Kop’ta iki başbakan ve bir sedyeci

22 Aralık of 2015

Saha iğrençti. Tribün yoktu ve yakınından geçen lağım kanalının üstü açıktı. Manor Ground’da seyirciler, yakındaki askeri birlikten maç günleri kendileri için ödünç olarak getirilen yük arabalarında izlerlerdi maçları. Arsenal, 1904’te tribünleri yaptı ve isim kondu: Spion Kop.

Yazar: İsmail Şayan

is.mail.sayan@gmail.com | twitter.com/is_xs

İki yıl sonra kuzeybatıda, tıpkı onlar gibi Nottingham Forest tarafından forma yardımı yapılmış bir başka kırmızı-beyaz, ikinci şampiyonluğun sonrasında kale arkasına tribün standlarını koydu. Şehrin en kötü ama en ucuz tribünüydü. En kötü tribünün müdavimleri Spion Kop demeye başladılar mekânlarına. Koşulları anlatmak için bundan daha iyi bir ad bulunamazdı belki de… Liverpool Echo’dan gazeteci Ernest Edwards, Spion Kop adının resmileşmesi için bir kampanya başlattı. Aynı yıl Birmingham ve Blackpool’da da Spion Kop tribünleri doğdu. Sonra Sheffield’da ilk kez Bramall Lane eşrafı The Kop ismini seçti.

Untitled2

Neden Kop?

İsim, diğer şehirlerdeki stadyumlarda da kullanılmaya başlandı. Sayı yirmiyi geçmiş, kriket ve rugby stadyumlarına, hatta Ada dışına da taşmıştı. Neden Spion Kop, The Kop ya da Kop dendiği sorusunun yanıtı içinse 24 Ocak 1900’e dönmek gerekiyor:

Sedyecinin yedi yıl önce geldiği bu ülkede gördüğü en kötü gündü. Alışılmıştı, yirmi yıldır ara ara kesilse de hep savaş vardı bu topraklarda. Aslında bildik hikâye… Peş peşe bulunan elmas ve altın yatakları önce insanlar için umuda göçü, sonra devletler için pay ve egemenlik iştahını, sonunda herkes ve her şey için savaşı getiriyordu. “Medeniyyet dediğin tek dişi kalmış canavar” henüz kansız mücevheri icat edememişti. Savaşlar kaç yıl daha sürecekti acaba? Sedyesindeki yaralıya baktı. Çabuk olmalıydı. Bu kadar çok yaralı taşıdığı bir başka gün hatırlamıyordu.

Kayalık zemin siper kazmaya izin vermiyor, 40 santimi geçemeyen siper derinliği yüzünden askerler açıkta kalıp keklik gibi avlanıyorlardı. Haberci koşarak yanından geçti. Karargâhtan yeni emirler getirmiş olmalıydı ama hâlâ beklenen takviyeden eser yoktu. Kolundan tutup sorsa mıydı ki daha önce Boerlere esir düşüp kaçmayı başaran haberciye? Başını kaldırıp uğruna savaşılan tepeye baktı: Güney Afrikalıların Spioenkop dediği tepe olanca umursamazlığıyla uzanıyordu koca düzlüğün ortasında… Sedyesindeki gence “Neredensin evlat” diye sorduğunda, dişlerin arasından hafif bir “Preston” tıslaması duydu.

Untitled4

Spion Kop çarpışması, “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” için İkinci Boer Savaşı’nın en kötü günü olarak geçti tarihe. Savaşın en büyük zayiatını 23 ve 24 Ocak’ta orada verdiler. 40 santimin de izafiyet teorisi varmış: Kurşundan önce sığ, kurşundan sonra yeterince derin. 243 asker tepeye, öldüğü sipere gömüldü. Zayiat 1500’e yaklaşmıştı. Haber İngiltere’ye ulaştığında yarattığı şok, hükümeti salladı. Lord Roberts ve Lord Kitchener derhal kumandayı devralmak üzere ülkeye gönderildi. Kitchener, İspanyolların Küba’da, Amerikalıların Filipinler’de yaptığını yapıp toplama kamplarını kurdu. Yirminci yüzyılın ilk toplama kamplarında 116 bin Boer toplandı, 28 bini öldü. Kamplarda ölenlerin 24097’si çocuktu. Savaşırken ölen toplam asker sayısı ise toplama kamplarında ölen çocuk sayısının dörtte biriydi: 6719.

Sedyedeki genç, belki de o çarpışmada yer alan Preston North End futbolcularından biriydi. O gün Boer kuvvetlerinin başında olan Louis Botha, Güney Afrika’nın ilk başbakanı oldu. O gün koşuşturan haberci de ülkesine başbakan olacaktı: Sir Winston Churchill.

