Yeni yıl Belgrad’da izlenir

10 Ocak of 2015

Yazar: Varol Döken

varoldoken@hayatimfutbol.com | twitter.com/dokenvarol | 09.01.2014

 

 

Hayır efendim maç izlemeye falan değil alenen tatile gittim Belgrad’a. Köşeyi iyice Hürriyet Seyahat ekine çevirdim farkındayım ama ben sizi daha ilk yazıdan uyarmıştım, benim için maç bahane, aslolan hayatın kendisi diye.

Yazının içinde futbol yok ama atkı var, güzel yerler güzel yemekler, bol bol alkol var. Güzel güzel okuyun, faydalı bilgiler vereceğim. Siz en kötü maça giderken kullanırsınız. Hazırsanız sizi kişisel Belgrad rehberime alayım.

Nasıl gidilir?

115735Buralarda ‘‘yılbaşında ne yapıyorsun’’ sorularına muhatap olmaktansa hazır vize yokken yeni yılı Belgrad’da karşılayalım dedik, 4 kişilik şahane bir grup oluşturup Ekim ayından planları yaptık.

Pegasus, Air Serbia derken, en ucuz biletleri geziko.com üstünden THY’de bulduk. Kişi başı gidiş dönüş 253 lira olan biletleri görünce, ben şok. 29 Aralık-2 Ocak arasına biletlerimizi anında aldık, 2. adım olarak kalacak yer arayışına geçtik.

Nerede kalınır?

Belgrad, turistler (özellikle Türkler) tarafından en çok ziyaret edilen tatil rotalarından biri. Bu yüzden şehirde kalacak otel sayısı fazla. Ama ben Airbnb’yi tercih ediyorum. Bilmeyenler için Airbnb, insanların evlerini hotel gibi kiraladıkları bir sistem. Çok daha ekonomik, ayrıca yerel halkla kaynaşma (kaynaşmadan ne anlıyorsanız artık) fırsatı da var. İki haftalık bir arayış ve mesajlaşmadan sonra biz ekteki evde karar kıldık. Yorumlarımı zaten sayfasında okursunuz, çok net tavsiye ediyorum, başka yer aramayın boşuna.

https://www.airbnb.com.tr/rooms/1935043

Ama yok ben evde kalamam derseniz, bütçeniz de fena değilse elbette size Hotel Moskva’yı öneririm. Hem içi hem dışı çok güzel bir hotel. Şehrin de merkezinde. Bunun dışındaki seçenekleri de artık kendiniz araştırırsınız!

Gidiş

13274629 Aralık sabah 8.30 gibi kalkan uçağımız yerel saat farkıyla 9.15 gibi Belgrad’a indi. Uçuş yaklaşık 1 saat 45 dakika sürüyor. Belgrad’da sizi ilk olarak havalimanı polisi karşılıyor. Vize olmadığı için pasaportunuza bakıp ne amaçla geldiğinizi soruyorlar. Schengen vizeniz varsa onu da sormuyorlar. Tüm uçaktan tek problem şehre Galatasaray çantalarıyla gelen 2 genç çocukta çıktı. Polis bunları alıp götürdü. Olay gizemini hâlâ koruyor…

Biz sorunsuz bir şekilde polis kontrolü ve ardından pasaporttan geçtik. Şunu gerçekten söylemeliyim ki Avrupa’da bir ülkeye vizesiz gidebilmek büyük bir keyif. Darısı diğer Avrupa ülkelerinin başına. Havalimanı çıkışında tıpkı Türkiye’deki gibi sizi taksiler bekliyor. Bizi zaten uyarmışlardı kazıklanma ihtimaline karşı, insan İstanbul’da yaşayınca taksicilere karşı bir bağışıklık kazanıyor zaten. Pink Taxi yazanlara binin tavsiyesine uyup, pazarlığımızı da yapmayı asla ihmal etmeyerek taksiye biniyoruz. Bu arada şehir merkezine giden shuttle ve belediye otobüsü seçenekleri de var ama özellikle bizim gibi 4’lü bir grupsanız taksi çok ekonomik ve hızlı.

