Kalecilere bir övgü: Oyunbozanlar

15 Şubat of 2013

Yazar: Özgehan Şenyuva

senyuva@gmail.com | twitter.com/FREE_project_eu | 15.02.2013

“Bütün gün top peşinde miydin gene?”

“Hayır anne, kaleciyim ben. Top peşinde olmadım hiçbir zaman, hep topun karşısında oldum. Bu gerçeği kabul et artık!”

Emrah Serbes, Erken Kaybedenler, “Korhan Ağbi’nin Kardeşi” isimli öyküden

23 Ocak 2013 tarihinde Fenerbahçe-Bursaspor arasında oynanan Türkiye Kupası maçında uzak mesafeden attığı gol sonrası Bursaspor kalecisi Carson’a gidip “çak bir beşlik” hareketi yapan Fenerbahçeli oyuncu Semih’in hareketi büyük tartışma yarattı. Carson’u sinirlendiren bu hareketle Semih acaba dalga mı geçiyordu yoksa Carson’un yediği hatalı golden sonra üzüntüsünü hafifletmek amacıyla fileden puan almış bir tenisçi gibi empati mi kuruyordu, orasını bilmiyorum. Ama kişisel bir hata sonucu gol yemiş bir kaleciye bir müddet ne niyetle olursa olsun yaklaşılmaması gerektiğini iyi biliyorum. O an çok özel ve bireysel bir andır, kaleci yıkılmıştır ve yalnızlığını hatırlamıştır. Dokunmamak gerekir.

Kalecilerin geleneksel olarak 1 numaralı formayı giymesi bir tesadüf değildir. Futbolda kaleciler risk grubundaki işçilerdir. Ayrıcalıklı bir konumları vardır ama bu ayrıcalık çok da imrenilecek bir şey değildir. Onlar kaleyi korurlar, hem de rakip takımın her bir oyuncusunu karşılarına alarak. Sadece hücum oyuncuları değil, gerekirse karşı takımın kalecisi bile onun koruduğu kaleyi zapt etmeye kalkışır. Herkese karşı, tek başınadır. Kendi takım arkadaşlarının bile aklı ve gözü hep ondadır. İmkansız gözüken bir topa yapılacak kritik bir müdahale tüm takımı şahlandırıp çoştururken, elden kayan bir top, zamansız bir çıkış ise sonun başlangıcı olabilir. Futbolda sadece kaleciler kahramanlıkla hainlik arasındaki ince bir çizgide yürümek zorundadır.

Futbolun yıkıcı gücü: Kaleciler

Futbol ve felsefe üzerine yazılmış en güzel kitaplardan biri olan Soccer and Philosophy (Futbol ve Felsefe, derleyen Ted Richards, 2010) kitabındaki Futbol Niye Bu Kadar Büyüleyicidir? başlıklı makalesinde Paul Hoyningen-Huene, futbolun bir ölçüm sporu değil, yapıcı-yıkıcı bir spor olduğunu anlatır. Atletizmin en güzel örneği olduğu ölçüm sporlarında belirli bir hareketi veya mesafeyi belirli bir zamanda aşmak veya belirli bir kiloyu kaldırmak gibi rakamlara ve kendine karşı bir yarış vardır. Futbol gibi yapıcı-yıkıcı sporlarda ise, takım olarak baştan sona bir taktik, bir oyun inşa etmeniz, yapmanız gerekir. Kazanmak sadece rakibin yapıcı kısmını yıkmak ve kendi yaptığınızı yıktırmamak ile mümkündür. Bu denklemde kalecilerin rolü daha da net ortaya çıkar: Yapılanın son yıkıcısı kalecidir. Yapılan her oyun, uygulanan her taktik rakibe gol atmak üzerine kuruluysa, futbolun en büyük oyunbozanları kalecilerdir. Oyunda varoluş amaçları rakibin oyununu bozmak ve gol atmalarına engel olmaktır. Bu nedenle de oyunun en yalnız kişileridir. Kimse oyunbozanları sevmez.

