İyi, daha iyi ve en iyi: Futbol taraftarları ve kimlik inşaası

01 Kasım of 2013

Yazar: Özgehan Şenyuva
senyuva@gmail.com | twitter.com/ozgehansenyuva | 01.11.2013

 

FREE Projesinden Haberler: Futbol ve Antropoloji Konferansı

Football Research in an Enlarged Europe-FREE araştırma projesi tam gaz devam etmekte. Temelde Türkiye’den ODTÜ dahil sekiz Avrupa üniversitesinden araştırmacıların yer aldığı bu proje aynı futbol gibi sınır tanımıyor ve şimdiden Rusya’dan ABD’ye tüm futbol coğrafyasına yayılmış durumda.

Araştırma kapsamında bir yandan daha önce hiç kimsenin yapmadığı ölçekte veriler toplanıp analiz edilirken diğer yandan da geniş bir araştırmacı ağının bulguları tartışılıp paylaşılmakta. FREE projesinin planlı konferanslarından sonuncusu 24-27 Ekim 2013 tarihlerinde Viyana Üniversitesi Etnoloji Bölümü evsahipliğinde yapıldı ve 30 kadar araştırmanın bulguları sunuldu. FREE projesi, Siyaset Bilimi, Tarih, Antropoloji ve Sosyoloji disiplinlerinden Futbol ve Avrupa konusunun farklı boyutlarını detaylı bir biçimde incelemekte ve Viyana’da yapılan konferansın temel konusu da “Taraftarlar ve Antropoloji” idi.

Türkiye’den Tanıl Bora ve Fransa’dan Simon Kuper gibi futbolu kitlelerle buluşturan isimlerin yanı sıra, futbol araştırmalarının öncüsü olan Prof. Christian Bromberger ve Prof. Marion Demossier gibi akademinin büyük isimleri de konferansı takip etmek ve FREE çalışma toplantısına katılmak için Viyana’dalardı. Bu konferansın (ve önceki tüm FREE konferanslarının) programlarına ve yapılan sunuşlara FREE projesinin internet sayfasından www.free-project.eu adresinden ulaşabilirsiniz.

Avrupa taraftar anketi: Futbol ve Siz

Proje’nin internet sayfasında ziyaretçileri önemli bir bilgi daha karşılıyor. Daha once bu köşeden de duyurduğumuz üzere, FREE projesi, Avrupa çapında futbol taraftarlarının görüş, düşünce ve tutumlarına yönelik bugüne kadar yapılmış en kapsamlı anket çalışmasını da yürütmekte. Yaklaşık 20 dakika süren bu detaylı anketin hedef kitlesi ise temelde bu satırların okuyucuları: futbolu 90 dakikalık bir oyundan fazlası olarak gören, bu konuya emek ve vakit harcayıp farklı boyutlarını takip eden tüm taraftarlar. Bu yazının yazıldığı an itibari ile üç haftalık sürede ankete yaklaşık 10.000 kişi giriş yapmış durumda. Türkiye’den ilgi istikrarlı bir şekilde devam etmekte ve 600’e yakın kişi anketi tamamlamış durumda. Eğer hala anketi doldurmadıysanız, bu yazıyı okuduktan sonra yaklaşık 20 dakikanızı ayırmanızı rica ederiz.

Konferansın düşündürdükleri: Taraftar kimliği ve iyi olma durumu

Bu kadar haber ve çağrıdan sonra, FREE projesi Viyana konferansında sıkça tartışılan bir konuya değinmek isterim: Taraftar Kimliği. Bir insan, çocukluk döneminden başlayarak, bir takımla olan ilişkisini nasıl ve hangi saiklerle kurgular ve nasıl mantıklı bir şekilde kendine ve diğerlerine açıklar sorusu FREE araştırma projesinin temel araştırma sorularından birisi.

Taraftar olmayanların bir türlü net olarak anlamadıkları mevzu da tam bu değil midir? Sahada 90 dakika mücadele eden iki takımdan niye siyahların değil de beyazların kazanması gerektiği ve bu galibiyetin niye bu kadar önemli olduğu. Milli maçlar bir şekilde daha kolay anlaşılabilir. Ulus devletlerin kuruluşundan beri milletler farklı alanlarda sürekli olarak birbirlerine üstünlük kurma mücadelesindeler, o nedenle George Orwell’in tabiri ile futbol da ‘ateş edilmeden yapılan savaş’ olarak görülüp, bütün bir milleti temsil etme iddiasındaki kırmızıların, diğer milletin temsilcileri olan turuncuları yenmesi kimileri için çok önemli olabilir. Antik Yunan’da orduların en güçlü askerlerini seçip ortada kapıştırması gibi bir durum. Ama kulüp düzeyinde ne oluyor, takımları ve onların taraftarlarını ayıran tam olarak ne?

