İnsanlık kaybedince Altay da kaybetmiş sayıldı

24 Nisan of 2015

Altay’ın bu sene bir kez daha küme düşmesini ve bugünlere nasıl geldiğini, onu uzaktan nemli gözlerle izleyen konuk yazarımız Ogan Çaylayık yazdı

 

Yazar: Ogan Çaylayık

ogancaylayik@gmail.com | twitter.com/caylayik

 

Sene 97, Ağustos’un 10’u. Peder 12 numaralı ’73 yılından kalan Altay formasını sırtına geçirmiş, bana da Kestelli’den çubuklu forma almış, elimden tutuyor “hadi artık zamanı geldi” diyor. Albatros’ta yeri hazır. Aziz Peder’e, rahmetli Phantom Ömür’e, Yaşa Mehmet’e rakı doluyor, bana da rakı bardağında bira. Yaşım on üç, pederin kırk beş. O an fark etmiyorum yıllar boyu peşinden koşacağım sevgilimle tanışacağımı. Hem son dakikacı aile geleneğimizden hem de küresel ısınmaya yenik düşmemiş Ağustos İzmir’inde içmenin keyfinden, maça başlarken giriyoruz.

O sene Altay iddialı, içerideki ilk maçta Kocaeli ile oynuyoruz. Trabzon’dan Lemi’yi almışız, Romen ekolüne kapılıp üç transfer yapmışız, Murat Alaçayır daha genç yetenek sağdan bindiriyor. O zamanlar Altay, henüz önüne adını vermediği Alsancak Stadı’nda balkon tribünü de doldurabiliyor diye, hodri meydan açığın deniz tarafına bakan kale tarafında yerini alıyor. Baba tarafı olduğu gibi eski Alsancaklı olduğu için biz de maailen açık tribündeyiz. Dakika 60’ta başımıza taş yağıyor. En güzel aşk can yakanmış, daha on üç yaşında anlıyorum.

altay-alsancak-7

Sonunu bilmeden İzmir’de geçirdiğim altı senede Altay’a dair anılar biriktiriyorum. Nostradamus’un “2000 yılında dünya yok olacak” milenyum kehanetini doğrularcasına, 3 gün sonra Arsenal’in yenemeyeceği Galatasaray’ı yenip, 1 hafta sonra Arsenal gibi Galatasaray ile beraber kalan İstanbulspor bir puan aldığı için küme düşen biz oluyoruz. Nostradamus’un da parmağı var Altay’ın buralara gelmesinde.

2002’nin eylülünde ben İstanbul’da üniversite okumak için İzmir’i terk ederken birinci ligde mücadele eden Altay’ın siyah beyaz çubuklu kadrosunda Ramazan Kurşunlu, Çağdaş Atan, Tahir Kaptan, Mehmet Zengin, Sinan Kaloğlu, İbrahim Akın, Ümit İnal gibi hem sonradan ülke futbolunda iz bırakacak hem de tecrübesiyle kendisini kabul ettirmiş isimler var. Gönül rahatlığıyla terk ediyorum İzmir’i tebdil-i mekanda ferahlık vardır diye.

On sekizinde bir erkek çocuğunun, yaşadığı tüm ergenlik travması süresince yanından ayırmadığı, kendisini ilk kez tribün gibi bir topluluk içerisinde kabul ettirebildiği, sevdiği, sevildiği hem de bu sevgiye babası gibi hayranlık beslediği bir insan tarafından önüne kırmızı halı sererek yürümesine izin verildiğini düşünürseniz-ki bu cümlenin başını bile hatırlamak zorken-Altay’ın benim için, Altay gibilerin de benim gibiler için ne anlama geldiğini belki anlayabilirsiniz. Ya da amiyane tabiriyle “anlayamazsınız”.

İstanbul’a yerleştiğim ilk sene 2003’te küme düşüyoruz. Maç şaibeli. Google’a Elazığspor, Diyarbakırspor diye yazsanız google size cümlenin devamını şike diye tamamlıyor zaten. Ama problem değil. ‘‘Futbolun içinde bunlar var’’ eskiden sempatik bir tanımlamaydı artık bunların içi pislik dolu.

Bank Asya, PTT 1. Lig derken-ben 2. lig demeyi her zaman tercih ettim- 2011’in mayıs ortasına kadar sevgilimin peşinden gidiyorum o zamanlar. “Long distance” ilişki yaşanmaz diyenlerin hepsine 8 senelik platonik aşkımı örnek gösteriyorum ben. Onu her görmeye gittiğimde beni başkasıyla aldatırken yakaladığım, ‘‘Çok sevdik Altay’ım’’ seni diye haykırdığımda bana yediği 5 golle cevap veren, şampiyonlukları gösterip de vermeyen, ‘‘yüksel ki sen kararsın ay’’ diye uğruna tersine döndürebileceğimiz dünyayı başımıza yıkmaktan çekinmeyen Altay ile aşkımız, dediğim gibi 2011’in mayısına kadar sürüyor.

