Hillsborough: Ölüm kalımdan fazlası

21 Ağustos of 2017

15 Nisan 1989 tarihinde futbolun utanç anlarından biri olarak tarihe kazınan, 96 insana mezar olan Hillsborough faciasının arkasındaki sır perdesi 23 yıl sonra kalktı ancak adalet süreci yeni başlıyor.

Yazar: Alper Öcal

alperocal@gmail.com | twitter.com/alperocal 

Liverpool taraftarları 15 Nisan 1989 günü, bir bahar sabahına uyandıklarında tren ve otobüslerle FA Cup yarı finalinde tek maç üzerinden, tarafsız sahada oynanacak Nottingham Forest maçı için Sheffield’a gidiyorlardı.

Hillsborough Stadı’nın yaklaşık 24.000 kişilik, 23 turnike geçişli kuzey ve batı tribünleri Liverpool için ayrılmıştı. 30.000 kapasiteli, 60 turnike geçişli güney ve doğu tribünleri ise Nottingham Forest taraftarlarına tahsis edilmişti.

Liverpool taraftarının sayıca daha fazla olmasına rağmen daha düşük kapasiteli tribüne verilmesi tartışılsa da; dönemin holiganizm olaylarından ötürü, taraftarların şehre geliş rotasına göre polisin de isteğiyle, iki takım taraftarının birbirleriyle karşılaşmaması için böyle bir tercih yapılmıştı.

Güney Yorkshire polisinin verdiği talimatlara göre taraftarlar maçın başlama saati olan 15:00’ten en geç 15 dakika önce stadyuma giriş yapmış olmalıydı. Bileti olmayanlar maça alınmayacaktı.

Liverpool taraftarı günün keyfini çıkararak, tezahüratlarla, eğlenerek ve acele etmeden stada gelmişti. Ancak Leppings Lane tribününe girecek bir kesim yoldaki çalışmalar ve bir kaza sebebiyle trafiğe yakalanmış, başlama düdüğüne 20 dakika kala stada ulaşabilmişti.

Adım adım facia

Kapı önünde yığılma olmuş, polis kuyruk düzenini sağlayamamış ve biletleriyle giriş turnikeleri uyuşmayan taraftarların stada girişine izin verilmemişti. İlave bir çıkış kapısı açılmadığı için arkadaki kalabalıktan ötürü ön kuyruktakilerin doğru turnikelere gitmesi de mümkün olmamıştı.

Başlama düdüğüne 10 dakika kala takımların ısınmaya çıkmasıyla stat içinde olan taraftarların tezahüratları yükselmiş ve dışarıda bunu duyan taraftarlar da içeri girmek çabalarını arttırmaya başlamıştı.

Polis stada güvenli bir şekilde girişi zorlaşan taraftarlardan ötürü maçın başlama saatinin ertelenmesini istese de bu talep karşılık görmemişti ve dışarıda izdihama yol açmamak için 2000 kişinin geçebileceği büyük bir kapıyı açarak taraftarları rastgele tribünlere almaya başlamıştı.

Tribündeki 7 ayrı bölüme eşit dağıtılması gereken taraftarlar ortada görevli olmadığı için, dar bir tünelden geçtikten sonra, doğruca, zaten dolu olan ana iki bölüme akmıştı.

Maç bu sırada başlamış ve Beardsley’in direkten dönen topuna çıkan uğultulardan sonra arkadaki taraftarlar baskıyı arttırmış ve öndeki taraftarların ezildiğini farketmeksizin içeri girmeye devam ediyorken, tellerin yakınındaki seyirciler ezilmekten kurtulmak için kafese tırmanmaya hatta sahaya girmeye başlamıştı.

Ray Lewis de maçı durdurmuştu. Önde ezilenlerin çığlıklarının Bruce Grobbelaar’a kadar uzandığını söyleyen bile vardı.

Polis ise sahaya giren taraftarları durdurmaya çalışıyordu, sıkışan diğer taraftarlarıysa yukarıdakiler çekmeye çalışıyordu. Yoğunluğun iyice artmasıyla tribünlerin içindeki barikatlar yıkılmış ve birbiri üstüne binen onlarca insan boğularak oracıkta can vermişti.

1-a0-bwdWA7WSY2tNuPGbEVA

Facia sonrası

Polis halen, çaresizce sahaya giren Liverpool taraftarlarının Nottingham Forest taraftarının önüne ulaşmaması için barikat kurmakla meşgulken, yaralıları stad dışındaki ambulanslara taşımak isteyen taraftarları da geri çevirmişti.

42 ambulanstan saha içine yalnızca biri girmiş, hayatını kaybeden 96 kişiden sadece 13’ü hastaneye ulaşabilmişti.

Hillsborough faciası 96 kişinin ölümü ve 766 kişinin de yaralanmasıyla tarihe geçti.

10 yaşındaki Jon Paul Gilhooley ölenler arasında en genç isimdi ve aynı zamanda Steven Gerrard’ın kuzeniydi. Onun bugün Liverpool forması giyip kaptanlık yapıyor oluşunun arkasındaki en büyük motivasyon ve ilham kaynağının 15 Nisan 1989 olduğunu daha sonra açıklamıştı.

