Ne güzeldi senin adını bağırmak

06 Şubat of 2015

Herkesin canlı izlediği için kendini şanslı hissettiği bir futbolcu vardır. Bizim nesil içlerinde en şanslısı olabilir…

Yazar: Serkan Akkoyun

Serkanakkoyun@hayatimfutbol.com | twitter.com/azadgarazli | 06.02.2015

 “Bütün hayallerimiz gerçek olabilir eğer onları ikna edecek cesaretimiz varsa”

Walter Elias Disney

 

Galatasaray, UEFA Kupasını kazanmıştı. Yurdu saran sevinç duygusundan pek fazla nasibini alamamış, Galatasaray taraftarı olmayan 13 yaşındaki hâlimdeyim. Ortama ayak uydurma hevesi içinde mahallede Fransa 98 Dünya Kupası’ndan kalma İspanya formamla top oynuyorum.  Sırtımda 7 numara. İsim yazmasa da Adana’nın varoştan uzak, elite de pek uğramamış bir mahallesinde Morientes’cilik peşindeyim. Tabii o zamanlar herkes bir futbolcunun ismini haykırıyor. Bir uzunumuz var o Hakan Şükür. Kalecimiz var kendisi tabi ki Rüştü, çünkü Fenerbahçeli. Hafif esmer olanlar; Uche, Moşe, Kone bir de Adana’da olduğumuzdan sıkça ‘Kolibali’. Bir de o vardı. Uzaktan şutları severdi. Her şutundan sonra ki bunlar genellikle kale ile pek alakası olmayan noktalarda nihayete ererdi, bir ismi haykırır ve top sahasının etrafını saran evlerimizin bulunduğu apartmanlara doğru kafasını kaldırıp bakardı. C Blok 10. Kat; Melike. B Blok 8. Kat; İrem. D Blok 6. Kat; Ayten. Hani oldu da sitemizin güzel kızlarından birisi o şutunu görür mü diye. Görmezlerdi. Ama o bağırmaktan vazgeçmezdi. Tıpkı birkaç ay önce Kopenhag’da, ondan önce Ali Sami Yen’de, 5 Ocak’ta, Avni Aker’de, Erzurum Atatürk’te, San Mames’te Galatasaraylıların, mikrofonda Ercan Taner’in bağırdığı gibi; Haaaaagiiiiiiiii.

Göçebe hayatı

5 Şubat 1965’te Sacele’de doğdu Hagi. Annesi Chirata ve babası Iancu, Köstence’de tanıştı. Aslında Köstence’nin yerlisi değillerdi. Yunanistan’ın 1930’larda uyguladığı asimilasyon politikasının etkisi ile asıl toprakları olan Kavala’yı terk etmek zorunda kalmıştı ataları. Adını aldığı dedesi Gheorghe ve nenesi Sultana, Yunanistan’ın ‘Helen’ hayalinin kurbanlarından sadece ikisiydi. Büyük İskender’in Makedon oluşunu kabul etmeyen ve Makedonya topraklarını Helen’in bir parçası gören zihniyetin zirve yaptığı 1930 ve 40’lı dönemlerdi. Hagi’ler de bu baskıdan nasibini alarak neleri var neleri yok toplayıp, Köstence’nin yolunu tuttu. Iancu da kendisi gibi bir göçmen olan Chirata ile burada hayatını birleştirdi. İkinci göçe kadar da mutlu mesut yaşadılar.

