Golü yiyen takımın ‘gol’ diyen adamı*

25 Ağustos of 2015

Yazar: Serkan Akkoyun

serkanakkoyun@hayatimfutbol.com | twitter.com/sakkoyun_

Ortaokul çağlarındaydım. Diyarbakır’dan Adana’ya yeni taşınmıştık ve ciddi anlamda bir kültürel şok yaşıyordum. Ne oturduğumuz eve, ne yeni mahallemize ne de oturduğumuz apartman ve komşu apartmandaki çocuklara alışamamıştım. Yabancılık çok zor bir histir. Hele çocuksanız bunu size karşı dönmüş bir silah olarak algılar, her an patlayacakmış korkusu ile yaşarsınız. İşte alnımda namlunun soğukluğunu hissettiğim o günlerde elimde beliriverdi Orhan Kemal’in Bereketli Toprak Üzerinde kitabı. İflahsızın Yusuf, Pehlivan Ali ve Köse Hasan benim Adana’daki ilk yıllarımda en iyi arkadaşımdı. Köylerinden kalkıp Çukurova’ya, Adana’ya gelen bu 3 arkadaşın talihsiz hayat hikâyesinde kaybolmuş, en azından ruh dünyamla ateşkes imzalamıştım. Orhan Kemal’in uzattığı bu görünmez eli daha sıkı tutmak için onun kitapları ile büyümeye karar verdim.

Bazen satın alarak ama çoğunlukla kütüphaneden edinerek okudum; Yüz Karası’nı, Murtaza’yı, Cemile’yi, Avare Yıllar’ı… Okudukça da bu kitapların her birinde o yaşlarda bir çocuğun fark edebileceği ortak bir özellik keşfettim; futbol! O işçiyi anlatıyordu, o yoksulun mücadelesini, gurbetin çilesini anlatıyordu. “Fakirleri bildiğim için fakirleri yazıyorum” diyordu Orhan Kemal, tamam ama ortaokula giden bir çocuk için bu farkındalığa ulaşma yolunda henüz atılmamış çok adım vardı. Şimdilik ufak Serkan tüm dikkatini kahramanların futbolla olan ilişkisine vermişti. Çünkü Serkan, okulda teneffüs arasında topla yaptığı hareketler sayesinde ders başlangıcında Türkçe öğretmeni tarafından tebrik ediliyordu. Çünkü küçük Serkan’ın en çok keyif aldığı şey futbol oynamak ve eve gelip Orhan Kemal okumaktı. İkisinin aslında bir arada olduğunu keşfettiği an yaşadığı mutluluk ise sadece dini kitapların cennet tasvirlerinde anlatılıyordu. Orhan Kemal ve futbol! Bu bir ilahi mucizeydi.

Yıllar geçti ve küçük Serkan büyüdü. (Dünyanın kiri pası kendine kalsın) Orhan Kemal okumayı da bıraktı. Günlerden bir gün, Orhan Kemal’in 8 Haziran 1964 yılında Türk Edebiyatçılar Birliği’nin kaptanı olarak çıktığı sahada Haldun Taner’in Keşanlı Ali Destanı oyuncuları ve tiyatro çalışanlarını 5-3 yendikleri gösteri maçının öyküsünü o maça hakemlik yapan Halit Kıvanç’tan okudu. Hani yolda yürürken bir koku gelir burnunuza ve zihninizde canlandıramadığınız ancak sadece hissine vakıf olduğunuz bir ânı yaşarsınız ya; tam olarak onu hissetti. Orhan Kemal ve futbolun yine karşısına çıktığını düşündü ama yanıldı. Çünkü o hep orada duruyordu. Eğer bir şeyin karşınıza çıktığını düşünüyorsanız, tesadüflere inanıyorsunuz demektir. Tesadüf; doğru yer ve doğru zamanda olduğunu fark edemeyenlerin limanıdır ve oradan kalkan son gemi de Titanik’tir.