Şoförümüz Goran tatlı biri, İstanbul’a gelmiş, Mecidiyeköy’de kalmış. Nasıldı diyorum, great diyor. Allah aşkına birisi bana Mecidiyeköy’ün nasıl great olabileceğini söylesin. Taksicilerin Paris’i sanırım Mecidiyeköy. Allah belanı versin Mecidiyeköy. Neyse konuyu dağıtmayalım, şehrin göbeğindeki Kral Alexander Bulvarı üstündeki evimize 1800 dinara (1 euro=120 dinar) geliyoruz.

Nerelere gitmeli?

4 günlük Belgrad gezimizi elimden geldiği kadar özet halinde aktaracağım. Ama sanırım önce havanın ortalama -10 (gece -18) dolaylarında seyrettiğini hatırlatmam gerek. Bu aylarda Belgrad’da gezmek istiyorsanız içlik giyin soranlara termal nano fiber giydim dersiniz. Atkı, bere, eldiveni söylememe gerek yok herhalde. Bu teçhizatlarınız tamamsa gezmeye başlayabiliriz.

Uçaktan inip eve bavulları atar atmaz, kendimizi dışarı atıyoruz. İlk hedefimiz Kalemegdan yani Belgrad Kalesi ve etrafı. Yürüyerek 20 dakikada falan varıyoruz. Kale, park, ağaçlar karlar altında gerçekten çok güzel gözüküyor. Soğuktan etraflıca gezemesek de etrafında büyük bir tur atıyor ve ilk yeme içme molamızı veriyoruz. Kalemegdan Teras şehrin en şık lokantalarından biri. Gerçekten şahane bir atmosferi var. Hazır yeri gelmişken Belgrad’ın o meşhur yeme içme çok ucuz efsanesine de bir paragraf açalım. Evet bu şehir gerçekten ucuz. Şehrin en şık yerlerinden olan bu mekânda (Topkapı Sarayı’nda Konyalı’ya gittiğinizi düşünün) 2 şişe şarap, 4 ana yemek, birkaç da atıştırmalık dahil ödediğimiz hesap yaklaşık 110 euro. 10 euro kadar da bahşiş bırakırsanız çok güleryüzle uğurlanır, bir dahaki sefere hararetle beklenirsiniz.

Eve dönüp biraz dinlendikten sonra akşam için hedefimiz Skadarlija. Burası Belgrad’ın bohem mahallesi olarak adlandırdığı bizdeki Nevizade’yi anımsatan geniş ve uzun bir sokak. Sağlı sollu karşılıklı bir sürü mekân var. Bize Dve Jelena’yı önermişlerdi ama biz Türkçe menü ve Starpromen birasına kanıp Zlatni Bokal’ı tercih ediyoruz. Çok pişman olduğumuz da söylenemez. Ardı ardına 6 Jelen (Sırplar’ın Efes’i) devirdikten sonra hele hiç pişman değilim. Bu sokaktaki mekânları TripAdvisor veya Foursquare’den inceleyebilir veya gözünüzü kesen herhangi bir yere oturabilirsiniz bence.

 İkinci gün

1832282. gün ilk istikametimiz, hemen evimizin dibindeki Tasmajdan Park ve St. Mark’s Church. Kilise dışarıdan çok heybetli ama içeride tadilat olduğu için pek bir şey anlamıyoruz. Hızlıca rotamızı Nikola Tesla müzesine kırıyoruz. Şehirde kesinlikle görmeniz gereken bir yer daha. Giriş 4 euro. Rehberli turu mutlaka bekleyin.

