“En büyük transfer: Takım oyunu”

31 Ocak of 2012

Gençlerbirliği’nin başarılı teknik direktörü Fuat Çapa, içini Hayatım Futbol’a döktü.

Röportaj: Emre Özcan

parmamaniac@gmail.com | twitter.com/parmamaniac

Beklentilerle tamamen ters orantılı bir performans gösteren Gençlerbirliği, Süper Lig’de sezonun en flaş takımı ve bunun arka planında tek bir isim var. Yaşamının çok büyük bölümünü yurt dışında geçiren Fuat Çapa, daha önce Türkiye’ye gelip başka bir model oluşturma işinin girişinde başarısızlığa uğramış Rijkaard, Tigana, Del Bosque hatta Skibbe gibi isimlerin yanında bunu, bu ülke topraklarına ait bağlarının da yardımıyla gerçekleştirmeye çalışıyor. Buna devam edebilir mi? Bu ülkede bunun net bir cevabı yok. Ama ortaya koyduğu profil, ülkedeki Türk teknik direktörleri düşününce farklının da ötesinde. Kendisi bizi kırmadı ve bu farkını bizim sorularımızda bir kez daha ortaya koydu. İşte doğuyla batının sentezini gerçek anlamda yapmaya kararlı olan genç teknik adam: Fuat Çapa.

Gençlerbirliği’nde dört sene önce bir deneyiminiz olmuştu ve kısa sürdü. Türkiye’ye dönüşten sonra yine ilk ciddi teklifin Gençlerbirliği’nden gelmesi sizi bu anlamda düşündürdü mü? 

2007/08 sezonunda Gençlerbirliği tecrübem çok kısa sürdü. Bu tecrübe açıkçası sonraki süreçte bana iyi bir referans sağlamadı. Beş haftada 4 puan alabilmiştik, haliyle başarısız sayıldık. Türkiye şartlarını bilmeden göreve başlamıştım. Ekibimi kendim kurmamış, kadroyu da ben belirlememiştim. O güne kadar hep Avrupa’da çalışmış biri olarak daha sonra anladım ki bu yaşadıklarım sürpriz değildi. Ama Türkiye’deki futbol ortamını görmüştüm. Türkiye’de tekrar çalışma şansı bulursam başarılı olacağımdan, Türk futboluna katkı sağlayacağımdan emindim. Ancak söylediğim gibi o dönem için referansım çalıştığım o beş haftaydı. Türkiye’den ayrıldıktan sonra Belçika’da daha önce çalıştırdığım (VW HAMME) takıma geri döndüm. Teknik adam olduktan sonra hedeflerimden biri hep Hollanda’da çalışmaktı. 2008/09 sezonunda bu hedefimi gerçekleştirme şansım oldu. Türkiye’ye geri dönmem ise bildiğiniz gibi Kasımpaşa sayesinde.

Avrupa’da yetişmiş bir futbol adamıyım. 2007’de buraya gelmeden çok önce Türkiye’deki futbol adamlarıyla iletişimim vardı. Hep konuştuğum, bilgi alışverişinde bulunduğum kişilerden biri Süha Sidal, Kasımpaşa Futbol Şube Sorumlusu. O beni, benim çalıştırdığım takımları izler, oynattığım futbolu da beğendiğini söylerdi. Ekim 2010’da RBC takımıyla çalışmaya başlamıştım. Ama sözleşmeme Türkiye’den teklif alırsam tek taraflı fesih hakkımın saklı olduğuna dair bir madde koydum. Kasımpaşa’da o sezon işler iyi gitmeyince bana teklif getirdiler.

Açıkçası Kasımpaşa’nın ligdeki pozisyonu kararımda olumsuz bir etki yapmadı. Pozitif bir futbol oynayacağımızdan emindim. Şanssız puanlar kaybettik, sezon sonunda düştük. Ligden düşen bir takımın hocasıydım ama çeşitli teklifler geldi. Bunların arasında Gençlerbirliği’ni seçmemin nedeni çok açık. Çünkü daha önce çalışmıştım. Camiayı, başkanı tanıyordum. Sayın Cavcav futbolu çok seven ve bilen bir isim. Biz onunla bu süre içinde her zaman görüştük. Hatta kendisinin beni birçok kulübe tavsiye ettiğini duydum. Bütün bunları düşününce benim için doğru adresin Gençlerbirliği olduğunu biliyordum.