Bir yaklaşıma göre, insanların kimlikleri aynı bir moleküler yapı gibidir, bir kimlik değil, lego gibi farklı kimliklerin toplamı bir insanı inşa eder. Yani bir insan, erkek + Denizlili + Müslüman + Feminist + ODTÜ’lü + Ankaracı + PESçi + Sirkeci (Adile Naşit ve Münir Özkul’a selam olsun) + bir sürü diğer şey olabilir.Bu özelliklerin her biri, onu diğer insanlardan ayıran veya bir araya getiren işlevler görebilir. Bu kimliklerin bazıları çok güçlü ayrım veya kaynaşmalara yol açabilirken (örneğin ODTÜ’lü olmak) diğerleri ancak ilk aşamada ufak bir rol oynayabilir (Fifacı değil PESçi olmak). Peki, Rangers ve Celtic örneğinde olduğu gibi arkasında tarihi, etnik ve sınıfsal kalın çizgilerin olmadığı durumlarda taraftarların takım kimlikleri nasıl oluşmakta?

FREE taraftar anketinin ilk bulguları insanların küçük yaşlardan itibaren sosyalleşme sürecinin bir parçası olarak, çevre faktörlerinden etkilenerek (aile, arkadaşlar, yaşanılan mahalle veya şehir) takım kimliklerini oluşturmaya başladıklarını göstermekte. Sevilen bir dayının gazına gelerek kırmızı takımı tutmaya başlayan bir kişinin, bu durumu sürekli ve kimliğinin önemli bir parçası haline getirmesini nasıl açıklayabiliriz? Birçok farklı yaklaşım birçok farklı cevap vermekte. Ben ise kısa ve net bir cevap vermek istiyorum: Özel olmakla…

“Biz özeliz, çünkü biz daha…”

Hangi takımın taraftarı olursa olsun, tüm insanlar tuttukları takıma dair bir ‘özel durum’, bir ‘en iyilik’ pozisyonu yaratma ve bu pozisyonu koruma çabasındalar. Dikkat edin, her taraftar tuttuğu takımı diğerlerinden ayıran bir özelliği ısrarla vurgular ve bu özelliğe gelecek bir eleştiriye karşı savunma pozisyonuna geçer. Derin taraftar kültüründe takım değiştirmek, başarının peşine düşmek, “özel durum” hakkında şüphe etmek kabul edilebilir durumlar değildir.

Kırmızı Takımı Tutuyorum Çünkü Biz DAHA ____________

Yukarıdaki önerme tam olarak anlatmaya çalıştığım özellik kurgusuna işaret eder. Her taraftar yukardaki cümleyi bir şekilde kurgular ve uzun uzun açıklamasını yapabilir. Bu boşluk her şekilde doldurulabilir, daha başarılı olma, daha ateşli olma, daha eski olma, daha şehirli olma, vb.

İsrail örneği ve DAHA Yahudi olmak

FREE projesi Viyana konferansında yapılan sunuşlardan biri bu konuda hayli çarpıcı bir örneği içeriyordu. The Max Stern Yezreel Valley College-İsrail’den Hani Zubida, Happoel Tel Aviv takımı taraftarları ile Beitar Jerusalem taraftarlarını karşılaştırdığı sunuşunda, iki tarafın siyasi motivasyonlarla kendilerini nasıl “özel” kıldıklarını ve diğerlerine göre nasıl “daha iyi” olduklarını açıkladı. Beitar Jerusalem takımına ve taraftarlarına son bir yılda hepimiz aşina olduk aslında. Beitar taraftarları “İsrail’in en safkan takımı” olmakla gurur duyuyorlar ve bunu kimliklerinin en önemli parçası haline getirmiş durumdalar; bu takımda Yahudi olmayan oynayamaz. Futbolda duyulmamış şey değil aslında, Chelsea taraftarları da uzun dönem takımlarının ‘Daha Beyaz’ olmasıyla gurur duymuşlardı. Ama Chelsea, küresel futbolun rekabetçi ortamına dayanamazdı ve bu “Beyazlık” iddiası tarihin tozlu sayfalarında kayboldu gitti.

Beitar Jerusalem durumu ise bulunduğu coğrafyanın etkisi ile hala gayet ateşli bir şekilde devam etmekte. Beitar’da Müslüman oyuncu oynamaz prensibini savunan ateşli taraftarlar, 2013 başında kulübün sahibi Rus asıllı milyarder Arkady Gaydamak’ın takıma iki Çeçen futbolcu transfer etmesiyle “En Safkan” takım olma kimliklerinin tehdit edildiği inancıyla ile işi kulüp binasını yakmaya kadar götürecek eylemlere giriştiler. Bu iki futbolcu ve Başkan daha fazla dayanamadı ve tutuculuk kazandı. Beitar hala diğerlerinden “Daha Safkan”.

