Mes Que Un Entrenador*

01 Mayıs of 2015

Çağının bir tık ötesinde, muadillerinden çok farklı… Onu farklı yapan ise daima mükemmeli araması

 *: Bir teknik direktörden daha fazlası

 

Yazar: Emre Çelik

emrecelik@hayatimfutbol.com | twitter.com/_ecelik

Sporda en büyük kriterlerden biri hiç şüphesiz başarı. Fakat oyunun tarihine yön verenler, futbolu yeniden şekillendirenler, izleyenlere keyif verip gönülleri fethedenler, her zaman başarılı olanlar değil. Bielsa, buna en güzel örneklerden birisidir. Bilinir, sevilir çünkü başarı için çılgınca hamleler yapar. Birçoklarının cesaret edemeyeceği türden hamleler. Zaten başarısız olmasına rağmen adını futbol literatürüne geçirmesinin sebebi de budur. Tıpkı Telê Santana gibi. Jogo Bonito’yu diriltmiştir. Göze hitap eder, gönülleri fetheder ama başaramaz. Ya da 1954’te Almanya’ya boyun eğen Macarlar. Sebes, Total Futbol’un temellerini atmasına karşın adeta ihanete uğramış, Dünya Kupası zaferinden mahrum kalmıştır.

Konu Pep Guardiola’ya geldiğinde ise resim kısmen değişiyor. Katalan hoca tam anlamıyla bir başarı abidesi. Hatta birçoklarına göre modern futbolun da bir adım ötesinde. Fakat Guardiola’nın hamlelerine anlam veremeyenlerin sayısı da azımsanmayacak kadar fazla. Guardiola’nın garipliklerinin listesi Lahm’ı sağ açıkta ya da orta sahanın göbeğinde oynatmasından tutun da Yaya Toure’den vazgeçmesine, kazanabileceği tüm kupaları kazanmış Bayern Münih’e gelir gelmez taşların yerleriyle oynamasından, herhangi bir maç esnasında 2-3 farklı dizilim denemesine kadar uzuyor. Aslında çoğumuzun bu gariplikler esnasında anlayamadığı ve bu adam neyin peşinde dediği; ama sonuç vermesiyle “çok büyük hoca” kanısını milyarıncı kez tekrarladığı faktörlerin altında yatan sebepler Guardiola’yı işinin en iyisi yapıyor. Kusursuzluğa, futbola olan takıntısı…

“Benim hatırlamam yeter de artar”

2009’u Guardiola adına özel kılan, kazanılabilecek altı kupayı da kazanarak henüz ilk senesinde tarihe geçmesi değil. Aksine 2001’de başlayan doping davasının o sene sonuçlanması. Olay, 2001’de Brescia’dayken patladı. Pep’ten alınan örneklerde bir çeşit performansı artırıcı madde olan nandrolona rastlanmıştı. Haberi alır almaz yaptığı ilk iş Manel Estiarte’yi arayıp “Bildiğin iyi bir avukat var mı?” demek oldu. Ertesi gün buluşacaklardı.

Manuel Estiarte

Manuel Estiarte

Estiarte o günü “Kafamda onu nasıl teselli edeceğim vardı ama buluştuğumuzda gördüm ki Pep aynı Pep; sakin, düşünceli ve obsesif” diyerek anlatıyor. Şimdi ne yapacağım diyerek bunalıma girmeyen Pep, bir gün içinde ulaşabildiği geçmiş tüm davaları incelemiş, konuya dair geniş çaplı bir araştırma yapmıştı. Kaderini, Estiarte’nin deyimiyle avukatların ellerine bırakacak kadar soğukkanlı bir insan değildi. Dava başladı ve 2005’e kadar sürdü. Guardiola 4 ay ceza aldı.

