aynı zamanda da bir ‘değer’ okulu. Orada hayatı öğrenirsiniz. La Masia bizim gurur kaynağımız.” Xavi yakın zamanda futbolu bırakıp teknik direktörlüğe başlayacağını açıkladı. Hedefi ise Barcelona’nın başına geçmek. İspanyollara göre 10 yıl içinde Xavi’nin teknik direktör, Busquets’in de onun yardımcısı olduğu bir Barcelona görmemiz yüksek ihtimal. Kulüp yönetiminde ise Harvard’da spor yöneticiliği eğitimlerine katılan Pique’nin olacağı düşünülürse; Cruyff ve Guardiola’nın gözü arkada kalmayacak….

Kaynak: CNN

Club de Cuervos

Previous:

Club de Cuervos

jvueinter_orig

Next:

Mecliste kavga çıkaran maç: Juventus – Inter

You may also like

Yorum Yap