İşleyen demir pas mı tutacak?

16 Ocak of 2015

Muhammed Demirci, futbolun kaybolan yıldızları arasına mı girecek, yoksa girdiği yoldan dönerek bizleri mahcup mu edecek? Umuda tutunmuş bir umutsuzluk hikâyesi…

 

Yazar: Serkan Akkoyun

serkanakkoyun@hayatimfutbol.com | twitter.com/azadgarazli | 16.01.2014

 

“Hayat, inanmak ve mücadele etmektir.”
Hz. Hüseyin bin Ali bin Ebu Talib (r.a.)

Futbol topu. Nicel ağırlığı genel olarak 410 ve 420 gram arasında değişir. Nitel ağırlığı ise birçoğunun altından kalkamayacağı kadar fazladır. Tarih bu tarz filmleri defalarca tekrar gösterime soktu. Her uzun cümlenin anlamsız bir tümce olmaması için ihtiyaç duyduğu virgül gibi; Muhammed Demirci’nin de kariyerine bu yazı ile bir virgül atmak istiyoruz. Beşiktaş’ta yetişen, Türk futbolunun yeni Messi’si denilen, küçük, kara çocuk.

Varoşlardan Katalan’a…

Ailesi Iğdırlı olan Muhammed, 1995 yılının Ocak ayında Amasya’da doğuyor. Daha sonra ailecek İstanbul’a göç ediyorlar. Anlatılanlara göre ailesi orta gelirin aşağısında bir durumda. İstanbul’un genellikle nispeten daha az gelişmiş semtlerinde; Aksaray ve Gaziosmanpaşa’da emlak değeri düşük evlerde yaşıyorlar. Her erkek çocuğu gibi Muhammed’in de ilk tutkusu futbol. Sokakta arkadaşları ile 4-5 yaşından itibaren futbol oynamaya başlıyor. Yalnız bir sorunu var; Muhammed ailesinden aldığı kötü genler nedeniyle oldukça çelimsiz ve kısa boylu. Öyle ki rivayetlere göre anne ve babası dâhil sülalesinde 1 metre 70 santimetreyi görebilen yok. Ta ki onun büyük bir futbol yıldızı olacağını düşünüp, koruması altına alan Seyit Ateş’in tıbbi çabaları ile Muhammed’in boyu uzatılana kadar…

Bir kariyere düşen ‘Ateş’

mami 3Seyit Ateş, futbol kamuoyu tarafından Beşiktaş yönetiminde özellikle altyapı konularına olan alakası ile tanınır. Yıldırım Demirören yönetimi zamanında görev alan Ateş, Muhammed Demirci’yi de ‘keşfeden’ isimdir. Muhammed henüz 7-8 yaşlarındayken Beşiktaş altyapısında futbol oynama heyecanı ile Fulya’ya gelir. Çevresi tarafından “Bir kulüpte oynaman lazım” denilen Muhammed ailesini de ikna ederek Fulya’ya gelir gelmesine ama, prosedür gereği aylık bir miktar parayı aidat olarak ödemeli ve ayrıca da kıyafetler için de harcama yapması gerekmektedir. Maddi durumları buna müsait olmayan Muhammed gerisingeriye eve döner. Talih bu ya, bizlere bu yazıları yazma fırsatı tanımak üzere başlar ağlarını örmeye; Muhammed’in yine bir mahalle futbolu resitali sırasında Beşiktaş’ın altyapı hocalarından Önder Karaveli de izleyenler arasındadır. Ufaklığı görür görmez, suyun kaldırma kuvvetini bulan Arşimet gibi ‘Evreka’ diyecek duruma gelmiştir. Önder hoca, Gaziosmanpaşa’da Beşiktaş Futbol Okulu’nun sahibi olan Seyit Ateş’in kapısını çalar. Çünkü Ateş, bu gibi küçük çocukları bularak futbola kazandırması ile tanınan bir isimdir. Önder hoca, Muhammed’i anlatır, Seyit Ateş dinler. Önder hoca anlatmalara doymaz, Seyit Ateş şaşırmalara. Konuşma, Seyit Ateş’in “Bu çocuğu getir Önder” lafı ile biter. Çünkü Önder hoca cevap veremez. Muhammed’in maddi durumunun kötü olması nedeniyle okul aidatlarını ödeyemeyeceğini nasıl söylerim diye düşünürken dayanamaz ve durumu Ateş’e anlatır. Ateş de işte o an Muhammed’in kaderini değiştirecek kararı verir: Masraflarını ben karşılarım!

