Taktik maktik yok, abra-kadabra!

11 Şubat of 2017

Afrika kıtasında büyü kadim bir gelenek. Muti, juju, vodoo.. Hepsi birer karanlık sanat. Bir Avrupa takımında fizyoterapist ne kadar normalse bir Afrika takımında juju yapan birini bulundurmak da o kadar normal.

 Yazar: Aslı Koç

twitter.com/asasinoykusu

 

Çoğumuz futbolun büyülü bir oyun olduğuna inanırız. Kendi içerisinde mistik dinamikleriyle öyledir de. Tapınak haline getirdiğimiz, ibadete gittiğimiz stadyumlarda çılgın galibiyetleri, mucizevi geri dönüşleri başka türlü açıklamayız. Büyük hezimetleri de çarpık bir kader olarak nitelendiririz çoğu zaman; top bizi sevmedi… Oyuncuları idolleştiririz, kimileri Tanrı’dır artık. Maradona’nın 1986 Dünya Kupası’nda İngiltere’ye attığı gol ancak bir Tanrı’nın eli olabilirdi çünkü. Boca Juniors taraftarları stadyumlarına “Boca dinim, Maradona Tanrım, La Bombonera kilisemdir” yazdıklarında bir nevi futbol tanrılarına teşekkür ediyorlardı.  (Boca es mi religion, Maradona es mi dios, La Bombonera es mi iglessia)

Uzaya roket gönderdiğimiz çağda, bilim ve spor bilimi bu kadar ilerlemişken, etrafta bu kadar yetenekli antrenör, bir kere canlı izlemek için ülkeden ülkeye gittiğimiz yüzlerce Euro verdiğimiz yıldız futbolcular varken, birbirinden çeşitli teknik taktik uygulamaları ile ağzımızın suları akarak izlediğimiz muhteşem maçlara tanık olurken, bazı toplumlarda din olarak görülen bu sporu neden sevdiğimize hepimizin mutlaka en az bir yanıtı vardır. Bilimsel ya da değil. Kamerun’un zaferiyle neticelenen 2017 Afrika Uluslar Kupası’nın sıcak gündeminden yola çıkarak Afrika’da futbolun ‘büyüsü’nü sorgulamamak elde değildi.

untitled

DOKTORLAR

Afrika kıtasında büyü kadim bir gelenek. Bir geleneğin parçası olarak da toplumun bunu göz ardı etmesi kolay değil. Kıtanın en çok ilgi duyulan sporu, çoğu zaman bir kurtuluş olarak görülen futboldan bu geleneği ayrı tutmak imkânsız. Muti, juju, vodoo.. Hepsi birer karanlık sanat. Bir Avrupa takımında fizyoterapist ne kadar normalse bir Afrika takımında juju yapan birini bulundurmak da o kadar normal. Öyle ki Türkçe olarak “büyü doktorları” (witchdoctors) diye çevirebileceğimiz bu uzmanlar çoğu Afrika ülkesinde takımlarda futbolculardan bile fazla para kazanıyorlar.

Sportif gelişim uzmanı Holger Obermann 1980 yılınlında Banjul’da FC Wallidan takımında antrenör olarak çalışıyordu. Büyünün bir Afrika geleneği olduğunu kabul etse de tüm bu Juju ile ilgili olayları görmezden gelmeyi ve inanmamayı seçmişti. Takımının Batı Afrika Uluslar Kupası’nda Sierra ile karşılaştığı maça kadar da planında başarılı olmuştu. Anılarını topladığı günlüğünde Obermann çok şeye hazırlıklı olduğunu ancak o akşam yaşadıklarını yine de tarif edemediğini söylüyor: “Büyücü, stadyuma giden dar yolda, yolun etrafına düzensiz aralıklarla saçılmış yeşil pudra gibi bir maddeyi işaret ediyordu, panik içerisindeydi. Birden yolda kara büyü olduğunu haykırmaya başladı ve takım da bu coşkuya eşlik etti. Herkes panik içerisindeydi. Oyuncular daha ileri gitmeyi reddettiler. Doğa üstü güçlere karşı gelecek kadar aptal olmadıklarını söylüyorlardı. Takım daha ileri gitmeyi reddediyordu.”

