En güzeli gidenlerin

17 Nisan of 2015

Dirk Kuyt, içerisinde olduğumuz sezonun bitişiyle birlikte Hollanda’ya dönecek. Veda ettiği herkes ve her şey gibi, Fenerbahçe de üzülecek ama elden bir şey gelmeyecek

Yazar: Emre Gürkaynak

emregurkaynak@hayatimfutbol.com | twitter.com/emregurkaynak

Önce doğduğu şehir Katwijk, ardından Hollanda Ligi durakları Utrecht ile Feyenoord. Tribün kültürü denince mutlaka adı anılan, dünyanın en büyüklerinden Liverpool, arada milli takım ve son olarak bizim topraklardan Fenerbahçe. Dirk Kuyt’un kariyeri vedalarla dolu. Hiçbiri olay olmayan ama her biri derin yaralar açan vedalar.

O yaraların sesine kulak vereceğiz ama öncesinde Katwijk var. Her şeyin öncesinde olan kasaba. Kuyt’ın kasabası. Güney Hollanda’da, ufak bir balıkçı bölgesinde, geçimini balıkçılıkla sağlayan bir adamın oğlu olarak dünyaya gelen Kuyt’ın, babası gibi balıkçı olması olağandı. Yerel ekiplerden Quick Boys’da başlayan kariyerinin, bir balıkçı teknesinde sonlanması beklenirken o, beklenmeyeni yaptı. Babasına, kasabasına veda edip Utrecht’e transfer oldu. 18 yaşındaydı, gençti. Top kontrolü pek iyi değildi, rüzgarlı memleketinden kaynaklıymış sonradan öğrendik. Çok kontrollü değildi belki ama iyi koşup, golleri sıralıyordu. İleride, golcü olarak doğduğunu söyleyecekti.

2 baba

Türkiye’de edeceği o lafa daha vardı ama bahsettiği ‘ileri’nin öncesinde genlerinde golcülük olduğunu göstermek için çok sağlam kanıtlar ortaya koymuştu. Son sezonunda 23 gol kaydettiği beş yıllık Utrecht macerası, Feyenoord’a, Fenerbahçe’ye giden Pierre van Hooijdonk’un yerine transfer oluşuyla sonlandı. Artık Hollanda Ligi’nin saygın isimlerindendi. Takıma geldiği gün, daha ileri gidemez dedikleri Utrecht’ten alnının akıyla çıkmış, hedefini asla küçültmemişti.

Kariyerinin her noktasında, yapamayacağını söyleyen isimler en sert cevabı belki de Feyenoord günlerinin başlamasıyla aldı. Holllanda Ligi’nde gol atmak kolaydı belki ama bu başarıyı değersiz kılmaz, kılamazdı. Feyenoord’da hiçbir sezon 20’den az gol atmadı. Kaptanlık pazubandı kendine ilk teklif edildiğinde, sezon ortasında olduklarını ve takımda daha tecrübeliler olduğunu söyledi. Zaten niyeti yoktu ya, bu sorumluluktan yalnızca bir yıl kaçmış oldu. Liderlik onun için kola takılan bez parçasından daha fazlasıydı. Kolunda o işaret olsun yahut olmasın her zaman takımına en iyi şekilde liderlik etti Rotterdam zamanları boyunca. Hiçbir zaman takım seviyesinde bir kupa elde edemese de burada, bireysel anlamda başarılar onunlaydı. 2006’da Hollanda’da Yılın Oyuncusu seçildi. Ödül törenine katılırken, Feyenoord’la üç nefis sezonu geride bırakmış, Liverpool’a transfer olmuş, milli takımda bir yer elde etmişti. Ama o törende, bunların hiçbir önemi yoktu. Ödülünü, kısa bir süre önce ameliyat geçiren kanser hastası babasının elinden aldı. Serumlarla sahneye çıkan babasının, kendine duyduğu inancı boşa çıkarmamıştı Kuyt. 18 yaşındayken geride bıraktığı ailesine, kasabasına verdiği en güzel hediyeydi belki de bu.

1 ultrech

Kuyt, babası gibi ilk göz ağrısı takımını da unutmamıştı. Sık sık ziyaret ettiği Quick Boys, Liverpool’a yaptığı transferden hatırı sayılır bir  pay almıştı. Vefa her zaman oradaydı ama artık Premier League’e yelken açma zamanı gelmişti. Kariyerinin ikinci kısmı başlıyordu. Artık çıkabileceği bir üst seviye daha kalmamıştı. Mesele kalıcı olmayı başarmaktı. Ona çok da yabancı olmayan bir kavram. Hiç sakatlanmamış, maç kaçırmayan profiliyle gittiği her yerde ilk maçlardan değişmez olmayı başarmıştı. ‘Kırmızılar’da da işler çok farklı olmadı. Başka yere gitse belki aynıları yaşanmazdı. Ancak bir balıkçı kasabasının çocuğu, uzaklarda ama benzer bir yerde ‘İşçi Sınıfının Kahramanı’ pankartlarıyla karşılanınca zaten dişinde olan canını biraz daha zorladı.

