Henrik Larsson ve onun bitmeyen hikâyesi

03 Nisan of 2015

İsveç tarihinin en büyük futbolcularından bir tanesi olan Henrik Larsson bitti denilirken başlayan bir futbol kariyerine sahipti. Şimdi İsveçli yıldız yeşil zeminin kenarında teknik adam olarak tekrar karşımıza Helsinborg ile çıkmaya hazırlanıyor

Yazar: Bahadır Bozkurt

bahadirbozkurt@hayatimfutbol.com | twitter.com/luyisfanhaal | 03.04.2015

Bir Henrik Larsson hayranın itirafları

Henrik Larsson ile tanışmam 1994’ün Haziran ayında gerçekleşmişti. O yıllarda okullar yaz tatiline girdiğinde, küçük bir çanta ile yaylanın yolunu tutmuştum. Futbolu yeni yeni keşfederken ilk defa Dünya Kupası adlı sihirli turnuvadan haberdar oluyordum. Maçların Türkiye saati ile geceye denk gelmesi nedeniyle baştan sona akıcı bir turnuva takibi yapamasam da özellikle gündüzleri TRT’de maç özetlerini, ya da tekrarlarını izlerken buluyordum kendimi. O senenin sürpriz takımlarından bir tanesinin İsveç olduğunu sonradan öğrendim. Hiç bilmeden İsveç’e sempati duymaya başlamıştım. Kalede Ravelli, defansta Galatasaray’da forma giyen Roger Ljung; -moda tabirle ‘liseliler bilmez’- uzun yıllar sonra Fenerbahçe’ye gelecek olan Kennet Anderson, OJ Simpson’a benzeyen Martin Dahlin, Thomas Brolin ve altın sarısı rastalı saçlarının esmer teniyle mükemmel bir karizma ortaya koyan Henrik Larsson.

1315698_big-lnd

Dünya Kupası zaten futbolun “vaad edilmiş topraklarında” değildi. Bir de üstünde 12 Haziran 1994’te patlak veren OJ Simpson davasıyla gündem allak bullak olmuştu. Ünlü Amerikan futbol ve film yıldızı OJ Simpson eşini öldür(ül)müş, ortaya çıkan davayı tüm Amerika soluksuz olarak medyadan takip etmişti. Yine de Amerika’da yaşayan diaspora halkları tribünleri tıklım tıklım doldurmuş, FIFA’nın korktuğu başına gelmemişti. İşte ben de sabahları OJ Simpson davasını anlamadan izleyip, ardından futbol karnavalını tüm dünya ile aynı anda takip etmenin keyfini sürüyordum. Maçlar geceye sarktıkça rüya ile gerçek arasında geçen bir turnuvaydı. Escobar’ın ölümüyle sonuçlanan kendi kalesine attığı golü karıncalı bir yayından takip ediyordum. Yayını iyileştirmek adına antene taktığımız çatallar belki de futbolun en kara günlerinden bir tanesini takip etmemi sağlamıştı. Bunu, kaç gün sonra pek hatırlamıyorum fakat, bir öğle bülteninde babaannem ajans dinlerken öğrenmiştim. Futbolun güneşini hiçbir cinnet olayı gölgeleyemiyordu.  Escobar, 2 Temmuz’da öldürülmüştü, son 16 maçlarının başladığı ilk gün. Hiçbir birim; FIFA dahi olanlardan etkilenmemiş olacak ki, turnuva normal seyrinde ilerdi.

Turnuvada sevilecek onlarca karizmatik futbolcu vardı; Romario, Bebeto, Roberto Baggio, Alexi Lalas, Gheorghe Hagi, Jürgen Klinsmann, Hristo Stoitchkov… Gönlümün hangi maçta İsveç’e kaydığını tam olarak hatırlamıyorum. Fakat sonu penaltılarda biten Romanya maçını -tümünü Youtube’dan şu an izleme şansınız var- unutamıyordum. Uzatmalarda oyuna giren Henrik Larsson sahaya güçlü bir karizma koyuyordu, daha sonları tekrar baktığımda gördüm ki; Larsson o turnuvada ilk golünü izlediğim Romanya maçının penaltı atışlarında atmıştı, sonra bir de üçüncülük maçında Bulgaristan’a. Rastalı saçlarına kandım sanırım. Bulgaristan maçında topla beraber kaleci geçtikten sonra ani fren yapınca, turnuvanın en çirkin krallarından Trifon Ivanov’a nasıl da takla attırmıştı. İsveç’in en iyi oyuncusuydu gözümde, Dahlin-Andersson- Brolin affetsin beni.  Bu maçın sonunda Larsson’u üçüncülük kürsüsünde gördükten sonra bir seneye yakın haber alamadım ondan.

