Tam olarak Hayatım Futbol

09 Ocak of 2015

Dünya futbol tarihinde çalıştırdığı 55 takımla hiçbir kupa kazanmayan bir futbol misyonerinin hikayesi.  En büyük başarısı ise Afrika Uluslar Kupası’na götürmediği Ruanda’ya verdiği hayat dersi.

Yazar: Bahadır Bozkurt

bahadirbozkurt@hayatimfutbol.com | twitter.com/luyisfanhaal

Kariyerinde Antantirka hariç tüm kıtalarda takım çalıştıran Rudolf “Rudi” Gutendorf’un hikâyesini daha önce Fırat Topal’ın eşsiz kaleminden Hayatım Futbol’un 40’ıncı sayısında (Gutendorf ile Yörelemiz Yemeklerimiz) okumuştuk. Gelmiş geçmiş en çok futbol takımı çalıştıran, amatör ruhunu hiç kaybetmemiş ünlü teknik adamı yaklaşan Afrika Uluslar Kupası öncesinde tekrar anmak istedik.

Darbe

Gece karanlığında ince bedeni görünmüyordu. Elindeki viskisi çoktan bitmiş, kadeh doldurulana kadar 23 yaşında yakalandığı ince hastalık nedeniyle bırakmak zorunda kaldığı futbolu ne kadar çok sevdiğini dillendiyordu. Karanlık odanın diğer ucundaki şöyle seslendi “Sence Dünya Kupası’na gidebilecek miyiz?”. Gutendorf ayağa kalktı, birkaç adım attıktan sonra “Merak etme başkan, Şili’yi bu yaz Almanya’da güzel bir hikâye bekliyor” diye seslendi.  Gelen cevap üzerine Şili Başkanı Allende’nin yüzüne bir tebessüm yerleşti.

Gutendorf erken yaşta futbola veda ettiği için, kalbinde bir uhde ile yaşamaya başlayacağını düşünürken, Almanların efsane antrenörü Sepp Herberger’in tavsiyesiyle teknik direktörlük kariyerine başlamıştı. Sırasıyla İsviçre – Almanya kulüplerinde boy gösterdikten sonra gelen bir teklif üzerine ABD’de St.Louis Stars takımını çalıştırdı. Kıtada tanınması da bu şekilde gerçekleşti. Takvim yaprakları 1971 yılını gösterdiğinde Alman hocanın yeni durağı Peru’nun Club Sporting Cristal takımıydı. Futbol tutkusunun doruk noktalarına ulaştığı Güney Amerika’da, Libertadores Kupası’nın final heyecanını yaşadı. Kıtaya nam salan Gutendorf’a ulaşan Şili Federasyon yetkilileri reddedemeyeceği bir teklifte bulundu. Alman hoca 1974’te kendi memleketinde düzenlenecek Dünya Kupası’na Şili’yi götürmek için kolları sıvadı.

1971 - sporting cristal

1971 – Sporting Cristal

Gutendorf, Şili’nin sadece antrenörü değil aynı zamanda Allende’nin yakın arkadaşı olmuştu. Buluştuklarında Şili hakkında uzun uzun konuşuyorlardı. Şili’ye kısa sürede alışan Gutendorf’un takımı Dünya Kupası yolunda mesafe kat etmeye devam ediyordu.  Eleme maçlarında gösterdikleri performansla play-off oynamaya hak kazandılar. Play-Off’ta Sovyetler Birliği ile karşılacaklardı. Alman hoca, ülkede sevilen bir isim olurken, sevdiği kadını da bulmuştu.  Futbol, siyaset ve aşk hayatında zirveye çıktığını düşünüyordu.

Sessiz bir Santiago gecesinde sevdiği kadınla evlenmiş Gutendorf, huzur içerisinde uyuyordu. Çamurlu ayakkabılarıyla birkaç adam Allande’nin yakın dostunun evine girdi. Belindeki silahı eline alan bir tanesi yatak odasının kapısını yavaşca açtı. Tereddüt bile etmeden kadına iki el ateş etti.  Yanında yatan cansız bedenin bir CIA ajanına ait olduğu şüphesiyle, böylesine vahşi bir cinayetle onu kaybetti.

Şili Dünya Kupası için Play-Off’lara kalma başarısı gösterse de, ülkedeki siyasi ortamda ipler kopmak üzereydi. Allande’nin siyasi görüşlerini beğenmeyen Pinochet ülkeyi iç savaşa sürükledi.  Pinochet yaptığı darbeyle Allende hükümetini devirdi. Ölüm fermanı imzalanan isimler arasında Başkan’ın yakın akradaşı Gutendorf’un da adı bulunuyordu. Şili halkı devrik liderleri Allande’nin son sözlerini radyodan dinleken, Alman büyükelçisi Gutendorf’a ulaşarak ülkeden son uçakla kaçmasına yardımcı oldu. 100bin seyirciyi Santiago Stadyumu’na toplamayı başaran Gutendorf’u, uğurlamaya kimse gelmemişti(!).