Forvetin başarı skalası denince istatistik kağıdında bakılan ilk yerde, gol sütununda, belli standartları yakalamıştı. Taraftarın sevgilisiydi, hocası Rafa Benitez tarafından Mr. Duracell olarak anılmış, Şampiyonlar Ligi’nde final oynayarak görmediği seviyelere şahit olmuştu. Masal artık gerçekti. Futbolcu olmasına dahi pek ihtimal verilmeyen Kuyt, dünyada ancak ve ancak çok seçkin bir grubun tadabildiği lezzetlere doymaya başlıyordu.

4 liverpool

Ama rüzgar bir gün tersine döndü. Merseyside’da son sezonu 34 lig maçında 2 golle tamamlayabildi. O kabus sezonun ardından soluğu Fenerbahçe’de aldı. Arkasında ise beklenenin aksine sevinen değil, ateş kusan taraftarlar vardı. Liverpool’un hem kulüp hem kenar yönetimine ağır eleştiriler gelmiş. Bir milyon dolar bonservisle yapılan transfer, Kop’u ayağa kaldırmıştı. Kulübün her seviyesinden ona mesajlar yağıyor, kaptan Gerrard duygusallaşıyordu. Onun aklında ise yeni bir deneyim vardı.

“Kuyt, Anfield’da, asla başarısız olmadığı için başarısız olmayacak olsa da orayı asla tam olarak da fethedemeyecek.” Dirk Kuyt, 10 milyon sterlin bonservis bedeli karşılığı transfer olduğu Liverpool ile ilk maçına çıkmadan hemen önce, Simon Kuper onun hakkında yazdığı bir yazıda bu ifadeye yer vermişti.

Kuyt, Liverpool’la yalnızca bir defa kupa kaldırdı. O da Lig Kupası. Gol sayıları çok uçuk değildi ve bireysel anlamadaki ödülleri de bu döneme rastlamıyordu. Kuper’in anlatmak istediği şeyin bir noktası vardı ama aslında Kuyt, Liverpool’da başarılı olmasa da kulübü tam olarak fethetmişti.

Fenerbahçe’de de işler benzer olacaktı. Transferi duyurulduğu zaman, bazıları son sezonunda iki gol bulan golcüyle dalga geçen rakip takım taraftarıyla aynı safta yer almış, kendi renklerine çatmıştı. Algı çok kısa sürede değişti. Hem de söz konusu buralar olduğunda pek rastlanmadık şekilde gol sayısıyla orantılı olmaksızın. Sahanın her yerinde koşan bu adam, doğuştan golcüydü belki dediği gibi ama ilerleyen yaşıyla birlikte aynı işleri yapamayacağını anlamış, kendini nasıl daha verimli kullanacağını bulmuştu. Milli takımda kale ve merkez savunma haricinde her yerde oynuyor, sarı-lacivertlilere de elinden geleni veriyordu. Değişen hocalar ondan vazgeçmiyor, gol attığında locasında çılgına dönen ailesiyle birlikte taraftar onu bağrına basıyordu. Kötü giden bir maçtan sonra yayıncı kuruluşun zorunlu tuttuğu röportajlarda onu görmeniz olasıydı. Çünkü yenilmek de oyuna dahildi ve Kuyt oyunu seviyordu.

Fenerbahçe’ye kısa zamanda çok emek verdi. Karşılığında ise kariyerinin ilk lig şampiyonluğunu aldı. Yakışmıştı doğrusu. Artık bırakacağı düşünüldü. Bir anlık yanılgıydı işte. 2014/15 sezonuna da beklendiği gibi başladı. Belki biraz formsuzdu ama o olmasa hücum hattı çoktan çökerdi kimilerine göre. Diğer kimilerinin gönlünü de Galatasaray maçında galibiyeti getiren golü atınca aldı. Sonrası ise dev bir şangırtı… Tüm kalpleri birden kırdı. Sezonu sonunda ona belki de elde ettiği kariyeri veren Feyenoord’a dönecek, orada vefa borcunu, faiziyle birlikte, bir kupayla ödemek isteyecekti.

3 feyenoord

Bir de Fenerbahçe otobüsüne yapılan saldırının ayrılış nedeni olduğu söylendi. Belki bu hazmetmesi zor olaydan, belki de yaşlanmaya başladığından taraftar çok ses çıkaramadı ayrılığına. Ya da fırtına öncesi sessizlik bu. Fenerbahçe Alex’in ardından ilk kez birine bu kadar alıştı, uzun zamandır ilk kez birinden bu kadar sorunsuz ayrılıyor. Kuyt o meşhur vedalarından birini daha etmeye hazırlanırken; Feyenoord taraftarı şimdiden keyifli. Orada çok kötü oynayabilir, istediği kupayı alamayabilir. Kuyt, asla başarısız olmamasına rağmen başarısız olsa da orayı tam anlamıyla fethedecek. Tıpkı daha önce kariyerinin her metrekaresinde yaptığı gibi.

mehmetsepilultras

Previous:

Göztepe’nin Ultras başkanı

john-moshoeu-bafana-bafana_1u9bsddzoxx7g14mrydnqhejeb-2

Next:

Mandela’nın adamı

You may also like

Yorum Yap