O ne çalımlar öyle ama!..

Muhammed böylece futbola adım atar. Seyit Ateş onu önce birkaç sene amatör kulüplerde oynatır. 2006 yılında ise zamanının geldiğini düşünerek Beşiktaş altyapısından içeriye buyur eder. 1995 doğumlu olmasına karşın 1993’lülerle oynamaya başlar. Fiziği oldukça kötüdür. Formalar büyük gelir, ikili mücadelelerde yerde kalır, uzaktan şutları kaleyi bile bulamaz. Ancak rakiplerine öyle çalımlar atar ki kim onu izlese ağzından ‘Maradona’ ‘Ronaldinho’ benzetmeleri istemsizce dökülür. Yaşıtlarının çok çok üzerinde bir yetenektir. Sol ayağı ile bol bol bacak arası yapar. Oldukça sakin bir futbol oynar ve oyunu okuması üst düzeydir. Şimdilik her şey beklendiği gibi gitmektedir: Elimizde değerli bir kumaş var ve iyi bir kesimle, şık bir kıyafet dikebiliriz…

mami 4İnsanın kendi kabiliyetini saklaması büyük bir kabiliyet işidir” der François de Larochefoucauld. Muhammed de futbolu ile alt yaş grupları arasında en çok konuşulan çocuk olur. Hikâyenin başında onu koruyup kollayan, sarıp sarmalayan Seyit Ateş artık bu çocuğu parlatması gerektiğine inanır. Ve belki de onun da elinde olmadan gelişen bir dizi olay büyük bir yıkımı başlatacak ilk devrilen domino taşı olur. Muhammed çocuk denecek bir yaştayken yeşil sahalardan televizyon ekranlarına transfer edilir.

Muhammed o günleri şöyle anlatıyor; “Beşiktaş’ta oynarken, bilmiyorum yanlış mı oldu doğru mu oldu ama televizyonlara çıktım. Bence daha çok olumsuz etkisini gördüm. Nasıl çıktığımı da anlatayım; o zaman BJK TV ile Star TV aynı binadaydı. Star TV’nin spor sorumlusu beni BJK TV’de görmüş. Topla oynarken dikkatini çekmişim. Aynı akşam Telegol programına çıktım. Kulüpten veya çevremden kimsenin bilgisi dâhilinde değildi. Küçük olduğum için olumsuz etkisini daha çok gördüm. Üzerimde bir baskı oluştu.”

O malum 15 dakikalık şöhret…

Hem de çok büyük bir baskı oluşmuştu. Muhammed o gün tüm Türkiye’ye hem de dönemin en popüler futbol programında ‘Türkiye’nin gelecekteki Ronaldinho’su’ olarak tanıtıldı. Üzerinde her zamanki gibi kendisine büyük gelen forması ile mahsun mahsun etrafa bakıyordu. Adnan Aybaba ağzı kulaklarında, Ziya Şengül sessizce bu çocuğu süzüyordu. 2006 yılının aslında diğerlerinden hiçbir farkı olmayan bir gecesinde aniden hayatımıza Muhammed Demirci girmişti. Haydi hayırlı olsundu. Demek ki Türk futbolu kurtulmuştu. Birkaç seneye kalmaz Beşiktaş, Şampiyonlar Ligi şampiyonu olacak, Türkiye, Dünya Kupasını kaldıracak, Muhammed, FIFA tarafından yılın en iyi futbolcusu seçilecek, Maradona ve Pele onu yeni veliahtları ilan edecekti. Bahsedilen çocuk henüz 11 yaşında mıydı? Ne önemi vardı ki? Sanki bahsedilen çocuk bir çocuktu… Sanki onun psikolojisi vardı, değil mi?