B9FCSaLCIAAlj6L

İlk topu bir sidik torbası

Iancu ve Chirata’nın Köstence’nin Sacele köyünde süren hayatları, oğulları Gheorghe’nin henüz 9 aylıkken ölmesi nedeniyle duygusal çöküntüye girdi. İlk çocuklarıydı ve köydeki imkânları onu hayatta tutmaya yetmedi. Daha sonra bir kızları oldu; Sultana. Ardından bir kızları daha oldu; Elena. Ve 5 Şubat 1965’te yeniden bir erkek çocuk sahibi oldular; ağabeyi ve dedesinin adını taşıyacak hem de o adı tarihe altın harflerle yazdıracak bir erkek çocuk; Gheorghe… Bizim Hagi, bebekliği ve çocukluğu boyunca ufak tefekti. Sırf bu yüzden ona ‘Gheorghe’ adının uzun geleceğini düşünüp ismini bedenine uygun olsun diye kısalttılar. Köyde artık adı ‘Gica’ydı. Gica henüz her şeyden habersiz, dedesinin kestiği bir domuzun idrar kesesini temizleyip, kurutup, şişirip, at kuyruğu ve yelesinden aldığı kılları da etrafına sararak elde ettiği topla oynarken Romanya, lider Çavuşesku’nun aldığı 1966 Kararnamesi’nin sıkıntılarını çekiyordu. Çavuşesku, 1966 yılında aldığı kararlar ile özellikle nüfusun artmasını sağlamak için çocuk sahibi olmayı teşvik ediyor, kürtajı ve doğum kontrolünü yasaklıyor, 4’ten fazla çocuğa destek, 10 tane çocuk sahibi annelere resmi olarak ‘Kadın Kahraman’ unvanı veriyordu.  Hagi ise böylesine bir ortamda ilerleyen Romanya’da sadece çocukluğun keyfini sürüyordu. 4 yaşında tekmelemeye başladığı sidik torbasının yerini daha sonra, nenesi Sultana’nın kumaşlardan hazırladığı bir top aldı. Bu seferki daha yumuşak ve daha hijyenikti. Romanya ise o dönemde büyük bir kargaşaya doğru sürüklenmenin ilk adımını atmıştı.

Gerçek futbol topuyla tanıştı

1971 yılında lider Çavuşesku, Kuzey Kore ve Çin’i ziyaret etti. Özellikle Kuzey Kore ziyaretinde halkın büyük ilgisi, Kuzey Kore Lideri Kim II-Sung’un özel hürmeti ve ülkenin hâlâ daha süregelen disiplin, tek tip, tek lidercilik gibi özellikleri Çavuşesku’yu etkiledi. Dönüşte tarihe ‘Temmuz Kuramı’ olarak geçecek bir dizi yapılanmayı organize etti. Ve kendisini 1989 yılında kurşuna dizilerek ölüme götürecek süreci de başlatmış oldu. Çünkü 1980 ortalarına gelindiğinde, Çavuşesku halkının ve ülkesinin zenginliğinden bahsederken aslında gerçek, Seth Rogen ve James Franco’nun The Interwiev filmindeki gibiydi; televizyonda ağzına kadar meyve dolu marketler ve şişman Romen çocukları ancak gerçekte ise uzun market kuyrukları ve bir tanesi de bizim Hagi olan sıska, zayıf çocuklar. Çavuşesku, Kuzey Kore’de müthiş koreografiler eşliğinde ağırlanırken Hagi de zevkten dört köşe oluyordu. Çünkü 6 yaşındaydı ve ilk defa gerçek bir futbol topuna kavuşmuştu; şehre giden annesi dönüşte oğluna da gerçek bir futbol topu almıştı. Sidik torbası, kat kat kumaşlar ve derken; gerçek bir topla tanıştı küçük Gica. Artık tarih hem Romanya hem de Hagi için değişmeye başlamıştı.