Postacı

Gutendorf belki de o son uçağa binmese tüm hikâye burada bitecekti. Çok sevdiği Şili’den hiç ummadığı bir vedayla ayrılmıştı. Şili Dünya Kupası’nda SSCB’yi eleyip Almanya’daki Dünya Kupası finallerine bileti kaptığında ruhu acı ile mutluluğun arafına yerleşmişti. Çok istediği Dünya Kupası’na takımının başında gidemese de ikinci vatanı gibi sevdiği ülkenin insanları, bu karnavalın bir parçası olacaktı. Bavulu elinde teknik direktör Almanya’dan Bolivya’ya, Trinidad & Tobago’dan Bostwana’ya, Avusturalya’dan Fiji’ye, Nepal’den Tanzanya’ya kadar 10 yılda 16 ülkede görev yapmaya devam etti. Futbolun yeni selam verdiği ülkelere dolanırken çok istediği Dünya Kupası’na katılma hayallerinin tohumlarını ekti. Ekinler büyümeden, hasat zamanı gelmeden başka bir garip futbol ülkesinde soluğu aldı. Takvimler 1982 yılını gösterdiğinde Tanzanya’da takım çalıştıran Gutendorf’un kapısını çalan bir postacı bir Dünya Kupası’nın kaderiyle oynadığından habersiz bir zarf uzattı. Alman teknik adam açtığı zarfın içinden hayallerine dokundu. İspanya’da düzenlenecek Dünya Kupası için Kamerunlu yetkililer kendisini takımın başına davet ediyorlardı. Hiç terredüt etmeden teklifi kabul eden Gutendorf, İspanya’da takımın başında olmak için teklife olumlu yanıt veren bir mektubu postacıya iletti. Postacı zarfın Kamerun’a gideceğini görünce Rudi’den 72 dolar rica etti. Cebinden dünyayı çıkar dese bu adamı kırmayıp elinden geleni yapabilirdi. Rudi büyük bir heyecanla postacının istediği parayı verdi. Postacı gözden uzaklaşana kadar bu cılız adamı seyretmeye devam etti. Günler günleri, haftalar haftaları kovaladı. Postacının yolunu gözleyen Gutendorf hayatının haberini getirecek adama bakıyordu. Ufukta kimse yoktu. Kamerun’a giden bir posta olmadığını anladığında yıkıldı. Parayı alan postacı ortalıktan kaybolup, mektubu yollamamıştı. Kader, handikaplı bir galibiyete doğru emin adımlarla, Rudi’nin kalesine golleri atmaya devam ediyordu.

1981 - nepalSahada basmadık yer bırakmayanları bulmak için neredeyse dünyada basmadık toprak bırakmadı. Belki Noel Baba’nın geyiklerinden biri olan Rudolf isminin tılsımıydı bu.  Gana, Nepal, Fiji… Dünya’da futbolun birçok ülkenin gönlünde yer etmesini sağladı. Dünya’nın gerçek kupasını aramaya devam etti. Gutendorf’un 1999’da yolu Ruanda’ya düşene kadar, sayısız anılarla futbol hikâyesini oluşmaya devam etti. Hamburg’u çalıştırırken Kevin Keegan’ı transfer ettiği için takımı onu yüz üstü bıraktı. Gana’dan Anthony Yeboah’ı futbol dünya sahnesine çıkardı. Nepal’i çalıştırırken Kuveyt şeyhi maçta yenilmesi için şike teklifinde bulundu. Teklifi reddetmesine rağmen ağır bir yenilgi aldı. Ardından Nepal ile Hindistan maçında aniden muson yağmuru bastırması nedeniyle hakem maçı iptal etmek istedi, bir şişe viski ile maçın tamamlanmasını sağlayıp galibiyet sevinci yaşadı.  Çok iyi gittiği İran Olimpiyat takımını Asya finallerine hazırlarken “dinsiz” olması nedeniyle görevinden alındı. Hayatının en güzel, en zor hikâyesini hiç bilmeden Afrika’da yaşamak için tekrar yollara düştü.

Soykırım

1999 yılında Almanya hükümetinin isteğiyle Gutendorf Ruanda uçağına bindi.  5 yıl öncesinde ülke tarihinin en kara günlerini yaşamıştı. 1 milyona yakın Tutsi kabilesinden insanlar, Hutu kabilesi tarafından soykırıma uğramıştı. Tutsi kabilesi öç almak için birleşmiş, Hutu kabilesinden insanlar Zaire’ye sığınarak olayı uluslararası siyasi bir boyuta taşımışlardı.

