Önder Özen’le Türkiye’de teknik adamlık

17 Ekim of 2012

Röportaj: İlker Yılmaz

ilkeryilmaz@hayatimfutbol.com | twitter.com/ilkeryilmazz

 

Türkiye Milli Takımı, aldığı Dünya Kupası’na gitme umutlarını oldukça azalttı. Memleket Abdullah Avcı’nın ve Türk teknik direktörlerin kalitesini tartışmaya başladı. Fenerbahçe’de uzun yıllar çalışmış, sarı-lacivertli takımın Avrupa’daki en büyük başarısında Zico’nun yanında yardımcı antrenör olarak bulunmuş, ardından Hacettepe ve Bugsaşspor’da birinci adamlığa soyunmuş olan Önder Özen’le altyapıları, neden oyuncu yetiştiremediğimizi ve antrenörlerin sorunlarına dair bir söyleşi gerçekleştirdik. Ortaya dikkatle ve özenle okunması gereken tespitler çıktı.

Türkiye’de antrenörler altyapılardan oyuncu çıkaramıyor. Bunun sebepleri nelerdir?

Bu sadece hocaların sorunu değil. Bundan 7-8 sene evvel Antalya’da milli takımlar için seçme yapıldı. Avrupa’dan 2 takım geldi. Türkiye Futbol Federasyonu’nun bölge müdürlüklerinden takımlar geldi. Adana, Antalya, Diyarbakır, Trabzon, Sakarya gibi her yerden karma takımlar geldi. Slogan da şuydu; 70 milyonda 70 genç… Bu oyuncular ümit milli takımın deposunu oluşturacaktı. Yanlış hatırlamıyorsam oradan 11 veya 12 bölge karmasından akılda kalan oyuncular Mehmet Batdal, Ferhat Çökmüş, Deniz Yılmaz bir de Selçuk İnan. Orada akılda kalan oyuncu yoktu. Onlardan da bir tanesi uluslar arası seviyede bir oyuncu oldu. Ama Marco Aurelio Türk vatandaşı oldu, milli takıma çağırıldı. Ben o zaman dedim ki kaldı 69. 70 milyonda 70 genç bulunacak diye bir slogan vardı ya, Kimseyi bulamadık Marco’yu bulduk. Onu da bulduğumuzda 30’lu yaşlardaydı.

Antrenörün eline yağmur gibi oyuncu geliyor da yetiştiremiyor değil. Kısıtlı sayıda yetenek gelebiliyor. 100 kişilik bir gruptan 1 tane ligde oynayabilecek oyuncu geliyor. Bu Gaus üçgeni gibidir. Yani tepede 1 tane vardır, tabanda 100 tane vardır. Altyapıdaki antrenörün oyuncu çıkaramamasında şu sorunları vardır;

1-Antrenörün çalışma metodu olmamasıdır.

2-Antrenörün elindeki olanakları yetersizdir.

3-Türkiye’deki eğitim sistemi futbola uyuşmamasıdır. (Türkiye’deki eğitim sistemde oyuncunun dönüşüm sürelerinde karşısına sınavlar çıkıyor. Futbol eğitimiyle okul eğitimini bir arada götüremiyoruz.)

4-Genç, yetenekli oyuncuları yarıştıracak doğru mecralar bulunamamasıdır.

Akademi ligleri kuruluyor?

Akademi liglerinin kurulması güzel, iyi bir adım ama yeterli değil. Dönüşüm dönemi; ilk ergenlik, son ergenlik ve profesyonelliğe geçiş aşaması. Buralar sorunlu yaşlar. 3. Lig’de yaş sınırı var. Oyuncu geliyor kendi yaşıtlarıyla rekabet ediyor. Formayı almak için kendini adamasına gerek yok. Büyük bir oyuncunun üstünden geçmesi gerekmiyor, kendi yaşıtını geçmesi gerekiyor. Yaşıtından daha iyiyse tamamdır 3. Lig’de.

O zaman bu yaş sınırının gençlerin önünü açtığını mantığı yanlış. Rekabeti öldürüyor.

Bu kararın mantıkla alakası yok.

Türkiye’deki antrenör sayısı Fransa’da, İspanya’da, Almanya’ya kıyasla az sayıda. Sizce yeterli mi, bu sayının artması gerekir mi?