Bu konuda, Guardiola lehindeki ilk gelişme davanın hemen ardından yaşandı. Önce WADA örneklerde belli bir miktara kadar nandrolonun doping yapıldığına dair bir kanıt oluşturmayacağını çünkü insan vücudunun mililitrede 9 nanograma kadar nandrolon üretebileceğine dair yeni bir bulgu keşfettiklerini açıkladı. Pep de tahkime açtığı davayı 2007 sonunda kazandı. Bir başka ifadeyle Pep temizlenmişti ama bu olay onun takıntısını değiştirmedi. Manel Estiarte Pep’e “Bırak artık bu işi. Zaten temiz çıktın. Olayı bile artık kimse hatırlamıyor” dese de Pep’in cevabı her şeyi açıklıyordu, neden bir teknik direktörden fazlası olduğunu da: “Ben hatırlıyorum.” Pep’e göre federasyonun da kararı tanıması gerekiyordu ve peşini bırakmadı. Kusursuz olmak ayrıntılardan geçiyordu. 2009 Mayıs ayında Pep sadece Real Madrid’i 6-2 yenmiyor, Chelsea’yi Şampiyonlar Ligi dışına iterek finale adını yazdırmıyor; aynı zamanda kendisi için en önemli davayı kazanıp en büyük takıntısı olan kusursuzluğa da bir adım yaklaşıyordu.

Futbol asla sadece futbol değildir

Pep’in bu dava boyunca en yakın arkadaşı olan ve sürecin sonunda da hayatında çok özel bir yere koyduğu Manel Estiarte, Pep’in neden bir teknik direktörden daha fazlası olduğunu en iyi açıklayan faktörlerden. Daha doğrusu Bayern Münih’teki görevinde Estiarte’yi kendisine asistan olarak seçmesinin sebebi. Estiarte için yapılabilecek en iyi tabir “su topunun Maradona’sı”. Tarihte 6 kez Olimpiyat Oyunları’na katılan tek su topu oyuncusu. Su topunda 7 kez Dünya’nın En İyi Oyuncusu Ödülü’nü, bir nevi su topunun Ballon d’Or’unu kazanan bir isim. Katıldığı turnuvaların neredeyse tamamında gol kralı olmayı başaran bir oyuncu. Fakat buna rağmen “gol atmayı bırakana kadar” kazanamayanlardan. Hatta 1992’de Barcelona’da düzenlenen Olimpiyat Oyunları’nda en büyük yıkıma uğrayanlardan. Estiarte’nin milli takımda kazandığı ilk majör turnuva ise 35’inde katıldığı Atlanta Olimiyatları. Beş kez üst üste gol kralı olmasının ardından ilk kez bu dalda zirvede yer almadığı, hatta İspanya takımında bile en fazla gol atan isim olamadığı ilk turnuva. Marti Perarnau’nun deyimiyle 1996’daki turnuvadan önce kendini belki de en fazla eleştiren, altın madalyaya giden yolda oyununu değiştirmek için elinden geleni yapan Manel Estiarte’yi Pep’in seçmesinin sebebi ise şu satırlarda gizli:

Norwegian chess genius Magnus Carlsen attends a press conference in Oslo on October 1, 2013. Carlsen, ranked world number one, will play the title match against Chennai-based reigning world champion Viswanathan Anand of India in his home town from November 7 to 28.    AFP PHOTO / DANIEL SANNUM LAUTEN

Magnus Carlsen

“Zor bir dönemden geçtiğim, hatta kendimden şüphe ettiğim zamanlar için Manel ekipte yer alıyor. Elit bir sporcuydu. Dalının en iyisiydi. Farklı spor dallarından gelmemize rağmen sporcu olarak çok fazla ortak yanımız var. Yanılmaz hisleri var. İşlerin iyi mi kötü mü gittiğini anında anlıyor. Atmosferdeki en ufak değişikliği anında fark ediyor ve oyuncular arkamızda mı değil mi net bir şekilde söyleyebiliyor. Kadroda dışarıya haber sızdıran varsa hemen fark ediyor. İnsanları harika okuyor. En iyilerde bu seziler hep vardır. Diğer sporcular mekanikleşmiştir ama gerçekten özel oyuncular bu ekstra yeteneklere sahiptir. ”

Pep Guardiola’nın mükemmeliyetçilik takıntısının önemli bir parçası Manel Estiarte. Sağ kolu rakip izlemiyor, analizler hazırlamıyor, oyuncu avcılığı yapmıyor. Tıpkı Claude Frollo’nun Esmeralda’ya olan takıntısı gibi mükemmeliyetçilikle kafayı bozan Guardiola, kusursuz bir takım yaratmak için en ufak ayrıntıyı düşünüyor; kendisini sorgulayabilecek, futbolu değil sporcuları okuyabilen birinin yanında olmasını tercih ediyor.