Sedyeci

Bizim sedyeci mi? Onlar gibi başbakan olamadı… Aslında Londra’da hukuk eğitimi almıştı. Natal’daki İngiliz kolonisine bir yıl çalışmak üzere geldi. İlk günden kötü başlamıştı her şey: Birinci sınıf için bileti olduğu halde üçüncü sınıfta yolculuk etmeye zorlandı, reddedince de hareket halindeki trenden dışarı atıldı. Bunu hiç unutmayacaktı… İlk kez 11 Eylül 1906 günü Johannesburg’da, insanları ayrımcılık ve ırkçılık yüklü yeni yasaya karşı çıkmaya davet ederken şiddet eylemine girmemelerini, yasanın öngördüğü cezayı çekmelerini istedi. Uzunca bir süreyi hapiste geçirmesi gerekse de başlattığı eylem 7 yıl sonra başarıya ulaştı. “Göze göz tüm dünyayı kör eder” diyen bu sedyeci, Nelson Mandela ve Martin Luther King gibi ırkçılık karşıtlarına rehber olacaktı. Kimileri, aklında şiddet içermeyen direniş eylemi düşüncesini doğuranın Spioenkop’ta gördüğü kan olduğunu yazar.

Güney Afrika’da geçen 21 yıldan sonra, 1914’te ülkesine döndü. 1921’de lider kabul edildi. 1930’da bir gün evinden çıktı ve okyanusa doğru yürümeye başladı. Yine bir yasayı protesto ediyordu. Günler süren yürüyüşünde kendisine katılanlar oldu. Deniz kıyısına vardığında O’na yaklaşık 60.000 kişi eşlik ediyordu ve 400 kilometre yürümüştü. Denizden biraz su aldı ve kaynatıp tuz elde etti. Böylece “İngiliz olmayanlar tuz üretemez” diyen yasaya karşı gelmiş oldu. Tutuklandı ve hapse girdi, O’nun yaptığını yapan 60.000 kişi de beraberinde… Sonra peşinden diğerleri… Hapishaneler kalabalıktan kontrol edilemez hale gelince serbest bırakıldı. 1930’lardaki mektup arkadaşı Albert Einstein “Gelecek nesiller böyle etten kemikten bir insanın bu dünya üzerinde yürüdüğüne inanmayacak” derken haklıydı belki de… “Tuz yürüyüşü”, ne akla ne de hayale sığmayacak bir başarı sağlamıştı…“Cephedeki haberci” ise “bırakın açlık grevinde ölsün” demiş, hatta 13 yıl sonra, 1943’te başbakanken, iki dünya savaşının toplamından daha fazla insanı öldüren Bengal Kıtlığı sırasında valinin yiyecek talebini “O neden hâlâ ölmedi” telgrafıyla yanıtlamıştı. Ve O, yani Mahatma Gandhi, ömrünün sonuna dek trenlerde hep üçüncü mevkide seyahat etti…

kop4

Tribünlerde ve dillerde

Liverpool’da Spion Kop adı 1928’de resmileşti ve tribünün üstü kapatıldı. 25 Ağustos 1928 günü John McKenna’nın açılışını yaptığı tribün, ülkenin en büyük üstü kapalı tribünüydü. Hollanda dilindeki Spionkop, Boerlere Spioenkop, İngilizce’ye Spion Kop olarak geçti. Sheffield’da The Kop, zamanda yürürken Kop oldu. Artık stratejik bir tepeyi değil, en içten tezahüratı yapanların yerini anlatıyor. Taylor Raporu öncesi en büyük Kop tribünü, Villa Park’ın Holte End’iydi. Şimdilerde Sheffield United, Bramall Lane’dekini ülkenin en büyük Kop’u haline getirmeye çabalıyor. Yüz on bir yıl sonra aynı söz topların değil, takımlarını desteklerken susmayanların gürlemesini getiriyor akla. İsteyen turist maça, isteyen turist tepedeki şehitliğe gidip Kop havası soluyabiliyor. Sabah Güney yarıkürenin ucunda bir tepede törende olanlar, akşam tribünde olabiliyorlar. Muhtemelen aynı tur operatörüyle…

Savaş asla sadece savaş değildir.

 

IMG_2770

Previous:

Diarios Argentinos #4: Iguazu, Montevideo ve Pepe Başkan

futbol faciaları

Next:

Futbol tarihindeki unutulmaz stadyum faciaları

You may also like

Yorum Yap