15000 tane antrenör var. Burada önemli olan nicelik değil nitelik. Antrenörlerin arasında nicelik problemi yok, nitelik problemi var. 15000 tane antrenör olacağına 1500 tane nitelikli antrenör olsun.

Antrenör yeterliliğini engelleyen sebepler neler?

1-Antrenörün kendisi. Adanmışlık seviyesi düşük. İki kelimeyi okumayı zahmet sayıyor. Bir kurs bitirdiğinde her şeyi bildiğini sanıyor. Metoda bağlı çalışmıyor, doğaçlama çalışıyor. Futbolcunun da böyle bir sorunu var. Metoda bağlı değil, doğaçlama oynuyor. Antrenör antrenmana hazır gelmiyor. O gün aklına ne gelirse onu çalıştırıyor. Gelişmeyi tercih etmiyor, oldum zannediyor.

2- Kulüp antrenörüne yatırım yapmıyor, futbolcuya yapıyor. Ama futbolcunun sadece iş gücüne, kas gücüne yatırım yapıyor. Oyuncunun geleceğine değil, bugününe yatırım yapıyor. O yüzden antrenör gelişmiyor.

3- Hizmet içi eğitim. Bu çok önemli bir mesele. Hizmet içi eğitimin devamı için A lisans, B lisans antrenörler iki senede 1 gün bir takım merkezlerde toplanıyorlar, parasını ödüyorlar. O eğitimin kalitesi sorgulanabilir. Katılım tam, herkes kayıt yaptırıyor ama boş geçiyor. Bununla beraber burada bir şey öğrendin mi, dinledin mi, bunu kimse sorgulamıyor. TÜFAD’ın sorguladığı şey antrenör katılım belgesini yatırdı mı yatırmadı mı?

4- Gelişmek isteyen insanların önünde büyük hedefler vardır. Antrenörün önündeki hedefler açık değil. Kaç antrenör büyük kulüplerden birinin teknik direktörlük hayalini kurabiliyor? Kaç kişi ülke dışında çalışmanın hayalini kurabiliyor? Kaç kişi milli takımlarda çalışmanın hayalini kurabiliyor? Birçoğu için bunun hayalini bile kurmak yasak gibi neredeyse. Milli takımın 3 tane hocası var; Fatih Terim, Mustafa Denizli, Şenol Güneş. Süper Lig’de 25 kişi var. PTT 1. Lig’de 30 kişi var. Spor Toto 2. Lig’de 70 kişi var. Onların arasında dolanıyoruz. Her yerin hocası belli. Bu antrenörün hayal kurmasını engelliyor. Bucaspor’u Süper Lig’e taşıyan hocayı takımın başından gönderip, Süper Lig’de çalışan hocayı getiriyorsun. Kasımpaşa Süper Lig’e çıkıyor, 3-5 maç sonra kendisini lige çıkaran ile devam etmiyor, başkasını getiriyor. Tepecik 3. Lig’den 2. Lige çıkıyor kendisini şampiyon yapan 30 yaşındaki gencecik antrenörle devam etmiyor. Daha evvel o ligde çalışmış tecrübeli antrenör getiriyor. Peki bu antrenör nasıl hayal kuracak, neyin hayalini kuracak, neyi başaracağına inanacak? Ligler arasında geçiş çok kolay görülmüyor, açık bir hedef değil. Öyle olmadığı zaman adanmışlık süresi düşüyor. Hoca ‘Artık ben bu ligin hocası oldum’ diyor.

onder-ozen

Oyuncu yetiştirme konusunda üst yapıdaki teknik direktörün katkısı ne kadar?

Oyuncunun yetiştirilmesi altyapıdaki antrenörlere ait ama oyuncuyu üst düzey yarıştırılabilecek yeteneklere kavuşturmak üst yapıdaki teknik direktöre ait. Bu yetiştirmenin sonraki ayağı. Altyapıda yetenek seçimi diye bir uzmanlık alanı var, onlar orada çalışmalı. Sonra yeteneğin eğitimi var, onlar altyapıda çalışmalı. Sonra yeteneği yarışma koşullarına adapte etme fonksiyonu var, bu teknik direktörlerin işi.