Edison’a ana avrat küfür ederek ayrıldığımız Tesla müzesinden sonra hedefimiz bir av eti restoranı olan Lovac. Bizi kimse uyarmamıştı ben uyarayım rezervasyonsuz gitmeyin. Zira Salı günü öğle saatlerinde olmasına rağmen biz giremedik. Ama morali bozmaya gerek yok şehir güzel restoran kaynıyor, Lovac’ı inşallah bir dahaki sefere listesine yazıp Belgrad’ın İstiklal Caddesi Knez Mihailova’ya doğru yürüyoruz. Sağlı sollu mağazalara bakıp vakit geçiriyoruz. Elbette buraya da geleceksiniz, ara sokaklara dalıp çıkmayı unutmayın. Cadde üstündeki bir mekânda kahve falan da içebilirsiniz. Biz, caddeden ayrılıp Etnografya Müzesi’ne gidiyoruz. Giriş 1,5 euro ama siz onun yerine Ulusal Müze’yi tercih edin bence. Yerel Sırp kıyafetleri falan bizimkilere o kadar benziyor ki sanki Antalya’da yörük çadırı gezer gibiyim.

Akşam yemeği tercihimiz ise gelmeden önce methini çok duyduğumuz Znak Pitanja. İngilizce adı Question Mark olan bu geleneksel Sırp meyhanesi övüldüğü kadar var. Knez Mihailova caddesinin sonundan sağa aşağı kıvrılırsanız bulacaksınız. Burası da rezervasyon ister mi emin değilim, gittiğimizde kalabalıktı ama biz şansımıza hemen yer buluyor, ev şarabı ve karışık ızgara tabağını söylüyoruz. Üstüne elma tatlısı. Üstüne 2’şer rakija, kayısılı. Offf. Çok küfür yememek için fazla ayrıntıya girmiyorum. Hesap bahşişle birlikte yaklaşık 50 euro. Listeye alın.

Dönüş yolunda Hotel Moskva’da kahvelerimizi ve bu sefer ayvalı rakijalarımızı söylemeyi unutmuyoruz. Yukarıda yazdığım gibi, bütçeniz hoşsa bu otelde kalın aksi takdirde mutlaka gelin bir kahve için, bir pasta yiyin, nazdrovya diyin.

Yeni yıl

Yeni yılın öğlen saatlerini Knez Mihailova’da karşılıyoruz. Tam caddeye bakan ve dışarıdan oldukça güzel şeyler vadeden (vaat eden böyle yazılır Salih Demirci!!!) Snezana servisiyle sınıfta kalıyor. Yine de oturulmaz demem ama ilk tercihiniz olmasın. İlla cadde üstünde kahvaltı falan edecekseniz biraz yanında Via Del Gusto var, oraya gidin.

Yeni yılı müze gezerek karşılayacak kadar bohem bir adam olduğum için cadde üstünde 42 numaradaki Zepter Museum’u gördüm mü kaçırmıyorum. İyi ki de görmüşüz. Saat 15’e (normal günlerde 17) kadar açık olan müze gerçekten çok güzel, 1900’lerden bu yana modern Sırp sanatının en güzel resim ve heykel örneklerinden bazılarını bulabilirsiniz.

Öğle yemeği için yeni açılan Manufaktura isimli otantik Balkan yemekleri sunan bir mekâna gidiyoruz. Mekân çok güzel, yemekler güzel, servis yine yavaş. Ama zamanla oturacaktır burası ve Belgrad’ın en popüler yerlerinden biri olacaktır. Hesapları artık zaten biliyorsunuz, ilk gittiğimiz restoran dışında 3 aşağı 5 yukarı aynı şeyleri ödüyoruz.

Akşam planımız yeni yılı Sırplarla birlikte sokaklarda karşılamak. Lan nereye karşılıyorsun hava -18 derece! Akşama kadar o kermes benim, bu magnetçi senin dolaşıp parlamento binasının önündeki gösteriler başlayana kadar kaldığımız evin altındaki kafe/barda vakit geçiriyoruz. Belgrad’da bir papazın kutsadığı tek mekân olan yerin adı Padre (Peder). Kutlama sesleri kafeye kadar geliyor, o kadar yakınız. Ben zaten ev yapımı rakijaları çaktıkça İstanbul’a bile yakın hissediyorum kendimi. 24 olmadan sahnenin önünde yerimizi alıyor, Belgrad’la birlikte geriye sayıyoruz, sonra ben buzda kayıp düşüyorum. Ne bekliyordunuz oğlum birayı rakijaya su yapıp içtikçe içmişim.

