Kırmızı Şeytanlar artık anka kuşu!

14 Ağustos of 2016

2013 yılında Alex Ferguson’ın görevi bırakmasının ardından kimliğini kaybeden Manchester United, kötü geçen senelerin ardından gidilebilecek en doğru ismin kapısını çaldı ve futbolseverlerin aklının hep bir köşesinde olan Jose Mourinho & Manchester United iş birliği nihayet gerçekleşti. Chelsea’deki son sezonu Kemalettin Tuğcu romanlarını andıran Jose Mourinho, hem kendisini hem de bir dünya markasını eski günlerine döndürmeye çalışacak. Transferde sürekli karavana atarak şiş olduğu kadar çarpık bir kadrosu olan, hem ligde hem de Avrupa’da kazanma alışkanlığını kaybetmiş bir kulüp nasıl ayağa kalkacak? Üstelik Premier League’in teknik adam bakımından zirveyi gördüğü sezonda…

Matt Busby’den Mourinho’ya

Mourinho’nun menajerliğe geri dönüşünün belli olmasının ardından yaptığı ilk iş yeni kulübündeki her oyuncusuna tek tek mesaj göndermek olmuş. Menajerlik kavramının transfer yapmak, soyunma odalarının hakimi olmak gibi yükümlülükleri kapsamadığı yıllarda Manchester United, futbol tarihini değiştirmişti. Matt Busby, transferden oyuncularının kişisel yaşamlarına, basından federasyonla olan ilişkilere kadar geniş bir görev yelpazesiyle çalışarak kulübün her yönüyle ilgilenmişti. Ayrıldığında arkasında kupalarla dolu bir kulüp değil, gelenekleri olan bir hanedan bırakmıştı. Kırmızı şeytanlar, Alex Ferguson’la böyle bir tecrübeyi tekrar tatmış ve 2013 yılında efsanevi menajerin emekliye ayrılmasının ardından fetret devrine girmişti Ed Woodward kulüp üzerinde fazlasıyla söz sahibi olmaya başlamış ve çılgınca paralar harcanmış ancak beklentilerin çeyreği bile karşılanabilmiş değildi. Bu yönde dinamikleri olan bir kulüp, yeniden macera arayamazdı ve bu yüzden Jose Mourinho tercih edildi.

Portekizlinin çalıştırdığı kulüplerde başarıya ulaşmak kadar düşündüğü bir şey varsa o da oyuncularının her yönüyle rahat olmasını istemesidir. Inter’in başına geçtiğinde antrenman sahalarıyla ilgili düzenlemeler yapılmasını istemiş, Real Madrid’in başına geçtiğindeyse kulüp aşçılarını kovmuştu! Oyuncularının özel hayatlarıyla sürekli ilgilenmesi, onları sürekli yemeğe davet etmesi, birlikte vakit geçirmelerini sağlaması onun basın karşısında çizdiği sert görüntünün aksi bir karakteri olduğunu kanıtlıyor. Porto’daki oyuncularından Benni McCarthy onu şöyle özetliyor: “Mourinho’nun olmazsa olmazı, oyuncularının rahat olmasıdır. Öğrencilerinin kendilerini güvende hissetmezlerse başarının gelmeyeceğini bilir. United’daki oyuncular artık kendilerini daha özgür hissedecekler ve bu Old Trafford’a gelen rakipler için korkunç bir şey!”

Kariyeri boyunca özellikle İngiltere’de basınla ilişkileri oldukça hararetli geçmiş ve oyuncularının kafalarının sadece futbolda olmasını sağlamak istemişti. Real Madrid’de işlerin kötü gittiği noktada basınla tartışarak suni gündem yaratmış, hedef noktası olarak kendini göstermiş ve barbekü partileri düzenleyerek oyuncularıyla arasında bir bağ oluşturmuştu. Yeni sezonda öğrencileriyle bir bağ kurmak için ekstra çaba harcamasına gerek yok. Inter’de birlikte çalıştığı Zlatan Ibrahimovic, kulüpten ayrılma kararından Mourinho’nun göreve getirilmesiyle vazgeçen David De Gea, Chelsea’deyken almak için yoğun mesai harcadığı ve “Şimdiden takıma büyük etkileri oldu, Manchester United’ın kazanma alışkanlığını geri getirdi” açıklamasını yapan Wayne Rooney gibi kendini şimdiden ona adayan oyunculara sahip!

Oyuncuları olduğu kadar kendini de yenile

Başarıya uzanabilmek için anlayışını değiştiren, sürekli olarak kazanmanın yollarını aramasıyla geçiş oyununu yaratarak yakın dönem futboluna yön veren Mourinho’nun ilk sınavı kadrosuyla yıllardır ilmik ilmik ördüğü ve kusursuza yakın hale getirdiği oyun anlayışı arasında paralellik bulmak olacak. Christoph Daum’un “Futbolun geleceği kontratak” sözünü işitti mi bilinmez ancak özellikle Inter’de sivriltmeye başladığı geçiş oyunuyla başarıya ulaştı. 2011/12 sezonu onun imzası olmuştu. Bir önceki sezon ezeli rakipleri Barcelona La Liga ve Şampiyonlar Ligi’nde zafere ulaşmış, Real Madrid Kral Kupası’yla yetinmişti. Mayıs 2012’ye gelindiğinde ise La Liga’nın zirvesinde 9 puan farkla Madrid temsilcisi vardı. Rakip filelere 121 gol atmışlardı ve bu gollerin önemli bir kısmı kontrataklardan gelmişti. Portekizli oyuncularından rakip kaleye 5 saniyede ulaşmalarını istemiş ve sezon öncesinde buna saplantılı gibi birçok set çalıştırmıştı. Sezon bittiğinde mutlu sona ulaşmıştı!