Utangaç çocuk

Hagi 9 yaşına geldiğinde artık köyde değil şehirde yaşıyorlardı. Çünkü 1 sene önce köy yaşanmaz bir hale gelmiş, artık neredeyse yemek bulamayacak bir vaziyetle yüz yüze kalmışlardı. Hagi ailesi toplandı ve Köstence’ye doğru yeni umutlar, yeni hayatlar diyerek yola çıktı. İşte o yolun varışının üzerinden birkaç yıl geçmişti. Gica artık hayatının merkezine oturttuğu futbol topunun paylaşılabilir bir şey olduğunu da öğrenmeye başlamıştı. Çünkü taşındıkları yer bir mahalleydi ve orada kendisi gibi başka futbol sevdalısı çocuklar da vardı. Ancak onlar şehirde büyümüşlerdi. Bizim çocuktan daha büyük daha güçlü ve daha gözleri açıktı. Yıllar sonra bile ondan bahseden eski takım arkadaşı Paul Cazan; “Çok utangaçtı. Belki de öyle olması gerekiyordu…” diyecekti onun için. Hagi, mahallesindeki çocuklarla futbol oynamak istedi ancak onu takıma eksik olan kaleci pozisyonunu doldurmak için kabul ettiler. Oyundan uzak kalamıyordu; kabul etti. O müthiş sol ayağı ile bizleri yıllarca kendisine hayran bırakan Hagi henüz Gica iken futbola ilk defa elleri ile müdahil oldu. Kim bilir, ‘Karpatların Maradonası’ lakabını alması gerçekten boşuna değildi. Onun Tanrısının eli de buydu…

hagi 2

Keşfedilmesi zor olmadı

Gica yine bir gün Köstence’nin bakımsız sokaklarında organize edilen maç için kadroya alındı. Ancak bu sefer kalede değil oyundaydı. Topla ilk buluşması ile kaleye gidip gol atması arasında geçen süreyi diğer çocuklar fark edemedi bile. Sonra bir kez daha aynı sahne… Ardından bir kez daha… Ve bir daha… Gica, herkesi çalımlıyordu. Her topu gol yapıyordu. Şutları kaledeki ufaklık için azap gibiydi. Kimse defansa geçmek istemiyordu. Gica’nın çalımları onlar için zulümdü. Rezil oldular. Gica, tıpkı Adana’nın o beton site sahasında her şuttan sonra kendi adını haykıran çocuk gibi, her golünden sonra Steaua Bükreşli futbolcuların adını haykırıyordu. Özellikle de Anghel Iordanescu’nun. Ona hayrandı. Bir gün o da Anghel gibi futbolcu olacak, kırmızı-mavili Steaua Bükreş formasını giyecek, Romanya Milli Takımı için goller atacaktı ama şimdi biraz daha İösif Bükössi tarafından keşfedilmeyi beklemesi lazımdı. Çok da uzun sürmedi…

Tanrının hediyesi

Hagi yine sokakta resitalini sergilerken mahallenin ‘kulüpte futbol oynayan’ abilerinden birisi elinden tuttu ve İösif Bükössi’ye götürdü. Köstence takımının hocası olan ve Türkiye’de ‘Josif Bukossi’ olarak da bilinen kurt hoca ondaki yeteneği keşfetmekte gecikmemişti. ‘İkinci babam gibi’ dediği Bükössi tarafından takıma alınmış ve “Topa vuruşu sanki yıllardır idman yapan futbolcu gibi” sözleri ile tanımlanmıştı. Köstence’nin başkanı, “Doğal bir yetenekti. Yetenekleri Tanrı’nın bir hediyesi gibiydi. Özel olarak hiçbir şey yapmasa bile yetenekleri kendiliğinden işi görüyordu” diyerek Hagi’yi anlatmıştı yıllar sonra. Artık at kılı sarılmış sidik torbasını çamur içinde sürme devri geride kalmış, mahallede kaleye geçme korkusu ile attığı çalımların yazılı olduğu defter kapanmıştı. Forması ve kramponları vardı. Bir takımın oyuncusuydu. Gica, Gheorghe olmuştu. Fizikken olmasa da mental olarak büyümüştü. Şov, başlasındı.