Öteki tarafta ise, kendi kimliklerini ‘Daha Barışçı’ olma üzerine kurgulamış Happoel Tel Aviv taraftarları var. Takımlarında oynayan Arap asıllı İsrailli futbolcuların kaptan olmasından gurur duyan, hafta sonları futbol akademilerine Filistinli çocukları ücretsiz servislerle taşıyan bir takımın taraftarı onlar. Her platformda, kendilerinin Beitar gibi ırkçı ve şiddet yanlısı olmadıklarını vurgulayan ve bu kimliklerini Beitar’la mücadeleye kadar götüren Happoel taraftarları, oynadıkları maçlarda “Biz İsrail’i değil, Happoel’i temsil ediyoruz” pankartı açarak diğer taraftar gruplarından yedikleri “vatan haini” damgasını da gururla taşımaktalar.

Başka bir kimlik mümkün mü?

Futbolun kitlelere yayıldığı ve futbol taraftar profilinin hızla geliştiği bir dönemdeyiz. İnsanlar artık çok kimlikli, kendilerini sadece tek bir olgu ile ifade edip kurgulamaktan rahatsızlar. Teknolojik imkanlarla artık sınırları ve tarihleri aşan çok katmanlı kimliklerle karşı karşıyayız. İnsanlar, kendilerini daha rahat hissettikleri oluşum ve yapılar arası daha hareketli. Bunun en temel göstergesi de sınır ötesi taraftarlık olgusunun her daim kimlik vurgusu daha güçlü takımlarla başlaması, aykırı kimliği nedeniyle St. Pauli sempatizanları, Sol ideolojiye yakınlığı nedeniyle kendini ‘Livornolu’ kabul edenlerin olması. Bu durumlarda bile bu tutumları gene “Daha aykırı” veya “Daha solcu” olmakla açıklamaları ise, başından beri söylediğimiz “özellik” inşasının bir diğer örneği. Yani, hareketlilik ve çoklu kimlik olması bile “özel durum” yaratılmasını değiştirmedi.

Kendinize ve tuttuğunuz takıma bakarsanız aslında bu yazıda anlatılanın çok soyut olmadığı ortaya çıkar. Bu ülkede yıllardır Fenerbahçe taraftarları ‘en başarılı takım’ olmakla ve ‘daha kalabalık’ olmakla övünmedi mi? Ya da Galatasaray taraftarları ‘Avrupa’da daha başarılı’ olmayı sürekli vurgulamadı mı? Trabzonsporluların İstanbul = Bizans söylemi ile ‘daha farklı’ olduklarını savunması veya Beşiktaş taraftarlarının ‘en muhalif’ ve ‘daha halka yakın’ olma durumunu sürekli ön plana çıkarması hep ‘özel durum” yaratma değil mi? Ankara örneğinde Gençlerbirliği taraftarının, Ankaragücü taraftarından ‘daha  entellektüel’ olduğu iddiası hep konuşulur ve iki taraf da bu durumdan kendisine bir ‘kimlik’ inşa eder. Elimizde, takımların taraftar sayısını ‘bilimsel’ olarak ölçen bir çalışma bile yokken, yaratılan bu tür “özel” kimliklerin ne derece gerçekçi olduğunu ne derece hayal edilmiş bir topluluk yaratma olduğunu analiz etmemiz zor.

Belki de gerçeği bilmemize çok da gerek yoktur, kırmızı taraftarlar iyidir, beyazlar daha iyidir, ve  siyahlar en iyisidir. En azından bir noktadan bakıldığında kesinlikle öyledir. Sizin bulunduğunuz noktadan bakınca en iyisi kim?

LogoFreeFondCouleur

Football Research in an Enlarged Europe – FREE, Avrupa Komisyonu 7. Çerçeve Programı tarafından desteklenen bir Avrupa araştırma projesidir. 8 ülkeden 9 üniversitenin yürüttüğü FREE projesine Türkiye’den ODTÜ Avrupa Çalışmaları Merkezi’nden (www.ces.metu.edu.tr) Y.Doç.Dr. Özgehan Şenyuva ve Y. Doç. Dr. Başak Z. Alpan katılmaktadır. Proje hakkında daha fazla bilgiye www.free-project.eu sayfasından ve @Free_project_eu twitter hesabından ulaşabilirsiniz.

Barcelona FC v Malaga CF - Copa del Rey Quarter Final

Previous:

Hop hop altın top

LogoFreeFonfCouleur

Next:

Avrupa Dünya Kupası’na hazır

You may also like

Yorum Yap