Portekizli bu anlayışını şöyle özetliyor “Futbol savunma ve hücum geçişlerinden oluşur. Bu geçiş periyotları çok kısa sürer, aksiyonu tamamlamak için en fazla üç ya da dört saniyeniz vardır. Eğer yüksek kalitede oyunculara sahipseniz, hepsi aynı anda aynı şeyi düşünürlerse oyunda ve hareketlenmelerde duraksama olmaz. Sonuca ulaşırsınız. Maçlardaki belirleyici anlar, bu anlardır” Şu anda da kaliteli bir oyuncu yapısına sahip olsa da kadrosunun rakip kaleye Real Madrid’deki kadar hızlı inebileceğini düşünmüyorum. Orta sahada Michael Carrick, Marouane Fellaini, Ander Herrera, Morgan Schneiderlin, Paul Pogba; ön bölgede Rooney, Ibrahimovic, Juan Mata varsa set oyunu oynamaya mecbur kalıyorsunuz. Antohny Martial ve Henrikh Mkhitaryan bu yapıya uygun olsa da hücumlar iki kişiyle kurgulanmıyor! Mourinho her şeyden önce yıllardır üzerine yoğunlaştığı taktiksel anlayışını biraz revize etmek zorunda.

Kariyeri boyunca klasik savunmacılarla çalışan, defansif güvenliği için Branislav Ivanovic’i sağ beke devşiren Mourinho’nun öncelikli işi savunma kurgusunu toparlamak olacak.  Geçen sezonun en az gol yiyen takımının başına geçmiş olabilir ancak elinde halen soru işaretleri olan Marcos Rojo, Daley Blind, Phil Jones ve Chris Smalling gibi oyuncular var. United’ın bu oyuncularla geçen sezon iç sahada Bournemouth, Sunderland, West Bromwich, Swansea hatta küme düşen Newcastle United’a yenildiklerini unutmamak gerek. Mourinho muhtemelen topu yine rakibe bırakacak, yine savunmayı geride kuracak ancak maçları kazanmak istiyorsa savunma ve hücum arasında bir denge oturtmayı başarabilmeli. Çünkü bu sefer karşısında daha önce birçok kez rakip olduğu ve onu çok iyi tanıyan Pep Guardiola, Clauido Ranieri, Jürgen Klopp gibi menajerler olacak! Paul Pogba transferi de tam bu yönde bir hamleydi. Leicester City maçı gösterdi ki kırmızı-beyazlıların topla hareket edebilen bir merkez orta sahası yoktu!

Portekizli’nin kafa patlatacağı diğer bir konu Wayne Rooney’e yer bulma mesaisi olacak. Kariyerinin her döneminde patlayıcı kuvvetiyle dengesiz stilini kendisine avantaj olarak kullanan İngiliz yıldız, artık yaşlandı ve ayakları eskisi kadar çabuk değil. Louis van Gaal ve Roy Hodgson onun durumunu kabullenip rakip kaleden uzakta görevlerle kullandılar ancak Mourinho Rooney’nin orta sahada oynamayacağını çoktan açıkladı. 30 yaşındaki oyuncu geçen sezona santrforda başlamış ancak ligde ilk altı haftada ağları havalandırmayı başaramamıştı. Portekizliyle santrfor arkasında hala fark yaratabilecek duruma gelebilir ancak o bölgeye Borussia Dortmund’la Bundesliga’yı tozu dumana katan Henrikh Mkhitaryan transfer edilmesi de engel teşkil ediyor. Tarihin en pahalı oyuncusu olan Pogba’dan bile daha fazla, yani haftada 300 bin pound kazanan Rooney’nin kulübede oturması da zor görünüyor.  Aslında bu durum İngiliz yıldız için de oldukça zorlu. Zaten kariyeri boyunca ikinci adam olmayı kabullenmeyi başarmış İngiliz, bu sezon da Zlatan’ın gölgesinde kalmaya alışmak zorunda. Ancak kaptan bu kez ilk 11’de kendisine bir rol bulabilmek için de çabalayacak.

Mourinho, olgunlaştığının, değişime açık olduğunun sinyallerini yıllar içinde verdi. Kariyerinin başında onunla Porto’dayken çalışma fırsatı bulan Cesar Peixoto “Bizim zamanımızda çok daha ofansif bir oyun oynatıyordu” diyor. İkinci Chelsea görevinde mahkemelik olduğu Eva Carneiro’dan özür dilemesi, Guardiola’ya yönelik açıklamalarını centilmenlik sınırlarına indirmesi de bunların kanıtları olarak gösterilebilir. Ancak Portekizli için değişmeyen tek şey hala kazanma arzusu ve kendine güven olarak karşımızda duruyor.  Inter’in başına geçtiğinde “Her şeyi kazanmamız lazım. Bence bu iş için doğru kişi benim”,  Manchester’la sözleşme imzaladığında  “Son üç yılı unutturmaya geldim. Herkes büyük şeyler bekliyor. Bu benim için yeni bir şey değil, bu beklentiyi yaratmak hoşuma gidiyor” demişti. Yıllardır beklediği bu görev için hazır olduğunu düşünen bir Mourinho’yu izleyecek olmak kimi heyecanlandırmıyor ki?

brezilya

Previous:

Copa America’dan: Uruguay ve Brezilya neden elendi?

You may also like

Yorum Yap