Facia önlenebilir miydi ?

Hillsborough’da görevli BBC muhabiri Mark Edwardson, facianın ardından Leppings Lane tribünü girişindeki C kapısı ile tribünlere ayrılan 7 ayrı sektör girişi arasına doğru bir şekilde yerleştirilmiş atlı polislerin bile taraftarların doğru yönlendirilmesini sağlayacağını, ve faciayı önlemeye yeteceğini bildirmişti.

Tribünlerden o gün sağ olarak çıkmayı başarmış pek çok kişi de dışarıdaki taraftarın, zaten kapasitesinin üstünde yoğunluğa sahip olan 3-4 nolu sektörler yerine, diğer boş olan sektörlere yönlendirilmesi durumunda 96 kişinin bugün hayatta olabileceğini söylüyor.

Güney Yorkshire Polisi’nin izdiham yoğunlaştığı anda sahaya açılan kapıları açması da pek çok hayatı kurtarabilirdi. Göreve maçtan 3 hafta önce atanan ve ilk kez büyük bir maçta asayişi sağlamakla yükümlü emniyet amiri Duckenfield’ın kendi memurunun kapıları açma talebi karşısında donup kaldığı raporlarla sabit.

Oysa 1981 yılında yine Hillsborough’da oynanan Tottenham – Wolverhampton maçında benzer bir facianın ucundan dönülürken, taraftarların sahaya girişi sağlanmış ve onlarca taraftar ezilmekten kurtulmuştu. 1987 finaline kadar da stadın fiziksel şartları iyileştirilene kadar Hillsborough Stadı bir daha FA Cup yarı finali alamamıştı.

FA eğer maçın başlama saatini 15-30 dakika ötelese 96 hayat yine kurtulabilirdi. 1987 yılında yine aynı stadyumda oynanan Coventry – Leeds United yarı final maçında yine benzer bir izdiham olmuş ve 15 dakika ertelenen maç sayesinde ufak kırıklarla facia atlatılmıştı.

pg-6-hillsborough-getty

96 için Adalet

Hillsborough faciasında her şey yıllar içinde ayyuka çıkmasına rağmen 96 kurban için adalet hâlâ sağlanamadı.

Felaketten etkilenenlerin sayısı aslında sadece 96 yitip canın sahibi ve çevresi de değildi.

Hillsborough mağdurlarının sayısı felaket sonrası sendromlar yaşayan, kalıcı psikolojik ve fiziksel sağlık sorunlarına maruz kalan, yuvalarından ve işlerinden olan, uyuşturucuya başlayan, intihar teşebbüsünde bulunanlarla birlikte on binleri buluyordu.

Kampanyalarla toplanan yaklaşık 12 milyon sterlin bu insanların yaralarını kapatmayacaktı, adalet tecelli etmeliydi.

Bill Shankly’nin futbolu bir ölüm kalım meselesinden çok daha fazlası olarak gören sözü hayat bulmuştu sanki.

Hillsborough Adalet Kampanyası ve Hillsborough Aileleri Dayanışma Grubu altında, içlerinde ezeli rakip Everton taraftarlarının da bulunan ve birleşen gönüllüler, profesyoneller 23 yıl boyunca ısrarla, bıkmadan usanmadan adaleti aradılar.

2011’de 150.000 imzalı dilekçeyle meclise başvurdular.

Thatcher kafasının uzantısı olan ve örtbasın başını çeken Muhafazakâr Parti’nin çabalarına rağmen konu İşçi Partisi’nin de desteğiyle, konu 17 Ekim 2011’de Avam Kamarası gündemine geldi.

15 Nisan 1989’da stadyumda olan, şimdinin parlamenteri Steve Rotherham o gün boğazı düğümlenerek konuştuğunda devletin ve medyanın Britanya halkından, Liverpool camiasından özür dilemesi gerektiğini söyledi.

12 Eylül ‘de o özür geldi, bizzat başbakan David Cameron tarafından üstelik.

Yıllar sonra ilk kez ortaya çıkan belgeler, ifadeler ve toplam 450 bin sayfalık dokümanlar sorumlunun polisin sorumlu olduğunu ve Liverpool taraftarlarının suçsuz olduğunu kanıtladı.

Kelvin Mackenzie ve The Sun’ın özrü ise asla yerini bulmayacak.

Hillsborough mağdurları artık gerçek suçlulardan kanun önünde hesap sorabilecek

Madalyonun öbür tarafında bir başka hesap daha var.

P170405-092-Liverpool_Bournemouth

Taylor Raporu

Yargıç Peter Taylor hükümet tarafından faciayı soruşturulmakla görevlendirilmiş ve olayın sebep ve sonuçları üzerine Ağustos 1989 ve Ocak 1990’da iki ayrı rapor yayımlamıştı.

