İnleyen gaydalar ruhumu sardı #2

01 Mayıs of 2015

Yazının ilkinde Hibs-Hearts maçını izleyen Fırat Topal, bu kez Falkirk ile Hibernian arasındaki kupa mücadelesine tanıklık ediyor. Futbol soslu İskoçya gezisi Glasgow’da devam ediyor…

Yazar: Fırat Topal

firattopal@hayatimfutbol.com | twitter.com/Flyngdtchmn

Geçen hafta nerede kalmıştık? Hah, İskoç kralı arkasında varis bırakmadan öldüğünde İngiltere Kralı; zalim, dinsiz, kitapsız ve arlanmaz Uzun Bacaklı Edward tahta geçmişti. İngiliz ordusundaki gruplaşmaları bir anda bitiren ve piyadelerin komutanını kadro dışı bırakan Uzun Bacaklı, lejyoner sınırından fırsat bulup yüksek ücretli kontratlar yapan İngiliz süvarilere de beklenen darbeyi lejyoner sınırını kaldırarak yapmıştı. Ancak bu planını bozan İskoç asi William Wallace oldu. Hücum hattındaki partneri Robert the Bruce ile ilk zamanlarda bilgi alışverişinde problem yaşayan Wallace, zamanla bu problemlerin çözülmesiyle Longshanks’i dize getirmeyi başarmıştı. İkilinin Edward’a karşı kazandığı büyük zafer ise Stirling köprüsündeydi. Yıldızlar topluluğu İngiliz ordusunu taktiksel bir deha ile mağlubiyete uğratan Wallace ve İskoçların bir başka büyük kozu Andrew Moray ikilisi, İskoçya’yı bir Türk gölü haline getirmişti. Yok bir dakika o Barbaros Hayreddin ve Akdeniz’di… Aman neyse.

Geçtiğimiz hafta okuduğunuz Edinburgh derbisinden sonra, İskoçya’nın bir diğer tanınmış şehrine, Old Firm’e ev sahipliği yapan, Endüstri Devrimi sırasında Londra’dan sonra Britanya’nın, aslında dünyanın en kalabalık ve en büyük şehri olan Glasgow’a çeviriyoruz rotamızı. Zira hafta sonunda izleyeceğimiz bir İskoçya Federasyon Kupası yarı finali maçı var. Championship’te mücadele eden iki takım, Falkirk FC ve Hibernian FC, Glasgow’un efsane stadyumu Hampden Park’ta karşı karşıya gelecekler. Maça giriş biletimiz ise Falkirk Stadyumu’nda bizleri bekliyor. Dolayısıyla bu yolculukta ilk durağımız Falkirk.

2

That’s hit high and hard to goal by Mark Kerr

Edinburgh’dan Falkirk’e ayak basmak demek Metallica’nın Black Album’unden sonra St. Anger albümünü dinlemek gibi bir şey. Her köşesinde bir Nothing Else Matters, bir Unforgiven bir Enter Sandman olan şehri bırakıp St. Anger ve Frantic’e muhtaç olmak demek. Her ne kadar şehre yeni bir hava katan Kelpies heykelleri, yaş ortalaması 45 civarında dolaşan ve size Children of Men filmindeymiş gibi hissettiren sokakları biraz daha katlanılır hale getirse de Falkirk hakikaten sınırları içinden gireni bir an önce kaçma isteğiyle dolduran bir mekan. Tabii bizim neslin aklına Falkirk dendi mi aslında tek bir isim gelir: Mark Kerr. Menajerlik oyunlarının şahı, hala birçok oyunseverin güncellemelerle oynamaya devam ettiği, yıllara meydan okuyan CM 2001/02’nin yarattığı efsanelerden biriydi Mark Kerr. Oyunun başında henüz 19 yaşında, Falkirk’te mücadele eden Kerr’i birkaç bin paunda kadronuza katıp size Şampiyonlar Ligi şampiyonluğuna götürecek bir oyuncuya dönüştürmeniz mümkündü. O Kerr asla CM efsanesindeki gibi bir oyuncu olamadı, İskoçya’da farklı kulüplerde forma giydikten ve kimsenin hatırlamadığı bir Asteras Tripolis kariyerinden sonra Falkirk’e geri döndü. Bugün 33 yaşında ve hâlâ kulüpte forma giyiyor.

