Siyah

06 Şubat of 2015

Hagi’nin Steaua Bükreş, Romanya ve Galatasaray kariyeri başarı açısından ne kadar beyaz ise Real Madrid ve Barcelona kariyeri bir o kadar siyah. Peki bu kara sayfalarla dolu İspanya defterinin altında neler yatıyor?

Yazar: Emre Çelik

emrecelik@hayatimfutbol.com | twitter.com/_ecelik | 06.02.2015

“Futbol kariyerim boyunca kendimi hiç o maçtaki kadar çaresiz hissetmedim.” 2011’de yayın hayatına veda eden Don Balon’un son döneminde Gica Hagi ile yaptığı röportajda Rumen yıldız, 24 Mayıs 1989’da Camp Nou’da Milan’a karşı oynanan Şampiyon Kulüpler Kupası Finali’ni anlatmaya başlarken bu sözlerle girişi yapmıştı. Adeta bir dozer gibi önüne geçeni deviren, yarı final eşleşmesinde Real Madrid’i San Siro’da 5-0 mağlup eden Arrigo Sacchi’nin takımı, diğer yarı final eşleşmesinde Galatasaray’ı mağlup ederek finale çıkmaya hak kazanan Steaua Bükreş’i Gullit ve Van Basten’in ikişer golüyle tam 4-0 yenerek kupaya uzanıyordu. Hagi çaresiz kalmıştı ama en çaresiz haliyle bile dikkat çekmeyi başarmıştı. Tıpkı karşılaşmayı izleyen Real Madrid Başkanı Ramon Mendoza’nın dikkatini çektiği gibi. Bu maç, kısacası Hagi’ni Avrupa’ya açılmasını sağlayan kapı olacaktı. Hagi dikkatleri çekse de Çavuşesku rejiminden dolayı dönemin şartları Romanya’nın dışına çıkmasına pek izin vermiyordu ama Aralık 1989’da işler bir anda değişti ve Hagi de Avrupa’nın önemli ekipleri için “alınabilir” bir yıldıza dönüştü. Fakat ne Hagi’nin ne de Real Madrid’in doğru adımı atamamasından dolayı Hagi, İspanya kariyerine daha 1-0 geride başlayacaktı.

C planı?

Hagi Real Madrid’de geçirdiği iki sezonda 78 maça çıktı, 19 gol attı.

Hagi Real Madrid’de geçirdiği iki sezonda 78 maça çıktı, 19 gol attı.

Gica Hagi’ye ilk çağrı aslında Milan’dan gelmişti. Dönemin Avrupa’daki en iyisi, 1990’ın çeyreğinde Hagi’ye ulaştı ve İspanyol-İtalyan medyasına göre de ön sözleşme imzaladı. Milan, Hagi ile 1989/90 sezonu boyunca sakatlığından dolayı oynayamayan Ruud Gullit’in yerini doldurması için ideal isim olarak görüyordu. Fakat Mayıs ayına gelindiğinde Gullit büyük ölçüde iyileşmişti. Hagi, Gullit’i keser miydi bilinmez ama Milan, İspanyollara göre, Hagi’ye Hollandalı oyuncunun arkasında kalacağını açıkça bildirmişti. Hal böyle olunca Hagi de rotayı yeniden çizmek zorunda kaldı. Doğal olarak ikinci adam olmak istemiyordu. Mayıs 1989’da Hagi’ye hayran kalan Mendoza’nın Real Madrid’i de kendisini istiyordu. Mendoza’nın hedefi, kariyerlerinin son virajına giren La Quinta del Buitre’nin (Akbaba Beşlisi) üzerine inşa edilen takımın “yeni yıldızın” gelişiyle yeni bir sayfa açmasını sağlamaktı. Ve Mendoza, Mayıs ayının başında bu yeni ismin %99, Hagi olacağını “Büyük bir aksilik olmazsa çok kısa zaman içerisinde Hagi’ye imza attıracağız. Takımın yeni yıldızı Hagi olacak. Romanya’daki karışıklıktan dolayı henüz transferi bitirmedik ama her konuda anlaştık ve sadece imzalar kaldı” sözleriyle duyurdu. Aslında Real Madrid’in Hagi’ye imza attırması, Ramon Mendoza’nın dediği gibi tek bir transferden ibaret değildi. Bernd Schuster bu değişimde vazgeçilenlerden biriydi. Daha da önemlisi Akbaba Beşlisi’nin bir parçası olan Martín Vázquez de takıma veda ediyordu. Zaten Mendoza da açıkça değişimin başladığını belirtiyordu ama planlanmayan iki faktörden dolayı “yeni Real Madrid”, Hagi’nin etrafında kurulamayacaktı.