Estiarte ve analiz demişken Guardiola’nın çalışma tarzı da onu özel kılanlardan, bir teknik direktörden daha fazlası olmasını sağlayanlardan. Guardiola’nın yardımcıları yok, iş ortakları var. Ekibi ayrı, kendisi ayrı bir şekilde analizlerini yapıyorlar. Ardından maç günü veya bir gün önce bulguları tartışıyorlar. Tıpkı antrenman yaparken hamleleri önce kendi analiz eden, ardından da asistanından güçlü bir bilgisayar bularak, aynı hamleleri değerlendirdikten sonra iki farklı kaynaktan çıkan bulguları inceleyen, son iki senenin Dünya Satranç Şampiyonu Magnus Carlsen gibi. Guardiola’nın en yakın dostlarından biri olan Garri Kasparov’un 2009’da gizlice çalıştırdığı ve selefi olarak tanımlanan Carlsen. Anlayacağınız, 1 Mayıs 2009’un son dakikalarına yaklaşırken telefona sarılıp “Messi! Ben Pep. Hemen buraya gelmen lazım” diyerek Arjantinli’yi tesislerdeki ofisine çağırarak bir gün sonra 6-2’lik maçta Real Madrid’in belini bükecek taktik olan “sahte 9”u yeniden keşfetmesinin hikâyesini bu kadar güzel kılan ve Pep Guardiola’nın futbola duyduğu heyecanın romantik bir anekdota dönüşmesini sağlayan aslında Guardiola’nın mükemmeliyetçilik takıntısından başka bir şey değil. Çünkü Guardiola’ya ve iş arkadaşlarına göre birlikte yapılacak analizler ister istemez fikirleri etkileyecek. Dahası tıpkı doping olayında verdiği tepkideki gibi, kaderini “en güvendiklerinin” eline bırakamayacak kadar da takıntılı bir insan.

Futbol, futbol, futbol 

Guardiola’nın futbolu kusursuzlaştırma takıntısının altında aslında bir bakıma hayatını kusursuz hale getirebilme düşüncesi yatıyor. Futbol, Guardiola’nın hayatı için çok önemli bir yer oluşturmuyor; Guardiola adeta futbol için yaşıyor. Tıpkı Estiarte’nin Pep için ortaya attığı ve “32 dakika kuralı”nda açıkladığı gibi.

“Pep konu ne olursa olsun 32 dakikadan sonra futbola döner. Sizinle konuşuyormuş, sizi dinliyormuş gibi yapar ama kafasında taktikler, rakibin sol beki, pozisyonlar dolaşmaya başlar.” Bir başka örnek de José Antonio Camacho’nun açıklamaları. “Milli takıma ne zaman gelse Guardiola’yı mistik biri olarak görüyordum. Sürekli bir şeyler düşünüyordu. Sürekli bir şeyleri analiz ediyordu. Neden kazandık, neden kaybettik, neden orada top kaybı yaptı… Bazen bu durum takıntı seviyesini bile aşıyordu.”

Futbola bu denli tutkuyla bağlı olan, hatta takıntı haline getiren Guardiola’nın henüz Barcelona B’nin başına geçmeden peşine David Trueba’yı takıp sırf Ricardo La Volpe, Marcelo Bielsa ve César Luis Menotti ile futbol konuşabilmek için basıp Arjantin’e gitmesi haliyle son derece normal. Ya da sabahın erken saatlerinde direksiyonun başına geçip Buenos Aires’ten Rosario’ya sürdükten sonra 11 saat kesintisiz Bielsa ile futbola dair tartışmak. Tam anlamıyla sadece futbol için. Menotti, “Pep buraya bizim nasıl olduğumuzu sormak için gelmemişti. Zaten nasıl olduğumuzu biliyordu” derken şaka yapmamıştı. Ya da David Trueba, Rosario ziyareti için “Bir şeyi tartışıyorlardı ve kendimi birden odadaki masayı adam adama savunurken buldum” derken! 11 saatin sonunda Bielsa “Dünya futbolundaki bütün olumsuzlukları, üst düzey görev alan bazı insanların sahtekârlıklarını doğrudan bilen biri olarak neden hâlâ dönmek ve teknik direktörlük yapmak istiyorsun? Kanı bu kadar seviyor musun?” dediğinde Guardiola’nın bir an bile düşünmeden verdiği cevap, Pep’in neden bir teknik adamdan daha fazlası olduğunun cevabı: “O kana ihtiyacım var.”