Britanya’nın o gri, yağmurlu havası herkes tarafından bilinir de size çarptı mı ağzınızı Batman’in Joker’ine döndürecek rüzgârı pek fazla bilinmez. Falkirk’ün stadyumu büyük bir gezi parkının tam karşısında ve otoyolun kenarında. Biz tabii zamanında Falkirk ile sanal alemde başarıdan başarıya koşarken böyle hayal etmemiştik stadyumu. Nice devleri dize getirdiğiniz, “on his right foot Mark Kerr finds the net”leri, “Okoronkwo nestles it into the back of the net”leri, “Falkirk hit Rangers on the break”leri havada uçuşturduğunuz stadyumu mabed bellemişken; böyle kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde kurulmuş olduğunu görünce, “ulan yıllar boyu ‘remember to change underwear’ seviyesine gelmek için bunun mu peşinden koştuk?” diye içinizden geçirmiyor değilsiniz. Bu yine iyi, stadyum mağazasından girdiğimde daha önceden internetten satın aldığım bileti teslim almak için kasaya yaklaşıyorum. Kasada 20 yaşlarında bir kız duruyor, bana biletimi veriyor, önünde deste deste biletler. “Kaç bilet satıldı?” diyorum, “3 bin tane” diyor, takım Championship’te, finale çıksalar Avrupa kupaları garanti gibi (yarı finalin diğer ayağı Inverness ile favori Celtic arasında ve Celtic ligde  şampiyonluğa gidiyor), buna dayanarak “ne iş?” diyorum, “maçı televizyon da veriyor” diyor. Hayal kırıklığına uğruyorum tabii hafiften, kız bana “umarım kalan 4 günde 12 bin bileti satarız” diyor ama kendisi inanmıyor bir kere. Atkı fiyatlarına bakıyorum, 15 paund yazıyor. Dönüp “bacım Falkirk demişsin ama bu bildiğin Chelsea” diyeceğim ama ağzımı tutup çıkıyorum.

5

Seni yeneceğim Glasgow

Glasgow için kullanabileceğim en güzel ifade “küçük Londra.” Edinburgh, tarihi dokunun, geçmişin, İskoç kültürünün en bilinen öğelerinin buluştuğu bir yerse Glasgow da 200 yıl önce dünya ticaretinin merkezlerinden birisi olmasının etkisiyle güneydeki İngiltere başkenti gibi daha göz alıcı, daha fazla turist ve göçmen çeken bir şehre dönüşmüş. Ünlü markaların mağazaları 500 metrelik Buchanan Sokağı’nda yan yana arz-ı endam eyliyorlar. Bunların bir tanesi de Celtic’in mağazası. The Bhoys’un o hafta sonu maçı olmadığı için şehir merkezindeki kulüp mağazasını ziyaret etmekle yetiniyoruz. İki katlı mağazanın özellikle ikinci katı koleksiyoncular için çok nadide eserler bulunduruyor. Kulüp tarihindeki büyük başarılar ve efsane isimlere adanmış incelemeler, yıllıklar ve elbette 1967’de Lizbon’da Helenio Herrera’nın Inter’ini 2-1 mağlup ederek kazandıkları Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası’yla ilgili kitaplar. Belirtelim, Celtic’in o şampiyonluğu bir Britanya takımının o kupadaki ilk şampiyonluğuydu ve üzerinden 50 yıla yakın bir süre geçmiş olmasına rağmen kulüp hâlâ o büyük başarıyı mağazanın her yerine sindirmiş durumda. Ayrıca 1988 yılında kulübün 100. yılı sebebiyle üretilen özel formayı da halen satın almak mümkün. Çok geniş bir atkı ve bere koleksiyonları olduğunu da söylemeliyim. Yani mağazada uzun süre zaman geçirmeniz olası. “E peki Rangers nerede?” diye soracaklar için de gidiniz kendiniz bulunuz diyorum buradan. İşçi sınıfının düşmanı, azgın liberal Maggie Thatcher’ın yancısı kulüp de mağazası da yerin dibine batsın. Hoş zaten battılar. Ben tek Rangers bilirim o da Queens Park Rangers, aslında Berwick Rangers’ı da bilirim şimdi yalan söylemeyeyim, onlarla da az CM gecelerinde sabahlamadık. Neyse konuyu dağıtmayalım.