Euro 96 deyince bizim kuşağın aklına ilk gelen şey Alpay’ın Vlaoviç’i düşürmediği pozisyondur. Bir jenarasyon için tüm bir turnuva bu olaydan ibarettir. İşte bu turnuvanın meşhur eleme maçlarından birinde Henrik Larsson’un yolu İnönü’ye düştü. Dünya üçüncüsü İsveç’i Sergen’in uçarçasına attığı kafa golüyle darmadağın etmiştik. İngiltere’nin kapılarını açtığımız maçta İsveç’i kupanın tamamen dışına iterken, Larsson’u tekrar meçhule yolcu etmiştim.

Beynelminel futbolu takip etmek o yıllarda zordu benim için. Şimdi 6 yaşındaki çocuklarının dilinde olan Messi belki bizim çocukluğumuzda ortaya çıksa Allah bilir kaç sene sonra bir maçına denk gelecektik. Yıllar yılları kovalarken NTV çıktı karşımıza. Bu kanal hafta sonları Okay Karacan ve Murat Kosova ile Cumartesi günleri “Avrupadan Futbol” kuşağı yaparak büyük yıldızlarla tanışmamı sağladı. O yıllarda karşıma çıkan yeşil beyazlı Glasgow ekibi Celtic’te yeniden Henrik Larsson’u görmüştüm. Bir iki dakikalık özetlerde gollerini izlemek, gol tekrarlarında 37 ekran televizyona daha yaklaşmaktı Larsson benim için. İlk “scout” deneyimimin başarısı gururumu okşuyordu. Mezhepsel bir çatışma içinde olan Celtic- Rangers derbilerinin hikâyesini de Larsson’u takip ederken futbol programlarında dinlemeye başlamıştım. Celtic, ligdeki 10 yıllık şampiyonluk hasretini ve de Rangers hegemonyasını ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Ortam Larsson’u daha çok sevmeye müsaitti.

henrik-larsson-31

Sen sevilmeyecek adam mısın?

Henrik Larsson’un kariyeri belki de en garip futbol hikâyelerinden bir tanesidir. Hep golcülerini başka takımlara kaktırmakla ünlü olan Hollanda ekiplerinden Feyenoord’da oynarken, Larsson’un kariyeri oldukça sönük geçer. Rotterdam ekibi onu yanlış alarm olarak nitelendirip, ileride neredeyse büstünü dikecek takım olan Celtic’e yollar. Celtic’e gelişiyle beraber serpilip açılan İsveçli golcü attığı gollerle, getirdiği şampiyonluklarla bir kulüp efsanesine dönüşür. Herkesin aklını başından alan usta golcü yaşı ilerledikçe oynadığı futbolla göz doldurmaya devam eder.  Tüm futbolseverler rastalı saçlarını kökten kestiren, 33 yaşına gelmiş bu yaşlanmaz golcünün jübilesi için hesaplar yaparken Barcelona’dan gelen teklif Celtic taraftarlarının gözlerine toz kaçmasını sağlar. Barcelona’da ilk 11 oyuncusu olarak ilk olarak akla gelmese de kulübede bekleyen keskin bir nişancıdır. Kaderin cilvesiyle sakatlanmadan önce ilk sezonunda attığı üç golden bir tanesi Celtic’e nasip olur. Kelimeler kifayetsiz, kursaklarda acı bir tat kalır. Celtic taraftarları belki de bu yüzden bugün hala O’nu rastalı saçlarıyla hatırlamak ister. Kralların kralı golü attığında ne Celtic taraftarı, ne Larsson bir tepki gösterir. İkinci sezon ise başka bir hikâyenin habercisidir. Eto’o ve Ronaldinho’nun sırtladığı Barcelona, Şampiyonlar Ligi finalinde müzmin kaybeden Wenger’in Arsenal’iyle karşılaşır. Maça sonradan dahil olan Larsson yaptığı iki asistle İngiliz ekibini dize getirir. Maçın ardından Henry uzanan mikrofonlara şöyle bir beyan verir; “İnsanlar hep Ronaldinho’dan, Eto’o’dan, Henry’den, göklerdeki tüm yıldızlardan daha parlak olduklarına inandıkları futbol yıldızlarından bahsediyor. Ben bugün sahada hiçbirini göremedim. Larsson bu gece son 10 yıldır her futbol gecesinde olduğu gibi öyle bir parladı ki biz onun yanında sadece karanlıktaki figüranları oynadık”.  Futbolseverler için adalet tam anlamıyla sağlanmıştır, genç bir oyuncuyken Dünya Kupası’nda üçüncülük kürsüsüne çıkan Henrik, 35 yaşında Barcelona gibi bir devin en büyük kupayı kazanmasında kilit bir rol oynamıştır. Belki de dünya o gece yıllardır beklenen saygıyı, tam anlamıyla hak edene teslim ediyordu. (Aklıma hep “Akıl Oyunları” filminde John Nash’in masasına kalemlerin bırakılma sahnesi gelir)