Mendoza deyim yerindeyse Hagi’yi takımında görmeyi deli gibi istiyordu. Hatta Hagi’yi elinden kaçırmamak için İtalya 90’dan önce anlaşmayı tamamladı. Kısacası bilinenin ve birçok yerde yazanın aksine Mendoza, Dünya Kupası’ndan önce planlarını çoktan Hagi’nin üzerine kurmuştu. Hatta bunu hocadan, ve kimilerine göre yönetimden, önce Akbaba Beşlisi ile paylaşmıştı. Hagi ile ilgilendiklerini ilk açıkladı gün, Akbaba Beşlisi’nin bir diğer parçası Michel de çıkıp Hagi’yi övmüş ve Rumen oyuncunun takımdaki herkese faydası dokunacağını açıklamıştı. Fakat Mendoza’nın ilk tercihi gerçekten Hagi miydi? Real Madrid cephesi Milan kadar dürüst olmayı başaramamış mıydı? Yönetimden biriyle konuştuğunu öne süren ama isim vermek istemeyen El Pais, Real Madrid’in önce Liverpoollu John Barnes’ı istediğini, fakat Barnes’ın transferinin imkânsız olduğunu anlayınca da Yugoslavya’nın genç yıldızları Dejan Savićević ile Robert Prosinečki’ye yöneldiğini yazıyordu. Bu iki ismin 1990/91 sezonunda kesinlikle Kızılyıldız’da kalacağı cevabı gelince de Real Madrid rotayı Gica Hagi’ye çevirmişti. Barnes ne kadar gerçekçi bilinmez ama Real Madrid’in 1991’de ilk fırsatta Robert Prosinečki’yi transfer edişi, El Pais’e konuşan “isimsiz yetkili”nin açıklamalarını büyük ölçüde doğrular nitelikte. Dahası birçoklarına göre teknik patron John Benjamin Toshack da kulübün “Bu transferin hocamızın onayı olmadan gerçekleşmesini düşünmek gerçekten inanılmaz” açıklamasına rağmen Hagi’yi pek de önemsemiyordu. Kısacası Real Madrid, hem Rumen oyuncuya hem de dışarıya “Hagi’nin önemli bir parçası olacağı yeni bir döneme giriliyor” imajı vermesine rağmen işin aslı pek de öyle değildi.

Nasıl başlarsan öyle devam eder 

Hagi, ortada sırada sağda somurtan.

Hagi, ortada sırada sağda somurtan.

Hagi, Real Madrid’deki ilk senesinde La Liga’daki 25 maça ilk 11’de başladı. Dahası 02 Mart 1990’da 1-0’lık Cadiz mağlubiyetiyle başlayan ve Real Madrid’in şampiyonluk yarışından tamamen kopmasına sebep olan 6 maçlık kazanamama serisi boyunca da 4 maç oynamamıştı. Bu seri boyunca takımın başında Alfredo di Stefano olsa da daha sezon başlamadan Real Madrid’de sorunlar başlamıştı. Castellon ile oynanan sezonun açılış maçından hemen önce El Periodico, “Real Madrid’in Fenerbahçe Teknik Direktörü Guus Hiddink ile temasa geçtiğini” yazdı; Toshack’ın basın toplantısında bu iddiaya cevabı “Bence harika bir hoca” oldu. Toshack aynı gün Martín Vázquez ve Schuster’in “eksikliklerinin farkında olduğunu ama daha fazla büyütülecek bir şey olmadığını” da belirtti. Hagi hakkında da “Bir oyuncu herhangi bir takıma geldiğinde takım için oynar. Takım o oyuncu için değil. Hagi’nin çok çalışması gerekiyor” diyerek daha ilk maçta okları Hagi’ye yönlendirdi. İşte bu anda da Hagi’nin içe kapanıklığı daha ağır biçimde devreye girdi.