Çavuşeskuların dikkatini çekti

Hagi 7 sene altyapı eğitimi aldı. 1982 yılında, henüz 17 yaşındayken A Takım oyuncusu oldu. İlk sezonunda 19 maç oynadı ve 2 gol attı. Bir tanesi de hayallerini süsleyen takım olan Steaua’ya karşıydı ve o maçı beraberlikle tamamlamışlardı. İşler Hagi için iyi giderken ülkede ise pek iç açıcı bir durum yoktu. Romanya’da ekonomi neredeyse berbat denecek seviyedeydi. Batı’dan borç alan Çavuşesku yönetimi, bu borcun altından kalkamıyordu. Ülkemizin geçmişinden de bildiğimiz karne ile alışveriş dönemleri başlamış, sürekli elektrik ve gaz kesintileri yaşanıyordu. Halk gıda ve sağlık konularında büyük sıkıntılar çekiyordu. Refah seviyeleri düşerken hükümet dış borçları ödemek adına halkını ikinci plana itmiş ve içinde bulundukları duruma katlanmalarını söylüyordu. Çavuşesku’nun oğlu Nicu ise tüm bunlar arasında Hagi’yi fark etmekte gecikmedi. Ne olursa olsun halkın en büyük eğlencesi olan futbolu güzelleştiren bu genç çocukla özel olarak ilgilendi ve 1983 yılında bu ilgisini fırsata çevirebileceği bir olay yaşandı.

hagi 7

Okullar arası transfer

Hagi, 1983 yılında üniversite eğitimini sürdürmek ve kız kardeşine de aynı imkânı sunabilmek için kendisine teklifle bulunan ‘Universitatea Craiova’ takımının teklifini kabul etti. Bu Craiova Üniversitesinin okul takımıydı. Ancak ülkenin ‘tek sahibi’ gibi davranan lider Nikolay’ın oğlu Nicu bu haberi alınca olaya anında müdahalede bulundu. Craiova Üniversitesinde İktisadi ve İdari Bilimler bölümünde okuyan aynı zamanda okulun takımında futbol da oynayan Gheorghe’yi 1 hafta içerisinde kendi sponsoru olduğu ve fahri başkanlığını yaptığı Sportul Studentesc’e transfer etti. Okul kaydını da Craiova Üniversitesinden Bükreş Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Akademisine kaydırdı. Hagi’nin Çavuşesku ailesi ile arası her zaman çok iyi oldu. Nicu’nun ona hayranlığının yanı sıra bir başka oğul; Valentin’le de ilişkisi çok iyiydi. Ailenin tek farklı ismi olan Atom Fizikçisi Valentin bir dönem Steaua Bükreş başkanlığı yapmış ve Hagi’nin de desteğini almıştı. Hatta 1998 yılında sadece 6 saatliğine Romanya’ya gitmiş ve o dönem eleştiri oklarının hedefi olan Valentin’e destek vermişti. Hagi’nin bu sevgisi 2006 yılında, kendisi tarafından Ankaraspor’a gönderilen Ümit Karan’ın şu sözleriyle alay konusu yapılacaktı: “Hagi herkese yaptığı sert tavırlarla Galatasaray’da diktatörlük kurmaya çalıştı. Ama artık diktatörlük diye bir şey kalmadı. O Romanya’da Çavuşesku dönemini çok yakından yaşadı. Bu yüzden altyapısında diktatörlük var herhalde. Galatasaray’da da bunu uygulamaya çalıştı.”

Nicu’nun transferi sonrasında Hagi, 4 sene Sportul Studentesc takımında forma giydi. Burada gerçek manada bir futbolcuya dönüştü. Aynı dönem içinde ilk defa milli takıma seçildi. İlk maçını 1983 yılında henüz 18 yaşındayken Norveç’e karşı oynadı. Yine aynı yıl dönemin teknik direktörü Mircea Lucescu tarafından aldığı bir davetle Türkiye’ye geldi. 29 Ocak’ta oynanan maçta 90 dakika yedek kulübesinde oturdu. Türkiye’nin kaptanı ise yıllar sonra beraber ülkenin futbol tarihini değiştirecekleri Fatih Terim’di. Kaderin dizaynı nasıl hayranlık uyandırıcı ama? İlk defa İstanbul’a geldiği stat Ali Sami Yen, rakip takım kaptanı Fatih Terim, kendi hocası Mircea Lucescu… Hagi’nin yükselişi 22 yaşına kadar böyle sürerken, düşman kardeşler, Nicu ve Valentin çok ilginç bir olayla karşı karşıya geldi.

