Visal

09 Temmuz of 2017

“Lig uzun maraton…” Söylerken çok kolay. Peki siz hiç Beşiktaş taraftarı oldunuz mu? Bir 90 dakika kaç ömür barındırabilir içerisinde?  Sevinmek için sevmedik desek de hikâye, motorları maviliklere sürecek kadar, sevinçten bir şehri yakacak kadar uzun işte. Ve biri(leri)nin mutlu sonla biten bu hikâyeyi anlatması gerekli. Anlatmalı ki çocuklar inansın…

Yazar: Aslı Koç

twitter.com/asasinoykusu

İnsani duyguların takımlara, taca, faule, penaltıya, bazen orta yuvarlağın rakip yarı alana bakan tarafına büründüğü, kişiliği olan bir oyundur futbol. İlk kez yazmaya başlarken amacım bunu insanlara anlatabilmekti. 22 adamın sahada, binlercesinin tribünde, milyonlarcasının ekranları başında bir topun peşinden koştuğu o bir buçuk saatlerin bu kadar basitleştirilerek söylenmesi olası değildi. Hikâyeleri vardı içerisinde. Beşiktaş maçları ise bizim için her zaman 90 dakikadan fazlası oldu.

İflah olmaz bir taraftarlık

Türk futbolunda şehir takımı olgusu baskın değildir. Aksine taraftarlık önce İstanbul takımlarından başlıyor. Beşiktaş ise şehrin değil, semtin takımıdır. Semtte doğmuştur. Türkiye sınırlarını aşıp kıtalar arası bilinirliğe ulaşsa da, bu yaz hazırlık döneminin bir kısmını Çin’de geçirerek globalleşme yolunda çok önemli bir adım atacak olsa da, hala semt takımı kimliğini korur. Kayıplar, sevinçler, keder, göz yaşları, inanç… Taraf olurken yazılı olmayan ömürlük bir sözleşmede yüklenicinin yüküdür bu hisler. Öyle yağmur, çamur, kar, kış, afet gibi mücbir sebep falan da dinlemez; fesih olmaz, iflah hiç olmaz. Hepsi yine o semtte, yine hep birlikte, yine en uçlarda yaşanır. O gemi ilk oraya gelir.

Bizim hikâyemiz her zaman transferin başladığı gün başlar. Son zamanlarda kafayı FFP ile bozduk; hepimizde matematik tavan yaptı. Kenara koymadığımız kadar parayı Beşiktaş’ın kenarına koyduk. Bu sene de farklı olmadı yani. KAP’tan gelecek haberleri kaçırmayalım diye nöbet listesine isim yazdırdık. ‘Geceleri uyumadan sabahlar ettik’ derken şaka yapmıyorduk. Nabız atışı transfer sayfalarını yenilerken hiç düşmedi. Bir kırmızı topun peşinde son günü bekledik. Transfer döneminin son dakikalarını şöyle özetlemişti bir arkadaşım: “Metrobüse Mecidiyeköy’den bindim. Mecidiyeköy’den Okmeydanı’na geldim, Adriano gelmiş, Okmeydanı’ndan Edirnekapı’ya geldim Aboubakar gelmiş, şimdi Yenibosna’dayım Caner Erkin gelmiş.” Bu başkan bizi öldürecek derken hikâyenin en heyecanlı bölümü başladı. 15. şampiyonluk için bunu kaleme alanlardan biri de ben olmak istedim.

adriano

Düğümlere üfleyen adamlar

Oğuzhan’la gelen ilk gol bu sezon olacakları anlatıyordu adeta. İnanmışlardı. Çünkü onlar bu öykünün benzerini, hem de daha zor şartlarda, 1 sezon önce yazmışlardı. Talisca Stadio La Luz’un ışıklarını kapatırken bambaşka bir heyecan vadediyordu bize. O köşe direklerinin tozunu, biz Şampiyonlar Ligi’nin tadını almıştık. Sonuna kadar gidecekti çocuklar, inanmışlardı.

Düğümlere üfledi bu adamlar. Her hafta farklı kahramanlar çıkardık.  Napoli’de perdeyi açan Adriano, Rize’de saatte 92 km hızla giden şutunda ayağıyla yakar top oynadı adeta. Maçı anlatan spikerin sesi hala kulağımda. Sahi, neler oldu San Paolo’da? Avrupa Şampiyonu Ricardo Quaresma ile gururlanmıştık. Başka bir kıtanın da kralına sahip olduğumuzu bilmiyorduk henüz.

