Tutkusu gerçekten futbol

06 Mart of 2015

Tutkumuz Futbol’da hikâyeler anlatıyor, Maç Sabahı’nda futbolu yorumluyor, GQ’da futbol yazıp, röportajlar yapıyor. Futbol, Pınar Bekbölet’in ayrılmaz bir parçası

Röportaj: İlker Yılmaz

ilkeryilmaz@hayatimfutbol.com | twitter.com/ilkeryilmazz | 06.03.2015

Pınar Bekbölet’i uzun zamandır LigTV ekranlarında görüyoruz. Artık aşinayız ona. Okay Karacan ve Burcu Kapu ile başladığı ‘Tutkumuz Futbol’ programı 5. sezonuna girdi. Pınar da o günden beri aldı yürüyor. GQ’da futbol dosyaları hazırlıyor, röportajlar yapıyor, yıldızların hayat hikâyelerini kaleme alıyor. Bir de bunun yanında hafta sonları Maç Sabahı programında futbolu yorumluyor. Futbolu dolu dolu yaşayan, bu işi hem göz önünde hem de mutfakta yapan bir kadın. Dışarıdan bakınça bu işler çok kolay gözükür. Hele bir de kadınsanız 1-0 geride başlarsınız aslında. Röportajı okuyunca anlayacaksınız Pınar Bekbölet’in işine nasıl sıkı sıkıya bağlılıkla çalıştığını, ne kadar emek verdiğini.

LigTV’de Tutkumuz Futbol adında bir program yapıyorsun. Bu program tutkusu gerçekten futbol olmayan birinin yapabileceği bir iş değil. Futbol tutkun nereden geliyor?

Babamdan. Annem ve babam çok yoğun çalışıyor olmalarına rağmen, her ikisiyle de doyasıya vakit geçirebildiğim bir çocukluğum oldu. Babamla çizgi film seyreder, çizgi roman okur, ışın kılıcıyla evin içinde koşturur, iki koltuğu kale yapar küçücük bir topla salonun halısının canına okurduk. Dünya boks şampiyonası olduğunda annemden gizlice sabaha karşı beni uyandırırdı. Ama en çok futbol maçı izlerdik.  Çok iyi bir futbolsever, çok fanatik bir taraftardı. İlkokula giden bir kız çocuğunu her ay en az bir defa Antalya’dan 12 saatlik otobüs yolculuğu ile İstanbul’a maça getirirseniz, her Çarşamba akşamı halı saha maçına götürüp ‘sen takımın uğurusun, sensiz kaybediyoruz’ gibi bir misyon yüklerseniz ortaya çıkan şey benim. Yol boyunca takımımın atkısına sarılıp tezahüratları ezberlemeye çalışırdım, tribünde yanlış yapmamak için sürekli içimde tekrarlardım. Futbolu sevmenin ötesinde tribün adabıyla büyütüldüm ben.

15. sezon nasıl gidiyor?

Keyifli. Eğleniyoruz, ilham vermeye çalışıyoruz, bazen güldürüyor, bazen ağlatıyoruz. Gerçek taraftarların yaptıkları tutkulu işleri değil, holiganların çıkardığı olayları konuşarak prim yapma peşinde olunan bir ortamda, suyun aksi yönüne kürek çekeceğimiz işe giriştik ve 150 bölümü devirdik. Bu sektörde prim yapma peşinde koşmadan uzun soluklu iş yapmak kolay değil. Bunda içeriği kalitesi ve sürekliliği kadar bu sektörün en uzun soluklu işlerine imza atan ekiple çalışıyor olmamızın da etkisi var. Bize, bizim kendimize güvendiğimizden çok güvendiler, cesur davrandılar.

Programın sadece yorumcusu değilsin, içeriğinin hazırlanmasına da katkı sağladığını biliyorum. Her hafta malzeme toplamak epey zor olmalı.

Zor değil, hatta benim için işin en keyifli kısmı olduğunu söyleyebilirim. Gün içinde sürekli programa konu bulma derdindeyim. Yabancı basını çok sıkı takip ediyorum. Sosyal medyada çok sosyal olmasam da güncel bir kaynak olarak çok faydalanıyorum. Zaten takip listemin tamamına yakını futbol ile alakalı isimlerdir. Dünya kulüplerinin internet sitelerini, kulüp televizyonlarını bana sorabilirsin. Videoları yayınladıkları an içerik önerisi olarak editörümüzün ekranına düşer. Futbol tutkusu kadar kalemi de kuvvetli bir editörümüz var, Didem Dilmen. Günün herhangi bir saatinde aklıma gelen, gözüme çarpan her şeyi doğrudan ona şutlarım, gerisini düşünmem, o ne yapar ne eder halleder. Gece saat üçte ‘Hadi artık bırak konu bulmayı da uyu’ diye birbirimizi telkin ettiğimiz çok olmuştur. Geçen gün maillerim arasında birşey ararken ona attığım maillere baktım, yıllar içinde aramızda öyle güçlü bir bağ oluşmuş ki, hiçbir açıklama yazmadan attığım konu önerilerini ondan başka birinin anlaması ve ekrana taşımasının imkansız olduğunu fark ettim.

