İki elimiz Cannes’da!

15 Kasım of 2011

Fenerbahçe’nin artık tevatüre dönüşen Cannes hezimetinin 4-0’lık ilk maçı, filmin devamı ile birlikte karşınızda…

 Yazar: Salih Demirci

salihdemirci@hayatimfutbol.com | twitter.com/noatsamisa

 

“Fenerbahçe dün gece maalesef, defans mallarına kendi onsekizi üzerinde etiket asan bir takımdı.” İslam Çupi.

Torbadan ot çıkar, top çıkar ama lokum çıkmazdı. Bittabi, kura torbasından çıkan toplar şimdilerde insanın ağzına girmeyecek kadar büyük, lakin eskiden futbolumuz büyük hazım sorunları yaşardı. Midemize kepek ekmeği gibi oturan nice mağlubiyet tatmıştık, konunun birincil muhatabının iki yıl önceden hazır örneği de vardı: Sigma Olomouc. Ama yine boğazımız boş durmamış, dilimize hâkim olamamıştı.

14 Eylül 1994’te Fenerbahçe, Fransa’da Cannes karşısına çıkacaktı. Gazetelerin biri kurayı şekere, diğeri lokuma benzetmiş, bir başkası rakibe sevimli hayalet Casper muamelesi yapmıştı. Gerçi Sigma’dan daha sert bir rakip değildi Cannes, hatta takımın hocası Safet Susic maç öncesi, “İtalya ve Portekiz takımlarının yanı sıra Türk takımı gelsin istemiyordum. Elimizden geleni yapacağız” diyordu.

Jüri ödülü Ali Şen’in

Boşnak hoca, harika geçen PSG günleri sonrasında futbolu bırakmış, ilk hocalık deneyimi için Fransa’nın güneyine inmişti. Sonra bir daha kuzeye çıkmadı zaten, sağ olsun. Anadolu’yu çok sevmiş, turu uzun tuttu!

Sebebi vardı, yıllarca asker yolu gözler gibi ülkemize gelmesini beklediğimiz hocalardan Luis Fernandez, Cannes’ı zirve lige çıkarıp ilk sezonunda altıncı yaptıktan sonra çantasını toplayıvermişti. O da bir PSG efsanesiydi, o da ilk hocalık deneyimini Cannes’da yaşamıştı ve istikamet yine Paris’ti. Güneyliler, “bu Paris’in malı iyi” diye düşünmüş olmamalılar; zira öte taraftaki zihin Akdeniz’e karşı şarap içmenin, kırmızı halıda yürümenin, kokteyllerde atılacak kahkahanın vaadini cebinde taşıyordu. Cannes’da çalışmak güzeldi, herhalde…

Mesaj o yılki kırmızı halıdan sonra verilmişti aslında: 1994’te Cannes Film Festivali’nin büyük ödülünü Pulp Fiction kazanmıştı. Hani şu Tarantino’nun anlaşılmak ve sevilmek zorunda olan acayip filmi… Kabul, ben de seviyorum ama çekin o kılıcı insanların boynundan! Cannes’ın kılıcı ise gerçekten keskindi. Sonra Van’ın kılıcı, araya bir Adana Demirspor galibiyeti, sonra yine Cannes, bu kez 5 tane ve Trabzonspor yenilgisi… Üst üste iki beraberlik, Gençlerbirliği yenilgisi ile artık yolun sonunda olağanüstü kongre. Ali Şen yeniden başkan, Fenerbahçe tekrar şampiyon! Tabii bir sonraki sene.

Mecnun n’aptın?

Hâlbuki Fenerbahçe için işler muhteşem gidiyordu. Sezon dörtte dört ile açılmış, bir tur aşılmış ve Cannes kurmayları tribündeyken Mustafa Denizli’nin Kocaelispor’una 5 atılmıştı. Eşeği sağlam kazığa bağlama gayretindeki hoca Holger Osieck, iki günlüğüne Almanya’ya gidip eski patronu Beckenbauer’den Cannes dersi bile almıştı.

fener

UEFA Kupası 1.Tur ilk maçında düdük çaldı, daha dakika 1’i göremeden Delmotte kaleyi gördü. Kozniku’yu buldu, şükür ki Uche’nin kafası doğru zamanda doğru yerdeydi. Büyük şokun üzerine artçılar geldi, rakibe karşısında kum torbası olmadığının hatırlatılması için beş dakika gerekiyordu. Rüzgarın oğlu İlker, kendini oraların meşhur rüzgarı mistrale katıp sağdan içeri daldı ve o andan sonrası bir futbol maçına benzedi.

Osieck, Kemalettin’i libero olarak kullanıp yanına Uche ile Semih’i koymuştu. Sağ kenar genç Tayfur’a, sol taraf Nielsen’e emanetti. O zamanlar ‘fizikli önlibero’ denilen meretin ne olduğunu kimse bilmediğinden, savunmanın ortasında da önünde de ayağı yumuşak adamlar olurdu. Bülent’in görevi Aykut’u desteklemek, Mecnun’un işi ise yalnızca ama yalnızca koşmaktı.