Manuel Lillo

Manuel Lillo

Guardiola sırf Juan Manuel Lillo ile futbol konuşabilmek, onun takımında yer alabilmek için kariyerinin sonunda oyuncu olarak Meksika’ya gitmeyi tercih ettiği için bir teknik direktörden daha fazlası. “Futbol görüşümü şekillendiren, fikirlerime yön veren üç isim var: Johan Cruyff, Carles Rexach ve Juan Manuel Lillo” diyen Guardiola’nın Lillo’yla tanışması bile futbola olan tutkusunu açıkça ortaya koyar nitelikte. 1 Eylül 1996’da Oviedo’nun evinde Barcelona’ya 4-2 mağlup olmasının ardından takımlar soyunma odasındayken Pep heyecanından yerinde duramaz ama heyecanın sebebi galibiyet değildir. Pep, çoğu insanın sıradan bir teknik direktör olarak değerlendirdiği Lillo’dan o denli etkilenmiştir ki vakit kaybetmek istemez ve Lillo ile bir an önce görüşebilmek için Oviedo soyunma odasının kapısını çalar. Ve dostluk başlar, saatler sürecek futbol sohbetlerinin temelini oluşturacak ilişkinin temelleri atılır.

Guardiola, 2010’da Lillo’nun çalıştırdığı Almeria’yı 8-0 yendikten sonra akıl hocasına kendi ellerinle canavar yarattın dercesine “Eserini görüyor musun?” dese de Lillo’ya göre Barcelona adeta bir sanat eseridir ve Guardiola bununla gurur duymalıdır. Lillo mutluluğunu göstermek için büyük bir gururla “Esas sen eserini görüyor musun?” der. 8-0 sona eren Almeria-Barcelona maçı Lillo’nun kovulmasına ve teknik direktörlük kariyerinin sona ermesine sebep olmuştur. Guardiola, “Dizilimler, teknik, taktik, fiziksel hazırlanma, hücum ve defans gibi kavramların tamamı yapay ve uydurmadır. Hepsi bir bütündür. İnsanların bu terimleri kullanma sebebi, kullandıkları kavramları elle tutulur somut bir şey haline getirme isteğidir. Kısaca olmayan şeyleri kontrol etme isteği” diyen ve işinden olmasına sebep olan Katalan ile o esnada gurur duyabilen Lillo’yu kılavuz olarak seçtiği için bir teknik direktörden daha fazlası.

Guardiola’nın 2006’da RAC’a “Er ya da geç hoca olacağım. Bana yapılan herhangi bir teklifi kabul etmeye hazırım. Kapıyı açıp o şansı bana sunsun yeter” demesinin sebebi damarlarında o kanın akmamasından duyduğu acıydı. 2007’de buluştukları yemekte Txiki Begiristain’in La Masia Koordinatörlüğü’nü teklif etmesine rağmen o sezon 3’üncü lig’e düşmüş (seviye olarak 4’üncü) Barcelona B’yi istemesinin sebebi de. Begiristain, “Delirmiş olmalısın. Orada kazanma şansın yok. As takımın şampiyon olma şansı, Barcelona B’nin 2 B’ye çıkma şansından çok daha fazla. Teklif ettiğimiz iş çok daha iyi. Finansal olarak da. O takımı kurtaracağım diye kendini yakabilirsin” dese de o işi aldı. Hem de daha bir sene önce RAC’a yaptığı konuşmayı “Karşınıza çıkan ilk şans, kariyerin devamı açısından son derece kritik ve başarısız olduğunuz durumda tekrardan o birinci şans size verilmeyecek” sözleriyle bitirmesine rağmen.

