Oyuncular gelir geçer…

15 Mayıs of 2015

1946’daki La Liga şampiyonluğu? 2006, 2007 ve 2014’te kazanılan Avrupa Ligi? Sonuncusu 2010’da gelen 5 Copa del Rey zaferi? Sevilla’nın başına gelen en güzel şey nedir diye herhangi bir Sevilla taraftarına sorsanız muhtemelen hiçbiri değil diyecektir. Cevap mı? Monchi

 

Yazar: Emre Çelik

emrecelik@hayatimfutbol.com | twitter.com/_ecelik

Sevilla, sayıları oldukça az olan La Liga şampiyonları listesine tek zaferle girmeyi başarsa da, 1990’ların başındaki birkaç seneyi ve 2003 sonrasını bir kenara koyarsak, Endülüs ekibi için sıradan bir İspanyol takımı tanımlamasında bulunmak çok da yanlış olmaz. Her ne kadar hafızalarımızda son 10 senede çizilen grafikten dolayı “İspanya’nın köklü ve başarılı kulüplerinden biri” tanımı kalsa da Sevilla’nın kazandığı 11 şampiyonluk kupasının (Liga Segunda şampiyonlukları ve gayri resmi turnuvalar hariç) 7’si son 10 senelik periyotta kazanıldı. 1990’ların başında Davor Suker, Diego Armando Maradona, Diego Simeone, Juan Carlos Unzue gibi isimlerden oluşan takım adından söz ettirip Avrupa potasını istikrarlı şekilde zorladı ama özellikle 1995 sonrası bu başarıyı devam ettirmek adına yapılan şuursuzca transferlerin ardından kulüp tam anlamıyla kumbaranın dibini gördü. Zaten Sevilla’nın son dönemdeki başarısını daha da süsleyen faktör, Endülüs ekibinin 1997-2001 yılları arasındaki dört sezonun üçünde Liga Adelante’de yer alması oldu.

2002’de lige döndükten sonra bir anda çok farklı bir kimliğe bürünerek yavaş yavaş zirveyi zorlayan ve Avrupa arenasında da adından fazlasıyla söz ettiren Sevilla için güzel günler tam anlamıyla o buhran yıllarında başladı. Sevilla adına devrimi başlatan ve günümüze kadar sürdüren isim ise 1990-2000 yılları arası kulübün formasını giyen, özellikle son yıllarında takımın çöküşüne rağmen gemiyi terk etmeyip taraftar nezdinde de “vefalı oyuncu” olmasından dolayı çok sevilen Ramón Rodríguez Verdejo’dan, yani Monchi’den, başkası değildi.

Dani Alves, Sevilla’ya sadece 550 bin euro bonservis bedeliyle gelmişti.

Dani Alves, Sevilla’ya sadece 550 bin euro bonservis bedeliyle gelmişti.

Küllerinden doğan kulüp

“Başka bir opsiyonumuz yoktu. Mecburen altyapıya yönelecektik. Fakat altyapının da tek başına bizi kurtarmayacağını biliyorduk” sözleriyle o günleri açıklayan Monchi, 2000’de sportif direktörlüğe getirilir getirilmez aslında küresel futbol dünyasında neredeyse herkesin bildiği ama uygulamaya koymakta çok nadir isimlerin başarılı olduğu bir sistemi Sevilla’da uygulamaya geçirdi: Mücadeleci ve üretken bir altyapı; gençlere şans veren bir hoca; ismini henüz kimsenin duymadığı potansiyel yıldız transferleri. Monchi’nin yerleştirdiği sistemle ilk 4 senede altyapıdan tam 12 oyuncu as takımda forma şansı bulurken Dani Alves, Josep Lluís Martí, Julio Baptista, Adriano, Renato başta olmak üzere Sevilla ile tarih yazacak birçok kelepir isim takıma dâhil oldu.

Sistem basitti: “Bizde hoca, oyuncu ismiyle gelmez. Gelse bile hocamız istiyor diye o oyuncuyu almayız. Teknik direktör bize takviye istediği bölgeyi ve oyuncuda olmasını istediği özellikleri belirtir. Elimizdeki veri tabanından bu tip oyuncuları eleriz. Elemenin ardından da maliyeti, kişiliği ve benzeri özelliklerden bir eleme daha yapar ve alacağımız ismi seçeriz.” Önce Caparros, ardından da Juande Ramos takviye istediği bölgelerin listesini veriyor; Monchi de nokta atışlarıyla “doğru oyuncuları” bularak adeta Sevilla’yı baştan yaratıyordu. Monchi elbette %100 isabetle seçim yapmıyordu. Aksine yılda ortalama 8 transfer yapıp her yıl iki oyuncuyu tutturuyordu. Fakat Dani Alves, Josep Lluís Martí, Julio Baptista, Adriano, Renato beşlisine yaklaşık olarak sadece 6 milyon avroluk bonservis ödemesi (4 yılda transfere yaklaşık olarak sadece 12,5 milyon avro harcadı) ve tutmayan isimleri zarar etmeden kolaylıkla elden çıkarabilmesi Monchi’nin yıldızını parlatmaya devam etti.