Gün geldi Z raporunu Tosic aldı, gün geldi Gönül’den geldi. Şampiyonlar Ligi tarihinin en büyük geri dönüşleri arasında yer aldı Beşiktaş – Benfica maçı. Vodafone Park’ta yenilmeyecektik. Sahada ne yapacağını bilen 11 adam, sevinçten ne yapacağını bilmeyen çılgın milyonlar yaratmıştı yine. İnanmışlardı. Sonun bir tık gerisindeydik. Sonrasını hiç birimiz hatırlamak istemiyor zaten. Öleyazdık. Yine de gururlandık. İz bırakmak lazım aşklarda denir ya, bıraktık.  Tamamlanmamış bir hikâyenin cazibesi misali, grup aşamasının en güzel golü, Cenk Tosun’un volesi ile dönüşü vadettik devler ligine. Avrupa Ligi ve lige döndük.

Gün geldi Ömer açtı düğümleri. Caner de inandı. O gün sedyeyle acı içinde sahayı terk ederken arkadaşlarının bu hikâyeyi en güzel şekilde tamamlayacaklarını biliyordu.

“Marcelo attı, şampiyonluk geldi” öyle damağında kalmıştı ki, Vodafone Park golcüsü unvanını aldığı şampiyonluk maçını yeniden yaşamak için adeta çırpındı Brezilyalı. Başakşehir maçında attığı kafa golünden sonra tribünde kızıl ablaya sarıldığını hatırlıyorum. Abla kafasından öpmüştü hepimiz için. Ekibe sonradan dahil olan Babel, Olympiakos’un fişini çektiğinde kale arkasına durduğu selam, La Cazette’in daha 1 gün öncesi yaptığı duran adam gol sevincini gölgede bırakmıştı. Beşiktaş’ın çocuğu Atınç’ın ilk golünden sonra göz yaşlarını tutamayan annesi de inanmıştı tribünlerle.

atınc

Tadı damağımızda kaldı

Kuzey yarım küre halkı en uzun geceyi 21 Aralık’ta yaşarken, 21-45 doğu meridyenleri, 36-42 kuzey paralellerinde ben ve benim gibi birçoğu için 20 Nisan gecesi hala bitmiş değil, hala Tosic ve Mitrovic topun başına geliyor. Ya da 13 Nisan akşamı eminim sizden biri ile aynı saatte, farklı yerlerde “Ah Fabri..” dedik. Ama Şehrazad 1001 gece boyunca anlattığı hikayeleri her gece en heyecanlı, en güzel yerinde bırakır ki Şehriyar bir gün daha yaşamasına izin versin. Şehriyar, O anlatsın ister ki, bir gün daha yaşasın. Biri siyahtır, biri beyaz. Biri ölümü temsil eder, biri yaşamı. Beşiktaş her ikisidir. O meşhur pankart der ya, “Siyah – beyaz, ölüm-yaşam.”  Craig Thomson’la devler ligine veda ederken de penaltılarla Avrupa Ligi’nden elenirken de bizimkiler hikâyeyi en güzel yerinde bıraktılar; tadı damağımızda; bu sene de ölmeyeceğiz anlaşılan. Tamamen lige döndük ama şimdiden kuraların çekileceği güne geri saymaya başladık.

Yarım kalan hikayesini tamamlamaya gelenler de inandı. Önce en güzel FEDA’lardan Ersan döndü yuvaya. Adına besteler yaptığımız, uğruna Cuma vakitlerini kaçırmadığımız Demba geldi sonra. Camiye gitmek için son düdüğü bekledik.

Yaptığı bebe bile kusursuz olan, istatistik bilimini yeniden yazan, çoluğumuza çocuğumuza bu adamı nasıl anlatacağız diye kara kara düşündüğümüz, bir yeri bir yere bağlayan her şeye ismini verdiğimiz, şu hayatta kendimizi en çok top onun ayağındayken güvende hissettiğimiz Atiba Hutchinson da inandı. Kimi zaman çizgiden top çıkardı, kimi zaman 90+1 de galibiyet golünü attı süper kahraman. Hani Juventus taraftarı Buffon için bir pankart açmıştı ya “Süperman bile arada Clark Kent oluyor” diye, aynısından. Son maçlarda onun da insan olduğunu anlamış bulunsak da pelerinini hala çıkarmış değil. Sonuçta No Atiba, No Noah, No Party.

20170604_183927[3058]

Sevgiliye kavuşma

Bu sezon FEDA’dan bu yana geçirdiğimiz en zorlu sezonlardan biri sanırım. Beşiktaş toplamda 57 resmi maç yaptı. Her birinde ayrı inanmışlık vardı. Umuda uzatmaları kattığımız anlarda, hatta, penaltıların merhametine kaldığımızda da… Kayıp da vardı, göz yaşı da. Hepimiz inandık.

Sonunda o gün geldi, sevgiliye kavuştuk. Biz yanmıştık ya bir kere, herkes yanacaktı. Yaktık da. İstanbul Boğazı’nda trafiğin rengi bordoydu. Boğazın rengi ise malum… Teşekkürler çocuklar. O gemi yine geldi. Güneşli bir günde Dolmabahçe yine siyah beyaza büründü.

DSC_1372

Previous:

Amatör sevinçler, Gümüşlükspor

You may also like

Yorum Yap