Tek maçlık transfer

1985/86 sezonunu şampiyon tamamlayan Steaua Bükreş, Avrupa’da da fırtına gibi esiyordu. Şimdiki adı Şampiyonlar Ligi olan Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupasında statü gereği eleme usulü ilerleyen Bükreş Ordusunun takımı, Başkan Valentin’le birlikte adını finale kadar yazdırmayı başardı. Finalde kadrosunda Bernd Schuster ve Steve Archibald gibi iki yıldızı bulunduran Barcelona ile karşılaştı. 90 dakikası ve uzatmaları 0-0 tamamlanan finali Bükreş ekibi penaltı atışları ile kazandı ve tarihte bunu başaran ilk Romanyalı takım oldu. Çavuşesku yönetimi bu kupayı bir de Süper Kupa ile Avrupa’nın en prestijli kentinde, “artık vadesi doluyor” denilen Romanya’nın nasıl ayakta olduğunu ispatlamak istercesine bayrağını dalgalandırmak için taçlandırmayı amaçlıyordu. İşte bu doğrultuda Valentin’in aklına bir plan geldi; Sadece 1 maçlık, kardeşi Nicu’nun takımından Hagi’yi alacak ve oynatacaktı. Bu hem kardeşine karşı kuracağı bir üstünlük olacak hem de saha içerisinde büyük bir artı sağlayacaktı. Valentin arkasına amcası General Ilie’yi de alarak Hagi’yi önce orduya sivil bir görevle atadı. Bu aynı zamanda Hagi’nin artık Steaua Bükreş forması giymesi anlamına da geliyordu. Prosedür böylece tamamlandı. 24 Şubat 1987 yılında Monaco II. Louis Stadı’nda oynanacak olan maçta Steaua Bükreş’in 10 numarası; Gheorghe Hagi olacaktı.

hagi 8

Her şeyi değiştiren gol

Maç başladı. Hagi 10 numaralı forması ile henüz 22 yaşında bir yıldız olarak sahada koşturuyordu. Bir hayali gerçek olmuştu. 9 yaşında Köstence sokaklarında kendisini kaleye hapsettiklerine çıkardığı isyan ve serdiği gol leşleri ile bu günlere gelmeyi hedefliyordu. O gün gelip çatmış hem de bir final maçıyla gerçeğe dönmüştü. İlk 44 dakika 0-0 geçildikten sonra Hagi kendi yarı sahasından bir taç kullandı. Talih dönmeye başlamıştı…

Taç atışında top önce savunmaya oradan da Lucian Balan’a geldi. Balan orta alanda Bölöni ile şık bir duvar pası yaptı. Bölöni rakip yarı alanın ortasında önüne aldığı topu bekletmeden Tudorel Stoica’nin önüne indirdi. Stoica süratle ceza alanına girmek istiyordu ki Pavel Yakovenko tarafından ceza alanı ön çizgisinde yere düşürüldü. Hakem hiç düşünmeden faul kararını verdi. Topun başında Balan, Bölöni ve Lacatuş vardı. Arkadan Hagi göründü. Önce Lacatuş ayrıldı topun başından. Ardından Balan yavaş yavaş uzaklaştı. Bölöni ve Hagi kısa bir konuşma yaptı. Hagi iyice gerilmişti. Hakem barajı durması gereken yere çekerken Bölöni de topu tamamen Hagi’ye bıraktı. Hagi topa doğru geldi ancak durdu. Hakem henüz düdüğünü çalmamıştı. 22 yaşındaki genç yıldızın kalp atışları gittikçe yükseldi. Heyecanı kontrolünden çıkmış, bir an önce sonuca ulaşmak istiyordu. Yeniden geri çekildi. Hakem kısa ve keskin bir şekilde düdüğünü çaldı. Hagi hızla geldi ve sol ayağının üstüyle sert bir şut çıkardı. Şut kötüydü. Barajın kendisine göre sağ tarafında duran 7. futbolcu yanındaki ile neredeyse 1 kişilik boşluk bırakmıştı. Hagi topu buradan geçirmeyi düşünmüş ancak top barajdaki Kiev’li oyuncuya çarpmıştı. Bazen kötü şeyler sizi iyi sonuca götürecek olan araçlar olabilir. Kötü şut, bir de baraja çarpında kaleci Victor Chanov’u yanılttı. Chanov kucağına gelmesini beklediği topun yön değiştirmesi ile ne olduğunu anlayamadı ve II. Louis Stadı’nın skor tabelası değişti: Steaua Bükreş: 1 – Dinamo Kiev: 0. Tribünler ve Romanyalı spiker bağırıyordu: Haaaaagiiiiiiiii.