Her futbolcu için mutlu olduğu bir ortamda bulunmak ve top koşturman önemliyken kimsenin antrenman yapmadığı saatlerde daha iyi düşünebildiğini ve bu sebeple tek başına çalışmaktan büyük keyif aldığını söyleyen Hagi için daha da önemliydi. Steaua’da 3 yıl boyunca Hagi’yle oda arkadaşlığı yapan Gabi Balint ve Miodrag Belodedici, (Hagi’nin transferinin ardından Anghel Iordănescu kaptan Balint’ten Hagi’nin yeni oda arkadaşı olmasını istiyor fakat Balint oda arkadaşı Belodedici’den ayrılmak istemeyince takımdaki tek üç kişilik ekip oluşuyor) Hagi için takım içindeki ve soyunma odasındaki aile ortamının en önemli şey olduğunu belirtenlerdeydi. Yeteneklerinden şüphe yoktu ama Steaua, Romanya ve Galatasaray kariyerleri ile Real Madrid-Barcelona kariyerlerinin siyah ve beyazı andırmasının altında yatan en önemli sebep de muhtemelen bu faktördü. Sezon devam ettikçe Toshack ile yaşanan problemlerden dolayı Akbaba Beşlisi her hafta Ramon Mendoza ile özel toplantılar yaparken muhtemelen kendini daha da dışlanmış hissetti. Daha sezon açılışında takım fotoğrafı çekilirken en kenarda sanki takıma ait değilmiş gibi durmasının üzerine tüm bu yaşananlar Hagi için terslik üzerine terslikten başka bir şey ifade etmiyordu. Bir de üzerine Toshack’ın gönderilişi eklenince resim iyice değişti. Di Stefano takımın başına gelir gelmez en azından sezonu kurtarmak için kendi eseri Akbaba Beşlisi’ne tutunarak çıkmaya çalışınca da Mendoza’nın “yeni dönem”, dolayısıyla Hagi planı tamamen sonlandı. Mendoza daha sezon bitmeden yazın yapılacak seçimler için “değişim” sözü verdi.

Baskı altında koca sezon

1990/91 sezonu bitmeden Real Madrid’de ana gündem resmen Hagi’nin geleceği olmuştu. 14 Nisan 1991’de Real Madrid, Hagi’nin de 1 gol attığı ve ilk sezonu boyunca birçoklarına göre en iyi futbolunu oynadığı maçta Valencia’yı 4-0 yenerken; O gün seçimleri kazanan Ramon Mendoza ofisindeki gazetecilere Hagi’nin akıbeti hakkında şakayla karışık “Şimdi işler karıştı. Ne yapacağımı bilmiyorum?” sözlerini sarf etti. Dahası Schuster’in gidişine imâda bulunarak “Evet, şimdi bana yapılan eleştirileri özlüyorum ama yakında bu eleştiriler yeniden başlayacak” diyerek pişmanlığını da dolaylı yoldan dile getirdi. Yine de tüm bu açıklamalara rağmen Mendoza, “adapte olamadığı için” eleştirinin merkezinde yer alan Hagi için El Pais’e göre teknik ekiple konuştu ve Hagi’nin bir sezon daha takımda kalmasını istedi. Dahası takım da Hagi’nin kalmasını istiyordu. Fakat öte yandan Mendoza sezon başlar başlamaz “şampiyon olunamadığı takdirde Hagi’nin takımdan kesin olarak ayrılacağını da” duyurdu.