Gün geçtikçe artan ve sayıları 2007 itibariyle 700’ü bulacak olan gönüllü scout’ları kurt direktör için bilgileri toplayıp Monchi’ye iletiyor; Monchi’nin yönettiği Sevilla’da çalışan çekirdek ekip de yılı iki farklı periyoda bölüp bu isimleri özelliklerine göre sınıflandırıyordu. Bu ekip bir sezon 11 kişi oldu, diğer sezon 17 kişi oldu, öteki sezon 15 kişiden oluştu. Hakeza gönüllü scout’ların da sayısı sezondan sezona değişti ama sistem 15 yıl boyunca neredeyse hep aynı kaldı. Sevilla’nın yükselen grafiği de dolayısıyla devam etti. Bugün anca parmaklıklar arasından Sevilla’yı takip edebilen dönemin başkanı Jose Maria del Nido, 2005’te Monchi için “Dünyanın en iyi futbol direktörü değil. Evrenin en iyisi” derken ya da Marca, 2005/06 sezonunu başında “Real Madrid, Monchi ve ekibini istiyor” derken birçok insan daha olayın ciddiyetini kavrayamamıştı ama 2006’da kazanılan UEFA Kupası, doğru ve istikrarlı bir yapılanma ile aslında kısa süre içerisinde nelerin kazanılabileceğini kanıtladı. Elbette Monchi’nin başarısını da…

Sevilla’nın 2000’lerin başında küllerinden doğarak elde ettiği şaşırtıcı başarısını özel kılan faktör ise hiç şüphesiz tek nesli kapsayan bir proje takımı olmaktan ziyade tıkır tıkır çalışan sürekli bir yeniden yapılanma sistemi üzerine kurulmuş olmasıydı. “Sevilla oyuncu satmak zorunda olan bir kulüp. Futbolda mucizelere yer yoktur ve en iyilerle mücadele etmek istiyorsanız sıra dışı oyunculardan kurulmuş son derece güçlü bir kadroya ihtiyacınız var. Evet satmak zorundayız ama çok iyi transferler yaparak ve güçlü bir altyapı takımına sahip olarak da güçlü bir kadroya sahip olabiliriz” diyordu Monchi. Çok iyi transfer yapmak sözleriyle aslında neyi kastettiğini ise UEFA Kupası zaferiyle sonuçlanacak 2005/06 sezonunun başında Sergio Ramos ve Júlio Baptista’yı yaklaşık 47 milyon euro kazanarak satıp yerlerine Luís Fabiano, Frédéric Kanouté, Enzo Maresca, Ivica Dragutinovic ve Julien Escudé’yi 23 milyon euro’ya alarak gösterdi. Aslında bu transferlerden dolayı Monchi o yaz “Sevilla çizgi mi değiştiriyor?” sorularına maruz kalmamış değildi. Ödenen para kulüp standartlarına göre çoktu. Dahası Frédéric Kanouté, Tottenham’da sıradan bir oyuncuydu. Luís Fabiano ise sezonu sadece üç golle kapatabilmişti. Ama Monchi bu sefer de 12’den vurmayı başarmıştı. Bu isimler, üst üste kazanılan Kupa 2 zaferlerinde kadronun çekirdeğini oluşturdu. Dahası Sevilla, 2006/07 sezonunun 33’üncü haftasında Real Madrid’i çok şanssız biçimde elinden kaçırmasa şampiyon bile olabilirdi.

