İtalya’da skandal bitmez

06 Şubat of 2015

Varşova’ya UEFA kupası ilk tur maçına giden Udinese, Avrupa Futbolu’nun en büyük skandallarından biriyle dönüyordu. Maçı aldılar ama başta İtalya olmak üzere pek çok ülkeyi sallayan, Mondragon’u da Türkiye’ye getiren skandalı başlatmışlardı

Yazar: İsmail Şayan

ismailsayan@hayatimfutbol.com   twitter.com/is_xs   06.02.2015

“Dos Santos nerede oynuyor?”

Udinese, UEFA kupası ilk tur maçı için Varşova deplasmanındaydı ve futbolcular pasaportlarına giriş mühürlerinin vurulup teslim edilmesini bekliyorlardı. Bir an önce bu rutin işlemi bitirip otele yerleşmek derdindeydiler. İyice sabırsızlandılar, neden soruyordu ki? “Hücumda” dedi birisi…

Soran memur gülümsedi ama elindeki Portekiz pasaportunu bırakmadı. Neden kontrol etme ihtiyacı hissettiğini bile bilmiyordu. Tarih 13 Eylül 2000, saat 12.40’tı ve her şeyi başlatan o olacaktı. Bilgisayarının başına oturdu, Lizbon’da M Ferreira tarafından onaylanmış pasaportun numarasını sisteme girdi. Fitili ateşlemişti…

Bir kaç hafta sonra M Ferreira’nın hiç varolmadığı anlaşılacaktı. 4 futbolcunun pasaportu sahteydi.

8 Şubat 2001 günü İtalya’da 24 futbolcu kariyerlerini bitirebilecek, 4 yıla kadar hapis cezası istenen suçlamalarla karşı karşıyayken 8 kulüp de onlara eşlik ediyordu. İspanya, ülkedeki tüm yabancı futbolculardan, bütün evraklarını 9 Şubat günü akşam 6’ya kadar incelenmek üzere teslim etmelerini istemişti. Fransa’da cezalar başlamıştı bile. Lig tarihinin en çok şampiyon olan takımı St Etienne’in 6 puanı Ukraynalı kalecisi Levistsky ve Brezilyalı santrforu Alex’in pasaportları sahte çıkınca silinmişti. Son şampiyon Monaco’nun da Şilili Contreras yüzünden iki puanı silinmiş, ama yapılan itirazla iade edilmişti.

Bu arada Portekiz nihayet(!) bir açıklama lütfetti, süklüm püklüm: “Şeyy… Bizden 1000 kadar pasaport çalınmıştı, uyaralım dedik!”

Skandal dalga dalga büyüdü. Bu arada Yunan pasaportu sahte çıkan Mondragon da nasibini alıyor, Fransa’da devam etmesine izin verilmeyince Taffarel sonrası kaleyi doldurmak üzere İstanbul’un yolunu tutuyordu. Asıl maceraysa İtalya’daydı.

veronAslında İtalya’da kazan, önceki sezon Veron’a İtalyan pasaportu verildiğinde kaynamaya başlamıştı. Veron hamlesiyle yabancı kotasında yer açsa da son haftaya Juventus’un gerisinde giren Lazio,  Juventus’un Perugia’da suya takılmasıyla tarihinin ikinci şampiyonluğuna ulaşıyordu. Takımı sürükleyen Veron’un durumu ise sezon boyunca üzerinde en çok spekülasyonun yapıldığı noktalardan biriydi.

Oriundo

İtalya ve İspanya, atalarının o ülkeden göç ettiğini kanıtlayanlara vatandaşlık hakkı veriyor. Örneğin eğer dedenizin dedesinin dedesinin İtalyan olduğunu kanıtlarsanız vatandaşlık hakkınız var. Bu kişilere oriundo deniyor. Uygulama İtalya’da 1920’lerde, İspanya’da ise 1954’te başladı. Geçmişte Fenerbahçe savunmasında beraber oynayan Uruguaylı Lugano ve Brezilyalı Edu’nun, atalarının İtalyan olduğunu belgeleyerek İtalyan pasaportu aldığını hatırlayanlar çıkacaktır.

