Mandela’nın adamı

23 Nisan of 2015

Ne mutlu ki onun gibi bir futbol yıldızının yeteneklerine şahit olduk. Ne mutlu ki onun gibi bir futbol emekçisini tanıdık

 

Yazar: İlker Yılmaz

ilkeryilmaz@hayatimfutbol.com | twitter.com/ilkeryilmazz

 

“Ben her şeyden önce Mandela’nın adamıyım. Mandela’sız biz bir hiçiz!” John Leshiba Moshoeu

90’lı yılların sonuydu. Güneşin parıldadığı bir ilkbahar günü dönemin iki iyi takımı, İstanbulspor ile Kocaelispor İnönü Stadı’nda karşılaşacaktı. Bense kuzenim ve amcamla bu keyifli geçmesi muhtemel maç için tribündeki yerimi almıştım. Maç o kadar da keyifli geçmedi. Hatta sonra doğru hem taraftarlar hem de takımlar maçtan iyice koptu. O günden aklımda kalan en net hadise ise yeşil-siyahlı taraftarların Moshoeu üzerinden Fenerbahçe’ye ettiği küfürlü tezahürattı. Büyüklere kafa tutmayı becerebilen Kocaelispor’da Moshoeu taraftarın en büyük umuduydu. Aynı kendi halkının umudu olduğu gibi.

***

1965’te Güney Afrika Cumhuriyeti’nde Apartheid politikası uygulanıyordu. Yani beyazlar siyahlara karşı ayrımcılığını kabul ettiriyor, onların sağlık ve eğitim gibi haklardan kendileri kadar yararlanmasına izin vermiyordu. Bu politika gereği Johannesburg’un Soweto bölgesi de siyahlara ayrılmıştı. Beyazların giremediği, gecekonduları bol, dünyada suç oranının en yüksek olduğu bu bölgede gözlerini açmıştı John Leshiba Moshoeu. Çocukluğunu burada geçirdi. Kökleri Sotho Kabilesi’ne dayanıyordu. Asıl mesleği berberlikti. Berberlikten arta kalan zamanlarında öğrenci servisliği yapıyordu. Ondan da arta kalan zamanlarında ise futbol oynuyordu. Ta ki bir gün onu biri keşfedene dek.

Hollandalıların kurduğu Highlands Park takımında futbola başlayan Moshoeu, Blue Whales ve Kaiser Chiefs altyapılarında forma giydi. Profesyonelliğe ise Nelson Mandela’nın doğduğu yer, Alexandra’da Giant Blackpool’da adım attı. Geçirdiği muhteşem beş sezonun ardından kendini yine Güney Afrika’nın en iyi takımı Kaiser Chiefs’te buldu. Lakin burada işler yine istediği gibi gitmedi.

CDHmSuwUUAAEqjM

O sıralar Anadolu futbolundaki yabancı oyuncu trendi Yugoslavya’dan Afrika’ya dönmüştü. Her takımda birer ikişer Afrikalı bulmak mümkündü. Bu transferlerin piri de pek tabii ki İlhan Cavcav’dı. Transfer edeceği futbolcuları bizzat Afrika’da izler, beğenirse takıma katardı. 1993 yılında Gençlerbirliği, Demokratik Kongolu Andre Kona, Güney Afrikalı John Leshiba Moshoeu ve Donald Khuse ile sözleşme imzaladı. Moshoeu kırmızı-siyahlılar ile iki yıl için 160 bin dolara anlaşmıştı. Takımı Kaiser Chiefs de bu transferden 200 bin dolar bonservis bedeli kazanmıştı. İki yıl içinde Moshoeu, Kona ve Kushe ile birlikte bir efsane haline dönüştü.

Moshoeu, forvet arkasında 10 numara oynardı. Ama bildiğimiz 10 numaralardan değildi. Brezilyalıları kıskandıracak tekniği nedeniyle ‘Shoes’ lakabını almış bir futbolcuydu. Bunun yanında mücadeleci, azimli, mütevazı, oyun aklıyla da fark yaratan bir oyuncuydu. Fenerbahçe’de de 10 numara pozisyonu yerine daha çok 8 numara pozisyonunda oynaması bu yüzdendi. Moshoeu’yi Türkiye’de efsane yapan Gençlerbirliği’nden çok Kocaelispor’du. Yeşil-siyahlı takımın Sefa Sirmen’le yaşadığı altın yılların devamını sağlayan altın oyuncusuydu. Faruk Yiğit ve Saffet Sancaklı’nın gol yollarındaki pasörü, orta sahanın beyniydi.