İki ölü bir yıldız

Steaua Bükreş o gün 1 maçlık transferi Hagi’nin attığı golle Dinamo Kiev’i yendi ve Süper Kupa’nın sahibi oldu. Valentin Çavuşesku onu bir daha hiç bırakmadı. Hagi 1990 yılına kadar Steaua Bükreş forması giydi. Çavuşesku ailesi onun başka bir takıma gitmesine izin vermediler. Ta ki 1989 yılının Aralık ayında çıkan isyan sonucu hükümetleri devrilene kadar. Nikolay Çavuşesku ve eşi 25 Aralık 1989 gecesi ülkeden kaçmaya çalışırken ordu tarafından yakalanarak tutuklandılar. Canlı yayında sorgulandılar ve 2 saatlik sorgunun ardından bir duvar dibinde askerler tarafından kurşuna dizilerek öldürüldüler. Ölü bedenleri tüm Romanya ve dünyaya televizyonlar aracılığı ile gösterildi, halk bu gelişmeyi sokaklara dökülerek kutladı. Hagi ise birkaç ay sonra 4 milyon dolar karşılığında Real Madrid’e transfer olarak ülkeden ayrıldı.

“Cüret etmek, başarmaktır”
Bir Greek özdeyişi.

Fotoğraf: Saycan Sayım

Previous:

İşleyen demir pas mı tutacak?

o_f_c_barcelona_la_historia-4093495

Next:

Siyah

You may also like

  • will grigg foto
    15 Haz

    Will Grigg’s on fire

    Profil

    Kuzey İrlanda tarihinde ilk kez katıldığı Avrupa Şampiyonası’nda ilk maçına Polonya karşısında çıktı. 90 dakika ...

  • Bildnummer: 10600527  Datum: 17.05.2012  Copyright: imago/Christian Schroedter
Kevin Pannewitz (VFL Wolfsburg) - Testspiel VFL Wolfsburg vs. Blau Weiss Neuenhofe auf dem Sportplatz Neuenhofe - Einzelbild,Aktion,17.05.2012,Deutschland,Fußball,Mann,Määnner ; Fussball Ger Testspiel 2011 2012 xdp x0x 2012 quer Test Fußball VFL Wolfsburg Mann Männer Neuenhofe 

Image number 10600527 date 17 05 2012 Copyright imago Christian Schroedter Kevin Panne joke VfL Wolfsburg try out VfL Wolfsburg vs Blue White  on the Sports field  Single Action shot 17 05 2012 Germany Football Man  Football ger try out 2011 2012  x0x 2012 horizontal trial Football VfL Wolfsburg Man Men
    04 Ağu

    Çöpe giden yetenek

    Profil

    Yaşıtları okul takımında olmanın havasını atarken o Hansa Rostock’a transfer olmuştu. Magath’ın bile göbeğini eritemediği Kevin Pannewitz, ...

  • 000_DV1454487
    24 Nis

    Görüşmek üzere güzel adam…

    Profil

    Onunkisi bir Yeşilçam hikâyesi gibiydi. Yırtık kotlu, kirli sakallı, abartılı gülüşlü Alman, takım elbiseli meslektaşlarına ...

  • kapak
    03 Nis

    Henrik Larsson ve onun bitmeyen hikâyesi

    Profil

    İsveç tarihinin en büyük futbolcularından bir tanesi olan Henrik Larsson bitti denilirken başlayan bir futbol ...

Yorum Yap