Uzun saatler boyunca sessizce oturdular. “Bay Gutendorf, sizden sportif bir başarı elde etmenizi beklemiyoruz.” diyerek sessizliği bozdu. Gutendorf anlamsızca hükümet sözcüsünün yüzüne baktı. Sözlerine devam etti “ Biliyorsunuz çok kötü günler geçirdik. Ülkemizdeki Tutsiler ve Hutular birbirinden nefret ediyor, sizden tek istediğimiz bu çocukları birleştirmeniz.”  Afrika Uluslar Kupasını kazanmayı istelerdi daha “makul” olurdu diye iç geçirdi yaşlı Alman. Ayağa kalktı, elini uzatıp elinden gelen her şeyi yapacağını belirtti.

Sıcak bir güne uyandığında Gutendorf içinde bir heyecan hissediyordu. Az sonra bir şöför gelip kendisini alacak ve yeni takımıyla ilk antrenmanına çıkacaktı. Buraya gelirken 5 yıl önce biten bir savaşın izlerinin hala bu kadar canlı olacağını tahmin etmemişti. Otelin lobisinde gezinirken yanına yaklaşan iki silahlı adam şakaklarından süzülen ter damlalarına sebep olmuştu. Kim bilir belki de aklına Şili’de geçirdiği o büyük tramva gelmişti. Bu iki siyahi adam Gutendorf’u görür görmez adımlarını hızlandırarak yanı başına geldiler. Endişeli bakışlara sahip bu beyaz adama gülümseyerek antreman sahasına kadar kendine eşlik edeceklerini belirttiler. İri kıyım silahlı adam Gutendorf’a şöyle seslendi; “Hutular veya Tutsilerin sizi ilk gördüklerinde vereceği tepkiyi bilmiyoruz, sizi korumak için görevlendirildik.”

Rudi Gutendorf

Silahların gölgesinde antreman sahasına çıktığında takım iki gruba ayrılmış, birbirlerine nefret eden gözlerle bakıyordu.  Kendine hedef olarak belirlediği Afrika Uluslar Kupası’na katılmak için birbirleriyle kenetlenmiş bir takım yaratması gerektiğini biliyordu. Teknik kapasiteleri yüksek, fakat birbirleriyle hiç yardımlaşmayan,  kopuk bir takıma sahipti. Antrenman sona erdiğinde sefalet içerisindeki ülkenin kin tutmuş çocuklarını, bir kamp ateşi etrafında topladı. Takım, ateşin etrafında dahi ikiye bölünüp oturuyordu. Futbolun birleştirici gücünü ortaya koyan takım olma güdüsünü oluşturacak bir konuşma yapmak zorundaydı. Takım olamazlarsa bu insanlar birbirleriyle barışamayacak ve herhangi bir başarıya ortak imza atamayıp birbirlerinin kıymetini bilemeyeceklerdi.

Yaşlı dudaklarının sesi kalbinden gelircesine oyuncularına şöyle seslendi; “Biliyorum, çok zor günler yaşadınız, birbirinizi öldürdünüz. Fakat intikam almak hiçbirinize yarar getirmeyecek.  Sizden birbiriniz affetmenizi istiyorum. Bunu sizlerden istemek kolay değil, fakat sizler futbolcunuz. Başarı kazanmak için birbirinize ihtiyacınız var. Bir takım olmak, bir ulus olmak zorundasınız.”

Gutendorf futbolun birleştirici yönünü en zor zamanda bile ortaya koyan eşsiz bir ruha sahipti. Takım eleme maçlarında zamanla birbirleriyle oynamaya alışmış, hatta zamanın en iyi Afrika takımlarından Fildişi Sahilleri ile berabere kalmayı başarmışlardı. Onların bu birlikteliği tribünlere de yansımıştı. İlk maçlarda tribünlerde ayrı ayrı oturan kabileler, zamanla atılan gollerde birbirlerine sarılan insanlar haline gelmişlerdi. Halk, oyuncuları ayırmaksızın benimsemiş, onları “kahramanlar” olarak adlandırmışlardı. Gollerden sonra birbirlerine sarılan, maç sonlarında beraber şarkılar söyleyen bu takım, Afrika Uluslar Kupası’na katılma hakkı elde edemese de, Gutendorf’un öğretileriyle, futbolun unutulmaz takımları arasına girmeyi başardı.

Taktik tahtasına ne çizdiği hakkında ise bir bilgimiz yok.

1

Previous:

İlkler daima kazanmaz

kapak166

Next:

#166

You may also like

Yorum Yap