Futbolun batıya açılan yüzü

10 Mart of 2015

Bilgin Defterli’nin oynadığı futbol  burada amatördü. Azmetti, çalıştı, Almanya’ya kadar uzanan bir başarı öyküsüne imza attı

Yazar: Aslıhan Karlıdağ

twitter.com/aslihankarlidag | 06.03.2015

Türkiye’de kadınlar futbolunun en kariyerli isimlerinin başında Bilgin Defterli geliyor. O, 10 yılı aşkın süredir Almanya’da top koşturuyor ve Türkiye Kadınlar A Milli Takımımızın da kaptanı. Başarılı oyuncuyla Dinarsuspor’dan Frankfurt’a, Köln’den Aachen’e uzanan futbolculuk yaşantısını konuştuk.

Bize biraz kendinden söz eder misin? Bilgin Defterli kimdir? Futbola nasıl başladı?

1 Kasım 1980 İstanbul doğumluyum. Aslen Erzurumluyum. Toplam 6 kardeşiz, 4 kız ve 2 erkek. Ailenin en küçüğüyüm.  Küçük yaşlarda spora çok merakım vardı. Futbola başlamadan önce 1991’den 1996’ya kadar atletizmin birçok dalında  yarıştım. 5 birincilik, 2 ikincilik madalyası aldım. Türkiye’de kadın futboluna çok ilgi olmadığından dolayı ben de erkeklerle kendi oturduğum mahallede futbol oynamaya başladım. Çok iyi hatırlıyorum, mahalleler arası turnuvalar olurdu ve o kadar erkeğin arasında tek kız ben olurdum. Orta okulda erkekler arası futbol turnuvalarında da oynadım.

polkıjuhgfdDinarsuspor’a transferin nasıl gerçekleşti?

Ailem sokaklarda ve okulda futbol oynamama çıkıyordu. Ailemle “Kız kısmı evde oturur, çamaşır yıkar, temizlik yapar. Ne işin var senin erkekler arasında?” şeklinde sürekli bu tarzda konuşmalar yapardık.

Ama orta okuldaki beden öğretmenimin ailemle konuşmasından sonra kadın futbol takımına yazılmaya karar verdim ve İstanbul’da olan Dinarsu Kadın Futbol Takımı’na kayıt oldum. Bu sayede ilk defa kadın takımıyla idmanlar yapıp maçlara çıkabilecektim. 1996’da girdiğim Dinarsu’da 3 ay altyapı eğitimi aldım ve o zamanki hocam Hasan Semerci bana her zaman çok iyi bir futbolcu olacaksın ama şımarmayacaksın derdi. Her zaman disiplinimi kaybetmememi söylerdi. İyi bir eğitim dönemi geçirdim ve daha sonra A takıma yükseldim. Düzenli olarak idmanlar yaptım ve maçlarda yavaş yavaş oyuna alınmaya başladım. İlk başlarda yedek oturuyordum çünkü benden büyük ablalarım vardı ve hocam onlardan öğreneceğim çok şeyin olduğunu söylerdi. Nitekim öyle de oldu. İlk zamanlar 10 dakika, sonra 20, 30 dakika derken ilk 11’de oynamaya başladım. Bu da benim futbola olan azmimden ve disiplinli yetişmemden dolayı geliyordu.

Biraz Dinarsuspor’dan söz etmek istiyorum. Kadınlar futbolu deyince en ilgisi olmayan insanlar dahi Dinarsuspor’u halen hatırlıyorlar. Dinarsuspor yıllar önce kapanmasına rağmen, Türkiye’de kadınlar futbolunda en çok şampiyon olan takım ünvanını hala koruyor. Dinarsu’nun bu kadar başarılı olmasını -hele ki o dönemde- neye bağlıyorsun?

Dinarsu Kadın Futbol Takımı köklü bir takımdı gerçekten; hem altyapısı, hem A takımı vardı. O dönemdeki futbol kalitesi çok daha iyidi.  Fazla takim yoktu fakat futbol oynayan kadınların futbol kalitesi çok üst düzeydeydi. Bizi yetiştiren hoca Hasan Semerci çok disiplinli ve iyi bir eğitimciydi. O zamanlar biz küçük sahalarda antrenman yapıp büyük sahalarda futbol oynuyorduk. Yani önemli değildi bizim için nerde nasıl futbol öğrendiğimiz. Hocamız bize futboldan zevk alınması gerektiğini ve her zaman disiplinli sporcunun başarılı olacağını söylerdi. Ve tabi ki bu disiplin de hem sporcuya hem de takıma başarılar getiriyordu. Bir takım ne kadar başarılı olursa o kadar kendinden söz ettirir.