Seni bir çok basın davetinde görüyorum. Bilirsin o davetlere genelde gazetelerin ve haber ajanslarının gönderdiği muhabirler katılıyor. Oradan farklı ve daha özel bir şey çıkarmak isteyen çok az kişi oluyor ve tam bir keşmekeş yaşanıyor. Neden bizzat gelmeyi tercih ediyorsun?

Aslında basın davetlerine çoğunlukla editörümüz Didem katılıyor ama bazı işlere birlikte gidiyoruz ki o keşmekeşten iyi bir iş çıkarabilelim. Bazı davetler de isme özel geliyor, onlara katılmam gerekir. Bazen Didem’in şehir dışında çekimi oluyor, o zaman iş bölümü yapıyoruz. Hep söylüyorum. 2009 yılından beri medyadayım ve kısa sürede insanların bu oyunu izleyenle ezberlediklerini söyleyenleri, tribün kültürüyle yetişenlerle gitmeye tenezzül etmediği tribünlerle ilgili ahkam kesenlerin farkını ayırt ettiğini gördüm. Bir sohbet programı olmasına rağmen bu durum Tutkumuz Futbol için de geçerli.  Konular önümüze hazır gelseydi, inan bana bir yerden sonra ekranda çok sığ bir muhabbet dönerdi.

İçerik hazırlarken nelere dikkat ediyorsunuz?

Bir eğlence programı gibi görünse de izleyici beklentisini karşılamakla, belirli bir standartı yakalamak arasında denge kurmamız gerekiyor. Ülkenin dört bir yanından bize ulaşıp futbol tutkularını paylaşan insanlar var, mümkün olduğunca onlara öncelik vermeye çalışıyoruz. Ailelerinde güzel geri bildirim mailer aldığımız hatrı sayılır bir çocuk kitlemiz var, onlara futbolun kavga, dövüş, nefret, hakaret olmadığını göstermekle yükümlüyüz. Süper Lig’de yeni forma şansı bulan bir kaç genç oyuncudan bahsedince, diğerlerinin de kendi isimlerini duymak için heyecanla beklediğini fark ettik, onlara yurtdışından kendilerine örnek alabilecekleri hayat hikayeleri bulmamız gerekiyor. Alt liglerdeki kulüplerin ülkenin dev kulüplerini utandıracak vizyona sahip olduğunu göstermeye çalışıyoruz. Güldürürken düşündürme çabamız var, bunu da saklamıyoruz zaten.

2Geçtiğimiz sezon Maç Sabahı isimli bir programa daha başladın. Haftasonları Süper Lig ve Premier League’deki maçları yorumluyorsunuz. Kadın spikerlere alışkınız da, yorumcu koltuğuna oturmaktan endişe etmedin mi?

Fikir beni heyecanlandırdı ama endişelendirmedi. Medyadan önceki kariyerimde 25 yaşında yaş ortalaması 35 olan 150 kişilik bir satış ekibine liderlik etmem istendiğinde daha çok endişelenmiştim. O ekiple uluslararası ödüller almıştım, orada nasıl çalışıyorsam burada da aynı titizlikte çalışırsam başarısız olmam için bir sebep yok diye düşündüm. Futbola ‘gerçekten’ ilgi duyan, Cuma-Pazartesi arasını futbola adamaya razı olan, diğer ligleri de takip etmeye hevesli, yerli ve yabancı kaynaklardan kendini geliştirmeye açık her insan, kadın erkek ayrımı olmadan, futbol yorumcusu olabilir, neden olamasın ki…

Futbol konuşan insanlar için Cumartesi- Pazar 09:00-12:00 canlı yayın uzun ve zor bir zaman dilimi değil mi?

Kiminle program yaptığınız bağlı olarak değişir. Engin Kehale ve Murat Fevzi Tanırlı futbol yorumcusu olarak saygı duyduğum ama daha da önemlisi insan olarak çok sevdiğim iki arkadaşım, onlarla program yapmaktan keyif alıyorum. Elbette 34 hafta uzun bir maraton ama Milli Maç aralarında dinlenme fırsatımız oluyor.

GQ Türkiye’den bahsedelim biraz da. Bir erkek dergisinde futbol ile ilgili işlerin tamamını bir kadın yapıyor. Futbol röportajları, futbol ikonları, futbol hikayeleri hep sende. Son olarak Dünya Kupası özel dosyasında da senin imzan var. Bu  da pek alışık olmadığımız bir şey.