Ayrıntıların, kusursuzluğa giden yolda en büyük farkları yarattığını düşündüğü, düşünmekle kalmayıp bu şekilde yaşadığı için Pep Guardiola bir teknik direktörden daha fazlası. Guardiola futbolu yaşadığı için Guardiola. Hayatını, yani futbolu, daha da kusursuz hale getirmeyi takıntı haline getirdiği için Guardiola. “Yazmasaydım çıldıracaktım” diyen Sait Faik gibi. “Müzik benim vücudumun parçalarımdan biri. Dudaklarım, böbreklerim, karaciğerim, kalbim gibi. Damarlarımda akan kan gibi. Benim için su ve yemek gibi bir ihtiyaç” diyen Ray Charles, “Yaşadığımı hissettiğim tek an resim yaptığım an” diyen Van Gogh gibi. Zaten bu sebeple yenilikçi, mucit, çılgınca denemeler yapan kendine özgü biri. Lorenzo Buenaventura’nın deyimiyle “kafayı kırdığı” için futbolun Dick Fosbury’si. Futbolun geleceğini şekillendiren, birçoklarının hiçbir zaman anlayamayacağı bir teknik direktör… Hatta bir teknik direktörden çok daha fazlası.

Mes Que Un Entrenador Per El Barça

Bu yazının bir de ikinci bölümü var. Aynı başlık altında ama ufak bir ekle. Guardiola’nın da kura çekiminin ardından “Evim” dediği Barcelona kısmı. Katalanca ifadeyle Guardiola es “mes que un entrenador” per el Barcelona. Yani; Guardiola, Barcelona için bir teknik direktörden daha fazlası.

Bunun sebebi Guardiola’nın altyapıdan yetişmesi değil. La Masia’daki ilk günlerinde aile hasretinden dolayı gözyaşı döken çoğunluğun aksine odasına yerleşirken annesine “Anne bak! Her gün bu pencereyi açıp Camp Nou’yu görebileceğim” demesi.

Guardiola’nın yıllarca Barcelona forması giymesi veya takıma kaptanlık yapması onu kulüp adına özel kılan faktör değil. Aksine 1982’de Camp Nou’da Osasuna ile karşılaşan Barcelona’yı ilk defa izlediğinde “Bir gün bu sahada olabilmek için milyonlar verirdim” sözlerini kullanması. Ya da futbolculuğu döneminde Real Madrid ile oynanan bir El Clasico’da tartışmalı bir kararın ardından hakeme koşup Katalanca tüm ulusun, Katalonya’nın, duygularıyla oynadığını söylemesi.

Guardiola’yı Barcelona tarihinde özelleştiren, 1992’de Koeman’ın füzesiyle Barcelona tarihinin ilk kez Şampiyon Kulüpler Kupası’nı alan kadronun bir parçası olması değil. Barcelona’nın tarihinde ilk defa Şampiyon Kulüpler Kupası’nı kazanmasının ardından kente dönüşte Plaça de Sant Jaume’deki Katalonya Meclisi’nin balkonunda yapılan kutlamalar esnasındaki konuşması. 1939’da Franco tarafından ülkeden sürülen, 1954’te “Gıyabında Başkan” seçilen ve Franco’nun ölümünün ardından 1977’de ilk defa Katalonya’ya döndüğünde halkın karşısına ilk çıktığında aynı balkondan “Ciutadans de Catalunya, ja soc aquí!” (Katalan halkı: İşte [sonunda] buradayım) diyen Josep Tarradellas gibi o özel ‘Kupa 1’i Katalanlara “Ciutadans de Catalunya, ja la tornem a tenir aquí!” (Katalan halkı: İşte sonunda [kupa] bizimle birlikte burada) sözleriyle sunduğu için Barcelona adına bir teknik direktörden çok daha fazlası.

