Futbol, biraz arsada biraz borsada

13 Şubat of 2016

Endüstriyel Futbol… Son yıllarda herkesin ağzındaki bir kelime… Sokakta selamlaşıp hal hatır sorduğunuz bir tanıdığınızla bile tartışabildiğiniz bir içerik… Peki bu olguyu anlamını bilerek mi kullanıyoruz yoksa konuşurken bize cool bir hava mı katıyor? Gerçekten ne demek “Endüstriyel Futbol” biliyor muyuz?

Yazar: Elif Aslı Koç

twitter.com/asasinoykusu

Futbol ile az çok ilgilenen herkes, -seyirci, taraftar, fanatik fark etmeksizin- kitleleri peşinden sürükleyen, 1 milyarlık insan istihdamı ile kocaman bir sektör haline gelen, astronomik rakamlarla transferlerin gerçekleştiği “show-business” etiketini hakkıyla taşıyan, sponsorluk ve reklam gelirleri ile sadece kulüplerin değil, bireysel olarak futbolcuların da “simge”leştiği bu oyunun orijininin İngiltere olduğunu bilir. Şimdiki boyutlarını düşündüğümüzde lüks tüketim olma yolundaki bu oyunu ilk kez oynayanların işçi sınıfı olan pamuk tüccarları olmasıdır ki bu bizi oldukça şaşırtıyor. Futbolun en sevdiğimiz yanı da bu değil mi? Sürprizlerle dolu..

“Futbol” olgusu içerisinde en basit olarak “taraftarlık”ı barındırır. Biraz sosyal bilimlerle ilgiliysek “taraf olma” Maslow’un Piramidi’nde yer alan ve zaruri olarak konumlandırdığı “sosyalleşme” kavramının içerisinde yer alır. Ait olma, bir şeyin parçası olma ya da karşısında olma, fikir beyan etme… Sadece insan olmanın getirisi karmaşık birçok duygunun da aynı anda hissedilmesine nedendir futbol. Sevinç, coşku, öfke, üzüntü, hüzün, aşk… Futbol, aşıkları için ekmektir, sudur biraz. Her gün oynasın bu adamlar denir, izlemeye doyulmaz. Kabiliyet varsa belki biraz, ucundan oynanır da. “Fakirin ekmeği” diye bir tabir vardır ya, öyle işte. Çok para istemez bu oyundan zevk alması. En azından orta yolu bulmayı öğrendik. Bugün teknoloji sayesinde sadece kendi ligimizi değil dünya futbolunu da her an her yerde takip edebiliyoruz. Ancak her zaman böyle değilmiş.

160210092150-dortmund-football-protest-super-169

Futbol fiyat olarak makul olmalı

Arsa’dan borsaya geçiş

En başta çok az sayıda futbol kulübü varmış. Yavaş yavaş diğerleri de açılmış. Bir dönem siyasilerin hatta askerin bile müdahalesine maruz kalmış Türkiye’de ve dünyada futbol. O zaman büyük stadyumlar yokmuş, her şey sınırlı. Futbol maçları önce radyolarda anlatılmaya başlanmış. Böylece kıtalar arasındaki mesafe aşılıp dünyanın her yerinde ilgisi ve imkanı olan herkes haberdar olmuş bu keyiften. İnsanlar daha çok gitmeye başlamış maçlara. Erkek egemen bir oyun gerçi, taraftarları da öyle. Sonra teknoloji gelişmiş, TV’ler girmiş hayatımıza. Maçlar da naklen verilmeye başlanmış. Bugün çok ciddi rakamların döndüğü ‘Naklen Yayın Gelirleri’ de girmiş hayatımıza. Naklen yayınlarla globalde büyük bir kitleye ulaşan bu oyuna markalar da görünürde logoları, arka planda ise yatırımları ile dahil olmak istemişler. Forma göğüs reklamları, stadyum isim sponsorlukları derken futbolun yeni kazancı ticari gelirler olmuş. Sonra, ‘oynadığımız stadyumlar sadece maç günleri değil, haftanın her günü, her saati faal olsun, bize de ek getiri sağlasın’ demiş adamın biri. Stadyumlar modernleştirilmiş, yeni stadlar yapılmış, Allianz Arena, AufShalke, CampNou, Emirates, Amsterdam Arena… Bu tesislerin içerisine restoranlar, barlar, alışveriş merkezleri yapılmış. Öyle ki bu tesisler ait oldukları şehre gelen turistleri de çekmiş. Bugün CampNou dünyada en fazla turist alan gezi alanlarından biri haline gelmiş. Hal böyle olunca tribünlerdeki erkek egemenliği biraz rahatlamış, kadın taraftarlar da tribünlere gelmeye başlamış. Modernleştirilen dev stadyumlarda milyon dolarlık reklam alanları ortaya çıkmış. Doldurulmuş da bu alanlar. Kulüplerin bir çok parametreyi bir arada yöneten ticari işletmeler haline gelmesi ile bütün bu gelirler kulüplere yetmemeye başlamış. “Taraftar” velinimetimizdir demişler ve taraftarını da “müşteri” olarak konumlandırmışlar. Bilet satmak yetmez kombine satalım, forma satalım, atkı satalım demişler. “Koşulsuz sevme”yi kabul etmeyip, “taraftarlığı” kişinin renklerine gönülden bağlı olduğu takımına yaptığı harcamalarla ölçer hale gelmişler. Sadece kendi taraftarı da değil hem.. Günümüzde endüstriyel futbolun geldiği noktada “El Classico” yu her yıl 500 bini aşkın kişi bekliyor, 145 ülkede yayın yapılıyor. Dünyada kaç çocuğun üzerinde Messi ya da Ronaldo’nun formalarını gördüğünüzü saydınız mı? “Yıldız” endüstrisinin  yakın dönem temsilcilerinden David Backham’ın yıllık sponsorluk gelirinin 37 milyon $ olduğunu biliyor musunuz?