Muhammed o günden sonra normal bir çocuk olamadı. Kendisinin de röportajlarında söylediği gibi nereye giderse gitsin yanında aslında onun kendisi gibi gördüğü arkadaşları varken ilgiyi üzerine çekti. Gazeteler onunla ilgili hiçbir haberi atlamadı. Daha 16 yaşındayken A Takıma yükselmesine karşın, “Bu Muhammed’den de bir şey olmayacak” denmeye başlandı. Muhammed, “Ben çocukluğumu gayet normal yaşadım. Her çocuk zaten futbol oynayarak büyük” diyerek kendine bir teselli arayadursun, hiçbir normal çocuk televizyonlar tarafından yeni Ronaldinho ilan edilip, etrafında menajerler, yöneticiler ve bilumum simsarlarla çevrili iken oynamazdı o topu. Ve her normal çocuk sadece futbol topunun nicel ağırlığı ile muhatap olurdu. Her normal çocuk Barcelona’yı henüz 12 yaşındayken sadece televizyondan izler; transfer görüşmesi yapmazdı.

barcelona

Katalan’dan varoşlara…

2007 yılında Muhammed, Seyit Ateş ile birlikte Barcelona’nın kampına katıldı. Bu olay bizlere yıllarca “Barcelona, Muhammed’i izleyip çok beğendi. Onu transfer etmek istiyor” şeklinde anlatıldı. Ancak biraz araştırma sonucu öğrendik ki; Barcelona her yıl Muhammed gibi 1000’lerce çocuğu kampa alıyordu. O dönem bunu İspanya’ya davet yöntemi ile yaparken şimdi çeşitli sponsorluk anlaşmaları ile bizzat farklı ülkelerde futbol kampları kurarak yapıyor. Asıl üzücü olanı da; Türkiye, Barcelona için 3. sınıf bir futbol ülkesi olarak “gözlemlenemeyen, keşfedilmeyi bekleyen” futbolcuların takip edildiği bir ülke konumundaydı. Bu nedenle Muhammed büyük ihtimalle, Afrikalı, Orta Doğulu ve Doğu Avrupalı çocuklarla birlikte o kampa alınmıştı. Bu ufak ayrıntının ardından konumuza dönersek; Muhammed, 10 gün boyunca Barcelona’da eğitim gördü. Altyapı hocaları onun doğal yeteneklerine ikna oldular ve La Masia’da eğitilmesine karar verdiler. Ancak katı kuralları ile bilinen Barcelona bazı şartlar sundu. Bunlardan birisi de sadece Muhammed’in masraflarının karşılanmasıydı. Yani henüz 12 yaşında olan Muhammed’in ailesinin İspanya’ya gelmesi gibi bir durum söz konusu olmayacaktı. Dediğim gibi bu La Masia’nın değişmez bir kuraldı. (Sadece Messi için delinen…) Muhammed ve ailesi ise buna pek sıcak bakmadı. Onu tek başına orada bırakmaya gönülleri razı olmayınca, defter açılmadan, Mami’nin İspanya’dan öğrendikleri ile birlikte kapandı.

Barcelona idmanları sırasında utangaçlığı nedeniyle diğer çocukların yanında soyunmayan, kahvaltıda domuz etini görünce sadece ton balığı yiyen Muhammed, Türkiye dönüşü alıştığı futbolunu oynamaya devam etti. Dönüşte bir kez daha televizyona çıkan, atv’de yayınlanan Santra programında bu sefer Kazım Kanat ve Ahmet Çakar gibi isimlerin karşısında hünerlerini sergileyen Muhammed, 3 yıl sonra A takıma yükseldi. 2011 yılında ise daha sonra kiralık olarak bir süre formasını giyeceği Gaziantep Büyükşehir Belediyespor’a karşı bir Türkiye Kupası maçında sahaya çıktı. Yaşı henüz 16’ydı ama ondan bir anda Messi performansı göstermesini bekliyorlardı. Ancak Muhammed bunu beklemeyenleri bile üzdü. Şu ana kadar neredeyse hiçbir ‘yıldızlaşma’ işareti sergilemeyen Muhammed son olarak da kiralık olarak gittiği PTT 1. Lig’de Gaziantep Büyükşehir Belediyespor’la yollarını ayırdı. Hocası Hakan Kutlu da “Bence asıl önemli sıkıntısı daha hiçbir şey yapmadan çocuk yaşta dünya yıldızı lanse edilmesi. Bu baskının altında kalmak ona çok zarar vermiş. Yine de kendisi için hâlâ geç değil ama çok fazla maç deneyimi yaşaması gerekiyor” diyerek sorunun nerede olduğuna dikkat çekti.