Ara ara yoğunlaşan ama maçın geneli itibariyle frekansı düşük olan Cannes ataklarına karşılık, Oğuz’un ince pasları ve Nielsen’in gayreti Mecnun’u pozisyona soktu. Özellikle 35’te sol iç koridora yapılan Mecnun koşusu, maçın kader anı olabilir. Hatta belki de Osieck’in rüyalarına bile giriyor, kabusu oluyordur. Nielsen’in pasında ofsayt yoktu, Mecnun çok uygun durumdaydı ama ne yapmaya çalıştığını kimse anlamadı.

Micoud, Ayache, Vieira, Kozniku

Cannes’ın daha etkili olduğu açıkça ortadaydı, ama Fenerbahçe de dişini göstermişti. Çabuk çıktıklarında etkili olabiliyorlardı. Soyunma odasına 0-0’la gidilirken, akıllarda araya bir gol sıkıştırmak vardı. Fakat sıklaşan, Cannes atakları oldu. Libero Ayache dahi bazen rakip kaleye dalıyordu.

cannes

Sarı-lacivertlilerin 8 kişiyle rakip yarı sahada bulundukları bir pozisyonda kısa sürede ortalık karıştı. Ceza sahasına düşen serseri topta olan oldu, kaleci Engin önce Semih’e, sonra Horlaville’e girdi. Gerçi bu teğet geçme sayılır, yine de Horlaville penaltıyı almıştı. Kaleyi daha evvel üç kez yoklayan Durix topun başına geçti, tabela değişti. Akabinde oyunun tamamı ve sonrasında tarih…

Fenerbahçe bir kez de dörde dört yakalandı. Patrick Vieira’nın oyuna girmesiyle birlikte Ferhaoui’nin yerine çekilen Johan Micoud, artık daha etkili oynuyordu ve Kozniku’ya iyi bir çapraz pas gönderdi. Sonra Kozniku’dan Horlaville’in tam kafasına bir orta geldi ve kapanış, Vieira’nın pasıyla Kozniku dördüncü golü Fenerbahçe ağlarına gönderiyordu. Fiyasko, ertesi günün manşeti olmuştu.

Hepiniz gitmeyin, siz takımsınız!

Tüm gollerin öncesinde Fenerbahçe çok adamla ataktaydı. Diğer yanda ise modası eskimeyen tabirle, affetmediler. Temposu daha yüksek, topu ayağında daha az süre tutan bir takım olan Cannes, ekstra çaba sarfetmeden farklı kazandı. Bir nevi dönemin Türkiye futbolunun özetidir bu maç. Avrupa’yı saran 3-5-2 dalgasının bizim kıyılarımıza vurması, Alman hocaların ithal ettiği trendler, uymayan metodlar, oyunu oynama biçimindeki köhnelik…

Arka plan ise bugünden daha vahşi olabilir. Maç sonu menajer Cemil Turan, “Osieck oyunu iyi okuyamadı. Penaltı golünden sonra Feyyaz’ı, orta sahaya da Toprak ya da Ali Nail’i alması gerekiyordu” diyordu. Osieck ise kötü oynadıklarını kabul ederek “Tayfur, İlker, Kemalettin Mecnun ve Aygün gibi oyuncularım ilk kez böyle bir maça çıktılar” sözleriyle kendini savunmuştu. Basının güçlü kalemlerinden Doğan Koloğlu ise “Artık Alman hocaları eğitmeyelim!” diyerek, Osieck’e kapıyı gösteriyordu.

Kadıköy’deki rövanş, bilindiği üzere 1-5 bitti. Fenerbahçe’ye 14 günde 9 gol atan Cannes, sonraki turda Avusturya temsilcisi Admira Wacker’e elendi. Geriye sağır sultanın bile duyduğu, detayları önemsenmeyen bir hezimet kaldı.

fb1994-1995kadro_4

Filmin Devamı:

William Ayache: Fransa’nın en iyi liberolarından biriydi, milli takıma da uzun süre hizmet etti. Şimdilerde televizyon yorumcusu.

Aykut Kocaman: Fenerbahçe’nin teknik direktörü oldu, bir de şampiyonluk yaşadı. Şimdilerde Konyaspor’un teknik direktörü.

Patrick Vieira: Onu tanımayan kaldı mı? Futbol tarihine geçen efsanelerden biri.

Bülent Uygun: Teknik direktörlük yapıyor. Şimdilerde Katar Ligi takımlarından Umm Salal’ı çalıştırıyor.

Johan Micoud: Dönemin en iyi ofansif orta sahalarından biriydi. Aranan adamdı.

Holger Osieck: Avustralya Milli Takımı’nın başında.

Ardian Kozniku: Kariyer zirvesini Cannes’da yaptı, Hep daha yukarı gitmesi beklendi, ama olmadı.

Tayfur Havutçu: Fenerbahçe’den sonra Beşiktaş’ta efsaneleşti, teknik direktör bile oldu. Şike soruşturması sonrasında takım çalıştırmadı.

AS Cannes: Fransa’da amatör kümede.

Mecnun Çolak: En son üç ayda bir borsa manipülasyonu soruşturmasında içeri alınıyordu, hâlâ öyle olabilir.

Safet Susic: Anadolu’yu boydan boya gezdi, şimdi Bosna-Hersek Milli Takımı’nın başında.

 
kapak

Next:

Ajax’ın Aja8 olduğu gün

You may also like

Yorum Yap