Temmuz’da başlayan olaylar sonrasında belirsizliğe itilen ligde Gençlerbirliği olarak transfer yapmadınız ve Türk ve genç ağırlıklı bir kadroyla yola çıktınız. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gençlerbirliği’nin vizyonu genç futbolcuları Türk futboluna kazandırmak, altyapıdan yetişen gençlere daha fazla şans vermek, deplasman takımlarının korkulu rüyası olmak. Ama sezon başında baktığımız zaman kadrosundan önemli oyuncuların ayrılmış olduğu bir takımla karşılaştık. Ancak benim teknik adam olarak en azından Gençlerbirliği’nde görevim kulübün mevcut olan kadrosunda en iyisini yapmaktı. Biz mevcut kadroyla hazırlık döneminin ikinci haftasında iyi bir iletişim yakaladık. Bu süre için kişilikli, karakter sahibi ve yetenekli oyuncularla çalışacağımızın farkına vardık. Bunu daha önce twitter’da sürekli paylaştım. Gençlerbirliği’nin bu sezon en önemli transferi takım olma ruhudur. Ancak bunu haydi takım oluyoruz, biz aynı formayı giyiyoruz gibi sadece motivasyonla yapamayız. Ben her şeyden önce takımdaki futbolcuların iyi yönlerini ele alırım. Hangi futbolcumuz hangi konularda daha iyi? Kimi futbolcu top ayağındayken iyidir, kimi top alana atıldığında. Bunlar top sizdeyken üzerinde duracağız konular. Ama top rakipteyken herkes savunma yapmak zorunda. Bu yüzden Gençlerbirliği’nde de futbolcularımızın yetenekleri üzerinden bir plan yaptık. İyi yönlerimizin üzerine gidiyoruz. Kamuoyunun lig başlarken kadromuz hakkındaki söylediklerini boşa çıkarmamızda bu felsefemizin etkisi büyük.

Peki transfer dönemiyle ilgili ne söylemek istersiniz?

Devre arasının çok kısa olmasından dolayı alınacak yabancı futbolcunun kısa vadede çok faydalı olmayacağını düşünerek ligimizde oynayan futbolculara yöneldik. Daha önce çalıştığım, karakterini ve yeteneklerini bildiğim oyuncuların hem kısa hem uzun vadede katkı sağlayacağını düşünerek takviyeler yaptık ve gerekirse yapacağız. Transfer konusunda önceliğimiz aynı: Takım. Sadece Gençlerbirliği için değil, genel konuşuyorum. Yıldız olduğu düşünülen futbolcular belki taraftarları heyecanlandırabilir, belki medyada ses getirebilir ama bir bakmışsınız tek transferle ahengi bozmuşsunuz. Gençlerbirliği’nin transfere yaklaşımı da bu yönde, o yüzden kulüp karakteriyle uyumlu olduğumu söyleyebilirim.

İç sahada ligin en iyi takımlarından biri Gençlerbirliği. Ama deplasmanlarda tam tersi bir durum söz konusu. Bunun arkasındaki teknik ve mental sebepler nelerdir?

Deplasman karnemiz her geçen hafta daha iyiye gitti. İlk dört maçımızı kaybettik belki ama şimdiye kadar deplasmanda 8 puan topladık. İkinci devre artacaktır. Bursaspor dışında, o maçın da son 30 dakikasından bahsediyorum, oyun olarak başarısız değildik. Mersin’de, Antep’te oynadığımız oyunun karşılığını alamadığımızı düşünüyorum. Deplasmanlarla ilgili mental bir sorunumuzun olduğu kanaatinde değilim. Sevenlerimizi heyecanlandıracak bir hedefi tutturmak için bundan sonraki deplasmanlarda başarılı olmak görevimiz.

Hiddink’in yanında aldığınız bir eğitim söz konusu ve Hiddink’i bu anlamda ülkedeki birçok insandan daha iyi tanıyorsunuz. Kendisinden beklentilerimiz mi yanlıştı? İki yılda ortaya bariz bir yapı koyamayışının arkasındaki faktörler nelerdir?