Endüstriyel taraftar

Endüstriyel futbolun gelişim süreci bu şekilde özetlense de taraftarlara hala tam olarak müşteri diyemeyiz, çünkü özünde duygusal bir bağı barındırıyor. Ancak endüstriyel taraftar tanımı yapmak gerekirse, tuttuğu takımın lisanslı ürünlerini alan, bilet alıp maçlarına giden, evine dekoder alıp kulübüne yayın geliri katkısı yapan taraftardır denilebilir.

Endüstriyel futboldaki sorun ise standardı yüksek ve kurumsallaşmayı becerebilen futbol kültürüne sahip ülkelerde futbol kulüpleri daha iyi yerlere gelirken geri kalan kulüplerin durumlarında nazaran kötüleşmenin olmasıdır. Bir nevi zengin ve fakir arasındaki fark açılmıştır. Her ne kadar UEFA, FIFA gibi futbolun en tepesindeki kurumlar kulüplerde para ve güç dengesinin sağlanması için “Financial Fairplay” başta olmak üzere bir takım standartlar getirse de bunun globalde dengelenmesi zaman alacaktır ve kulüpleri varlıklı kişilerin satın almaya başladığı mülkiyet modelinin yaygınlaşması ile bu tedbirlerin başarılı olmama riski de artmaktadır.

Taraftarlar kendilerince endüstriyel futbolu ve kendilerini “müşteri” olarak düşünen kulüplerini değişik ve yaratıcı yollarla protesto etmektedirler. Bu durum globalleşmenin belki de en çok yaradığı, dünyanın en zengin ligi Premier Lig takım taraftarlarında da oldukça sık görülmektedir. Geçtiğimiz hafta oynanan Liverpool-Sunderland karşılaşmasında 77 Sterlin’lik maç biletlerini 77. dakikada stadı terk ederek protesto eden taraftarlar Liverpool tarihinde ilk kez stadyumu erken terkedecek şekilde bir tepki gösterdiler. Dortmund taraftarları aynı tepkiyi sahaya tenis topları atarak gerçekleştirdiler.

EP-160209315

Kişi başına düşen yıllık gelirin 200$ olduğu Güney Afrika’da Dünya Kupası için inşa edilen stadyumun 832 milyon $ lık maliyeti, “ülke ekonomisine katkı sağlayacak” şeklinde deklare edilen organizasyonun aslında halk tarafından neden tepki gösterildiği ve istenmediğinin sebebi. İyi giden ekonomileri daha iyi yerlere taşıyan Endüstriyel Futbol, fakir ülkelerde ise o kadar global değil henüz. İnsanların öncelikleri sağlık, eğitim iken buna bir insan olarak hak vermemek imkansız.

Kulüp sahipleri ya da yöneticilerinin her şeyden önce futbolun insanlara sonra da kulüplerin taraftarlarına ne ifade ettiğini anlamaları ve bunu öne çıkarmaları gerek. Barcelona’nın “Bir klüpten fazlası” olduğunu, Maradona’nın “Tanrının Eli” ile İngilizlerin arka ceplerinden cüzdanlarını yürüttüğünü (bu kendi ifadesidir), Kop tribünü ve Spion Kop Tepesini, Güney Amerika’nın fakir mahallelerinde küçük yaşta peşinden koşulan topun aslında o koşanların hayallerini temsil ettiğini ve bu hayalleri bilmeleri gerek. Dünyada futbolun birleştirici gücünü, atılan her golden sonra birbirini tanımayan binlerce insanın birbirlerini tanımadan sarıldıkları ve sevinçlerini çılgınca paylaştıkları yegane yerlerin tribünler olduğunu bilmeleri gerek.

Futbol ne kadar endüstriyelleşse de kalbinde “duygusal” bağlılığı ve insan olmaktan gelen  duyguları her zaman barındıracaktır. Tribünler, düzeyli tepkilerin belki de yaratıcılıkla birleştirilip sergilenebileceği bir alan. Tıpkı endüstriyelleşmede başı çeken Avrupa da dahil olmak üzere tüm dünyada taraftarların ortak olarak karşı oldukları bu olguya, ortak dilleri pankartlarla verdikleri “modern futbol karşıtı” tepkileri gibi. Tıpkı Galatasaray’ın unutulmaz futbolcusu Metin Kurt’un kendisine sorulan bir soruya verdiği yanıt gibi açık aslında: “Halka yakın olmak için kanatta oynuyorum.”

manchester city logo 2

Previous:

Bir ‘sizinkisi aşk bizimkisi memleket meselesi’ hikâyesi

CebfM95WAAA_VaT

Next:

Türkiye Milli Takımı’nın Euro 2016 formaları nasıl tasarlandı?

You may also like

  1. yazınız güzel olmuş bu tür gelişim liglerininin daha fazla irdelenmesi ve incelenmesi gerekiyor, türk basketbolu için çok önemli olan bu platformlara sahip çıkmalıyız. Bu güzel yazınız için teşekkürler

Yorum Yap