larsson 5

Somon balıklarının hayatları İskandinav futbolcuların bir geleneği gibi gelir. Doğdukları akarsulardan yıllarca yol alıp okyanuslarda yaşayan bu balıklardan, hayatta kalanlar tekrar doğdukları akarsuya dönüp yumurtalarını bırakıp hayatlarını sonlandırırlar. Henrik Larsson da birçok İskandinav futbolcu gibi Barcelona kariyerinin ardından İsveç’te daha önce oynadığı Helsinborg’a döner. Futbolunun son demlerini huzur içinde geçirmek isterken kulübün kapısını bu sefer bir başka dünya devi Manchester United çalar. Sir Alex Ferguson’un isteğini kıramayan yıldız futbolcu, futbolun mabetlerinden biri olan Old Trafford’da forma giyme şansını bulur.  Attığı 3 golün yanı sıra profesyonelliği ve oyun zekası, bir başka İskoç’un kalbini feth etmeye yetişmiştir. Premier League kariyerini şampiyonlukla taçlandıran Henrik için yeniden eve dönme zamanı gelmiştir. İki sezon daha Helsinborg kariyerini sürdüren golcü oyuncu kendisine Avrupa’nın kapılarını açan takımına vefa borcunu ödeyerek 2009’da kariyerine son noktayı koyar.

Sahadaki teknik adam

Futboldan uzaklaşamayan Henrik Larsson 2010 yılından itibaren hocalık yapmaya karar verir.  Landskrona’da kariyerine başlayan teknik adam, 2013 yılında asistan olarak geldiği Högaborgs BK takımında ilginç bir olayın içerisinde kendisini bulur.  Högabors’un teknik direktörü Kenneth Karlsson ve Henrik Larsson maç öncesinde takıma gerekli taktikleri verirler. Sahaya çıkacak isimlerden bir tanesi de Henrik’in oğlu Jordan Larsson’dur. Takımdaki sakatlıklar ve yetersizliklerden dolayı Karlsson, kulübede oturan efsaneyi ısınmaya gönderir. 41 yaşındaki kramponlarını asmış bir gol kralı… Bu cümlenin her zaman “O tam bir profesyoneldi” şeklinde tamamlanması gerekir. Henrik Larsson dakikalar 85’i gösterdiğinde oğlu Jordan’ın forvetteki partneri olur. Maç sonunda yanına gelen şaşkın muhabirlere “Oğlumla beraber forma şansı bulmak büyük keyifti” diyerek güzel oyunun hatırasına katkılar vermeye devam eder.

Henrik Larsson geçen sezon teknik direktörlüğünü gerçek anlamda sınama fırsatını Falkenbergs takımında bulur. Düşük bütçeli güçsüz bir ekip ve düşmenin bir numaralı aday takımıyla atıldığı macerada sezon içerisinde inişli-çıkışlı grafik sergiler. Sezonun sonunda fırtınalı yarışta son 5 haftada çıkardığı 3 galibiyet ve 1 beraberlikle takımını limana yanaştırmayı başarır. En yakın rakibi Gefle’den bir puan fazla kazanan Falkenbergs, 30 maçta 33 puan çıkartarak sezonun sürprizine imza atar. Larsson’un bu performansı başta İsveç basını olmak üzere özellikle İskoçya’da büyük yankı getirir. Celtic, Larsson’u tekrar kulübün başına geçirmek için girişimlerde bulunur. İskoç ekibi İsveç sezonu bitmeden yaptığı girişimlerden olumlu sonuç alamaz. Çünkü İsveçli hoca ülkede imkansız olarak düşünülen bir projeyi gerçekleştirmeye bu kadar yaklaşmışken kulübü bırakamayacağını belirtir.

Küçük bir bütçeyle başardığı büyük iş İsveçli teknik adama yeniden Helsinborg kapılarını açar. Onlar bu sezon oğlu Jordan’ı da transfer ederek, baba ve oğlu tekrar bir araya getirmiş oldu. Helsinborg bu sezon hem Malmö’nün hegemonyasını kırmaya çalışacak hem de 2011 senesinden bu yana hasret kaldığı şampiyonluk için yarışmaya başlayacak. Bu senaryo Henrik Larsson’un çok yabancı olmadığı bir durum.  Helsinborg’ta geçireceği başarılı bir sezon, İsveçli teknik adamın Celtic yolunda önemli kilometre taşlarından bir tanesi olabilir. Bunu ilk sezonda başaramasa bile Larsson’un beklemekten hiçbir zaman çekinmeyecek bir yapıya sahip olduğunu çok iyi biliyoruz.  1999’da Lyon maçında ayağını kırdıktan sonraki sezon attığı 35 golle Altın Ayakkabı ödülünü alırken bile bu sabrın izlerini gösteren yine Henrik Larsson’dan başkası değildi.

larsson 7-2

Zlatan Ibrahimovic

Previous:

Buzdolabını sürekli dolu tutan adam

amerika

Next:

Freddy Adu’nun tuhaf hikâyesi

You may also like

Yorum Yap