Takım stada varamazsa maça çıkamayacaktı. Obermann hızlıca hareket ederek oyuncuları bir otobüse bindirdi ve dar yoldan oldukça yüksek bir hızla stada vardıklarında maçın başlamasına birkaç dakika vardı. FC Wallidan maçı 2-0 kazanmıştı.

BÜYÜ AFRİKA FUTBOLUNUN KALBİNDE YER ALIYOR

Büyü, takım olmak, oyuncuların yetenekleri ya da teknik direktörün taktiksel başarısı ile ilgili bir kavram değil; gelenek ve batıl inançlarla ilgili. Birçok Afrika takımı futbolda kara büyü kullanıyor. Afrika Uluslar Kupası ya da Dünya Kupası gibi önemli organizasyonlarda takımlar jujuyu uygulayan kişileri kadrolarına kontratlı olarak, tıpkı bir futbolcu transfer eder gibi dahil ediyor. Büyü doktorları yanan bir ateşin etrafında kimi zaman rakibi etkisiz hale getirecek, kimi zaman kendi takım oyuncularının içlerindeki doğa üstü yetenekleri ortaya çıkartacak büyüler yapıyorlar. Pudra ya da sıvı formda hazırladıkları karışımları oyuncular ya yiyor ya da giyiyorlar, taraftarlar maçta yanlarında getiriyorlar ya da bunlar, maç öncesi sahaya yerleştiriliyor. Simon Kuper meşhur “Futbol Asla Sadece Futbol Değildir.” kitabında mutinin yapılışının çoğu zaman görülmeye değer bir manzara olduğunu söylüyor. “Takımın büyücüsü oyuncuların vücutlarını bir bıçakla çizer, oyuncular topun üstüne işerler, hayvanlar kesilir ya da ayakkabılara, formalara ya da soyunma odasının kapısına birtakım iksirler serpiştirilir. Bir kanat oyuncusunun daha hızlı koşması gerekiyorsa büyücü, bir sinek bile kurban edebilir.”

Zambia’da Profund Warriors uzun bir süreden beri kendi sahasında maç kaybetmiyordu. Bunun üzerine maç yapmak için gelen takımlar, soyunma odalarını kullanmayı bırakıp üzerlerini minibüste değiştirmeye başlamışlardı. Stada ise ana kapıdan değil, çitlerin üzerinden atlayarak giriyorlardı. Profund birdenbire kendi sahasındaki maçları kaybetmeye başlamıştı.

2008 Afrika Uluslar Kupası açılış maçında Gana taraftarları “şeytanları uzak tutmak” adına yapraklar ve sıvıdan oluşan bir juju pot taşıyorlardı. Gine taraftarları ise kilisedeki Pazar ayinlerinde ülkenin renkleri olan kırmızı, altın rengi ve yeşil renkleri giymişlerdi. Bunun amacı ise galibiyeti garantilemekti.

AFCON+head+coach+Reuters

Afrika Uluslar Kupası’nı kazanan Herve Renard

FUTBOL AFRİKA’NIN DÜNYAYI YENMESİ İÇİN TEK ŞANS

Afrika’da doğa üstü güçlere inanmak günlük yaşamın bir normali. Belki yüksek sesle dile getirilmiyor; ancak, mucizelerin açıklaması hep aynı oluyor. 2012 Afrika Uluslar Kupası’nı finalde Fildişi Sahili’ni yenen Zambiya kazandı. Takım kadrosunda bir doktor bulunuyordu. Final öncesi Zambiya takımı, 1993 yılında uçak kazasında ölen 18 vatandaşın “ruhunu çağırmak” için Gabon’da kazanın meydana geldiği alanı ziyaret etti.  Zambiya teknik direktörü Herve Renard tarihi zafer sonrası görünenden fazlasına inanmıştı. Maç sonrası yaptığı açıklama ilginçti: “Takım nereden geldiğini bilmediğim bir güç bulmuştu. Kupayı kazanmak güzel, ancak, bu benim taktik deham değildi.”