653981-21792445-1600-900

Parayı bulunca sapıtmak

Monchi “Kötü transfer yoktur. Bir oyuncunun performansı birçok parametreye bağlıdır. Kanoute’nin sezon ortalaması 7 goldü. Fabiano’nun sadece 3 golü vardı. Palop, Valencia’da 11’e giremiyordu. Fakat bu isimleri daha önceki kulüplerinden beri takip ediyorduk. Yine de oyuncu başarısız olabilir. Kone örneğinde olduğu gibi. Hiç faydalanamadık ama Levante’de 17 gol atmayı başardı. Acosta’da çok yetenekli olmasına rağmen Sevilla’da isteneni veremedi. Fakat önemli olan doğru metodu terk etmemek” dese de Sevilla adına 2009-2013 yılları arası kayıp sezonlar olarak geçti. Bunun en büyük sebebi artık Şampiyonlar Ligi seviyesinde kabul gören Sevilla’nın hiç alışık olmadığı kadar kesenin ağzını açması ama buna rağmen transferde isabet sağlayamamasıydı. Bir nevi Monchi ve Sevilla ‘doğru metodu’ terk etmeye başlamıştı. Dahası Caparros ile başlayan ve Juande Ramos ile devam eden doğru hoca-doğru ekip eşleşmesi de bozuldu. Her ne kadar Monchi, “Konu paraya gelince en zengin kulüplerle mücadele edemeyiz. Çıkıp tek bir oyuncuya 30 milyon euro ödeyemeyiz. Bizim için başka bir opsiyon söz konusu. ‘Oyuncu satan takım’ profilini kabul etmemiz lazım. Fakat şu da var. UEFA şampiyonlukları olmadan, üst tarafla mücadele etmeden transfer piyasasında yaptıklarımız hiçbir anlam ifade etmez” dese de “Şampiyonlar Ligi” kulüplüğüne soyunarak isim başına yaklaşık 7 milyon euro ödeyip her sezon aynı sayılarda oyuncu takviyesi yapması takımın gidişatına ciddi bir darbe vurdu.

Aslında bugün bile Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi’nin profillerine baktığımızda Devler Ligi için ilk 8’in çok ayrı bir seviyede olduğunu görmek mümkün. Rus sermayesini umarsızca harcayan Zenit, Arapların desteğini aldıktan sonra yıllardır “o sene bu sene” diyen Manchester City gibi kulüpler bile neredeyse sınırsız kaynaklarına rağmen hâlâ elitler arasına girmeyi başaramadı. Kaldı ki Sevilla’nın sınırsız kaynaklara sahip olmak gibi bir durumu da söz konusu değildi. Uzun yıllar bu kulüplerin arasında yer almasına rağmen Benitez sonrası bocalayan ve konumunu kaybeden Liverpool örneği de “iyi bir maddi duruma rağmen elitler arasında kalmak için hata payı lüksü olmadığını” açıkça gösteriyor. Söz konusu Avrupa mücadelesi olduğunda genellikle küçümsenen Avrupa Ligi’ne bile bakıldığında özellikle çeyrek finalden itibaren kalan sekiz takımın maddi ve kalite olarak seviyeleri değerlendirildiğinde Avrupa Kupası kazanmanın aslında hiç de kolay olmadığı, dahası bu başarıyı kalıcı kılmak adına futbolcu isimlerinden ziyade bu sistemi çalıştıran ve idare eden doğru bir üst sistemin zorunluluğu daha da belirginleşiyor.

m12-2-2

Kişiler mi sistemler mi?

Nitekim Sevilla hem prestij olarak hem de sportif başarı olarak 2009-2013 yılları arasında ciddi bir kayba uğradı. Endülüs ekibinin bu süreçte yaptığı tek doğru hamle ise Sevilla’yı Sevilla yapan değerden vazgeçmemesi oldu. Jose Maria del Nido’nun hapse girdiği ve yönetim kademesinde ciddi bir değişimin yaşandığı, kulüp adına son derece buhranlı süreçte bile Monchi’nin idare ettiği futbol direktörlüğü ve scouting sistemine dokunulmadı. Kulübün kötü gidişine, hatta Monchi’nin “Sözleşmemin sona ermesine uzun yıllar olsa da yönetim beni başarısız bulur ve benden istifamı isterlerse karara saygı duyarım” sözlerine rağmen sistem muhafaza edildi. Aslında sırf bu bilgiler bile değerlendirildiğinde Emery’nin yönetiminde ve Rakitic’in başını çektiği oyuncu grubu ile 2014’te Torino’da Avrupa Ligi’nin kazanılmasında saha içi sergilenen performanstan ziyade aslında sistemin muhafazasıyla sağlanan istikrarda gizliydi. El Pais’ten Rafael Pineda Fajardo, 2013 Ağustos’ta köşesindeki “Sevilla özüne dönüyor” başlıklı yazısında “Endülüs ekibi eski formülünü hatırladı ve 78 milyon kâr ettikten sonra 32 milyon harcayıp 12 yeni ismi kadrosuna dâhil ederek yeniden yapılanma sürecine girdi” derken fazlasıyla haklıydı. Tek eksik parça transferde isabetti ve isabet elde edildiğini sezonun gidişatı açıkça gösterdi.