Belki kariyeri boyunca sadece Barcelona forması giyseydi kulüp için bu kadar özel olmayı başaramazdı. Barcelona’da forma giydiği son dönemde başkan Josep Lluís Núñez, Guardiola’nın sakatlığını tamamen atlattığı konusunda bilgilendirildikten sonra “Peki ama ya kafası? Biraz kafadan hasta değil mi?” dediğinde ya da birkaç yerde AIDS iddiası ortaya çıktığında “Yönetim bu tarz bir saçmalığı susturmaya yönelik en ufak bir çapa sarf etmiyor. Demek ki artık beni istemiyorlar” diyerek kimseyle kişisel bir savaşa girmeden ayrılmaya karar verdiği için Barcelona adına Guardiola diğerlerinden çok farklı.

1-2

Cruyff’un futbol felsefesini birkaç adım ileriye taşıması, Barcelona için Tanrı seviyesinde olan Hollandalı gibi kulüp tarihinde kutsal bir yer edinmesini sağlayan birincil faktör değil. Ya da Cruyff ile çok iyi geçinmesi. Zaten Cruyff-Guardiola ilişkisi 1990’ların başından itibaren kusursuz bir biçimde ilerlemedi. Hatta 1998-2006 arasında Cruyff’un Pep’e kırılmasından dolayı neredeyse hiç görüşmediler. Fakat tıpkı 70’lerin sonunda başkan Núñez’e altyapı fikrini sunan Cruyff ve bu fikri hayata geçirip sistematikleştiren Oriol Tort gibi, Cruyff da dibe vurmuş ve 34 yıl sonra ilk defa Tercera División’a düşen Barcelona B’de imkânsızı başarıp bu kültürün yeniden doğmasını sağladığı için Barcelona adına bir teknik direktörden çok daha fazlası.

2-2

Guardiola’yı Barcelona adına özel kılan; 15 yaşındayken 1985/86 sezonunda Şampiyon Kulüpler Kupası Çeyrek Finali’nde Juventus ile oynanan karşılaşmada odasının duvarını süsleyen tek isim olan idolü Michel Platini’den, çok istemesine ve kağıt kalemi çoktan hazırlamasına rağmen, imza almak için sahaya girme riskini almaması (Platini o maçta ısınmaya da çıkmamıştır) ama Barcelona’nın Juventus’u geçmesinin ardından Göteborg ile oynanan yarı final rövanş maçının penaltı atışlarında Per Edmund Mordt’un şutunu kurtardıktan sonra Urruti’ye, Barcelona’yı finale çıkaran golü attıktan sonra da Víctor Muñoz’a koşan (formasını istemek için ama alamamıştır) ilk isimlerden biri olmasıdır.

Guardiola’yı Barcelona için bir teknik direktörden çok daha fazlası yapan Katalan ekibinin başındayken kazandığı 14 kupadan ziyade, altı kupa kazanarak tarihe geçtiği 2008/09 sezonunda sırf Katalan ekibinin başına geçebilmek için 20 isim arasında La Liga’nın en az kazanan dördüncü teknik direktörü olmasıdır. Görüşmeler esnasında menajeri Josep Maria Orobitg’e her türlü tavizi verebileceğini belirtmesi ve tek istediğinin Barcelona’yı çalıştırmak olduğunu ifade etmesidir.

Guardiola bu sezon Barcelona’nın Manchester City ile oynadığı maçlarda Messi başta olmak üzere takımın her olumlu hareketinde duyduğu heyecanı en saf şekilde tepkilerine yansıttığı için Barcelona için sıradan biri değildir.

Van Gaal, “Xavi’nin, yani takımın, geleceği için Guardiola’dan vazgeçmek zorundayım. Pep Guardiola’nın anlayış göstereceğini düşünüyorum” dediğinde kulübün gelenekleri doğrultusunda o karara anlayış gösterip üstüne Xavi’yi kanatlarının altına aldığı için Guardiola, Barcelona adına bir teknik direktörden daha fazlasıdır. Guardiola, Barcelona adına gelenektir; kulüp DNA’sının en önemli parçalarından. Guardiola, Barcelona’dır.

3-2

000_DV1454487

Previous:

Görüşmek üzere güzel adam…

kapak

Next:

Bingöl’den Namibya’ya

You may also like

Yorum Yap