Bu yalnızlık ve özel görevleri nedeniyle kaleciler hep farklı kişiliklere ve tutumlara sahip olmuşlar, kafalarındaki farklı bir dünyada yaşamışlardır. Sahadaki diğer oyunculardan farklı kurallara tâbidirler (adı futbol yani ayak topu olan bir oyunda elleriyle oynayan tek kişi olmak kolay olmasa gerek, sanki futbolun tabiatına aykırı, doğa üstü bir bir durum söz konusudur, bir nevi süpermen durumu). Bu farklı durumdaki kişilerin de genellikle nevi şahsına münhasır ve aykırı tiplemeler olması da tesadüf olmasa gerek. Geçmişe şöyle bir bakacak olursak Kolombiyalı Rene Higuita ve efsanevi akrep vuruşunu veya Bruce Grobbelaar ve spagetti bacak taklitlerini ya da Jorge Campos’un kendisinin dizayn ettiği rengârenk formalarını kim unutabilir?

En meşhur kadın futbolcu: Hope Solo

Germany v United StatesKaleciler, kadın futbolunda da önemli bir yer tutmaktalar. 2011 Kadınlar Dünya Kupası’nda, hemen herkesin dünyanın en iyi kadın kalecisi olduğu konusunda hemfikir olduğu ABD’li kaleci Hope Solo’nun kendi taraftar ve izleyici kitlesi vardı. Bugün Hope’un maçı var diye ekran başına geçen kadın-erkek seyirci sayısı hiç de az değil. İşin ilginç kısmı ise, Hope Solo’nun normalde orta saha ve forvet oyuncularına ayrılmış olan futbol efsanesi statüsüne şimdiden ulaşmış ve dünyanın Brezilyalı Marta (bir forvet) ile birlikte en çok tanınan kadın futbolcusu olmuş olmasıdır. Kadın futbolu ile yakından ilgilenmeyenler bile Hope Solo’yu duymuş durumda. Bu arada bir yanlış anlamanın önüne şimdiden geçelim, Hope Solo gerçekten çok çok iyi bir kaleci, yani ortada hiç turnuva kazanmadığı halde sadece güzelliği ile meşhur olmuş bir tenisçi durumu yok. Halı sahada maç yapacak olsak ilk kaleye Hope Solo’yu alırdık.

En yalnız kaleci: Manuel Neuer

Bayern Munich's goalkeeper Neuer enters the field before the German first division Bundesliga soccer match against Schalke 04 in Gelsenkirche2012 Avrupa Şampiyonası süresince de kaleciler baş rolde oldular. Örneğin, İngiltere’nin İtalya’ya penaltılarda kaybetmesi ve Andrea Pirlo’nun İngiltere kalecisi Joe Hart’ı meşhur Panenka Penaltısı ile avlayıp çaresiz bırakmasına şahit olduk. Ama beni kişisel olarak en etkileyen an İtalya-Almanya yarı finalinde yaşandı. Mario Balotelli kendisinin ve İtalya’nın ikinci golünü muteşem bir füze ile attığında herkes Balotelli’nin çılgın gol sevincine odaklanmıştı. Ben hariç. Tüm halı saha ve okul takımı kariyerini kaleci olarak geçirmiş ve çocukluğundan beri kalecileri hayranlıkla izlemiş biri olarak benim gözlerim bu golle savunduğu kalesi yıkılmış, yani başarısız olmuş Almanya kalecisi Manuel Neuer’deydi. Neuer yediği bu golden sonra klasik kaleci tepkilerini vermedi: ne defans oyuncularına bağırıp çağırdı, ne yattığı yerde kaldı ne de direkleri tekmeledi. Tam aksine, sakin bir şekilde bir yudum su içti ve… bu muhteşem golü atan Balotelli’yi alkışladı. Öyle kalecilerin bazen kendi defans oyuncularını aşağılamak için yaptığı türden alaycı bir alkış değildi, gerçek ve içten bir alkıştı, vuruşun güzelliğini takdir eden ve ‘beni ancak böyle geçebilirdin’ dercesine bir alkıştı. Bu Avrupa Şampiyonası yarı final maçının belki de en kritik anında cesurca ortaya konan, dürüst ve net bir tavırdı. Kusura bakmayın ama bence böyle bir tavrı da sadece oyunun en yalnız adamı olan bir kaleci gösterebilirdi.