Hiddink iyi planlama yapan bir teknik adam Kore’de, Avustralya’da ve Rusya’da bunu gösterdi. Bunu kulüplerde daha iyi yapıyordu. PSV’de staj yaptığım dönemde yakından gözlemledim. Kendisinin de söylediği gibi belki ülkemize doğru zamanda gelmedi.

Sizin de Hiddink teknik direktörlüğe geldiğinde yardımcılık için teklif aldığınızı ama istediğiniz halde olmadığını biliyoruz. Oğuz Çetin’in aldığı eleştirilere nasıl yaklaşıyorsunuz, yardımcı teknik adam oyuncu seçiminde hocanın önüne geçebilir mi?

Takımlarda olduğu gibi milli takımlarda da kendi ekibini oluşturmak en doğrusu. Gençlerbirliği’nde bu sezon bunu yapıyorum. O dönem ismimin gündeme geldiği doğru. Neden olmadığını inanın ben de bilmiyorum ama benim için hayırlısı olmuş. Yardımcı teknik adam konusuna gelince, katkısı olabilir ama hocadan daha etkin olabileceğini düşünmüyorum.

Milli takımlarda oyuncu seçimi için sadece ligde gösterilen performans yeterli midir, yoksa Avrupa tecrübesi, birlikte oynama gibi faktörler girer mi?

Birlikte oynamak çok büyük avantaj. Almanya’nın başarısında bu var. En son bizi burada mağlup eden Almanya’da Bayern Münih’te forma giyen sekiz oyuncu vardı. Aynı zamanda oynamadılar belki ama Bayern’in bir kültürü, bir karakteri var. Yine İspanya kadrosunda uzun zamandır birlikte oynayan oyuncular vardı. Aynı şekilde bizim hem Dünya hem Avrupa Şampiyonalarındaki başarılı yıllarımızda kulüp takımlarında beraber oynayan futbolcuların katkısı büyüktü.

Peki ya Abdullah Avcı?

Abdullah Avcı’nın projelerini gerçekleştirmesi işlerin iyi gitmesiyle ilgili. Türkiye’de her şey sonuca endeksli. Umut edelim sonuçlar iyi olsun, olsun ki Abdullah Hoca da projelerini gerçekleştirebilsin.

İleride milli takım ya da dört büyüklerden bir takımı yönetme hayaliniz var mı? 

Hayalci biri değilim. Zaten bunlar da hayal değil. Bunlar benim için bir plan olabilir. Gençlerbirliği’nde çalışmadığım sürece Türkiye’de uygun çalışma koşulları sağlandığı sürece çeşitli takımlarla elbette çalışabilirim. Bütün kulüplerimiz değerli. Elbette milli takımı yönetmek bir teknik adam için heyecan verici. Hele o takımla Dünya Kupası’na çıkabilmek demek, futbol tarihinin bir yerinde ismini bırakmak demek.

Twitter’da Harbuzi’nin pozisyonunu bir taraftarla tartıştığınızı ve ona siz nerede oynatırdınız diye sorduğunuzu biliyoruz. Sıradan bir vatandaşın söylediği ve kendinize çok mantıklı gelen bir şeyi futbol sahası içinde dener misiniz? 

Denemek için değil dışarıdan nasıl göründüğü merak ettiğim için sordum o soruyu. Ancak bir yerde elli doğru birden olmaz. Benim oradaki amacım taraftarın içindeki futbolseveri ortaya çıkarmaktı. Futbolda duygusallık bazen doğruları görmemizi engelleyebilir. Bunu sağladığımız zaman doğru değerlendirmelerde buluruz.  Taraftar bir futbolcuyu sever. Bu sevginin nedeni de bir takımı sevmesinden farklı değildir bir yerde. Öyle olunca, biz teknik adamlar bir futbolcuyu oynatmadığımızda onunla kişisel bir sorunumuz olduğu gelir akla. Ya da özellikle bir futbolcuyu o pozisyonda oynatıyorumdur, neden, çünkü sevmiyorum. Ama öyle değil. Aslolan takım. Ben soruları taraftara da, yardımcılarıma da hem doğruları bulmak hem de doğruları onların bulmasını sağlamak için sorarım. “Harbuzi nerede oynar?” sorusu Harbuzi’yle beraber oynayan on kişiye göre cevaplanabilirdi, o diyalogda bunu ifade etmek istedim.