Bir Fildişi taraftarı ise bir anısında şöyle anlatıyor: “1992’de Fildişi Sahili ilk kez uluslar kupasında oynadı. O zamanki spor bakanı Gana’ya karşı olan mücadelede takıma avantaj sağlaması için neredeyse bir juju ordusu kiralamıştı. Sonrasında Bakan ödeme yapmadı, verdiği sözleri de tutmadı ve bu büyücüler ulusal takımı lanetledi. Milli takım, Savunma Bakanı Mouse Lidi Kouassi büyüyü yapan adamı bulup bozmasını istemeden önce 10 yıl boyunca süründü. 2002’de büyü bozulduğunda Fildişi Sahili ilk kez Dünya Kupası’na gidiyordu.” Dünya Kupası başladığında tüm Afrika bir süre TV ekranlarından neredeyse hiç ayrılmıyor. Futbol, Afrika’nın Dünyayı yenmesi için eline geçirdiği tek şans. Bu nedenle sonradan ortaya çıkan ve Savunma bakanının büyücülere Fildişi Cumhuriyeti ve Spor Bakanlığı içerisinde çalışmaya başlamaları için yaklaşık 2000 dolar önermesi haberi kimseyi rahatsız etmemişti. Didier Drogba, Yaya Toure, Kolo Toure, Gervinho gibi yıldızlarıyla Afrika futbolu içerisinde ilk sıralarda yer almalarına rağmen Fildişi taraftarları hala büyünün tam anlamı ile geçtiğine inanmıyorlar.

Juju bazen teknik, taktik ve disiplini bile neredeyse ikinci plana itmiş durumda. 2002 yılı Afrika Uluslar Kupası çeyrek final maçına Kamerun Teknik Direktörü Winnie Schafer, yardımcı antrenörü Thomas Nkono olmadan çıkmak zorundaydı. Çünkü maçtan hemen önce Nkono çim zemine kemik parçalarını gömerken ve üzerlerine tuhaf bir sıvı dökerken yakalanmış ve Afrikalı efsane kaleci, büyü yaptığı gerekçesi ile polis tarafından kelepçeler takılarak stattan çıkartılmıştı. Geceyi nezarette geçirdi. Rakipten aldığı tehditler düşünüldüğünde bu onun adına iyi bile olmuş olabilir. Nkono’nu aksine bir zamanlar takım arkadaşlarından biri olan Roger Milla büyüye inanmadığını dile getiriyor. Bir Fransız futbol dergisine verdiği röportajda kendince bunun kanıtlarını da ortaya koyuyor. Büyüde daha güçlü olan Benin, Togo ve Nijerya gibi ülkelere rağmen daha güçsüz olan Kamerun’un futbolda bu ülkelerden daha iyi olduğu görüşünde.

african-witchcraft-soccer2

BÜYÜYE YASAL DÜZENLEME

Ruanda Futbol Birliği, ligde oynanan Rayon Sports ve Mukura Victory takımları arasındaki maçta bir oyuncunun rakip takım kalesi önündeki çimlere kemik parçaları gömerken yakalanması üzerine 2016 yılında yapılan yasal düzenleme ile maçlarda kara büyü ile uğraştığı tespit edilen oyunculara yaklaşık 100 € para cezası ve 3 maç men verilmesini kararlaştırdı. Juju kullanan takım koçlarına 4 maç yasak gelirken takımlar ise paradan puan silmeye kadar daha ağır cezalarla yüz yüze kalacaktı. Bu kanun ile ruhani olarak adaletin önüne geçilemese de en azından saha içinde büyü kullanmaktan kaynaklı öfkenin tetiklediği fiziksel çatışmaları önleyeceği düşünülüyor.