Bu süre zarfında yaşadıklarımda gördüm ki, medyanın yansıtmayı tercih etmediği için 70 milyonun görmediği, güçlünün her kapalı kapının ardında olduğu, kimi zaman düdük elinde sahaya indiği, kimi zaman da fütursuzca cezayı kestiği bir futbol izlemeye başlamıştım. Aslında bu futbol değil, ülkenin tepeden tırnağa değiştiğinin göstergesiydi. Bunu da tam 2 sene sonra bir parkın ağacı sökülürken kabullenecektim.

maxresdefault

2011’in mayısında Altay 3. lige düştüğünde ben de artık olgunlaşıyorum. O güne dek 2 rengin arasına sıkıştırdığım Altay, artık benim uğruna bedeller ödediğim Altay değildi. Altay da ülkenin genelinde olduğu gibi İzmir’deki değişime ayak direyip, kendi yağında kavrulmak isterken onu ele geçirmek isteyen rant ve para düşkünlerinin eline geçmişti. İstemeye istemeye yaban, yalan ve yavan ellere gitmesine boyun eğmiştik Altay’ın. Tribünde bile yer vermeyeceğimiz eğitimsizlikteki insanlar yönetim kuruluna girmiş Altay’ın geleceğine yön veriyorlardı.

Yine de 2011’den bugüne dek Pazar, Tepecik, Nazilli, Gölbaşı, Menemen demeden içeride ve dışarıda Altay’ı desteklemeye gittim. Bile bile lades dedikleri bu olsa gerek. Gittiğimiz çoğu yerde de Altay olduğumuz için saygı gördük. 2014 yılında 100. yılımızı kutladık. Sayıca azalan ama coşkuyla çoğalan sevgimizi elimizden geldiğince armaya göstermeye çalıştık.

2015 yılında bu kez mayıs ayını bile göremeden nisan ayında 4. lige düştü Altay. Aslında mart ortasında belliydi düşeceğimiz de biz yine Gölbaşı’nı yenersek, Maraş içeride Bandırma’ya kaybederse, sondan bir önceki hafta Tepecik’i de yenersek diye hesap yapıyorduk. Hiçbiri olmadı. Altay, 19 Nisan 2015 günü, 22 hafta sonra ilk kez galip gelmesine rağmen küme düştü.

Artık Altay için üst liglere çıkmasından ziyade bir alt lige amatöre düşüp borçların derneğe devredilmesi ve sonrasında günümüze dair çözümler bulunması daha yakın. Acı ama gerçek olan da bu. O çözümün içerisinde benim bu yazıda yer verdiğim hiçbir karakter yer almak istemez ne yazık ki. Sanırım artık başka bir ülkeye göç ettiğim için ben de yer almayacağım. Başka bir ülkede çocukluk kahramanının ölümünü görmek çok zormuş. Rahmetli Esin Amca’nın, rahmetli Mazhar Amca’nın, rahmetli Phantom Ömür’ün, rahmetli amcam Tayyip Çaylayık’ın ve adını yazmakla bitiremeyeceğim aramızdan ayrılan kalbinin en büyük parçasını Altay’a ayırmış insanların kemikleri un ufak olur, benim gibi yaşamlarını sürdürenler için de diri diri gömmek deyimi eyleme dökülür o gün.

Bu yazıyı ‘‘kuvvetinle kudretinle şen Altay’’ diye bitirmeyi o kadar çok isterdim ki ama ellerim buna izin vermiyor. Kimsenin bilmediği bir dilde söyleyeyim.

Elif lam te elif ye.

Altay, Altay, Altay!

mose2

Previous:

Körfeze yanaşan sevda

barcelona

Next:

Luis Suarez Türkiye yolunda!

You may also like

  • Futbol Dergisi Sayı 2-2
    12 Ara

    Dersimiz Osmanlıca futbol

    Futbol Kültürü

    Gündemimiz Osmanlıca olunca biz de olaya futbol açısından bakalım dedik. Evet öyle bir açı bulduk ...

  • fussball-skandal-phantomtor-helmer-100-_v-img__16__9__xl_-d31c35f8186ebeb80b0cd843a7c267a0e0c81647
    25 Eki

    Phantomtor

    Futbol Kültürü

    Belki de tarihin en büyük hakem skandalıydı. Top kale çizgisinin yakınından dahi geçmedi, bir takım ...

  • sergen
    06 Tem

    Zifiri

    Futbol Kültürü

    Siyah-Beyaz renklere gönül vermiş bir babanın, yeni doğan oğluna “Sergen” ismini vermesiyle başlar hikâye… Her ...

  • kapak
    26 Ara

    Joyeux Noel

    Futbol Kültürü

    Yazar: Mehmet Ali Çetinkaya mali.cetinkaya@gmail.com | twitter.com/malicetinkaya | 26.12.2014 2.İskoç Muhafız Alayı’ndan Teğmen Sir Edward ...

Yorum Yap