Oriundo, geçmişte Arjantin ile İspanya arasında krize neden olmuş, 1978 Dünya Kupası’na doğru giderken hazırlık maçlarında Arjantin milli takımı kadrosu 40’ar kişi açıklanarak oyuncuları İspanya’nın devşirmesi engellemeye çalışılmış, 1979’da Arjantinli futbolcuların ülke dışına çıkışı yasaklanmıştı. İspanya 1973’te yabancı sınırının yanı sıra Oriundo sınırı(2) koymaya başlamış, 1979’da 1’e düşürmüştü.

Sahte pasaportla başlayan skandal, İtalya’da sahte belgelerle Oriundo hakkı kazananlar olduğunun anlaşılmasıyla iyice büyüyordu.

Korku dağları beklerken 

Salva Calcio  2000’lerin başında İtalya’da çok sayıda kulüp batma noktasındaydı. Berlusconi, 2002’de parlamentodan Salva Calcio olarak bilinen yasayı geçirmeyi başardı.  AB yasaları gereği devlet kulüplere bir kuruş bile veremediğinden çözüm, bir muhasebe hilesiyle bulundu. Basitçe söylersek, transfer giderleri kaydedilirken 10 yıla yayılabilecekti. Seedorf-Coco takasıyla örneklendirelim. Seedorf Milan’a, Coco Inter’e gitti, her ikisi de 20’şer milyon €. Kulüplerin kasasına para girmedi. Kayıtlara şöyle yansıdı: Her iki kulüp de o yıla 20’şer milyon gelir yazdı. Gidere ise her yıla 2’şer milyon yazıldı. Her iki kulüp de o yıl 18’er milyon artıda göründü! Böylece, lisans almak için gereken mali kriterlerin sağlanması kolaylaştırılmış oluyordu. Kâğıt üzerinde her şey güzeldi. Pratikte ise huylu huyundan vazgeçmedi ve nefes alma imkanı bulan kulüpler transfere daha çok harcadılar, durum daha da kötüleşti. Kıssadan hisse: Kulüplere kıyak yapmayın. 2005’te AB, muhasebe standartlarına aykırı olan yasayı kaldırttı.

Salva Calcio
2000’lerin başında İtalya’da çok sayıda kulüp batma noktasındaydı. Berlusconi, 2002’de parlamentodan Salva Calcio olarak bilinen yasayı geçirmeyi başardı.
AB yasaları gereği devlet kulüplere bir kuruş bile veremediğinden çözüm, bir muhasebe hilesiyle bulundu. Basitçe söylersek, transfer giderleri kaydedilirken 10 yıla yayılabilecekti.
Seedorf-Coco takasıyla örneklendirelim. Seedorf Milan’a, Coco Inter’e gitti, her ikisi de 20’şer milyon €. Kulüplerin kasasına para girmedi.
Kayıtlara şöyle yansıdı:
Her iki kulüp de o yıla 20’şer milyon gelir yazdı. Gidere ise her yıla 2’şer milyon yazıldı. Her iki kulüp de o yıl 18’er milyon artıda göründü!
Böylece, lisans almak için gereken mali kriterlerin sağlanması kolaylaştırılmış oluyordu. Kâğıt üzerinde her şey güzeldi. Pratikte ise huylu huyundan vazgeçmedi ve nefes alma imkanı bulan kulüpler transfere daha çok harcadılar, durum daha da kötüleşti.
Kıssadan hisse: Kulüplere kıyak yapmayın.
2005’te AB, muhasebe standartlarına aykırı olan yasayı kaldırttı.

90’lar boyunca Serie A, tartışmasız dünyanın en görkemli ligiydi. Yayıncıların parası su gibi kulüplere akıyor, onlar da oyunculara akıtıyorlardı. Binyıl dönümünde çarkın dönmeye devam edemeyeceği anlaşılmış olsa da Berlusconi hükümetinin çıkardığı, eşi benzeri olmayan Salva Calcio ile kulüplerin biraz daha nefes alması sağlanmıştı. Bu “kıyağın”, İtalyan Futbolu’na yapılmış en büyük kötülüklerden biri olduğunu söyleyenleri ise zaman haklı çıkaracaktı.