Büyücülüğe olan inanç Botswana Futbol Federasyonu’nu da dehşete düşürdü. Alman film yapımcısı Oliver Becker Tanzanyalı bir oyuncuyu yeteneklerinin ve gücünün kendisine geçmesi için ölen arkadaşının mezarına, ölü tavuk kanı dökerken izlediğini söylediğinde federasyonun yayın organı Botswana Spor dergisi, vatandaşlarına “maçları kazanmak için yalnızca büyünün yeterli olduğuna dair bir kanıt olmadığı”nı söylemek zorunda kalmıştı.

Afrika Futbol Konfederasyonu da Afrika futbolunda artık büyü istemiyor. Ruanda ve Uganda Milli Takımları arasındaki maçta yaşanan olay bunda haksız olmadıklarını gösterdi. Uganda’nın çektiği 5 şut da çok yaklaşmasına rağmen gol olmamış, ya az farkla dışarı gitmiş ya direğe çarpıp geri dönmüştü. Belli ki top uğursuzdu, ya da büyülü. Doğal olarak bunun Uganda’nın herhangi bir oyuncusunun yetersizliği ya da beceriksizliği ile ilgisi yoktu. Kimi zaman büyücülerin kalecinin enerjisini emerek kaleye giden topu çıkarmasına engel oldukları, topu büyük bir kaya ya da daha korkunç bir cisim gibi gösterdikleri söylenir. Ancak o gün, Ruanda kalesinde ekstra bir çift eldiven daha vardı. Büyülü eller. Ruanda golü attığında kalabalık çılgına dönmüştü. Oyuncular saha içinde birbirine girmiş, taraftarlar ortalığı savaş alanına çevirmişti. Bu karmaşa yaklaşık 5 saat sürdü ve Ruanda maçı 1-0 kazandı.  Maç sonunda bir CAF yetkilisi açıklamasında, “Büyü bu kıtanın imajı için zararlı.  Afrika’yı 3. Dünya kıtası gibi gösteriyor” demişti. Ve ekledi: Yine de İngiltere’de yıldız oyuncuların neredeyse yarısının bunu yaptığını düşündüğümde niçin sadece Afrika’nın göze battığını anlayabilmiş değilim. John Terry tozluklarını 3 kez hafifçe birbirine vuruyor, Gary Neville sürekli aynı parfümü kullanıyor, Gazza soyunma odasındaki tüm havluları simetrik bir şekilde astırıyor. En hafiften en ağıra kadar saplantılı ve zorlu psikolojik bozukluklar.” Avrupa için esaslı bir göndermeydi. Enteresan olan bu kıtanın dışında da, Dünyada da, batıl inançların olduğu doğruydu.

AVRUPA’DA KÖTÜ ŞANS, LANET, KARA BÜYÜ

Kötü şanstan en mustarip ülkelerden sıfatının hakkını en çok veren İspanya’dır belki de. 2010 Dünya şampiyonu takım bir sonraki şampiyonada grup aşamasında elenmiştir. Bu olay en son gerçekleştiğinde 52 yıl önce Brezilya’nın başına gelmişti.

2014 yılında Athletico Madrid, 18 yıl aradan sonra La Liga Şampiyonu olana kadar, önceki başkanlarından Vicente Calderon tarafından “Lanetli Kulüp” olarak anılmıştı. Aynı sene Arsenal de “kötü kader”i yenerek 9 yıl aradan sonra FA Cup ile ilk kupasını müzesine götürdü.