1991/92 sezonunda sadece Real Madrid değil Hagi de Radomir Antić ile yeni bir sayfa açıyordu. Hagi bir önceki sezona kıyasla daha iyiydi. Belki de daha önemlisi artık gülüyordu. Antic, attığı bir golü kendisine adayan Hagi hakkında “Hagi hep benim yanımda olmak istiyor çünkü tekrar onun mutlu olmasını sağlayan benim. Hagi için bir teknik direktörden çok daha fazlasıyım, onun arkadaşıyım. Romanya’da Çavuşesku döneminde geçirdiği yılları çok iyi anlayabiliyorum. O dönemin ardından çıkıp başka bir ortama adapte olmak kolay değil. Ama büyük ölçüde atlattı ve futbol kariyerinde daha önce bu sezonki kadar mutlu olmadı” açıklamasını yaptı. Real Madrid ve Hagi adına her şey istenildiği gibi gidiyordu. Ta ki Aralık ayının ortasına kadar. Real Madrid, önce Real Zaragoza ile ardından da Oviedo ile berabere kaldıktan sonra yeni yılın ilk maçında Atletico Madrid’e 2-0 yenildi. Bu yenilgi aslında Real Madrid’in o sezon ligde aldığı ilk mağlubiyetti. Hatta Real Madrid derbiyi kazanamamasına rağmen 4 puan farkla zirvedeydi. Fakat aceleci Mendoza, Leo Beenhakker’i futbol direktörlüğü gibi bir rolle Antic’in başına atamayı düşündüğünü açıkladı; Atletico Madrid mağlubiyetinin ardından oynanan Osasuna maçının açık ara en iyisi Hagi’ydi. Biri orta sahadan olmak üzere iki gol atmıştı. Belki de Antic’i kurtarabilmek içindi ama Hagi’nin bu performansı yeterli olmadı. Bu maçtan iki hafta sonra Tenerife galibiyetine ve takımın zirvede olmasına rağmen Antic görevine veda etti. Tenerife, Hagi’nin Real Madrid kariyerinde en belirleyici faktör olarak ilk rolünü oynamıştı. Fakat son darbeyi henüz vurmamıştı.

Antic’in yerine Leo Beenhakker’in gelişiyle Hagi tekrar hüzünlü günlerine dönüş yaptı. Düzenli bir şekilde oynuyordu ama eleştiriler de artmıştı. Real Madrid son haftaya 1 puanlık avantajla lider girdi. Tenerife deplasmanında 2-0 öne de geçti. Hagi, Osasuna maçında Antic için yaptığını bu sefer kendisi için yaptı ve Real Madrid kariyerinin devam edebilmesi için Tenerife’ye bir de gol attı. Fakat Jorge Valdano’nun Tenerife’si maçı 2-0’dan 3-2’ye çevirince Real Madrid son hafta şampiyonluğu Barcelona’ya kaptırdı, Mendoza sözünü tutunca da Hagi’nin Real Madrid kariyeri sonlandı.

Kariyer planlaması önemli

Hagi Barcelona formasıyla 19 maçta 4 gole imza attı.

Hagi Barcelona formasıyla 19 maçta 4 gole imza attı.

Hagi’nin gözlerden uzak geçen Brescia macerasının ardından 1994 Dünya Kupası’nda sergilediği performans hem Real Madrid taraftarlarını “bizde bunun yarısını oynamadı” düşüncesiyle kızdırmış hem de Hagi’nin tekrar önemli kulüplerin radarına girmesini sağlamıştı. Hagi’nin transferi için Barcelona ve Tottenham diğer takımları ekarte etmeyi başarmıştı. Tottenham, Barça’nın verdiği paranın neredeyse 1,5 katını öneriyordu ama Cruyff, Hagi’yi ikna etmeyi başarmış; Hagi de “Paradan daha önemli şeyler var” diyerek Barcelona’yı tercih etmişti. Fakat Hagi’nin Barcelona kariyeri, Real Madrid’deki kariyerinin karbon kopyası olacaktı.