Oyuncuların hedefi de paranın su gibi aktığı yerlerden nasiplenmekti. Becerebilen kapağı İtalya’ya atıyor, yapamayanlarınsa tercihi o dönemde havuzun sürdüğü İspanya ve oldukça iyi yayın geliri elde eden Fransa oluyordu.

Serie A kulüpleri kadrolarında 5 AB dışı oyuncu bulundurabiliyor, maçta 3’ünü kullanabiliyordu. Udinese ve Milan başta Bari, Inter, Lazio, Roma, Parma ve Napoli hakkında suçlamalar netleşmişti ve bunlara hangi kulüplerin ekleneceği merakla bekleniyordu. Ortada korku ve panik vardı. Hapis cezası almaktan korkan yıldızlar ülkeyi terk etme planları yapıyor, menajerler iddialara “iftira” yanıtını ısrarla tekrarlıyor, taraftarlarsa takımlarının karşı karşıya olduğu puan silme hatta küme düşme cezalarını bekliyorlardı. Suçlamalar doğruysa, kurallara göre iki sezonun lig tarihindeki sayfaları silinip yeniden yazılacaktı.

Dava yağmuru

İlk suçlama, Udinese’nin 2 yöneticisi ve 4 futbolcusunun sahte evraklarla yabancı sınırlamasını deldiğiydi. Jorginho, Warley ve Da Silva ülkeyi terk etmişti. Udinese ise bir açıklama yayınlıyordu, ezbere bildiğiniz türden: “Zamanlaması manidar suçlamalar”, “üzerimize oynanan oyunlar”, vesaire vesaire… İtalyan medyası ise otoriteleri “yavaş davranmakla” suçluyordu.

Ağa takılan en büyük balıklarsa Recoba ve Veron gibiydi. Veron, İtalyan bir büyükanne icat etmekle suçlanıyordu ve kulüp başkanı Cragnotti de suçlananlar arasındaydı. 1997’de Montevideo’dan gelen Recoba ise 99’da İtalyan pasaportuna kavuşmuştu. Kısa süre önce de kendisini Zidane, Şevçenko, Del Piero, Figo, Ronaldo, Batistuta, Totti gibi dev isimlerin önünde dünyanın en çok kazanan oyuncusu yapan sözleşmeyi imzalamıştı. O da İtalyanlığını kanıtlamak için sahte belgeler kullanmakla suçlanıyordu.

Soruşturma ve suçlamalar sürerken sezon da ilerliyordu ama kriz çok büyüktü. İş, pek çok kulübün ve yöneticilerinin ağır cezalar alacağı bir noktaya gidiyordu. Ve “o maç”a da çok az kalmıştı. “O maç” ifadesi twitter’da ya da sitede haber pazarlama çabası değil, gerçekten “o maç” diye hatırlanacak maçtı bitime 5 hafta kala lider Roma’nın ikinci Juventus’la deplasmanda oynayacağı… Ama sadece saha içiyle değil.

“Oyunun ortasında kural değiştirilmez” deriz biz, İngilizler “maç başladıktan sonra kaleyi taşımak” diyorlar. İtalyanlarsa “olur böyle şeyler”!

Ne krizi?

Maçtan önceki son iş günü İtalyanlar inanılmaz bir karar verdiler ve ülkede tek bir yabancı oyuncu bile kalmadı. Yanlış anlamayın, yabancı oyuncuları sınır dışı etmediler. Onyıllardır yanlış yaptıklarına ve “yabancıların aslında yabancı olmadıklarına” karar verdiler! Kriz, kendiliğinden çözülmüştü.

İtalya Profesyonel Futbolcular Birliği Başkanı Campagna kararı “çılgınlık” olarak nitelendirirken Juventus tepkiliydi. Chiusano “kararın zamanlamasıyla ambale olduk” derken kulüp direktörü Bettega “haftaya da 3 kaleyle oynarız” diyerek çaresizce dalga geçiyordu. Basın, kararın yarışa etkisinin büyük olacağı fikrindeydi.