Benim Dinarsu’da oynadığım zamanlarda 3 yıl arka arkaya Türkiye şampiyonu olduk ve bir yıl da federasyon kupası şampiyonlu olduk.

Tabii ki 6 yıl içinde Dinarsu Kadın Futbol Takımı´nda oynarken Dinarsu´nun pilot takımlarında da oynamaya başladım. Bir yıl pilot takim olan Feriköyspor´da oynadım ve 2. Lig şampiyonu olduk. Bu takımda 20 maçta 29 gol atarak gol kraliçesi ünvanını aldım. Bir yıl da yine pilot takim olan Delta Mobilyaspor´da oynadım. Burada da 1. Lig şampiyonu olduk.

Avrupa’ya transfer olan ilk ve tek kadın futbolcumuz sensin. Avrupa’ya transferinin öyküsünü bizlerle paylaşır mısın?

Benim hayallerimden birisi de yurt dışıda futbol oynamaktı. İskendurun Sanayispor’da bir yıl oynadıktan sonra İstanbul’a geri döndüm ve kadın futbol takımının kapanacağını duydum. Bu beni o kadar üzmüştü ki hayallerimin o anda bittiğini düşündüm. Ama azmimi ve kendime olan güvenimi hiçbir zaman kaybetmedim.

8 yıl Türkiye’de kadın futboluna emek vermiştim ve başarılı bir oyuncuydum. Neden yurt dışı olmasın diye düşünüyordum hep. Daha doğrusu hayalini kuruyordum. 2003’te kadın futboluna ara verirlerse yurt dışında nasıl futbol oynarım diye araştırmaya başladım.

Almanya´daki kadın futbolunu takip ediyordum hep. Kendime o kadar çok güveniyordum ki başaracağım diye hedef koydum kendime. 2004’te Almanya’daki kadın takımlarına Türkiye’de yaşadığım başarıları bir CV olarak hazırladım ve birçok takıma gönderdim. Bana sadece beklemek kalıyordu. Artık her gün mail adresime bakıp cevap bekliyordum.

Bir gün Almanya’nın 1. lig takımlarından olan FSV Frankfurt kulübünden bana cevap gelmişti. Beni bir ay boyunca takımlarında idman yapabilmem için davet etmişlerdi. O kadar mutluydum ki, bunu kelimelerle anlatmak çok zordu. Hemen işlemlere başlamıştım. Tek düşüncem artık yurt dışına gidip futbol oynamaktı. Bir ay boyunca FSV Frankfurt takımıyla idmanlara çıktım. Bu benim için bir sınav gibiydi, başarıyla tamamlamıştım ve kendimi sadece futbola vermiştim. Her zaman kendimi ‘Başaracaksın Bilgin hiçbir şey kolay değil’ diye motive ederdim.

Tabii ki zorluklarını çektim, Almanca bir tek kelime bile bilmiyordum. Çok iyi hatırlıyorum bir idmanda hoca takımdaki kızlara “Onu da aranıza alın ve Almanca öğretin diye bir konuşma yaptı. Çok zor bir dönemdi benim için. Artık deneme idmanları bitmiş ve takım hocasıyla konuşma yapacaktık. Hocanın bana ilk olarak Almanya´ya neden geldiğimi sordu ve ben sadece futbol oynamak ve sevdiğim işi burada devam ettirmek için geldim dediğimde bu benim için yeterli bir cevaptı dedi. Biraz şaşkın olduğunu söylemişti. “Türkiye’den böyle yetenekli bir futbolcu beklemiyordum, biraz eksikliklerin var kuvvet açısından ama onu da burada giderebiliriz” dedi.

Bunun üzerine benimle 2 senelik sözleşme imzaladılar. Artık Almanya´da, 1. Lig´de futbol oynayacaktım. Bu benim için mükemmeldi. Ne düşüneceğimi ve ne söyleyeceğimi bilmiyordum gerçekten, çok mutluydum.