18 Nisan Cumartesi günü maç 12:15’te. Böyle güzel maç saati olur mu? Geçen hafta da bu konuya değindik, yataktan geç kalk, yap kahvaltını, ak stadyuma. Öğleden sonra maçtan çık, ak ortamlara. Hampden Park, Glasgow’un merkezinden 20 dakikalık bir otobüs yolculuğu ile kolayca ulaşabileceğiniz bir stadyum. Otobüs durağında iner inmez her tarafın yeşil-beyaza boyandığını görüyorum. Hibernian taraftarları, gerek geçtiğimiz haftaki derbi galibiyeti, gerek Championship play-off mücadelesi için çoktan bileti kapmış olmaları gerekse de maçın favorisi olmaları sebebiyle erkenden final havasına girmiş. Havanın güneşli olmasının da etkisiyle ortalık panayır yeri gibi. Kimisi çimenlerde, kimisi büfelerin önünde kuyrukta. Tabii ada futboluna endüstriyelleşme çok erken geldiği için ortada maç öncesi kuruyemiş, sandviç, şekerleme satan kimse kalmamış. Örneğin sezon başında ziyaret ettiğimiz Sevilla’daki Sanchez Pizjuan Stadyumu’nun önünde bu seyyar satıcılar hâlâ revaçtaydı. Neyse ki atkı, bere ve bayrak satanlar orada. Geçen haftadan zaten bir Hibernian atkısı sahibi olduğumdan Falkirk ürünü kolluyorum, zira yukarıda anlattığım gibi, lisanslı ürünlere çekilen fiyat 15 paunddan başlıyor. Falkirk kısmına ayrılan tribüne geldiğimde (ki biletim de bu tribünden) satıcıları görüyorum. Ali Sami Yen’de yıllarca takılmış bir adam olarak  “maç sonunda o atkıların fiyatı yarıya düşer” diyorum ilk başta ama sonra “Ulan burası Mecidiyeköy sokakları mı? Maç sonunda 500 Kadıköy-Topkapı otobüsünü bekle bari de tam olsun” diye söylenip, ortalıkta dolaşan yürüyen Falkirk modundaki bir dayıya “özel yapım” atkıyı soruyorum. 7 paund diyor. Pazarlık bile yapmadan atlıyorum.

6

Falkirk’ten 15 otobüs

Falkirk taraftarları 7-8 otobüsü kendilerine ayrılan tribünün önüne çekmiş durumda. İçlerinden aynen şehri ziyaret ettiğimizde gördüğümüz gibi Bingo oyununu bırakıp gelmiş dedeler ve nineler iniyorlar. Tamam diyorum, maç sonu mevzu var, taşlı sopalı. Atkıyı takıp kendimi içeri atıyorum. Tribünlerde 5 bine yakın Falkirk, 15 bine yakın da Hibernian taraftarı var (maç sonunda seyirci sayısı 21 bin 227 olarak açıklandı) Yeri gelmişken maç büfesindeki fiyatlarla ilgili de bilgi vereyim. Britanya stadyumlarında, Almanya, Hollanda, Belçika gibi ülkelerin aksine içki satışı yasak. Hamburger, çizburger, sosisli sandviç gibi yiyeceklerin fiyatı 3,5 ile 4,5 paund arasında değişiyor. Patates kızartmasının fiyatı 2,5-3 paund civarında. Alkolsüz içecekleri de yine 3-4 paund arasında satın alabiliyorsunuz.

Hakem Jeff Beaton’ın düdüğüyle beraber Hibernian maçın favorisi olarak rakip kaleye yükleniyor. Geçtiğimiz sayıdaki yazıda da bahsettiğimiz forvet ikilisi El Alagui ve Cummings, Falkirk kalesinde gol arıyorlar. Ancak sahada benim dikkatimi çeken bir başka futbolcu var. Daha ilk dakikadan itibaren yetenekli olduğunu belli eden Falkirk’ün 10 numarası Craig Sibbald. Sibbald 1995 doğumlu. Bu ay içinde 20 yaşına girecek. Falkirk’te doğmuş büyümüş ve takımın altyapısına girmiş bir isim. İskoçya 16 ve 17 yaş altı takımlarında da forma giydi ancak 19 yaş altı takımına çağrılmadı. Ancak benim sahada gördüğüm oyuncu bırakın Falkirk’ü İskoçya Premier Ligi’nde zirve yarışı yapan takımlarda oynayacak yetenekte; hatta özellikle fizik gücünü biraz daha geliştirirse güneye, İngiltere Premier Lig’ine dahi kapağı atabilecek potansiyele sahip. Tabii tek başına çok fazla varlık gösteremediğinden Falkirk’te onun kadar göze çarpan bir başka isim de 29 yaşındaki kaleci Jamie MacDonald oluyor. Maçın hemen başında önce takım arkadaşı David McCracken’ın ters vuruşunu göğsüyle kurtarıyor, ardından da dönen topu tamamlayan El Alagui’nin kafa şutunu müthiş bir refleksle önlüyor. Devrenin sonuna doğru Fraser Fyvie’nin şutuna uçuyor, top onu geçip yan direkte patlıyor ve yerde yatmakta olan kendisine geliyor. Böylece şansı da yanına alan MacDonald ilk yarının 0-0 bitmesinde pay sahibi oluyor.