Juventus, kadrosunda kritik rollerin tamamına yakınını Avrupalı oyuncularına verdiği bir kadroyla yarıştaydı. Pazar akşamı oynanacak maçta sahaya sürmesi beklenen tek bir AB dışı oyuncusu vardı. Roma içinse durum farklıydı. Lazio, Inter ve Milan gibi Capello’nun Roma’sında 5 AB dışı oyuncu da 11 başlayabilirdi. Nitekim Pazar gündüz maçında Lazio sahaya 5 Arjantinli ile çıkmıştı.

Capello son maçı kazanan kadroyla fazla oynamamayı tercih etti. Juventus ilk devreyi 2-0 önde kapattı ve şampiyonluk için dev bir adım attı. Ama… Japon futbolcu Nakata, ikinci yarının başında sahadaydı. Capello devamında beşinci yabancısı Brezilyalı Assuncao’yu da oyuna sürdü. Cuma günü kural değişmemiş olsa tribünde oturacak olan Nakata 1 gol attı, bir de asist yaptı. Maç 2-2 bitiyor, Roma son 4 haftaya istediğini almış olarak giriyordu.

Roma sezonu Juventus’un 2 puan önünde şampiyon kapattı.

Sonra ne mi oldu? Hiç… “Aslında yabancı olmadıklarına” karar verilen yabancıların, yeniden “aslında yabancı olduklarına” karar verildi sezon sonunda…

capello roma

Cezalar

Kimsenin puanı silinmedi, kimse küme düşürülmedi, Lazio’nun şampiyonluğunu iade etmesini isteyenler de amacına ulaşamadı. 7 kulüp para cezası alırken 10 oyuncuya 1 yıl, 3 oyuncuya 6 ay futboldan men cezası geldi. Ayrıca 7 yönetici de para ve çeşitli sürelerde futboldan men cezası aldılar.

Haziran’da Veron’un pasaportunun gerçek olduğu anlaşıldı ve suçlama geri çekildi. Ama bu kez gerçek pasaportu alırken sahte belgeler kullanmakla suçlandı. Çareyi Ada’ya gitmekte buldu. Manchester United, sözleşmeye dava ile ilgili bir madde bile koymuştu. 2002’de ifade vermeye çağrıldı ama gitmedi. Pasaport almasına yardımcı olan Maria Elena Tedaldi, 15 ay hapis cezası aldı. 2007’de, iki dava ve 6 yıl 4 ay sonra Veron ile Başkan Cragnotti beraat ettiler. Veron’un bir başka aile büyüğünün İtalyan asıllı olduğu anlaşılmıştı. Ama pasaport alınırken Tedaldi’nin sunduğu evraklar sahteydi.

Recoba… 6 ay futboldan men aldı. Dönüşte Inter’de kafasına göre takılıp para kazanmaya devam etti. “Moratti’nin manevi oğlu” derlerdi. Kimilerine göre sahte evrakları Inter ayarlamış, dava açılmadan hemen önce Recoba’yı dünyanın en çok kazanan futbolcusu yapan kontrat, suçu üstlenmesi karşılığında verilmişti. Bu iddia asla ispatlanamadı. 2008’de Yunanistan’a transfer oldu, 2009’da Uruguay’a döndü. Hâlâ oynuyor.

Mancini neyi anlamamış?

Mancini’nin Türkiye’deki yabancı kuralını anlamadığına dair yazılanları okuyup bunları hatırlayınca insan ister istemez gülümsüyor. Avrupa’nın sayılı teknik direktörlerinden birinin “kadroda 10 tane, 18’de ise 6” kadar basit bir kuralı anlamaması akla hiç yatmıyor. Hatta “Lazio’da Veron’la beraber şampiyon olduğunuz sene, o da olmazsa Fiorentina’da teknik direktörlüğe başladığın günkü sayıyı ikiyle çarp” dense bile şıp diye anlardı, hiç şüphemiz yok.

Artık adamcağıza ne anlattılarsa…

guillou

Previous:

Adam olacak çocuk Belçika’da

kapak-2

Next:

Gigi-Hagi A.Ş.

You may also like