Sorunların beni beklediğinden habersiz, tekrar Almanya’ya gideceğim için evraklarımı hazırlamaya başladım ve başvurumu yaptım. Bana kısa bir süre beklememi söylediler. Nihayet eve mektup gelmiş ve konsolosluğa gitmiştim. Bana bir kağıt verdiler, anlamadım çünkü Almanca bilmiyordum. Oradaki görevlilere tercüme ettirdiğimde bana red kararını verdiklerini söylemişlerdi. Yani Almanya’ya vize alamamıştım. O kadar yıkılmıştım ki inanamıyordum. İstanbul Taksim’de kaldırım taşının üzerine oturup ne yapacağımı bilmeden hüngür hüngür ağlıyordum. Kulağımda slow bir müzik ve yakıcı bir güneş altında birinin omzuma dokunarak bir şeyler söylemek istediğini fark ettim. Orta yaşlı bir adam bana “Ağlama kızım. Ben de çok sevdim beni de terk ettiler. Yaşın daha çok küçük, elbette biri vardır seni sevecek“ diyince benim o anki ağlamaklı halimin yerini gülümseme aldı. Durumu anlatınca o da gülmeye başladı. Hemen Almanya´daki takımı arayıp durumu onlara anlattım.

Onlar da neden vize vermediklerini anlamış değillerdi. Benim Türkiye’de oynadığım lisans türünün amatör olduğunu, Almanya Futbol Federasyonu’nun da FSV Frankfurt’a neden bir amatör futbolcu alma gereğini duyuyorsunuz diye yazı gönderdiğini öğrendim. Takim itiraz edip ben bu futbolcuyu gördüm, denedim ve istiyorum dediğinde Almanya Futbol Federasyonu ve FSV Frankfurt takımı arasında uzun süren sorunlar oldu. Ben artık ümidimi yitirmiştim. Tam 6 ay boyunca hiç bir cevap gelmedi.

Bende artık beklemekten uslanmıştım ve kafamı dinlendirmek için uzaklaşmıştım İstanbul´dan.

Bir hafta dinlendikten sonra geri gelirken yolda annemin bana söylediği bir cümle beni çok etkilemişti. “Kızım içimde bir his var ama hayırlısı” demişti. Ben de anneme artık ümidimi yitirdiğimi, boşuna kendimi üzmek istemediğimi söylemiştim. Eve döndüğümde posta kutusunda Almanya Konsolosluğu’ndan gelen sarı bir zarf gördüm. Açma gereği bile duymadım çünkü tekrar red kararını gönderdiklerini düşünüyordum. Zarfı alıp masanın üstüne koydum ve dışarı çıktım. Eve geri döndüğümde zarf gözüme takıldı ve açıp baktım. İlk önce yanlış okuduğumu sandım, sonra babama okuttum. Kağıtta “2 resim ve pasaportunuzla birlikte vize bölümüne başvurunuz“ diyordu. Defalarca okudum mektubu acaba yanlış mı diye ama doğruydu. Annemin hissettiği şey belki de buydu.

Hiç zaman kaybetmeden ertesi gün vize bölümüne başvuruda bulundum. Bana bu sefer Almanya´da kalabilmem için 3 aylık bir vize, yani oturma izni verdiler. Tüm eşyalarımı toparlayıp Almanya için yola koyulacaktım. Fakat ailem hem sevinçli hem de üzüntülüydü. Mesafeler gittikçe uzuyordu. İskenderun´da oynadığım dönemlerde az da olsa maçlarımı seyrediyorlardı ama Almanya yakın değil ki gelip seyredebilsinler. Bu benim için hem üzücü hem de sevindiriciydi ama ailemin desteği olmasa belki bu kadar başarılı olamazdım diye düşünüyorum. Küçükken kaçıp futbol oynardım ailemden gizli. Şimdi ise ailemin de desteğini alarak futbol oynuyorum.

kapakSen Avrupa’ya gitmeyi başardın fakat biliyoruz ki kalıcı olmak çok daha zordur. 10 yılı aşkın süredir Almanya gibi kadın futbolunun 1 numarası olan bir ülkede top koşturuyorsun. Uyum sorununu nasıl aştın?