15.11.2011_Genclerbirligi_taraftar_Fuat_Capa_Gorusmesi

Gençlerbirliği’nde uzun süreli bir çalışma döneminden ve planlarından bahsediyorsunuz. Soner Aydoğdu ve Yasin Öztekin gibi gençler bu planın neresinde? Eğer bu oyuncular için teklif gelirse değerlendirilir mi, yoksa bazı oyuncular bu planın dokunulmaz parçaları mı?

Gençlerbirliği eğer bugün ilk altıyı hedefliyorsa Soner ve Yasin gibi oyuncuları kadrosunda tutmalı. Başarı için kadroda devamlılık takımlar için şart. Ama bu ilke futbolcular için de aynı. İsmini verdiğiniz bu iki futbolcumuz daha genç. Onlara talip kulüpler içinde resmi olarak bir teklif yok. Şimdi bu arkadaşlarımızın sadece bugün değil futbol hayatlarının her anında şunu düşünmeleri gerekiyor. Gittiğim takımda kaç maç oynarım,kadroya girebilir miyim, kimlerle rekabet edeceğim. Doğru zamanı futbolcuların da belirlemesi gerekiyor. Bana sorarsanız bu hem bu futbolcular için hem de Gençlerbirliği için doğru zaman bugün değil.

Arsene Wenger’i çok sevdiğinizi biliyoruz. Wenger dışında size ilham veren herhangi bir yabancı ya da Türk teknik direktör var mı?

Co Adriaanse. Twente’nin başındaydı ama gönderildi. Başaltı takımlarla çok iyi işler yapıyor. Oynattığı futbolun seyri hoş, takımları hareketli. Arsene Wenger’in gençlere yönelmesi, sabrı. Gençlerbirliği’nde aynı yönelim var. Projelerimden biri bu: Gençlerbirliği’yle Avrupa takımlarının arasında bir köprü kurmak. Arsenal olur, bir başka takım olur, Böyle bir köprü kurulduğu zaman Gençlerbirliği’nden genç futbolcuların Avrupa şansı olabileceğini düşünüyorum. Soner için örneğin Türkiye’den teklifler var ama bence Soner Avrupa’da rahatlıkla oynayabilecek bir oyuncu. Daha önce onu Anderlecht seyretti. Ama böyle bir takımla köprümüz, ilişkimiz olsaydı, belki Soner o takıma gidecek, orada oynayacaktı.

Peki pasa dayalı oyunu tercih edişinizin arkasında Hollandalı teknik adamlar mı var?

Ben coğrafya olarak Hollanda’ya yakın bir yerde büyüdüm. Futbolu orada, Belçika’da oynadım, sevdim. Ama Hollanda futbolunu her zaman daha çok sevdim. Sanırım herkes için de böyledir. Hollanda deyince futbolseverlerin aklına total futbol, gol, pas gelir. İtalya başka bir şeyi, İngiltere başka bir tarzı çağrıştırır. Hollanda futbol kültürü bakımından bence bambaşka bir yer. Orada takım yönetebilmek için gerekli olan birçok testten geçmeniz gerekiyor. Doğrusu da bu. Psikolojisi bozuk birinin doğru kararlar alacağını, futbolcular için olumlu bir ortam yaratabileceğini düşünmek, iyimserlik olur.

Twitter’da Türkiye’deki savunma oyuncularının çift forveti sevmediği ve bu nedenle 4-4-2’nin burada en iyi sistemlerden biri olduğunu söylediniz ki Gençlerbirliği’nde bunu fazla uygulamıyorsunuz. Taktik ve sistem tercihi yaparken ülke şartları ön plana alınmalı mı?

Türkiye şartlarını ön plana almazsanız Süper Lig’de puan alamazsınız. 4-4-2’yi biz uygulamıyoruz. Çünkü kadromuz bu sisteme uygun değil. Bu birkaç değişiklikle, dama tahtasının üzerindeki taşları oradan alıp buraya koyarak olmaz üstelik. Hazırlığınız ona göre yapmanız, futbolcularınızı o sistemin prensiplerine göre hazırlamanız gerekir. Şu anda ligde tek 4-4-2 oynayan takımın, Galatasaray’ın başarısı beni haklı çıkarıyor sanırım.

