Zlatan varsa her şey tamam

27 Mart of 2014

Onun konuşulmasını sağlayan medyayla diyaloğu ve spektaküler golleri bir yana Ibrahimovic’in komple bir forvet olduğu su götürmez bir gerçek. Uzun boylu, hava toplarına hakim, teknik ve gerektiğinde bir sahte 10 numara. Daha ne istersiniz…

Yazar: Bahadır Bozkurt

bahadirbozkurt@hayatımfutbol.com | twitter.com/luyisfanhaal | 27.03.2015

Futbol zamanla beraber evrilerek başka bir yere doğru gidiyor. Şimdilerde Marsilya’nın teknik patronu olan Marcelo Bielsa futbolcular yerine robotları oynatma şansı olsa hiç yenilmeyeceğini düşünenlerden. Bielsa’ya dair bu delice/dahice fikir Emre Çelik-Kaan Kavuşan tarafından Hayatım Futbol’un 147’inci sayısında uzun uzadıya tartışılmıştı. Bielsa’nın bu fikrinin rasyonel anlamda gerçekleşmeyecek bir ütopik düşünce olduğunu düşünsek de futbol geçirdiği evrim sonrasında bugün daha biyonikleşen, daha hızlı bir oyun haline dönüşmüş durumda. Artık her futbolcu daha çok efor sarf etmeli ve oyunu iki yönlü oynamak zorunda. Bu değişimin en büyük temsilcisi olan Pep Guardiola’nın Barcelonası uzun süren bir projenin mevyesi olarak “uzay futbolunun” öncüsü olmuştu.  Oyunun geçirdiği evrim elbette futbolcuları da değiştirmek zorundaydı,  Lionel Messi ve Cristiano Ronaldo gibi daha süratli, dengeli ve güçlü oyuncularla makineleşen futbol yapısının yeni bir yöne doğru gittiğini izlemekteyiz. Ve bu gelişimin son 10 yıl içerisinde büyük bir atılım yaptığını söylemek güç değil. Modern orta saha oyuncuları Pirlo’dan Pogba’ya doğru evrilirken, oyunun gelişimini kaleciler de dahi -Neuer örneğinde olduğu gibi- görmek güç değil.  Eski pivot santraforlardan 2000’li yılların başında oynayan Jan Koller’i ele alırsak, uzun boylu fiziğinin yanında iyi ayaklara sahip hantal yapıda bir isim iken şimdilerde Zlatan’la bu mevkiinin de gelişimini görebiliriz.

isvecIbrahimovic’in en önemli silahlarının başında teknik anlamda üst düzey bir futbolcu olması geliyor. Takımın hucüm varyasyonları içerisinde pas dağıtabilen ve çevresel görüşü çok yüksek bir futbolcu olması onu sadece topun atılığı duvar olan bir forvetten daha çok sahte bir on numaraya çevirebiliyor. Bu özelliği onu sadece hava toplarında güçlü bir figür olmak yerine oyun içerisinde takımın hücum aklına katkı sağlayan özel bir oyuncu olmasında en büyük etken. Çocukluğunda heves ettiği tekvando sporu sayesinde estetik vuruşlar yapabilmesinin aynı zamanda topun şiddetini ayarlarmasındaki en büyük nedenlerden biri olduğunu kendisi de dile getiriyor. Güçlü vucüt yapısı onunla eşleşen stoperler için tam bir bela. Statik bir forvet olmaması, kendisine alan açmak için yaptığı koşular, ceza sahası içi ve dışında topla buluşmalar, defansif zaaflara yer açabiliyor. Eskiden stoperlerin kucağına oturan pivot santraforlar hava topu için mücadele ederken, şimdilerde taç çizgisine kadar gidip oyunu açan çilingir bir modeli oluşturabiliyor.

Her forvet biraz bencildir. Gol atma isteği kimi zaman takımın çıkarlarıyla çatışmak pahasına bastıralamayacak seviyeye gelebilir. Zlatan da bu “virüsün” taşıyıcılarından. Hatta bu “virüs”, Zlatan’ın Şampiyonlar Ligi kupasını kaldırmak istediği için gittiği Barcelona’da başına bela oldu. Guardiola felsefesinin kaleye neredeyse yürüyerek giren forvet tipi olması, İsveçli golcünün oyun felsefesiyle ters düştü. Gol atmak için yakaladığı pozisyonlarda oyunu devam ettirmeyip kaleye yönelmesi Guardiola ile arasındaki en büyük problemdi. Guardiola Zlatan’ın bu hastalığını yenemeyeceğini düşündüğü için takımdan uzaklaştırdı. Modern takım oyununda Zlatan gibi sadece oyunun tek yönünü düşünmesi Barça kariyerini sekteye uğratan tek, fakat en önemli nokta. Özellikle PSG kariyeri ile birlikte önce attığı gollerle kendini ispat eden İsveçli yıldız, takım oyununa daha fazla katkı vermeye başladı. PSG’nin aşama kaydedebilmesi için hucümdaki defansif etkinliğini daha önce oynadığı takımlara göre arttırdığını istatistiklerden de görebiliyoruz. İkili mücadele kazanma, rakip sahada etkinliğini arttırtma gibi silahları donanmaktan geri durmadı.

interİsveç Milli Takımı’nda ise durumlar biraz daha farklı. Kulüp kariyerinde oynadığı tüm liglerde şampiyonluk kupasına öpücük kondurmayı başaran bir “winner” iken, İsveç Milli Takımı’nda kadro kısıtlı olması nedeniyle iyi bir lider konumunda.  Liderlik özelliği egosuyla birleştiğinde sahanın ortasında arkadaşlarına fırça çeken eli sopalı, öğretici bir profil ortaya çıkıyor. Zlatan’ın bu imajı bir zamanlar İsveç basını tarafından çok eleştirilse de, sahada oynayan arkadaşları, konuyu Zlatan’la oynamanın sorumluluğu olarak ele alıyor. Zlatan gibi figüre sahip olmak İsveçlilerin gurur kaynağı. İsveç Milli Takımı 94 Dünya Kupası’ndaki altın jenarasyonu yakalamanın ne kadar güç olduğunu bilse de Ibrahimovic gibi bir yıldızın varlığı bu özlemi biraz olsun dizginlemiş durumda.

Gelişen futbolda, Ibrahimovic’te bir yapı taşı. Artık oyun içerisinde daha hızlı olmak, teknik anlamda daha üst seviyelerde olmak pivot santraforların en büyük ilkesi. Bunun yanında liderlik vasfını oyun içerisinde ortaya koymak ve defansif anlamda yapacakları katkı bu tip oyuncuları elit bir kategoriye çıkartacak. Bu yolun yolcusu olan Diego Costa, Ibrahimovic’ten bayrağı teslim alacağa benziyor. Portekiz ve İspanya’da mutlu sona uzanan Brezilyalı oyuncu şimdilerde İngiltere’de kupayı kucaklayacak muhtemel takımın önemli bir parçası. Costa için soru şurada başlayacak Zlatan kadar uzun soluklu bir “winner” olabilecek mi?

 

You may also like

Yorum Yap