Manuel Neuer yalnız olmanın, herkesin kendisine karşı olmasının ne anlama geldiğini çok iyi bilen bir kaleci, belki de kalecilerin en yalnızı. Tanıl Bora, 21 Mayıs 2011 tarihli “Hiçbir Maçta Evinde Değil” başlıklı köşe yazısında ne de güzel anlatır Manuel Neuer’in hikayesini. Doğup büyüdüğü, 4 yaşından beri taraftarı olduğu Schalke’de yıllarca oynadıktan, her maçta kaleci kazağının altına taraftar grubunun tişörtünü giydikten sonra Almanya’nın en sevilen-nefret edilen takımı Bayern Münih’e transfer olmasını ve takımını sattığı için Schalke’liler, yıllarca koyu bir Schalke’li olduğu için Bayern’liler tarafından nasıl yuhalandığını. Rakip takım tamam da, kendi taraftarın tarafından da nefret edilmek öyle kolay bir şey olmasa gerek. Bayern’in Inferno Bavaria taraftar grubu tavrını net koydu;  ne kadar kurtarış yapsan da seni sevmeyeceğiz. Neuer çok iyi bir kaleci, belki en iyisi ama…

Bir edebiyat ve film kahramanı olarak kaleciler

Kalecilere duyulan ilgi sadece futbol dünyası ile sınırlı da değil. Kaleciler ve onların özel durumları sanat alanında da birçok kişiye ilham kaynağı olmuştur. Peter Handke’nin 1972 yılında yayınladığı meşhur Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi romanı ve bu filmden Wim Wenders’in ortaya çıkardığı film akla ilk gelen ve bilinen. Türkiye’den de bu cenahta önemli bir atak geldi. 2011 tarihli Kaledeki Yalnızlık filminde Numan Çakır’ın canlandırdığı kaleci Nurettin üzerinden hayatın ve yenilen gollerin muhasebesi yapıldı ve tüm düşen kalelerin (futbolda ve hayatta) ağıtları yakıldı. Savunduğu fikirleri düşünecek olursak Albert Camus’nun gençliğinde Racing Universitaire Algerios (RUA) B takımının kalecisi olduğunu öğrenmek çok da şaşırtmaz bizleri. Camus kalecilikten edindiği tecrübelerin tüm hayatı boyunca kendisine yol gösterdiğini daima söylemiştir. Kalecilerin yalnızlığı üzerine yapılmış radyo belgeselleri bile mevcut, İngilizce olan bir tanesi şu adresten dinlenebilir: http://cultfootball.com/2011/02/the-loneliness-of-the-goalkeeper/

Eğer siz de kalecilere özel bir ilgi duyuyorsanız veya belki de, hani bir umut, bu yazıdan sonra kalecilere ayrı bir gözle bakmaya başlarsanız, bir sonraki maçta bu cesur erkek ve kadınları alıcı bir gözle izleyin. Unutmayın, futbol bir takım oyunudur ama sahadaki kaleciler hep birer bireydir.

“Kaleci yalnız bir kartaldır, bir gizem adamı, son savunma hattı. Kalenin koruyucusu olmaktan öte, bir rüyanın koruyucusu.”

Vladimir Nabokov

LogoFreeFondCouleur

Football Research in an Enlarged Europe – FREE, Avrupa Komisyonu 7. Çerçeve Programı tarafından desteklenen bir Avrupa araştırma projesidir. 8 ülkeden 10 üniversitenin yürüttüğü FREE projesine Türkiye’den ODTÜ Avrupa Çalışmaları Merkezi’nden (www.ces.metu.edu.tr) Y.Doç.Dr. Özgehan Şenyuva ve Y. Doç. Dr. Başak Z. Alpan katılmaktadır. Proje hakkında daha fazla bilgiye www.free-project.eu sayfasından ve @Free_project_eu twitter hesabından ulaşabilirsiniz.

kosova-kapak

Previous:

FIFA, Birleşmiş Milletler ve Kosova Cumhuriyeti

7fc4e3_9022ed2e0afd7c525571a5485952a640

Next:

Kiminin parası, kiminin duası

You may also like

Yorum Yap