Genel yayın yönetmenimiz Okan Can Yantır, her ne kadar bunu sadece kendisine saklasa da, spor konusunda ülkenin en sağlam bilgi dağarcığına sahip adamlarından biridir ve iş konusunda beklentisi çok yüksektir. Onun için kadın erkek kimin yazdığı fark etmez, çıkan işe bakar. Dergide birçok yazar var, aralarında futbolun en merkezinde olan kişi ben olduğum için, bu işleri benim yapıyor olmam normal, bunun cinsiyetimle alakası yok. Yani aslında ben ‘kadın futbol yazarı’ değilim. Kadınım. Yazarım. Futbol da yazarım.

Ayrıca sadece spor ile ilgili yazmıyorum. Müzik, sinema, moda gibi birçok konuda ikon olmuş isimlerin hayat hikayelerini yazıyorum. Son aylarda Famous Talks diye bir bölüm başlattık, o bölüm için farklı mesleklerde başarılı olmuş ünlü isimlerle de röportajlar da yapıyorum. Futbol ile ilgili yazılardan keyif alıyorum, futbol dışı yazılarımda kendimi geliştiriyorum. O yüzden mümkün olduğunca her ay her ikisinden de bir tane yazmaya çalışıyorum.

Futbolla ilgili yaptığın röportajlara nasıl hazırlanıyorsun? Çoğu zaten yakından tanıdığımız isimler, fark yaratmak için neler yapıyorsun?

Herşeyden önce soru cevap formatında yazmıyorum. Okuyucunun hakkında herşey bildiği biriyle geçirdiğim bir günün bende bıraktığı izlenimleri yazıyorum. Sohbetin nasıl ilerlediğini, verdiği cevaplar hakkında ne düşündüğümü, tavrının bana neler hissettirdiği kağıda döküyorum. Röportajlarımı fotoğraf çekiminde sonra yapıyorum ve saatlerce süren çekimlerde kendiyle ilgili takıntıları, insanlarla olan ilişkileri gibi kişiliği hakkında ipucu veren detayları gözlemliyorum.

Futboldan bir isimle röportaj yapacağım zaman çok fazla araştırmama gerek kalmıyor, çünkü zaten yakın takibimde olan bir isim oluyor. Bir gece öncesinden son verdiği röportajlara göz atıyorum. Sadece sorulmamışları sormak için değil, bazen başka bir röportajda geçiştirdiği soruları bulup farklı bir yerden sorup istediğimi almaya çalışıyorum. Güzel bir laf vardır, kendi okumak istediğim şeyleri yazıyorum.

Bir de röportajlarımda ses kaydı almıyorum, sadece ajandama notlar alıyorum. ‘Kayıt almayacağım, bende bırakacağınız izlenimleri yazacağım. O yüzden derin izler bıraksanız iyi olur.’ diyorum. Çok şaşırıyorlar, hatta başta söylediklerini bire bir yazmayacağım diye tedirgin oluyorlar. Ama sonra ne kadar hızlı not alabildiğimi görünce rahatlıyorlar.

3Beğendiğin, örnek aldığın spor yazarları var mı?

Röportajlarını en çok beğendiğim isim Sid Lowe.  Sadece röportajlarını değil, her yazısını hayranlıkla okuyorum. David Moyes’un La Liga’daki ilk maçını bile büyüleyici bir anlatımla yazabiliyor, üstelik maç golsüz bitti. Graham Hunter’ın da yazım dili enfes.

En çok keyif alarak iş yaptığın futbolcu ve teknik adam kimdi?

Prekazi, Cristiano Ronaldo, Slaven Bilic.

Ligler devam ederken en son ne zaman maç izlemeden bir hafta sonu geçirdin?

Maç Sabahı başladığından beri, yani iki sezondur Süper Lig’de izlemediğim maç yok. Cuma gecesinden Pazartesi gecesine kadar 34 haftam ekran başında geçiyor. Aynı anda oynanan maçları kaydederek istisnasız bütün maçları izliyorum. Aksi halde ekrana çıkıp konuşamam. Çünkü kimin maçı izleyip kimin izlemeden konuştuğunu o kadar net anlıyorum ki, bunu ben anladığına göre herkes anlayabilir.

Haftada kaç maç izliyor olabilirsin?

Süper Lig’de 9 maç, Premier League 2 maç, La Liga 1 maç desek, minimum da 12 maç. Türkiye Kupası, Avrupa Kupaları darken bu sayı daha da artıyordur.