Üçlü defans yavaş yavaş İtalya’da tekrar yayılmaya başladı. Guardiola Barcelona’da bu sezon denemeye başladı. Dünya Kupası’nda Bielsa’nın Şilisi var. Üçlü defansın muhtemel dönüşü hakkında ne düşünüyorsunuz?

Kısa vadede üçlü defansın daha da yayılacağını sanmıyorum. Ajax da bu sistemi oynadı. 4-4-2’ye karşı üçlü defans oynayabilirsin. Rakip size göre taktiksel önlem almadığı sürece bunu rahat oynayabilirsiniz. Ama rakibe sürekli baskı kurmanız lazım. Rakip forveti üçlediği zaman bu sistemi oynamak zor. Üçlü defans rakibin dizilişine göre avantaj veya dezavantaj sağlayabilir. Bu anlamda sürekli değiştirmek gerekebilir. Futbol kısa zamanda bu tür sistem değişikliklerinin kolay yapıldığı bir spor değil. 11 kişiyle oynanıyor.

FuatC

Oyunda klasik 10 numaraların devri geçiyor ve bu oyuncular kenara doğru evrilmeye başladı. Hala futbolda yerleri var mı? Yoksa artık yeni oyuncu tipleri daha ön planda mı?

Futbolda denge çok önemli. Eğer klasik 10 numara dediğiniz futbolcu tipi takıma bir katkı sağlayabiliyorsa oynatırsın. Ancak günümüz futbolunda takım halinde defans ve takım halinde hücum ilkesi var. Elbette her zaman takımda bir-iki oyuncunun kredisi olur. Onlardan beklentin çok yönlü olmayabilir. Yeni oyuncu tipi futbolda bence gerektiğinde birden fazla mevkide oynayabilen oyuncudur. Bizim takımımızda bu tip oyucu sayısı giderek artıyor. İlk yarı değerlendirmesini yaparken söylediğim gibi birçok oyuncumuz birden fazla enstrüman çalan müzisyenlere benziyor. Eskişehir maçına Mehmet Sedef’in stoper çıkacağını söylediğim zaman futbolsever arkadaşlarım şaşırdı. Mehmet Sedef’in ne yapabileceğini biliyorum. Sol bek oynadı, sağ bek oynadı, stoper oynadı, ilerde daha başka yerlerde de oynayacak.

Genç oyuncularla ilgili “Yetenek önemlidir, fizik sonraki aşamada değer kazanır” açıklamanız var. Fakat Türkiye’de 20 yaşına gelmiş oyuncuların fizikleri çok zayıf. Bir genç oyuncu vücudunu geliştirmeye kaç yaşında başlamalı? 20’li yaşlar bunun için geç değil mi?

Genç bir futbolcunun kuvvet çalışabilmesi için fiziki gelişimini tamamlamış olması gerekir. Her futbolcunun bünyesi farklı ama illa bir ortak nokta belirleyeceksek, 16 yaşından sonra diyebiliriz. Kuvvet bir futbolcuda önemli ama kuvvet kadar teknik, karakter, oyun anlayışı ve hız da önemli. Kuvvete verdiğimiz değeri bu diğer noktalara vermiyoruz. Bahsettiğiniz sohbette söylemek istediğim biraz da buydu.

Avrupa ve Dünya futbolunu ne derece takip ediyorsunuz? Türkiye dışı haftada kaç maç izlersiniz? Beğendiğiniz takımlar ya da hocalar var mı? 

Son derece yoğun bir maç trafiği içindeyiz bu sezon. Bazen Türkiye liginde izleyemediğimiz maçlar oluyor. İzlemek istediğim maçlarda çoğu zaman yolda oluyoruz. Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi maçlarını takip ettiğimi söyleyebilirim. Ancak takım veya teknik adamlar konusunda, farklı bir beğeni ortaya koyacak kadar takip etme şansım yok. Açıkçası, herkes kabul eder sanırım, futbolda hepimiz bir Barcelona çağı yaşıyoruz.

 
kapak

Next:

Futbol penceresinden Alpay Erdem

You may also like

Yorum Yap