Almanya’ya ayak uydurma sürecim zaman aldı tabi ki. Hayatımı burada kurmaya ve tek başıma yaşamaya kararlıydım. Belki bu benim için çok zordu ama başarmanın yarısı hedef belirlemekti, ben de hedef olarak hep en iyi şeyi yapmak istiyordum. Dil bilmediğim için sorun yaşıyordum ama sahada futbolun dili hep aynıdır. Ben disiplini seven bir sporcuyumdur ve Almanların en büyük özelliği de disiplinli olmalarıdır. Bundan dolayı futbol konusunda hiç zorluk çekmedim. Tabi ki kültür farkı var iki ülke arasında ama ona da zamanla alıştım. Belki, Almanya’ya gelip bu kadar başarılı olacağımı kimse düşünmedi. Yeri geldi ‘başaramaz’ dediler, yeri geldi ‘bir kızın futbolla ne işi var’ dediler. Bu duyduklarıma kulak asmadım ve yılmadım. Bütün engelleri aşıp çok başarılı bir sporcu olmayı başarmaktı benim amacım. 2. ligde Bundesliga’da gol kraliçesi oldum. Alman basını benden övgüyle söz etmeye başladı. Bilgin Defterli’yi önceden kimse tanımazdı ama artık herkes tanıyor. Maçlara çıkmadan önce herkesin gelip bana başarılar dilemesi bile tek başına sevgilerinin kanıtı bana göre. Ayrıca beni seven taraftarlardan bir tanesinin söylediği bir kelime hiç aklımdan çıkmıyor: “Almancayı tam bilmese de o gülümseme bize her şeyi anlatıyor.” Ve her maçta taraftarların benim için Türk bayrağını açmaları da beni çok mutlu ediyordu. Yani kısacası ben bütün bu zorlukları yaşarken hiç bir zaman ‘Almanya’ya keşke gelmeseydim’ demedim.

Milli takım kariyerin nasıl başladı?

1999 senesinde Delta Mobilyaspor´da oynarken A milli takım kadrosuna çağrıldım. Ben hiç genç milli takımlarda forma giymedim, direk A milli takım kadrosuna alındım. Bu benim için gerçekten gurur vericiydi. İlk milli maçım Yunanistan-Türkiye karşılaşmasıydı. İlk milli takım kampımdı ve ben heyecandan ölüyordum. Bir de takımın en küçüklerindendim. Unutulmaz bir maçtı benim için. Milli takımda başarıyı sağladıktan sonra sürekli kamplara çağrılıyordum. Artık kendimi kanıtlamıştım. Özel maçlarımız hariç resmi olarak 59 kez A milli takım formasını giydim.

Milli Takım kaptanlığa yükselmen nasıl gerçekleşti? Kaç yıldır kaptan olarak milli formayı giyiyorsun?

2005’de A milli takim seçme kampı vardı ve yanılmıyorsam 50 sporcu çağrıldı. Aralarında tecrübe ve yaş olarak en büyükleri bendim. Sanırım beni kaptan seçmelerinin en önemli şeylerinden bir tanesi de sporcularla olan iletişimdi.

Takım kaptanı olmak takım içinde büyük bir sorumluluğu da getirir. Çok özveri isteyen bir durum. Her zaman lider konumunda olmak zordur aslında.Çünkü bir takımı yönetmek için o vasfa sahip olmak gerekir diye düşünüyorum. Demek ki görevimi iyi bir şekilde yapıyormuşum ki 10 senedir o bandı kolumda taşıyorum. Kaptanlık  bandını sol koluma taktığım zamanki duygularımı anlatamam gerçekten. Her zaman şunu söylerim takım arkadaşlarıma, “Oyunda ve saha dışında kimse kimseyi sevmek zorunda değiliz ama herkes birbirine saygı duymak zorunda. Çünkü o zaman takım ruhunu hissedersin.”

Kendine çok iyi bakan oyunculardan birisin. Senden çok daha genç yaşlarda futbolu bırakan oyuncular görüyoruz. Sen halen üst düzey futbolunu oynayabiliyorsun. Bunu neye bağlıyorsun?