Teknik direktörler çok fazla ilgilenmiyor mu gençlerle. Alt yapıda şampiyonluk kazanan, oldukça başarılı olan oyuncular var ama profesyonel takımda oynayamıyorlar.

Yetenekli oyuncular var ama A takım teknik direktöründen beklenen o hafta işi görmesi. O hafta işi gördükten sonra ondan beklenen sonraki hafta işi görmesi. Teknik direktörlerin hayatı haftalık. Bu düşüncede olan insanlar teknik direktörler değil, yöneticilerin kredisi antrenöre bu kadar. Antrenör de doğal olarak kendisine maç kazandıran olgun oyuncularla devam ediyor.

Kendisine sunulan zaman yeterli değildir. Çoğu teknik direktör kendisine sunulan zamanı yeterli bulmaz, hep zaman ister. Sezon başında bize 6 hafta süre verin diyor. Altı hafta geçiyor bize devre sonuna kadar süre verin diyor. Böyle süre isteyenler haksız. Ama bir de bir planı, bir projesi, bir metodu olan teknik direktörler var. Onlar daha vizyoner teknik direktörler. Onlar süre istemekte haklı. Ama kimse vermiyor, ben verene rastlamadım.

Abdullah Avcı’nın 4 maç sonunda pek de başarılı olduğunu söyleyemeyiz. Büyük ihtimalle de Dünya Kupası’na gidemeyeceğiz ama Abdullah Avcı ortaya bir vizyon koyuyor. 

Milli Takımın sorunu Dünya Kupası’na gidip, gidememek değil. Eğer gidiyor olsaydık sorunsuz bir futbol atmosferinden söz edebilir miydik? Kendimize bunu sormalıyız. Gidemediğimizde de sorun teknik adam mıdır? Bunu da kendimize sormalıyız.

Milli Takım Teknik Direktörüne ne sundu bizim liglerimiz? Oyuncu kalitesi olarak ne verdik? Nasıl bir havuz teslim ettik? Burada sadece milli takım teknik direktörünü sorgulamak doğru olmaz. Milli Takım oyuncusu maçta çok temel bir hata yaptı, onun kulübü yok mu? Altyapı antrenörü yok mu? Milli takımın başarısından veya başarısızlığından sadece milli takım antrenörü değil, herkes sorumludur. Hollanda bir ekol olduysa herkes bunu Rinus Michels’e bağlıyor ama Hollanda da gerçekten doğru çalışan bir futbol olmasaydı Rinus Michels ne yapabilir?

İtalyan hocaların Coverciano adında eğitim aldıkları bir yer var. PSG’de Ancelotti, Zenit’te Spalletti, Manchester City’de Mancini, Chelsea’de Di Matteo çalışıyor. Para babaları takımlarını İtalyan hocalara teslim ediyor.

Çoğu kişi İtalya’daki futbola burun kıvırır ama her şey orada bitmiş. Bir yabancı antrenörün orada başarılı olma şansı çok zayıf. Çünkü her şeyin yapılmışı var. Dışarıdan oraya rüzgar yaparak girmek çok zor. O yüzden Fatih Terim çok başarılı. Oraya tercih edilmesi ayrı başarı, Fiorentina’da yaptıkları daha ayrı bir başarı. Kompakt oynamanın, alan savunması oynamanın, pas oyunu oynamanın, kontra atak takımı yaratmanın, vs hepsinin yapılmışı var. O yüzden dünyada antrenör kalitesi anlamında 1 numaralı ülke İtalya’dır. Bir tane İngiliz antrenörü dışarıda göremezsiniz. İngilizler de kendi en baba takımlarını başkalarına verir. Abramovic’in Chelsea’sinde bir tane İngiliz çalıştırmadı. İsrailli Avram Grant, Brezilyalı Scolari, Hollandalı Hiddink, Portekizli Villas Boas ve Jose Mourinho, İtalyan Ranieri ve Di Matteo gibi isimler çalıştı ama İngiliz çalışmadı, yok çünkü. Manchester United’da Alex Ferguson ayrı bir örnek.  Avrupalılaşmış bir Britanyalı.

DSCN0485

Previous:

Kartal’ın Panzeri: Roberto Hilbert

kapak2

Next:

Ezgi Çağlar: Kadının yeri neyse kadın futbolu da o

You may also like

Yorum Yap