Maçın ikinci yarısında Hibs baskısı daha da artıyor, 15 bin Hibees kendilerini finale çıkaracak golü beklerken The Bairns ise (Cermen ailesinden gelen İskoç dilinde kız ve erkek çocuklar için kullanılan kelime, aynı zamanda kulübün lakabı) tezahüratları duaya dönüştürüyor. Bu arada Hibs rakip kale direklerini iki kez daha dövüyor. Derken maçın 75. dakikasında sihirli bir şey oluyor. Hücum hattında Sibbald’a uyum sağlamaya çalışan tek adam olarak görünen Blair Alston sağ kanattan kullanılan taç atışında ceza sahasının köşesinde topla buluşuyor. Topu son çizgiye kadar sürüp harika bir orta çıkarıyor. Kale sahasına enfes bir koşu yapan Sibbald sert bir kafayla topu Mark Oxley’in koruduğu Hibernian ağlarına yapıştırıyor. Falkirk tribünündeki 5 bin kişi ayağa fırlıyor. Maç boyu mağlubiyeti çaresizce bekleyen güruh bir anda İskoç kupası finali rüyası görmeye başlıyor. Kulüp müzesinde üst düzey iki kupa var ve bunlar 1913 ile 1957’de kazanılmış federasyon kupaları. Yani 58 yıl sonra kulüp tarihinin değişmesi söz konusu.

12

Kalan dakikalarda Hibernian rakip kaleye yükleniyor ama girmiyor top içeriye. Stadyumdaki 21 bin kişi ile tüm İskoç futbol kamuoyunun favorisi takım mağlup oluyor ve Falkirk adını finale yazdırıyor. Stadyumdan çıkarken seneye Avrupa Ligi’nde 2. Lig’de oynayan bir takım göreceğiz ilginç diyorum. Ama bunun adı futbol, peşin konuşanın suratına silleyi yapıştırıyor. Ertesi gün, biz Glasgow’dan, Schiphol semalarına doğru havalanmışken Inverness C. Thistle, Celtic’e tatsız bir şaka yapıyor ve rakibinin 10 kişi kaldığı maçı 120 dakika sonunda 3-2 kazanıp finale çıkıyor. Düşünüyorum, acaba şu an Falkirk cephesi finalde kupayı alma şanslarının artmasına mı seviniyorlar, yoksa cepteki Avrupa Ligi biletinin artık ortada olmasına mı. Zira Inverness’in Premier Lig’deki pozisyonunun onlara Avrupa Ligi getirip getirmeyeceği henüz kesin değil. (Bu yazının yazıldığı anda takım ligde üçüncü sırada ve en yakın rakibi St. Johnstone’ın 4 puan önünde, bir maçı eksik halde. Rüzgâr tersine dönmezse onlar ligdeki konumları sebebiyle bileti alacaklar ve İskoç Kupası bileti finali kaybetse dahi yine Falkirk’e gidecek. Falkirk için güzel haber).

10 gün süren, içinde iki maçı barındıran İskoçya yolculuğunu bu maçla bitiriyoruz biz de. İskoçya insanlarından kültürüne, futbolundan pub atmosferine kadar hemen herkesin tecrübe etmesi gereken bir ülke. Bu alanda kendisinden daha çok tanınan İrlanda’ya göre bir avantajı daha var. Size enfes doğa görüntüleri sunacak olan Highlands. Tatil planlarınıza ekleyin derim. Bir sonraki maç gezisine kadar…

1 Edinburgh Kalesi

Previous:

İnleyen gaydalar ruhumu sardı #1

kapak-2

Next:

Bir gün değil her yıl Werder Bremen

You may also like

  • Sene-1973-film-Yalanci-Yarim-Tarik-Akan-24Kemal-Sunal-29-Metin-Cekmez-28-yasinda..Kizlari-bilemedik
    08 Tem

    Senden başka

    Genel

      Yazar: Serkan Akkoyun serkanakkoyun@hayatimfutbol.com | twitter.com/sakkoyun_ Ferdi elinde yarısı içilmiş sigarası ile hayran hayran ...

  • lefter5
    17 Oca

    Bilmediğiniz Lefter

    Genel

    Lefter unutulmayacak futbol destanları yazarken, kendisi ve çevresi çok büyük korkular ve acılar da yaşadı. ...

  • kapak
    13 Mar

    Geleneksel İngiliz Yemeği

    Maç Gezileri

    İngilizler son bir yıl içinde zorlama da olsa “Traditional English Food” şeklinde bir konsept geliştirip ...

  • kapak
    09 Oca

    Tam olarak Hayatım Futbol

    Genel

    Dünya futbol tarihinde çalıştırdığı 55 takımla hiçbir kupa kazanmayan bir futbol misyonerinin hikayesi.  En büyük ...

Yorum Yap