O gün, 8 Haziran 1964’te, Ülkü Tamer ve Halit Kıvanç’ın hatıratlarına göre müthiş çalımlar atan, bir de harikulade penaltı golüne imza koyan Orhan Kemal’in futbol sevdası çocukluğundan başlıyordu. Henüz ortaokul çağlarında; memleketi Adana’nın Ceyhan ilçesinde delicesine bir futbol sevdası yaşıyordu. Bir de üzerine kurduğu partisi kapatılan babası soluğu Beyrut’ta alınca krallığını ilan etti: “Ben adeta evin içinde krallığımı ilan etmiştim. Yaş 15–16 idi. Müthiş bir mutluluk içindeydim. Bütün merakım futboldu. Okula falan atmıştım tekmeyi.” Adana’da Seyhanspor, Torosspor ve Milli Mensucat Spor takımlarında futbol oynadı. Kendisini “Lâf aramızda, iyi penaltı atardım. İyi bir santrafordum ha… Bir iki gol her maç sağlamdı. Sonra Giritli’nin kahvesi… Okula filan bir tekme yallah dediğimiz yıllar…” sözleriyle tanımlıyordu Orhan Kemal. Ülkü Tamer’in sözleri de onu destekliyordu; “Orhan Kemal’in attığı penaltı kadar güzelini görmedim desem, kimseye haksızlık etmiş olmam! Orhan Ağabey, kaleciyi sağa yatırıp sol köşeye gönderdi topu. Usta yazar, futbolculukta da ustalığını konuşturdu, kaleciyi resmen aldattı.”

Okula filan bir tekme yallah dediği yıllarda babasının hışmına uğrayınca geriye bir tutam hüzün kaldı bu sevdadan… Beyrut’tan dönen babası “Eğer oğlum, sen adam olursan, sokaktaki köpekler de adam olur!” deyince, 94 Dünya Kupası finalinde son penaltıyı kaçırıp kupayı kaybeden İtalyalı Roberto Baggio gibi eğdi boynunu, ekmek derdine düştü. Ama işte futbol öyle bir zehirdir ki bir kere girdi mi kanınıza ömür boyu taşırsınız onu. Orhan Kemal’e de çocuk yaşta bulaşmadı mı bu? Madem oynayamıyorum, ben de yazarım demiş olmalı ki; Yüz Karası’nın Mehmed’i okulu bırakıp futbol sevdasına düşmüştü. Bekçi Murtaza’nın derdi başı futboldu. Zilli Sabahat’ın âşık olduğu sağ açık Erdal, kendisi miydi acaba? Cemile’de evin önünde çocuklar sabah akşam futbol oynuyordu ama asıl mevzu; Avare Yıllar’da tek dertleri futbol oynamak olan Hüseyin ve Gazi’de hiç mi bir şey yoktu usta yazardan? Elbette vardı. Adana Karmasına seçilecek kadar yetenekliydi ama hayallerinde kalmıştı her şey futbol adına. Belki bir gün fanatik taraftarı olduğu Fenerbahçe’de forma giymek isterdi. Kitaplarını okuduğu için düştüğü Bursa Cezaevinde tanıştığı Nazım Hikmet’e avluda attığı çalımları, Taksim Stadında atacaktı kim bilir?

En iyi takipçisi olduğu Nazım Hikmet’in dediği ‘mağluba yardım, şanımızdandır’ sözünü kendine şiar edinen Orhan Kemal, 55 yaşında bir Haziran günü göç edene kadar garibi, işçiyi, emekçiyi, yoksulu, hasretlik çekeni anlattı. Orhan Kemal boş kaleye gol atan forvet değildi; kale çizgisinden top çıkaran defanstı. Orhan Kemal; ‘gol diyen adamıydı’ golü yiyen takımın.

Adana’daki o küçük çocuğun elini iyi ki tuttun, tutmasaydın, yazamazdı.

*kafasınagöre derginin Haziran-Temmuz sayısında yayınlanmıştır.

deniz1

Previous:

Beşiktaşlı Deniz Gezmiş

fussball-skandal-phantomtor-helmer-100-_v-img__16__9__xl_-d31c35f8186ebeb80b0cd843a7c267a0e0c81647

Next:

Phantomtor

You may also like

Yorum Yap