Tamam alkol falan sıcak ama hava cidden soğuk yeni yıla girip havai fişekleri izledikten sonra eve geri dönüyoruz, zaten 5 dakikalık yürüme mesafesi. 2014 benim için güzel bir yıldı ama 2015’ten bir beklentim yok. Zaten yeni yıldan beklentisi olan pırıl pırıl akça pakça bir gerizekalıdır.

Son gün ve dönüş

Birçok yerin kapalı olduğu yılbaşı ertesine Supermarket Concept Store ve Three Carrots gibi 2 güzel mekân daha sıkıştırıp Belgrad gezimizin sonuna geliyoruz.

Dorcol bölgesinde olan Supermarket, modern ve yenilikçi bir restoran. Burada porcini ve truffe mantar soslu makarna ile elmalı tartı şiddetle tavsiye ediyorum. 3 Carrots ise şapşahane bir Irish Pub. Irish Pub’lar yurt dışı gezilerinin olmazsa olmazıdır bende. Bu sefer de korkunç mutlu ayrılıyoruz, bunda hem ödediğimiz düşük hesabın, hem şansa yakaladığımız canlı müziğin, hem de ortamın güzelliğinin etkisi büyük. Listemizde olduğu halde gidemediğimiz göremediğimiz yer çok fazla ama böylesi soğukta bu bile iyi diyor, gerisini bir dahaki Belgrad gezisine saklıyoruz.

Şehre Cuma sabah erkenden veda ediyoruz. Havalimanına yoldan çevirdiğimiz bir taksiyle bu sefer 2000 dinara dönüyoruz, üstelik bu bir Mercedes (tarife 2 en güvenli tarife, onu açtırın her seferinde).

Teşekkürler

Öncelikle muhteşem 4’lü Aycan, Yılmaz, Berrin ve ben kendimize bir teşekkür edelim. Çok hızlı organize olan, çok uyumlu bir ekip oldu, güzel gezdik, güzel eğlendik. Sonra güzel tavsiyeleri için Pınar Arslan ve kadim tenis rakibim Niko Yenibayrak’a teşekkür ederim. Çok verimli bir gezi oldu sayelerinde. Son olarak da Foursquare’de tavsiye bölümünde Sırp Sındığı savaşı anlatan denyoya teşekkür edeyim. İnsan okuyor oraları insan, elma tatlısı güzel de geç!

İmkanı olan herkese Belgrad’ı hararetle tavsiye ediyorum. Ucuz yeme içme, şahane mekânlar, müzeler, geniş sokaklar, komünizm döneminden kalma apartmanlar, Tuna ve Sava nehirleri vs… Çok büyük bütçeler gerekmiyor, vize zaten yok, hafta sonu için bile gidilir. Hatta ayrıldığımız gün Kızılyıldız-Real Madrid basket maçı varmış, spor meraklıları sadece böyle bir organizasyon için takvimlerini ayarlayıp gidebilir.

Benden bu kadar. Başka bir sorunuz olursa, Twitter’dan sorun onları da yanıtlamaya çalışırız. Buraları okuyup giderseniz şerefime bir kadeh vurun kafi. Şu fani dünyada bir kadeh zaten her şeye kafi değil mi? Sevgiyle kalın…

 

http://kalemegdanskaterasa.com/

http://www.zlatnibokal.com/

http://www.restoranlovac.rs/welcome.html

http://www.varoskapija.rs/restoran-znak-pitanja.html

http://www.hotelmoskva.rs/

http://www.threecarrots.co.rs/

http://www.supermarket.rs/

 
kapak-2

Next:

İmparator olmak kolay, insan olmak zor

You may also like

Yorum Yap