Daha önce de bahsetmiştim, disiplini seven bir sporcuyum. Tabi ki sadece saha içinde kendimize bakmamız yeterli olmuyor, özel hayatımıza da dikkat etmemiz gerekli. Sigara ve içki kullanmıyorum. Yoğun bir tempoda spor yaptığım için geceleri dışarı çıkmayı pek sevmem. Evde kalıp dinlenmeyi tercih ediyorum genellikle. Düzenli yaşama alışırsan zaten kendine de bakmış oluyorsun. 34 yaşındayım ve insanlara yaşımı söylediğim zaman inanamıyorlar gerçekten.

IMG_1293Futbolu ne zaman bırakmayı düşünüyorsun?

Şu anda futbolun sonunu düşünmek istemiyorum. Kendimi iyi hissettiğim sürece devam etmek istiyorum. Zaten bir anda bırakamazmışsınız sevdiğiniz işi. O yüzden gittiği yere kadar oynamak istiyorum. Tabi ki planlarım var. Türkiye Futbol Federasyonu’ndan UEFA B antrenörlük belgesini aldım. İlerde inşallah kısmet olursa bu tecrübelerimle birlikte antrenörlük yaparak futbolcu kızlarımıza bir şeyler öğretebilirim. Erkek takımı da olabilir bu, neden olmasın. Bu konuda kendime güveniyorum.

Son derece aktif olarak güncellenen sosyal medya hesapların var. Bilgindefterli.com’da kadınlar futboluyla ilgili bütün haberleri bulabiliyoruz. Bilgin Defterli facebook fan sayfasında seninle ilgili haberler yer alıyor. Twitter ve instagram hesapların da keza son derece başarılı. Sosyal medyada profesyonel bir ekiple mi çalışıyorsun?

Türkiye’de kadın futboluna gönül veren çok kişi var fakat seslerini duyurabileceği somut bir şey yok. Biz de hem kadın futbolcuların sesi olmak hem de bu işi profesyonel olarak yapmak istedik. O yüzden iyi bir ekiple çalışıyorum. Ve ayni zamanda ekip arkadaşlarımın bir tanesi güzel de bir projeye imza attı. Türkiye’nin ilk ve tek kadın futbol dergisi “LadieSoccer” isimli bir dergi çıkarıyor. Türkiye’de kadın futbolunun bu sayede daha da ilerleyeceğini ve reklam konusunda çok büyük bir etki sağlayacağını düşünüyorum.

Bilgin Defterli bir marka oldu diyebilir miyiz? Bence kendi markanı çok güzel yönetiyorsun.

Bilgin Defterli marka oldu mu bilmem ama herkesin gurur duyduğu biri oldu sanırım. Sadece futbol oynamak yetmiyor tabi ki sporcu karakteri çok önemli bence. Bir bayan olarak Avrupa’ya transfer olup 11 senedir burada futbol oynayıp ve bu kadar başarılara imza atmam insanları gururlandırıp beni de mutlu ediyor gerçekten. Tek başına yaşanmamalı diye düşünüyorum. Bu başarıları ben Türk Bayrağını en iyi şekilde temsilen buralardayım.

Almanya’da kadın seyirci olmak mı daha iyi yoksa kadın futbolcu mu olmak mı? Türkiye’de hangisini tercih ederdin?

Almanya’da tabi ki kadın futbolcu olmak daha iyi. Türkiye’de ise her ikisi olmak çok zor, hele ki şu zamanda …

Almanların full çeken stadyumlarına bir kadın olarak nasıl bakıyorsun?

Almanya’da taraftar faktörü takımlar için çok önemli. Katı disiplin ve gösterişsiz futbol Alman futbolunun en bilinen özelliği. Fakat son 5 yılda hem kadın hem de erkek maçlarında  seyirci ortalamasının 40 binin üzerine çıkmasıyla buradaki futbol görsel anlamda o kadar güzelleşti ki oynadığınız oyundan daha fazla zevk alır olduk. Almanya’nın şu an alt liglerine baktığımda bile kombine biletlerin tükendiğini görüyorum.

5

Previous:

Tutkusu gerçekten futbol

20.07.2004 Slovenya-2

Next:

Türk futbolunun elit kadını

You may also like

Yorum Yap