B-kPqzbIEAAsHWm-2

Buna karşın Moshoeu sanılanın aksine Türkiye’ye çok da kolay uyum sağlayamadı. Zor bir coğrafyada, zor şartlarda büyümüştü. Siyah olduğu için aşağılanmış, Güney Afrika’nın siyahi hareketinin odak noktası Soweto’da büyümüştü. Ayrımcılık konusunda son derece hassastı. Mutluydu mutlu olmasına ama… Ama’sı vardı. Güney Afrika’nın prestijli dergilerinden Kick-off’a verdiği röportajda “Takım arkadaşlarım Hıristiyan olduğumu anlayınca beni dışladılar. Bu yüzden zaman zaman boynumdaki haçımı saklamak zorunda kaldım. Türkiye’de renk sorunu yaşadım. Siyah olduğum için beni yamyam olarak çağırıyorlardı. Evinden uzak olmak insana çok zor geliyor. Türkiye’de yaşamayı öğrenmek zorundayım. Sorunları hafifletmeyi öğrendim. Daha mutlu oldum, daha rahat oynadım. Ailemi özledim, burada yalnızım. Hiç yakın arkadaşım yok. Bazen ağlamak istiyorum. Futbolla evli gibiyim ama hayat sadece futbol değil ki…” açıklamasını yapıyordu.

1996 hayatının belki de en güzel günleriydi. Afrika Uluslar Kupası’nda Güney Afrika’nın umuduydu. Türkiye’de ona hasret ligler devam ederken o erken dönmemeye kararlıydı. Güney Afrika rakiplerini bir bir geçti. Moshoeu hem atıyor, hem attırıyordu. Ülkesine ilk ve tek Afrika Uluslar Kupası’nı kazandırmıştı. Nelson Mandela ile birlikte podyumda bir kahraman olarak kupayı kaldırıyordu.

Kocaelispor’daki parlak yılları ise devam ediyordu. Her transfer döneminde adı üç büyükler ile anılıyordu. Afrika Uluslar Kupası’ndan sonra talipleri arttı, onu artık Aston Villa, Nantes, E.Frankfurt, B.Dortmund ve Coventry City de istiyordu. O ise Kocaeli’de, Kocaelispor da ondan mutluydu. Transferi uzun yıllar gerçekleşmedi. 1997/98 sezonunun devre arasında Fenerbahçe başkanı Ali Şen, Saffet Sancaklı’dan sonra Kocaelispor’un diğer müthiş ikilisini de sarı-lacivertli takımda görmek istiyordu. Yeşil-siyahlılara Tarık Daşgün ve Sabin Ilie verildi. Karşılığında ise Faruk Yiğit ve John Leshiba Moshoeu’nun bonservisleri alındı. Faruk imzayı attı, bayrağı öptü, formayı giydi. ‘Shoes’ için ülkesinden dönmesi bekleniyordu. Moshoeu geldiğinde ise kendini bir anda kendini Fenerbahçe’ye satılmış olarak buldu. Son derece kızgındı. Kendisinden habersiz bu transfer nasıl yapılabilirdi! Uzun süre iki tarafı da uğraştırdı. Gönülsüz de olsa kendini sarı-lacivertlilere bağlayan imzayı attı. Anlaşma altı aylıktı.

CDHpfqjUEAAwTHe

Moshoeu’dan beklentiler yüksekti ama ilk altı ayında Fenerbahçe taraftarının beklentilerine cevap veremedi. Sezon sonu başkanlık el değiştirdi, Ali Şen’in yerine Aziz Yıldırım geldi. Moshoeu ise 2,5 sezon daha Fenerbahçe’de kaldı. Takımın önemli ismiydi, yeri geliyordu maç kazandırıyordu ama sarı-lacivertliler’de ne istikrarlı bir oyun ne de istikrarlı bir kadro vardı. O dönemlerde her sezon transfer şampiyonu olan Fenerbahçe’de Moshoeu şampiyonluk yaşayamadı. Mustafa Denizli ile gelen 2000/01 sezonunun devre arasında ise sözleşmesi feshedilip Bursaspor’un yolunu tuttu. Bu arada yaşı 35’ti. Bursaspor’da da 1,5 sezon forma giydi ve 1993’te bir yabancı olarak geldiği, uyum sağlamakta oldukça zorlandığı Türkiye kariyerini 2003’te 37 yaşında bir dost olarak tamamladı. İçindeki futbol oynama aşkı ise hiç bitmedi. Ülkesine döndü, üç sezon daha Kaiser Chiefs’te oynadı. O da kesmedi, iki sezon da Amazulu’da forma giydi.

En son evine döndü. Doğduğu, yetiştiği yere. Soweto gençlerinin yoksulluktan kurtuluş yollarından biri olan futbolu asla terk etmedi. 1950’li yıllardan beri ırkçılığa baş kaldırışın simgesi olan Alexandra United’da hem oynuyordu hem antrenörlük yapıyordu. Futbolun ona verdikleri fazlasıyla ödemeyi ihmal etmedi. Ta ki 49 yaşında son nefesini verene dek. Çünkü Mandela’nın adamıydı o…

OKUMADAN GEÇME

Körfeze yanaşan sevda

5 fenerbahce

Previous:

En güzeli gidenlerin

2638031_m1t1w800q75v32191_xio-fcmsimage-20130809143838-006094-5204e2ce23ede-.photo_1376037581833-2-HD

Next:

Tahtın yeni varisi

You may also like

Yorum Yap