2014 yılında Benfica üst üste sekizinci kez Avrupa finallerinde kaybetti. Kupayı Sevilla alırken Benficalı taraftarlar kötü şanstan eski Macar teknik direktörleri Bela Guttman’ı sorumlu tutmuşlardı. Çünkü Guttman 1960’larda büyük Portekiz devlerini çalıştırmış ve onları Avrupa’nın zirvesine taşıdıktan sonra çalışanları ile para nedeniyle tartışıp ayrılmaya karar verdiğinde şu sözleri sarf etmişti: “Sizi lanetliyorum, Gelecek 100 yıl boyunca Avrupa’da kupa kazanamayacaksınız.”  (Bkz: Bela Guttman’ın laneti)

Güney Amerika takımlarından Amerika de Cali, 1948 yılında profesyonelleşmeye karar verdiğinde üyelerinden biri, Benjamin Urrea’nın öfkesinin hedefi olmuştu. “Profesyonelliğin canı cehenneme! Takımla ne isterseniz yapın ama asla şampiyon olamayacaksınız” dediğinde kimse bu lanetin 30 yıl süreceğini tahmin etmemişti. 1978 yılında Urrea ve birkaç kombine sahibi bir araya gelerek “Beanpole laneti”nin kaldırılması ayinini gerçekleştirdi ve bir sonraki sezon takım kendi liginde şampiyon olmuştu.

İngiltere’de Birmingham City 1906 yılında kendisinin neden olduğu bir lanetten ötürü hala acı çekiyor. Kulübün sahibi Harry Morris’in emri ile harap haldeki eski stadyumdan St. Andrews’a taşınırken Muntz Cadesi’nde kendi halinde yaşayan çingeneleri evlerinden çıkarmak zorunda kaldıklarında kendilerini nasıl bir döneme soktuklarını bilmiyorlardı. Mavilerin 100 yılı aşkın istikrarlı başarısızlığına sebep evlerinden çıkartılan kiracılar görülmüştür hep. Yalnızca ‘kazanamayacağı henüz ligin başında kesin olan kulüp’ olarak değil aynı zamanda bu süre zarfında İngiltere’de ligler arasında sürekli düşüp çıkması ile de yo-yo kulübü olarak anılmaya devam ediyorlar. Kulübün kötü talihini bozmak için birçok girişimde bulunuldu. 1982-1986 yılları arasında takımı çalıştıran eski menajer Ron Saunders tesislerde her yere haç asmasına ve oyuncuların kramponlarının tabanlarını kırmızıya boyatmasına rağmen sonuç alamadı. Bundan 10 sene sonra Barry Fry devraldığında da meseleye el atmak istedi. Onun çözümü daha ilginç oldu. “3 aydır kazanamıyoruz; çaremiz kalmadı” dediğinde aynı zamanda sahanın dört korner direğine de idrarını yaptığını açıklıyordu. Planının işe yarayıp yaramadığı sorulduğunda verdiği cevap kafaları karıştırdı: Kazanmaya başladığımıza göre işe yaradığını düşünmüştüm ancak beni kovdular. Sanırım olmadı.” Lanet, 2006 da Birmingham küme düştüğünde yine çirkin yüzünü göstermişti.

Derby Country de benzer bir problemle yüzleşmek zorunda kaldı. 19 yy’da kulüp yeni bir sahaya geçme kararı aldığında Romen çingeneleri evlerinden mahkeme kararı ile çıkarttılar. Bunun üzerine “çingenelerin laneti” olduğu söylenen bir durumla karşılaştılar ve Derby Counrty takip eden 6 yıllık periyotta finale çıktığı 3 FA Cup’ı kaybetti. 1946 da yeniden finale çıktıklarında takım kaptanı Jack Nicholson’u çingenelerle uzlaşması için gönderdiler. Sonunda finalde Charlton Athletic’i 4-1 mağlup ederek FA Cup’ı kazandılar.

2001 yılında aynı hikâyenin sahibi The Dell’den yepyeni St. Mary’s stadyumuna taşınan Southampton’dı. Görünen o ki yeni evlerinin olduğu arazi kutsaldı ve birtakım Azizleri öfkelendirmişlerdi. Ev sahiplikleri uzun bir kazanamama serisi ile başlamıştı. İskoç teknik direktör Gordon Strachan, Cerridwen Dragon Oak Connelly adında bir Pagan cadısı ile çalışmaya başladı. Seremoni tamamlandıktan sonra Southampton Charlton’ı 1-0 yenmişti.