Tabii burada, özellikle dört senelik kötü gidişte, Monchi’nin başarısı ve profesyonelliğinin yanı sıra Sevilla sevgisini de vurgulamak şart. 10 yıl kulübün formasını giydikten sonra 15 yıllık futbol direktörlüğü boyunca başta Real Madrid olmak üzere birçok kalbur üstü takımı reddetti. İspanya Futbol Federasyonu, 2011’de Fernando Hierro’nun futbol direktörlüğünü bırakmasının ardından ilk Monchi’nin kapısını çaldı ama Monchi, “Sevilla’da mutluyum” diyerek teklifi reddetti. Monchi her defasında da profesyonelliğinin yanında Sevilla taraftarı olduğunu ve bu sayede işini daha da çok severek yaptığını belirtmekten çekinmedi.

Her ne kadar sistemin başarısı Sevilla’yı büyütse de sisteme yönelik doğru isimleri bulmak da bir o kadar önemli. Elbette oyunculardan ziyade teknik direktörün profili burada son derece kritik bir rol oynuyor.  Emery için de bu noktada Monchi adına bir diğer nokta atışı denebilir. İspanya’nın son dönemde taktiksel ve oyuncu yönetimi konularında en başarılı ismi olan; daha da önemlisi Rafa Benitez’in başlattığı “rotasyonsever” hoca ekolünden gelmesi Sevilla’da Monchi’nin oturttuğu sistemin kusursuzca işlemesini sağlıyor. Hem Emery’nin ayrıntılar sayesinde fark yaratan taktikleri ile saha içi başarıyı sağlıyor hem de yaklaşık 25 kişiyi kapsayan ve 20 kişinin aktif olarak forma giydiği sistem sayesinde son derece ucuz fiyatlara alınan oyuncuları fazlasıyla parlatma fırsatı buluyor.

“Neredeyse hiç bilinmeyen ve gelişimlerinin ortasındaki oyuncuları alıyoruz. Ardından da en iyi dönemlerini geçirirken onları satıyoruz. Kârlılık üzerine kurulu bir sistemimiz var fakat sportif olarak kazandıkça taraftarlarımız da giden isimlere rağmen bu sistemi kabul ediyor. Şu an için Unai Emery bana istediği oyuncu tipini söylüyor. Biz de ekiple çalışmaya başlıyoruz.” Tabii çalışmak da yetmiyor. Gidebilecek oyuncuları önceden kestirmek gerekiyor ki sistemi başarılı kılan en önemli unsurlardan birisi de bu. Yaklaşık üç hafta önce Onda Cero’ya “Vitolo, Krycho ya da Bacca sezon sonunda gidebilir. Fakat rahatız ve kendimize güveniyoruz. Bu tip durumlarda yapmamız gereken çalışmaları çoktan tamamlamış bulunuyoruz” diyen Monchi, bir başka röportajında da “Bazen oyuncuyu sattıktan sonra 1 saat içerisinde bile çoktan belirlediğimiz alternatife imza attırmış oluyoruz” sözlerini kullanmıştı. Hatta öyle ki son dönemde Milan ile adı geçen Unai Emery’nin yerine, Monchi resmen doğrulamasa da, her sene Rayo Vallecano’da ortalama 15 yeni oyuncuyla çalışan ve maddi sıkıntılara rağmen Madrid ekibine takdir toplayan futbol oynatmayı başaran Paco Jemez’in getirileceği şimdiden konuşuluyor.

Derginin yayınlanacağı gün Sevilla çok büyük bir aksilik olmazsa 4’üncü Avrupa Ligi finalini oynamaya hak kazanmış olacak. Kupa 2, bir kez daha Endülüs’e gelir mi bilinmez ama vasat ve krizle boğuşan bir ülkede durumu pek de iyi olmayan bir kulüp, doğru projenin istikrarlı uygulanmasıyla neler başarılabileceğini 15 yıldır kanıtlıyor. Monchi, 15 senedir Sevilla adına ciddi bir gelir, yıldız oyuncular, hepsinden daha da önemlisi kulüp kültürü ve kupalar yaratıyor. Rakipler adına ise ciddi şekilde izlenmesi ve araştırılması gereken bir örnek. Monchi’nin sözleşmesi 2017’de dolacak olsa da elbette Monchi ilelebet Sevilla’yı yönetmeye devam etmeyecek. Fakat sağlam temellerle kurduğu ve kolay kolay yıkılamayacak sistemi için ayrılırken, bir de kendi yeri için nokta atışı yaparsa La Giralda’nın önüne kocaman bir heykeli dikilecektir.

GOZTEPE - MKE ANKARAGUCU MACINI GOZTEPE 2 - 1 KAZANDI. MAC SONUNDA BUYUK SEVINC YASADI. (FOTOGRAF: MUSTAFA KOPRULU / IZMIR DHA)

Previous:

Tİ-MUR KOSOVALIII

unai_emery_sevilla_21012013

Next:

İstikrar abidesi

You may also like

Yorum Yap