Süper Lig’de seni en çok heyecanlandıran takım, futbolcu veya teknik adam? Kimleri/Hangilerini merakla heyecanla takip ediyorsun?

Her hafta bütün maçları izleyen biri olarak bu soruya cevap vermek çok zor. Maç Sabahı ekibi olarak tüm maçları yorumladığımız için her takımı, hocasını ve oyuncularını merakla bekliyoruz. Hele ki şampiyonluk yarışı bu kadar heyecanlı hale gelmiş, benzer çekişme 4.lük ve ligin alt sıralarında da yaşanıyorken.

Beni en çok heyecanlandıran takım Şenol Güneş’in Bursaspor’u.  Şenol Güneş ile Bursaspor’a imza atmasından birkaç gün önce GQ Türkiye için röporataja gittiğimde aralıksız 4 saat boyunca konuşmuştuk. ‘Hocam haberler doğru diye sormayacağım ama siz futbolu çok özlemişsiniz, hangi takımın başına geçerseniz geçin belli ki futbol ziyafeti izleteceksiniz’ demiştim. Yanılmadım.

Merakla takip ettiğim teknik adam Abdullah Avcı. Başakşehir sezon başındaki etkili savunma anlayışının üstüne  hücum preste de etkili bir takıma dönüşmüştü. Devre arası Badgi gibi orta sahada ayağında top tutan, pas trafiğini yönetebilecek bir transfer yaptılar. Abdullah hoca Badgi sayesinde takımı temposu düşük uzun toplardan da kurtarabilirse, bir takımın aynı sezon içinde kademe kademe evrilmesine tanıklık edeceğiz. Bu nadir olan bir durum.

Performanslarını merakla takip ettiğim oyuncular; Mehmet Ekici, ikinci baharını yaşayan Volkan Şen, Cicinho, Lafferty ve Obraniak, transfer gündemimizi oldukça meşgul eden Tolgay, Aykut Hoca’yı Hleb’i gönderdi diye eleştiriyordum, onun yerine gelen Mahlangu çok iyi bir tercih gibi görünüyor, ilerleyen haftalarda nasıl olacak merak ediyorum. Drenthe ve içeri kat ettiğinde açtığı koridorları kullanabilecek olan Cenk Ahmet… dur demezsen sayarım da sayarım.

LigTV lig maçlarının yayıncı kuruluşu ve bir bakıma Türk futbolunun tam kalbinde çalışıyorsun diyebiliriz. Ama aynı zamanda olaylara dışarıdan bakma şansın da var çünkü Doğuş Grubu’nun bir dergisinde de çalışıyorsun. Ayrıca biliyoruz ki Premier League ve La Liga’yı da takip ediyorsun, yurt dışında da maçlara gidiyorsun, Sence Türk futbolundaki sorunların kaynağı ne?

Biz futbolu değil sadece tuttuğumuz takımları seviyoruz.

Süper Lig’de olsaydı dediğin şey ne?

Dolu tribünler, güzel zeminler, sağlam alt yapılar.  Çünkü futbol ülkesi etiketi o kadar da ucuz değil.

Süper Lig’de keşke olmasaydı dediğin şey ne?

Deplasman yasakları. Bir de her şeye de düdük çalınmaz ki hocam, avantaj kuralı denilen bir şey var :)

kapak2

Previous:

Ezgi Çağlar: Kadının yeri neyse kadın futbolu da o

IMG_0511

Next:

Futbolun batıya açılan yüzü

You may also like

  • kapak 1-2
    10 Mar

    İlklerin kadını

    Röportaj

    Modern Olimpiyatların kurucusu Pierre de Coubertin, “Hayattaki en önemli şey zafer değil, yarıştır. Esas olan ...

  • GOZTEPE - MKE ANKARAGUCU MACINI GOZTEPE 2 - 1 KAZANDI. MAC SONUNDA BUYUK SEVINC YASADI. (FOTOGRAF: MUSTAFA KOPRULU / IZMIR DHA)
    08 May

    Tİ-MUR KOSOVALIII

    Profil

    Sezon başlar, 34 maç oynanır, galibiyetler, mağlubiyetler, şampiyon olursun, küme düşersin tüm bunlar olurken bazı ...

  • IMG_0511
    10 Mar

    Futbolun batıya açılan yüzü

    Röportaj

    Bilgin Defterli’nin oynadığı futbol  burada amatördü. Azmetti, çalıştı, Almanya’ya kadar uzanan bir başarı öyküsüne imza ...

  • 5
    06 Mar

    Tutkusu gerçekten futbol

    Röportaj

    Tutkumuz Futbol’da hikâyeler anlatıyor, Maç Sabahı’nda futbolu yorumluyor, GQ’da futbol yazıp, röportajlar yapıyor. Futbol, Pınar ...

Yorum Yap