1970 Dünya Kupası finalleri için Avustralya öyle kararlıydı ki henüz elemelerde takıma büyüleri ile yardımcı olması için bir vodoo rahibiyle anlaşmışlardı. Avustralya 2. Grup maçında Zimbabwe’yi yendiğinde futbol tanrıları oradaydı ve rahip ödeme istedi. Kimse buna yanaşmayınca büyü tersine döndü. Avustralya finallerde yoktu. 1974’te grup aşamasında tek gol kaydedemeden Almanya’daki finallere gideceklerdi ancak bu onların 32 yıl boyunca finallerde son görünüşü olacaktı. Ta ki Avustralyalı bir belgesel yapımcısı Afrika’da bir büyücü ile anlaşıp ondan bunu bozmasını isteyene kadar. Avustralya 2006 Almanya finallerinde yer aldı ve son 16 turuna kadar gitti. Görünen o ki büyü her zaman kendi toprağına geri dönüyordu.

MUCİZELER

Yine de tüm bunlar akla ortak birtakım sorular getiriyor: Afrika neden henüz bir Dünya Kupası kazanmış değil? Belirli azınlığı ayrı tuttuğumuzda Afrikalı oyuncular Avrupa ya da Amerika’da neden çok başarılı değil? Afrika jujusu yalnızca Afrika sınırları içerisinde mi etkili? Ya da sadece Afrika futbol takımları ve Afrika’da futbol oynayan oyuncular arasında mı geçerli? Peki başarısız olan takımlar? Turnuvalardan elenen takımlar?  Saygı görmelerine ve kendilerine inanılmasına rağmen herhangi bir kupayı başlamadan önce kimin kazanacağını, kupada kaç gol atılacağını, ilk golün kim tarafından hangi maçta atılacağını bilen bir büyücü de çıkmadı henüz. Ruanda New Times yazarı Hamza Nkuutu 18 Aralık 2016 tarihli yazısına jujunun Afrika futbolunun gelişmesine engel olduğunu vurguluyor ve ekliyor: Bunu yapan Afrika futbol takımları ve oyuncular işe yaramadığını fark ettiklerinde dünyanın çok gerisinde kalmış olacağız ve Afrika dünyada hızla gelişen futbolu yakalamak için çok zorlanacak.” Leo Igwe ise 2013 tarihli makalesinde bunu şarlatanlık olarak tanımlıyor ve büyücülere harcanan büyük yatırımların bilimsel olarak Afrika futbolunu geliştirmeye yönelik tekniklere, iyi antrenörlerin ve futbolcuların ülkeye getirilmesine harcanması gerektiğini belirtiyor. Kıtanın en büyük futbol organizasyonu Uluslar Kupası’nın Dünya Kupası ile kıyaslandığında gelirleri arasındaki uçurum futbolun kıtadaki kalitesinin sorgulanmasının temel sebebi. Henüz büyünün bir maçın sonucuna etki ettiğine dair kanıt yok. Bilim çağında düşünen canlılar olarak kanıt görmek elbette istiyoruz; ancak kabul ettiğimiz bir şey var ki o da mucizelerin futbolun içerisinde her zaman var olduğu. Afrika’nın da yakın zamanda kendi mucizesini bulması dileğiyle.

Özel Not: Şafak Ozan’a..

Afrika Uluslar Kupası 2017 galibi Kamerun ve galibiyet golünü atan Vencent Aboubakar’a özel tebriklerimle..

Kaynaklar:

www.ghanaweb.com

www.spiegel.de

cheeronnigeria.blogspot.com.tr

www.newtimes.co.rw

www.theguardian.com

www.whoateallthepies.tv

www.washingtonpost.com

www.fifa.com

kapak

Previous:

Barışma zamanı

You may also like