Real Madrid, Hagi transferinden önce Milan’a 4-0 kaybetmiş ve bir değişim arıyordu. Tıpkı 1994 Şampiyon Kulüpler Kupası Finali’nde Milan’a 4-0 kaybeden Barcelona gibi… Ramon Mendoza, Real Madrid tarihinde son derece önemli bir yere sahip olan fakat son demlerini yaşayan Akbaba Beşlisi döneminden Hagi ile çıkmayı düşünüyordu. Tıpkı kulüp tarihinin en önemli dönemlerinden biri olan “Rüya Takımı” sonrası Barcelona’yı kaldıracak isimlerden biri olarak Hagi’yi gören Cruyff gibi… Fakat Hagi, Real Madrid’de olduğu gibi Barcelona’da da kendini göstermesini sağlayacak o ortamı bulamadı. 1990-1994 döneminde İspanya’yı domine eden Barcelona paraşütsüz düşüyordu. İlk sezonunda sadece 21, ikinci sezonunda 28 maçta görev alabildi. Dahası Cruyff, Barcelona’yı tekrar ayağa kaldırabilmek için inadından vazgeçmeyip dizilimi bozmadıkça Hagi’nin saha içi pozisyonu neredeyse her maç değişiyor; bu durum da Hagi’yi daha da çaresizliğe itiyordu. Hagi yine çöken bir dönemle birlikte girdaba kapılmıştı. Öyle ki Popescu’nun gelişi bile Hagi’nin toparlanmasına yetmeyecekti. Yıllar sonra “Her maç oynayamasam bile çok özel bir dönemdi. Cruyff futbol tarihinin en yaratıcı hocalarından birisiydi. Orada çok oynamama rağmen iki sezon durmamın sebebi fikirlerini hep beğenmem ve sürekli yeni şeylerden konuşmasıydı. Ondan çok şey öğrendim ve onunla çalıştığım için çok memnunum” dese Cruyff ve fikirleri, Hagi için yaklaşık 15 sene sonra kuracağı futbol okulunda faydalanabileceği bir şeye dönüşmüştü. O dönem kariyerini sürdürebilmek için değil. Ve böylelikle 1996 yazında İspanya kariyerini tamamen noktaladı.

Kariyer konusunda yetenek bir yere kadar. Doğru zamanda doğru kulüpte olmak da en az yetenek kadar önem teşkil ediyor ve Hagi, konu İspanya’ya gelince bunu başaramayanlardan. Dışarıdan bakılınca sorumluluğun büyük bölümü Hagi’de değilmiş gibi görünüyor. Hem Real Madrid’de hem de Barcelona’da kurtarıcıymış gibi takıma katılması ama hiçbir zaman kurtarıcı gözüyle değerlendirilmemesi, Hagi’ye sarılanların Hagi’ye güvenmeyip çabucak vazgeçmesi… Hagi’nin hiç mi suçu yok? Fazlasıyla. Daha Real Madrid’e gelmeden önce “ilk plan” olmadığı yazılıp çizildi. Tıpkı Cruyff’un bizzat ikna etmesine rağmen imzayı atmadan önce Katalanların “Hagi mi?” dediği gibi. Dahası ikisi de büyük kulüplerdi ama Hagi’nin imza attığı senelerde iki kulüpte de “bir çağ kapanıyordu.” Hagi ise ya dönemin şartlarını değerlendiremedi ya da görmezden gelmek istedi. Hangisi olursa olsun şurası kesin; Marcel Gascón’un da Jot Down’da yazdığı gibi önemli olan gittiği en mütevazı takımda yaptıkları. Hem “Galatasaray ile Avrupa’yı fethetmek, Bayern ya da Juve ile bunu başarmaktan çok daha değerli değil mi?”

hagi 6

Previous:

Ne güzeldi senin adını bağırmak

Harry-Kane-kapak

Next:

Hurrikane!

You may also like

  • Harry-Kane-kapak
    20 Şub

    Hurrikane!

    Profil

    Yağmurun hiç eksik olmadığı Londra’da, bu sezon ortasından itibaren bir futbol kasırgası esiyor. Tüm İngiltere’yi ...

  • aykut kocaman kaqpak11
    03 Ara

    Çare mi çapa mı?

    Profil

    Her ne kadar Aziz Yıldırım devre arası soyunma odasına inerek tüm yaşananları perdeleme teşebbüsünde bulunsa ...

  • yasin-oztekin-galatasaray-karabukspor-stsl-05042015_1joibptsk77wa1vbob5cqkulxa
    10 Ağu

    Yasin Öztekin hakkında az bilinenler

    Profil

    Hamza Hamzaoğlu’nun gelişiyle birlikte çıkışa geçen Galatasaray önüne çıkan 3 kupayı da kazanmayı başardı. Sarı-kırmızılıların ...

  • kapak-gutendorf kimono
    10 Tem

    Gutendorf ile yörelerimiz yemeklerimiz

    Profil

    Ülkemizde her sene görevini değiştirerek Anadolu’nun çeşitli takımlarını çalıştıranhocalrı biliyorsunuz ama böylesini daha önce hiç ...

Yorum Yap