Fotoğraf: Sercan Sayım

Fotoğraf: Sercan Sayım

Mami için yeni bir santra!

Muhammed tek başına bir futbolcu başarısızlığı örneği değildir. Bu aynı zamanda Türkiye’deki altyapı idaresinin de ne denli yanlış bir noktada olduğunun başka bir göstergesidir. Henüz 18 yaşında 600 bin euroluk sözleşmeye imza attı. İlk işi de gidip kendisine son model spor araba almak oldu hatta onunla bir de kaza yaptı. Çünkü ona daha 11-12 yaşında lüksü gösterdiler. Onu doğru yolun bu olduğuna inandırdılar. Bırakın balık tutmayı öğretmeyi, onu en lüks lokantalarda en kaliteli aşçılarından elinden çıkmış balık yemekleri ile beslediler. Barcelona altyapısında futbolcuların saçlarını boyamaları, dikkat çeken modellerde kestirmeleri yasaktır. Küpe takamaz, dövme yaptıramaz, yırtık pantolon dâhi giyemezler. Muhammed eğer orada kalsaydı belki şu anda Neymar ve Suarez’e asistleri o yapıyor, Luis Enrique’nin “Messi ayrılırsa Mami var” diyerek kafasını rahat tutmasını sağlıyordu.

Gaziantep macerası ile bir kez daha kalesinde gol gördü 20’lik delikanlı. Ama yılmaz yok, yeniden santra yapacak ve mücadeleye devam edecek. Eğer bu yazıyı okursa Muhammed’e tavsiyem; Sydney Smith’in şu sözünü aklının bir köşesine yazmasıdır: “Dünyada birçok kabiliyetli kişi, küçük bir cesarete sahip olmadığı için kaybolmuştur

Cesaret Mami, daha fazla cesaret… Kurtuluş mutlaka ellerinde!

kapak2

Previous:

Bir hayali yaşamak

hagi 6

Next:

Ne güzeldi senin adını bağırmak

You may also like

  • Hungary's Nyilasi (middle) makes his way past the two El Salvador players Ventura (no 6) and Rivas (no 13) during the 1982 FIFA World Cup match Hungary vs El Salvador on June 14th 1982 in Elche. The Central Americans lost almost every tackle against the Magyars. Hungary won big-time with 10:1.
    17 Ağu

    Macarların Platini’si

    Profil

    Çöküşe geçen Macaristan futbolunun son yıldızıydı o. Platini’yi ondan ayıran tek özellik belki de Fransız olmasıydı ...

  • o_f_c_barcelona_la_historia-4093495
    06 Şub

    Siyah

    Profil

    Hagi’nin Steaua Bükreş, Romanya ve Galatasaray kariyeri başarı açısından ne kadar beyaz ise Real Madrid ...

  • kapak2
    09 Oca

    Bir hayali yaşamak

    Profil

    Zeki Demirkubuz sinemayı bıraktı, İsmet Özel şiiri. Gerrard da Liverpool’u bırakıyor; bu kadar yetmez mi? ...

  • kapak-puscas-real2
    18 Oca

    Yeşil sahaların gördüğü en iyi solak: Ferenc Puskas

    Profil

    “Los Galacticos” isminin hakkını veren, Real Madrid’in FIFA tarafından 20’inci Yüzyılın En İyi Takımı seçilmesini ...

Yorum Yap