Lord Peter Taylor’un ilk raporunda stadın fiziksel yetersizlikleri ve güvenlik zaafları öne çıkarken, facianın sorumlusu olarak polis gösterilmişti. Emniyetin taraftarın olay çıkartma ihtimaline fazla odaklandığı, esas olması gereken insan unsurunun göz ardı edildiği söylenerek sıkı sıkıya kalabalık yönetmedeki sorumsuz ve başarısız yaklaşımlara vurgu yapılmıştı.

6 ay sonra çıkan nihai raporda ise bunlar unufak oldu. Sorumlular adli kovuşturmadan delil yetersizliği gerekçesiyle kurtarıldı ve Hillsborough faciasına yol açan asıl unsurları teğet geçen konformist, kapitalist bir takım öneriler sıralandı. Holigan tavırlar üstünde duruldu.

Liberal, serbest pazar ekonomisi yanlısı ve işçi düşmanı Thatcherizm politikalarının yılmaz destekçisi The Sun gazetesi de Kelvin Mackenzie editörlüğünde Hillsborough faciasını kirli bir şekilde manipüle ederek, yalanlarla suçu masum taraftarların üzerine yıktı.

Manşetten verdikleri “işte gerçekler” başlığı altında aşırı alkollü ve biletsiz taraftarların ölüleri soyduklarını, cinsel istismarda bulunduklarını, üstlerine işediklerini, ambulansları tahrip ettiklerini, polisi ve tıbbi ekipleri engellediklerini yazdı.

Güney Yorkshire Emniyet Amiri David Duckenfield örtbas ve karalama kampanyası dahilinde Liverpool taraftarı için ‘canavar’ demiş ve dönemin UEFA Başkanı Jacques Georges de bu söze atıfta bulunarak faciayı holiganizme indirgemişti.

Thatcher hükümeti bu propaganda sayesinde 1985 yılındaki Heysel faciasından beri geçirmeye uğraştığı, Strasbourg’da imzalanan “sporda seyirci şiddeti ve taşkınlıklarını önlemeye ilişkin Avrupa sözleşmesinin” ağırlaştırılmış hali olan “Futbol İzleme Yasası” nı parlamentodan geçirmeyi başardı.

16 Kasım 1989’da futbolun sahibi olan taraftarlar yasayla suçlulaştırıldı.

Yeni Futbol Düzeni

Aslında bütün bunlar İngiltere’de yine The Sun’ın başını çektiği sağ basının İşçi Partisi’ni karalayarak, iktidara hazırladığı ve 1979’da görevin tamamlandığı Margaret Thatcher hükümetinin planlarından bir tanesiydi.

Sermayeyi ve burjuvayı palazlandırıp halkı ve işçi sınıfını ezen bir politika güden Thatcher’ın yıldızı, protest seslerin gür çıktığı rock müzik türü ve futbol ile başlamıyordu. Müzisyenler polis soruşturmalarıyla, davalarla süründürülürken futbolda da kitleler susturulmaya çalışılıyordu.

Kendi yarattıkları holiganizm de en sağlam bahanesi oldu.

İngiltere’de statlar bu rapordan sonra modernize edildi, ayakta maç izlemek imkânsızlaştırılarak tribünlerin tamamı koltuklu hale getirildi. Kapasitesi düşen statlarda oluşan gelir kaybı artan bilet ve kombine fiyatlarıyla stadyum içindeki pahalı mağaza ve restoranlardan karşılanmaya başlandı.

İngiliz futbolunda 19. yy ortasından bu yana egemen sınıf olan alt gelir grubundaki işçi sınıfı vandal olarak gösterilip tribünlerden uzaklaştırıldı,

Cülus olarak da kulüplere yeni bir televizyon yayın hakları anlaşması verildi.

1989’da kurulan ve The Sun gibi bir Murdoch organizasyonu olan şifreli BskyB televizyonu yepyeni şartlarla İngiltere futbolunu yayınlamaya hak kazandı. BBC – ITV ortaklığının çoktan alıp aza veren, hem ligler hem de kulüplerarası dengeyi sağladığı yayın anlaşması yerine; dengeyi geniş kitleye sahip büyükler lehine bozan tam bir kârhane kuruldu.

Premier League’in kurulmasıyla uluslararası sermayenin futbola girişi sağlandı. Endüstriyel futbol olarak bildiğimiz o yeni düzen kuruldu ve İngiltere’den sonra dalga dalga, Almanya gibi birkaç istisna hariç tüm Avrupa’ya yayıldı.

UEFA kendisini de besleyen, fakat şimdilerde sallanan bu düzeni Finansal Fair Play gibi önlemlerle kurtarmaya çalışıyor.

Hillsborough’da tam ve gerçek adalet sadece 96 kurbanın katillerinin cezalandırılmasıyla değil aynı zamanda 23 yıl önce gaspedilen ve sömürülen taraftar haklarının iadesiye mümkün olacak. İngiliz medyasının asıl sınavı ve hesaplaşması da…

Samsunspor

Previous:

Türk futbolunun en acı günlerinden: “Hasretinle yandı gönlüm”

You may also like

Yorum Yap